AKP iktidarı kamuda tasarruf amacıyla emeklilik yaşını 61'e indiren yasadan büyükelçileri muaf tutmadı.Türkiye, deneyimli diplomatlara en çok ihtiyaç duyduğu bir geçitte yalpalıyor.Veto ettiği yasanın ikinci kez önüne gelmesi nedeniyle Cumhurbaşkanı'nın yapacağı fazla bir şey yok. En çok onayını verirken Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açacaktır.Ama iktidar o arada dilediği temizliği yapacaktır. Topun ağzında seksene yakın diplomat var.İktidar devlete kalıp mı değiştirtmek;Bürokrasiye gözdağı mı vermek;Açılacak kadrolara kendine yakın meslek dışı meraklı amatörleri mi getirmek istiyor?Bol bol demokrasi ve sivil toplum nutukları atan iktidar sözcüleri, niyetlerinin ne olduğu ve bu temizlikten Türkiye'nin ne kazanacağı konusunda kamuoyuna hiçbir açıklamada bulunmuyor.Kul köle diplomatEleştiriler nedeniyle yasada yapılan "düzeltme" devlete ve insan onuruna ağır bir darbe indirecektir.61 yaşını aşan ve yurt dışında görev yapan büyükelçilerden gerekli görülenlerin görev süreleri bakanlar kurulu kararı ile uzatılabilecek..İktidar büyükelçileri kendine kul köle mi yapmak istiyor?Demek ki bundan sonra büyükelçilerin görevlerinde kalmaları için mesleki başarıları değil iktidara itaatleri ve bulundukları merkeze gelen bakanları ağırlarken onları mutlu etmeleri belirleyici olacaktır.Ülke, görevde kalmak için bu zelilliğe boyun eğecek diplomatlardan hayır görür mü?Valiler ve emniyet teşkilâtı iktidar boyunduruğuna çoktan girdi, şimdi sıra Dışişleri'ne mi geldi?Dışişleri, Osmanlı'dan miras tarihi derinliği ve Cumhuriyet dönemi geleneği ile zenginleşmiş bir bakanlıktır. Sadece 5 devletin birbirine elçi gönderdiği dönemlerde bile Osmanlı devleti bunlardan biriydi.Niyeti şüpheli acemi iktidar ne yapmak istediğini söylesin!Allah'tan korkun..Şimdiye kadar Washington, Londra, Paris gibi merkezlere, daha önce 2-3 yerde başarılı olmuş büyükelçiler atanırdı.Bu tecrübe de 60 yaş sınırında yakalanır.Türkiye'nin dış ilişkiler sorunlarının iyice zorlaştığı bir dönemi iktidar acemilere mi emanet etmeyi düşünüyor?Dışişleri'ni tahrip etmek, devleti tahrip etmek anlamına gelir. Böyle bir kötülüğü 27 Mayıs ve 12 Eylül darbe hükümetleri bile yapmamıştı.Maaş düşük ve teröre kurban veriliyor diye zaten kaliteli eleman bulma zorluğu çeken bakanlığa şimdi bir de hükümet terörü uygulamak niye?Amaç, Cumhuriyet değerlerine bağlı, kafa yapısı Batılı olan insanları yozlaştırmak, boyun eğmeyenleri saf dışı etmek mi?İnsana saygının temelini Allah korkusu oluşturur.Bunlar Allah'tan korkmuyor mu?
Türkiye'yi yönetenler yıllardır başarıları değil yıkıcı başarısızlıkların suçunu paylaşıyor..Demokrasilerin gücü, yalnız özgürlük geleneğine değil, ortak aklın kaynağı olacak bir "erdem havuzu"na sahip olmalarına dayanır. Bir de bu gücü milli meselelerde küçük hesaplara feda etmeyen liderlere..Bizim neyimiz eksik?Özgürlük geleneği tam olgunlaşmadı.. Faziletten yana fukaralık önemli bir sorun.. Ama Irak krizindeki iflâsımızın başta gelen sebebi, Türkiye'nin bu krize lidersiz yakalanmasıdır.Çankaya'dan Meclis Başkanı'na, iktidardan muhalefete hatta MGK'ya kadar tüm yönetim aktörlerinin ortak oldukları bu suç, Türkiye'nin ufkunu karartmıştır.Bugün Türkiye'nin önünü açan başarıyı paylaşıyor olacakken birbirimizi suçluyoruz..Müthiş çelişki..CHP lideri Baykal dün VATAN'a özel mülakatında diyor ki:"Ayrılmaması gereken iki tezkereyi, yani üsleri modernleştirme tezkeresi ile Amerikan askerinin Irak'a girişine izin veren tezkereyi ayırdılar. Üslerin modernizasyonu için izin verdiler, Amerikalılar buraya lojistik birliklerini sevketti, hazırlık yaptı. Onlara 'ayın 18'inde çıkarırız' diye söz verildi, 1 Mart'ta reddedildi. Müthiş bir çelişki, büyük bir tutarsızlıktır."Evet bu çelişki, alamadığı 26 milyar dolardan çok daha fazla şeyler kaybettirmiştir Türkiye'ye..Cumhurbaşkanı'nın "meşruiyet takıntısı", Meclis Başkanı'nın Tayyip Erdoğan'a alternatif olma merakı, MGK'nın sorumluluğu paylaşmak isteyen iktidarı yalnız bırakması, yenilgiye giden yolun taşlarını döşemiştir.Yeni bir MGK..Elbette asıl sorumluluk iktidarın.. Baykal, devlet olma kimliğiyle bağdaşmayan o müthiş çelişkinin suçunu iktidara yüklüyor.Peki CHP masum mu?Muhalefet devlet kimliğine dahil değil mi? İlk tezkerenin kabulünden sonra ikincinin geri dönmemesi gerektiğini iş işten geçtikten sonra kavrayan ortak akla CHP 1 Mart'ta niçin katkıda bulunmadı?"AKP'nin batırdığını ben düzeltirim" iddiasına halkı inandırmak için hangi özverisini, hangi faziletini örnek gösterecek?Bu tecrübe, ortak aklı üretecek bir kurumdan yoksun olduğumuzu öğretmiştir. MGK bugünkü kompozisyonu ile yetersiz kalmıştır.Devletin milli güvenlik siyasetinin oluşturulduğu MGK'da ana muhalefet partisi de temsil ediliyor olsaydı bu politik facia önlenebilirdi.Muhalefet partisinin, milli güvenliği ilgilendiren tezkereye blok halinde muhalefet etme bahanesi kalmazdı!
The Times gazetesi, Türkiye'yi yönetenlerle dalgasını geçmiş: "Türkiye bu savaştan çıkarken elinde temiz bir vicdan dışında hiç bir şey olmayacak.."Bu tespitin tercümesi şudur:"Türkiye avucunu yaladı!"Suçlusu kim bunun? Bizim Murat Birsel cevaplamış dün:"Vicdanı hür, vizyonu kör" adamlar!Tarihin gördüğü en büyük askeri güç olan Amerika hukuku çiğniyor, dünyaya meydan okuyor.. Bu doğru ama şükür ki Avrupalılardan farklı olarak verdiği sözden dönmüyor.Kerkük ve Musul'un Kürtler tarafından işgaline yönelen itirazlarımıza "Ne yapalım; önce ümit verip sonradan cayarak Kuzey Irak'ta Kürt güçleriyle işbirliği yapmaya bizi siz mecbur ettiniz" diyebilirlerdi.Bunu yapmadılar ve derhal harekete geçmek yanında bu iki kentte kontrolü ele aldıklarından Türkiye'nin emin olması için 15 Türk subayını gözlemci olarak davet ettiler.Bilgi, vizyon ve basiretten yoksun vicdan özgür olunca ne yapar gördük!"Kızı başıboş bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya" demiş atalarımız.Yönetim katlarını işgal eden pusuladan yoksun vicdanlar da işte Saddam'a akti. Ve bu siyaset suçu, tarihin ve talihin altın tepsi içinde sunduğu fırsatları Türkiye'ye kaybettirdi.Tezkereyi meclisten çeviren oyları verenler "Türkiye hayır derse Amerika, savaşın uzayacağından ve çok zayiat vereceğinden korkarak saldırmaktan vazgeçer" demişlerdi.Savaş Türkiye'siz üç haftada bitti.Bu askeri zaferi koalisyon güçleri, bizde iki otobüsün hendeğe ucmasıyla verdiğimiz kurban sayısı kadar bir zayiatla elde ettiler.Şimdi bu dehşetli yanılgı, hür vicdanlann uğradığı bir kaza mıdır, yoksa o koltuklarda bir gün bile oturmaması gereken boş kafaların işlediği cinayet mi?Tezkere geçseydi Türkiye yine savaşa girmeyecek fakat savaşın erken bitmesinin, zayiatın şaşılacak kadar az olmasının nimeti sayılarak yüceltilecekti.Ekonomisini canlandırmak için kullanacağı 26 milyar doları almanın yanında önce Irak'ın, sonra bölgenin geleceğinde başrol oyuncusu olacaktı.Nasıl bir temiz bir vicdansa bu, Türkiye'nin geleceğini temize havale ettiler!Savaş var, yağma var..CHP muhalefeti AKP iktidarının devlet içindeki kadrolaşmasını meclise getiriyormuş..Erdoğan'ın Başbakan olmasından sonra 200'e yakın atama kararnamesi Köşk'e gitti. Sezer 90'ını geri çevirmiş ama ne kadar direnecek? CHP partizanca atamaların 159 olduğunu öne sürüyor.Gül, kısa başbakanlık döneminde basın ve halkla ilişkiler müşaviri diye 50 kişi almış.Savaş Irak'ta otorite boşluğu yaratıyor, halk devlet dairelerini yağmalıyor..Bizde ise kamuoyunun savaşa kilitlenmesi, toplumsal denetim boşluğu yaratıyor ve devlet kadroları yağmalanıyor!
Türkiye kötü yönetimlerden çok çekti ama krizlerde ortak aklını kullanarak ayakta durmayı bildi.Amerika'nın eski Başkanı Clinton'ın şu sözünü hatırlayın:"Önümüzdeki yüzyıl büyük ölçüde Türkiye'nin bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekillenecek.."Amerika'nın stratejik müttefiki Türkiye 2000 yılına işte böylesine bir rolle girdi.Bölgenin kalbinde büyük bir ekonomik ve askeri güç olan Türkiye'ye yeni dünya düzeni cömertlik vaat ediyordu...Ne yazık ki Irak krizinde kozlarımızı değerlendirmeyi sağlayacak ortak aklı oluşturamadık. Yönetim baştan aşağı sınıfta kaldı.Tarihin belki yüz yılda bir sunacağı fırsatı, devlet adamlığı ile bağdaşmayan takıntıları yüzünden Türkiye'ye kaybettiren Ankara'deki hipermetroplar şimdi petrol kenti Kerkük'te olanları yutkunarak izliyor..Anket tuzağına düştükTürkiye'nin kuzey cephesini açmamasından yararlanan Iraklı Kürt güçleri dün Kerkük'e girdiler. Bağdat'ta olduğu gibi burada da yağma başladı.Nüfus ve tapu kayıtlarının yok edilmesi eylemleri, Türkiye'nin hassasiyetlerine yönelik kışkırtıcı saldırılardır.TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı AKP'li Dülger "Bu iğrenç bir düşünce.. Çok nazik anlar yaşıyoruz" dedi. Geçmiş olsun!Üçüncü Dünyacı koalisyon Türkiye'yi şaşırtmış ve oyuna getirmiştir."Halkın yüzde 95'i savaşa karşı" yalanını, soruyu yanlış sorarak bunlar uydurdu.Elbette herkes savaşa karşı.. Soru, Türkiye'nin önleme gücüne sahip olmadığı bir savaşta benimsenecek tutumla ilgili olmalıydı.Nitekim Ankara Ticaret Odası anketinde doğru soru soruldu: "ABD'nin Irak'a yönelik operasyonu dışında kalması Türkiye'nin çıkarlarını nasıl etkiler?"Ankete katılanların yüzde 65.8'i bu soruya "olumsuz etkiler" cevabını verdi.Yeni tahriklere dikkatSiyaset bilmeyen Cumhurbaşkanı, zulmettiği insanların Müslüman olduğunu unutup sırf Müslüman diye Saddam'a kıyamayan Meclis Başkanı ve meclisteki ezici çoğunluğuna önderlik edemeyen AKP liderliği, işleri yüzlerine gözlerine bulaştırdılar.Türkiye'nin ortak aklını oluşturmak amacıyla MGK'nın olağanüstü toplanması için çağrı yapmayı düşündüm ama Cumhurbaşkanı'na güven duymadığını için vazgeçtim.Şu anda kayıplarımızı telâfi edemeyiz.Hükümet hiç değilse kışkırtmalara kapılarak tehlikeyi büyütmekten sakınmalıdır.AKP milletvekili Şirin "Hükümet ve Silâhlı Kuvvetler sorumluluğunun gereğini yerine getirmelidir" dedi.. Baş üstüne!.Sen tek kurşun sıkmadan elde edilecek zaferi "savaşa hayır" diye tep, sonra orduyu yabancı bir ülkede ABD ile çatışma riskine at!Allah bu kör maceracılardan Türkiye'yi korusun!Hükümet soğukkanlı olmalı, Kerkük ve Musul'u Kürtlere teslim etmeyeceğine dair verdiği taahhüde bağlılığını göstermesi için Amerika'ya yeterli zamanı vermelidir.
Saddam Hüseyin'in yirmi dört yıllık rezil diktatörlüğü, ona güç vehmedenleri de rezil ederek yıkılıp gitti!Amerikalı askeri uzmanlar bile bu savaşın altı ile sekiz haftadan önce bitmeyeceğini söylüyorlardı.Ama üçüncü haftanın sonu olan dün başkent Bağdat fiilen düştü.Eli silâhlı ve üniformalı diktatörün zelil kaderini kabullendiği sabahtan belli oldu. Güvenlik görevlileri ve hükümet yetkilileri ortadan kayboldu. Bir gün önce "Hepsini kovduk ve katlettik" diyen Enformasyon Bakanı El Sahafı gazeteciler boş yere bekledi.Bu tablo, Bağdat halkının yıllardır yüreklerine sinmiş korkuyu atmalarını ve işgal kuvvetlerini "kurtarıcı gibi" olmasa bile ihtiyatlı bir memnuniyet ile karşılamalarını sağladı.Kamu binalarının ve özellikle rejimin dehşet şatosu Gizli Polis karargâhının ele geçmesinden sonra korkularını tümüyle yenenler, kent merkezi olan Tahrir Meydanı'ndaki dev Saddam heykelini Amerikan askerlerinin yardımı ile devirerek Irak için yeni bir dönemin sembolik başlangıcını ilân ettiler.Halksız olmaz..Artik savaşın bittiği, bundan sonraki direnişlerin askeri vukuattan çok asayiş olayı düzeyinde kalacağı kabul edilebilir. Diktatör ve avanesi nerede bilinmiyor. Destan benzeri övgülere lâyık görülen onbinlerce Cumhuriyet Muhafızı nereye kayboldu, bundan sonra ne yapar; bu sorular da cevapsız duruyor.Fakat Bağdat halkının işgal karşısındaki tavrı, rejimin son kalıntıları üstünde nükleer bomba etkisi yapacak ve "seçkin" diye abartılan birlikler kendi kendilerine "Niçin ve kim için öleceğiz?" diye soracaklardır.Saddam da kaderin diktatörlere yönelik yargısının infazını, artık faydası olmayan pişmanlıklanyla bekleyecektir.Ankara yanıldı..Irak şimdi, dikta rejimlerinden kurtulan toplumların tehlikelerine açık bir dönem yaşayacak.Dün yağmalar başladı..Bunu katliamlar izleyebilir.Baas Partisi'nin ve nefret edilen Gizli Polis'in mensuplan, kanlı bir misillemenin hedefi olabilirler. Araplarla Kürtler, Sünnilerle Şiiler arasında şiddete dayalı rekabet savaş günlerini aratan facialar yaratabilir.Bu tehlikeyi önlemek için koalisyon güçleri, Kosova'da yaşanan trajik tecrübeyi hatırlayıp kaybolan otoriteyi derhal tesis etmek zorundadır.Kerkük ve Musul'u işgal etmeye hevesli Kuzey Iraklı Kürt milisleri durdurmak da büyük önem taşıyor.Çünkü ihmalin ABD'ye Türkiye'yi kaybetmek gibi fahiş bir faturası olacaktır.Kuzey Cephesi'ni önlediği için Türkiye'nin cezalandırılması gerekmez.Yanlış ata oynayan iktidarı, üç haftada Bağdat'ın düşmesi zaten cezalandırmıştır.Tezkereyi geri çeviren milletvekillerini de sonsuza dek çekecekleri vicdan azabı bekliyor!
Tarih şu dönemde Türkiye'nin AKP iktidarı tarafından yönetiliyor olmasını şans olarak kaydedecekmiş..Başbakan Erdoğan böyle söylüyor.Tarih propagandadan etkilenmez ama dileriz haklı çıkar.Bursa'daki bir toplantıda Prof. Dr. İsmail Tatlıoğlu daha doğru şeyler söyledi:"Hükümet silik bir politika izledi. Bağdat bombalanırken ağlayan bir insanım ama ben, bizim başbakanımızı da Bush'un ve Blair'in yanında görmek isterdim. Bu coğrafyada sadece 'Ben Müslümanla savaşmam' mantığı üzerine devlet politikası uygulanmaz. Yavuz Sultan Selim'in yaptığı en uzun sefer İslâm coğrafyasınaydı!"Prof. Tatlıoglu, bu gerçeği Tayyip Erdoğan'ın da gördüğünü, fakat meclis grubuna anlatamadığını düşünüyor.Başbakan Erdoğan son günlerde niçin gergin, "Herkes safını belli etsin" diye arkadaşlarına neden sitemkâr uyanlar yapıyor?. Belki nedeni bu..Çünkü tezkerenin meclisten geri dönmesiyle tarihin yargısı, ülkenin yazgısı ne olacak, kim suçlacak, bunu iyi biliyor.Savaş bitti-bitecek.. Irak'a ve bölgeye şekil verecek galipler masasında Türkiye yer alamayacak. Irak'ta geçici hükümeti kimler kuracak?. ABD Dışişleri Bakanı Powell dün "Siyasi riskleri alan ve bunun bedelini hayatlarla ödeyen koalisyonun öncü rol oynaması gerekir" dedi.Öncü rolünü Iraklı Kürtlere sunan Türkiye, sonunda Kürt devleti tehlikesine karşı alınmış bir söze mum olmuştur. Ama o konuda da rahat değildir ve güvenceyi yine yanlış adreslerde aramaktadır.Hükümet, cesaretli bir ileri görüşlülükle "koalisyonun tam üyesi olarak" tek başına sağlayabileceği güvenceyi, şimdi Amerika'nın kanun dışı saydığı iki rejimle, İran ve Suriye ile oluşturmaya çalışıyor.Devlet tecrübesinden yoksun ve dünyanın gidişinden habersiz bu acemi iktidarı korkarız ki tarih Türkiye'nin şansı değil şanssızlığı sayacaktır!AK mı, yeşil mi?Almanya'daki Milli Görüş'ün köktendinci olduğu ve Türkiye aleyhine faaliyet gösterdiği gerçeği AKP'yi niçin bu kadar karıştırdı?Küçük bir zahmete katlanıp Tayyip Erdoğan'ın "AK Parti"yi kurduktan sonraki sözleriyle önceki sözlerini karşılaştırmak bile Milli Görüş'ün köktendinciliğini teşhis etmeye yeter.Şimdikiler ne kadar "AK" ise öncekiler o kadar "yeşil "dir!Türk ve Alman devletleri arasında imzalanan zararlı faaliyetlere karşı işbirliği sözleşmesinin ruhunu zedeleyecek bir değişikliğin mecliste kabul edilmesi büyük bir vebal olur.AKP'nin Milli Görüş kökenli milletvekilleri şunu unutmamalıdırlar:Milli Görüş, vefa gösterecekleri baba ocağı değil, vazgeçtikleri geçmiştir.Milli Görüş'ü aklamak, AK Parti'yi karalamak, içtikleri milletvekili andını inkâr etmektir!
Bu savaşın "modern zamanlarda girişilen en rezil saldırganlık" olduğunu söyleyebilirsiniz.Saddam'ın bunu hak ettiğine dair ortaya konulacak güçlü gerekçeleri cevaplamakta zorluk çekseniz bile Amerikan saldırganlığını lanetleyebilirsiniz.Ama bugünkü VATAN'ın birinci sayfasında yer alan annenin, çocuklarını korumaktaki acı veren çaresizliğini göre göre, teslim olmamakta direnen Saddam'a hâlâ kahraman diyebilir misiniz?"Düşman" üç hafta dolmadan ve doğru dürüst bir askeri mukavemet görmeden başkente ve hatta başkanlık saraylarına kadar girdi..Savaşın kaderini değiştirecek bir mucizeye şans tanıyacak en küçük bir ümit yok..Yetenekleri şişirilen Cumhuriyet Muhafızları ortada görünmüyor..Tarihin en güçlü savaş makinesine karşı verilen direnişte sadece siviller vardı, Arapların onurunu onlar korudu. Onlar da saklandıkları delikten çıkmayan Saddam güçlerine duydukları öfkeyle saf değiştiriyorlar artık.Halk vatanlarının bağımsızlığı için savaştı.Saddam için savaşması gerekenler ise saklandı.Bu tavır, Saddam rejiminin, uğruna ölmeye değecek bir rejim olmadığının beyanı mıdır?Yoksa Saddam Hüseyin sadık adamlarını, istilâ tamamlandıktan sonra istilâcılara karşı yürütmeyi planladığı gerilla savaşına mı saklıyor?Savaşı hangi tarafın kazanacağı belli oldu artık.Şimdi önemli olan barışı kazanmaktır ve bunun insan hayatı ile ölçülen maliyetinin büyümesini önlemektir.Saddam'ın inadı, onurlu ve kahraman bir direniş değil..Çünkü yer altındaki bencil ve acımasız diktatör düşmanından çok birinci sayfamızda görülen çaresiz ve masum insanlara, kendi halkına zarar verecektir.Kendi halkını bile gazla zehirlemiş bir despotun, halkına bırakacağı tek miras olan intikam duygusunu büyütmek uğruna bu gerçeği görmemesinde şaşılacak bir şey olamaz.Asıl bu despota dualarla hâlâ manevi koruma sağlamaya çalışanların insanlığına şaşmak gerekir!Bindiği dalı kesenlerİktidarın kadrolaşma iştahına yönelen eleştirilere Başbakan Erdoğan karşı çıktı."Kadrolaşma içinde değiliz" diyor ama yaptıkları atamalar tersini söylüyor.Kamu bankaları yönetimindeki kökten değişim IMF'yi bile kuşkulandırmıştır. IMF buralarda üç ayda bir denetim yapacak. Bu karar, iktidara yönelik "Sizin niyetiniz bozuk" uyarısının Amerikancası değil mi?Sonra Cem Kozlu'nun THY'nin başından alınması..Çok mu lâzımdı?Kozlu, başarısı uluslararası çapta tescilli bir profesyoneldir. Onun sayesinde THY dolayısiyle devlet, havayolu şirketlerinin sapır sapır döküldüğü bir dönemi kanadı kırılmadan aşma şansı elde etmiştir.Cem Kozlu'nun gönderilmesi, "İşe göre adam anlayışı ile hareket ediyoruz" diyen Başbakan'ı yalanlıyor.Cem Kozlu gibi profesyonelleri çalıştırmanın devlet için nimet, iktidar için de marifet sayılması gerektiği bilinci uyanana kadar Tanrı Türk'ü korusun!
Tezkere bozgunundan sonra Anayasa değişikliği girişiminde uğradığı hayal kırıklığı AKP liderliğini gerilime soktu.Başbakan Erdoğan'ın Merkez Yürütme Kurulu toplantısındaki sözleri tehdit kokuyor:"Bir karara varıp da gereğini yapamıyorsak, parti olmanın gereklerini yerine getiremiyoruz demektir. Yol yakınken herkes safını belirlesin, kararını versin. Gizli bir niyeti olan varsa da açıklasın ki biz de ona göre yolumuza devam edelim!"İktidar ek kaynak yaratmak amacıyla orman niteliğini yitiren Hazine arazilerinin satışını önleyen Anayasa maddesini değiştirmek istedi. Bu yoldan 25 milyar dolarlık gelir hedefleniyor.AKP kurmayları, önerinin meclisten kolay geçmesini sağlamak için seçilme yaşını 30'dan 25'e indiren Anayasa değişikliğini de aynı teklifin içine koydu.Al birini, vur birine..Aslında iki öneri de CHP'nin seçim bildirgesine giren vaatleri içinde yer alıyordu. CHP buna rağmen desteğini esirgedi ve Anayasa değişikliklerinin referandumsuz gerçekleşmesini sağlayacak sayı mecliste bir oy eksik kaldı.Şimdi ya Cumhurbaşkanı onay verecek ve değişiklikler halkoyuna sunulacak veya Cumhurbaşkanı veto hakkını kullanacak ve iktidar referandumsuz kabul için gerekli oyu tutturmanın ikinci şansını elde edecek.Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Sezer'in bu fırsatı tanıyacağı umudunu taşıyor olmalı ki, arkadaşlarına gözdağı vererek ikinci oylamanın tedbirini alıyor..Aslında olay, siyasetin eski hastalıklarından kurtulacağı umutlarına inmiş bir darbedir.Düşünün.. İktidar ve muhalefetin ortak hedefi olan iki değişiklik geliyor fakat meclisten sorunsuz geçemiyor. Niçin?Çünkü iktidar meclisteki sayı gücünü silindir gibi kullanmak istiyor, muhalefet de pire için yorgan yakıyor..İnşallah ders olur..Anayasa değişikliklerinin toplumsal mutabakata dayandınlmasını istemekte CHP haklıdır.Ormandan çıkmış arazilerin satışından elde edilecek paranın örneğin onda birinin yeni orman alanları yaratmak amacında kullanılmasını sağlayacak bir muhalefet katkısı fena mı olurdu?Tabii ki daha iyi olurdu ama böyle mi ceza verilir?CHP referandumda "hayır kampanyası" yapmayacağına göre yitirilecek zamana ve paraya yazık değil mi?Öbür yanda sayısal gücünü kabaca kullanırken kazaya uğrayan AKP de kendine yazık ermedi mi?İktidar bu tecrübeden yararlanmalıdır.AKP'liler sarhoş olmak günah diye içki içmezler. Ama unutulmasın ki daha büyük günahı, güç sarhoşluğunun zehirli ürünü olan dikta hevesi yaratır. İktidar asıl bundan sakınsın!