MGK reformu

2 Haziran 2003

Avrupa Birliği trenini kaçıran ve bunun tarihi vebalini taşıyan bir hükümet olmak istemiyoruz!Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek dün böyle dedi.AKP iktidarının AB üyeliğini "hayati hedef" sayması büyük şanstır.Dışarda değişmeye başlayan hava da yelkenlerimizi dolduruyor.En kritik aşamaya gelindiğinde belki tek önemli itiraz şu olacak:"Ordunun siyaset üstündeki baskı ve etkisi kabul edilemez!"Bu muhalefeti aşmanın çaresi ne?AB bir ulusal hedefse öteki kurumlar gibi TSK da anayasal zeminlerde itirazlarını ve önerilerini seslendirecektir.Ülkenin güvenliği ile ilgili meseleler üstünde askerlerin söz söyleme haklarına tahdit konulamayacağına göre Türkiye'nin bir yaratıcılık göstermesi gerekiyor.Unutmamak gerekir ki AB ordunun siyasetteki ağırlığını fazla bulup MGK'da esaslı değişiklik isterken Amerika, Irak konusunda "liderlik işlevini yerine getirmediği" yani hükümete ve meclise baskı yapmadığı için Türk askerini eleştirmiştir.Askeri korumuyorBu çelişkili durumun yarattığı zararlara bir çare bulmak lâzım.MGK bu haliyle kaldıkça AB içindeki muhalefet, asker etkisini sürekli aleyhimize kullanacak, ayrıca içerde siyasete kural dışı müdahale etmek isteyenler asker üstünden kumar oynamaya devam edecektir.Milli Güvenlik Kurulu, danışma organı olmakla beraber, asker üyelerinden kaynaklanan ekstra bir güce sahip. Askerler ülkenin güvenlik siyasetine bu zeminde dahil oluyorlar. Kurul, iktidar ve asker üyelerden oluşan iki kanat halinde çalışıyor.Hükümet politikalarına yönelik haklı bir eleştiri öne sürmek bile TSK'yı bu denge içinde muhalefet kanadı görünümüne sokuyor.İçte ve dışta istismar fırsatı yaratan bu durumdan ülke de, TSK da zarar görüyor.Sonuçta sistem orduyu korumuyor.Kurula yeni üyeİktidarla askeri karşı karşıya getiren MGK'yi hem içerik ve hem görüntü bakımından daha demokratik bir hale getirmenin çaresi vardır.Çare, meclisteki ana muhalefet partisinin genel başkanını MGK'nın üyesi yapacak yasal düzenlemeyi gerçekleştirmektir.Bu sigorta, MGK'nın işlevine zarar vermediği gibi askerleri maksatlı iç ve dış çevrelere karşı koruyacaktır. Kurulun kararlan daha geniş bir uzlaşmanın ürünü görüntüsüne girecektir.İktidarın alternatifi sayılan ana muhalefet partisine devlet sırlarının teslim edilmemesi gibi bir zaruret, herhalde itiraz gerekçesi sayılamaz. Tam tersine bu hayati bilgiler, ülke menfaatinin söz konusu olduğu anlarda, daha sorumlu bir muhalefeti meclise taşımaya yardımcı olabilir.Demokratik özü güçlenmiş MGK'dan kimse korkmamalı.

Devamını Oku

Halkın nabzı

1 Haziran 2003

SESAR anketi, siyasetteki istikrarın uzun ömürlü olacağını gösteriyor. Bu Türkiye için iyi haberdir.Seçimin üstünden geçen yedi ayda iktidar partisi yüzde 6 kayba uğramış olsa da "biraz daha zaman vermek gerekir" diyenlerin umut desteği, kaybın telâfi edilebileceğini düşündürüyor.Meselâ "AKP hükümetinin başarılı olacağına dair ümidiniz var mı" sorusuna "evet" ve "Başarılı olmak zorundalar" cevabı verenler yüzde 37'yi buluyor. Fakat bunun yanında hükümete zaman tanınması gerektiğini düşünenler de yüzde 37 çıkıyor.İktidarın başarılarını hemen oy kazancına dönüştürecek bir siyasi iklimin varlığı şu tabloda da çok belirgin:"Geçmiş iktidarlarla AKP iktidarı arasındaki en önemli fark nedir?" sorusuna halkın yüzde 27'si "Ülke koalisyonlardan kurtuldu", yüzde 20'si "Başbakan'ın genç olması iyi oldu", yüzde 16'sı "Acemiler fakat iyi niyetli ve dürüstler" cevabı vermiş.Bundan belli ki, başarılı olduğu takdirde AKP 3 Kasım'dakinden daha geniş kitle desteğine ulaşabilme imkânı bulacak.Yeni yol haritasıAnket, halkın en beğendiği iktidar icraatlarını "Emekli maaşlarının artırılması", "Vergi barışı" ve "Lojmanlara yerleşmemeleri" olarak sıralamış.Bu durum popülist politikaların hâlâ cezbedici olduğunu gösteriyor. Dileriz iktidar bundan etkilenerek ölçüyü kaçırmaz.Araştırmaya göre yarın bir seçim olsa 3 Kasım'da yüzde 7,25 oy alan Uzan'in Genç Parti'si yüzde 16,07 ile ikinci parti olacaktır. Halk bu partinin CHP'den daha tatmin edici muhalefet yaptığını düşünüyor.Ve CHP 3 Kasım'a göre önemli bir kayıpla yüzde 19,39'dan 14,95'e geriliyor.Anket, iktidar için yeni bir yol haritasının ana hatlarına "AKP'nin en çok hangi yönünü eleştiriyorsunuz?" sorusu ile ışık tutmuş. En baştaki dört cevap şöyle:1. Ekonomik kriz yaratanlardan ve hortumculardan hesap sormuyor;2. AKP iktidara hazırlıklı değilmiş;3. Erbakan'dan daha tutucular;4. Devletle ve Ordu ile uğraşıyorlar.İnat ve basiretHesap sorma meselesinde önemli olan kaybedilen kaynağın kamuya kazandırılması, suç varsa suçluların cezalandınlmasıdır. Bu görev de BDDK'nın ve yargının üstünde.İktidara düşen, bu beklentiyi daha hızlı karşılayacak moral ve yasama desteğini sağlamak olabilir.Ama türban dayatması ve laik rejimin savunucusu kurumlarla kavga görüntüleri belli ki iktidarın sırtında taşımaması gereken kamburlar.Herkes merak ediyor: İktidar bu konuda basiret gösterebilecek mi?23 Nisan resepsiyonunda türbanlı ev sahibine yönelik boykot bir uyarı idi.İktidar buna, İstanbul Üniversitesi'nin kuruluş yıldönümü törenini boykot ederek misilleme yaptı. Büyük hata idi.Halkın eğilimini yansıtan bu anket, acaba iktidar üzerinde daha etkileyici bir uyarı görevi yapar mı? Dileriz yapar!

Devamını Oku

Altımızı oyan sorumsuzluk

31 Mayıs 2003

Yazlık eğlence mekânları peş peşe açılıyor, açık saçık görüntülerin medyadaki payı sıcağa paralel artacak. Bodrum'daki Halikarnas Disko'nun açılış gecesinden çekilmiş fotoğrafları görünce kendi kendime sordum: Türkiye bu mu? Değil, çünkü Tarhan Erdem'in A&G şirketi tarafından yapılan son araştırma bambaşka bir Türkiye tablosu ortaya koyuyor: Halkın yüzde 75'i fakirlik, çaresizlik ve ümitsizlik demek olan "ekonomik kriz" i hayatının bir numaralı meselesi olarak gördüğünü söylüyor. İkinci sırada yüzde 62 ile işsizlik var. Türkiye'de okumuş işsizler hiç bir dönemde bugünkü boyutlara dayanmamıştı. Halk üçüncü büyük sorunu eğitim (yüzde 28) ve dördüncü sorunu da yolsuzluklar (yüzde 16) görüyor. Kuşkularla dolu bir siyasi geçmişten gelenlerin kurduğu AKP nasıl oldu da iki yıl içinde tek başına iktidar çoğunluğu sağlayan bir parti oldu?Ölen değerlerBir numaralı cevabı halkın gündemindeki sorunlar veriyor. İkinci cevap medyanın sorumsuzluğudur. Eğlenmek herkesin hakkı. İnsanlar bu haklarını gelir düzeylerine ve kültürel zevklerine göre kullanıyorlar. Haksız kazanç hırsı, tüketim ölçüsüzlüğü, bencillik, sefahat, şiddet, ahlâki sınırları ihlâl eğilimleri, tarih boyunca toplumlar ve dinler tarafından yıkıcı ve bölücü hastalıklar olarak görülmüştür. Uygarlık aile, okul ve din kurumları üstünde yükseldi. Fakat çağımızda bu kurumların yerini neredeyse tek başına medya ve özellikle de televizyon almıştır. Başkan Carter'ın ulusal güvenlik danışmanlığını yapmış olan stratejist Brzezinski "Geleneksel kurumlar zayıfladıkça kültürel anlamda yıkıcı bir medya güçlendi" diyor. Şu sözleri sanki özellikle bizdeki durumu tarif ediyor: "En çok ilgi çeken konular, insanın en soylu yanı yerine en aşağılık şehevi arzulan ile marazi korkularına ve endişelerine yönelik konular olunca, kötü programcılık iyi programcılığı saf dışı ediyor. Televizyon, çürümüş, ahlâk dışı ve yıkıcı değerleri yaygınlaştıran bir araç olmuştur."Şaşkın ördeklerBu medya başka haksızlıkların ve kötülüklerin de suçunu işliyor. Eğlence yerlerindeki istisnaları genelleştiriyor. Açık saçık giyimi veya ölçüsüz bir davranışı nedeniyle öne çıkardığı tipleri, küstürülmemesi gereken haber sermayesi gibi gördüğü için ödüllendiriyor. Bundan çıkan mesaj, geleneksel değerlere bağlı çoğunlukta gelecek korkusu ile birlikte savunma ihtiyacı yaratıyor. Gelir uçurumları ve yoksulluk, kültürel ve ekonomik sınıf ayrımcılığı ile beraber önce yabancılaşmayı, sonra düşmanlığı besliyor. Eğlenmenin de makulünü aramak zorundayız. "Ne kadar rezillik, o kadar bedava reklâm" tamahkârlığı, eğlence mekânlarının hastalığı oldu. Bu hastalık, oralara gidip adam gibi eğlenen insanlara haksızlık değil mi? Haksızlık devam ederse bu insanlar kendilerini savunmak için kabuklarına çekileceklerdir. Rezillikle beslenen reklâm silâhı geri tepecektir. Tabii asıl sorumluluk medyanın.. Gazeteler ve televizyonlar cesur bir özeleştiri için geç bile kaldıklarını görmelidirler!

Devamını Oku

Milli Görüş sınavı

30 Mayıs 2003

Partiler hangi görüşten gelirse gelsin iktidar olunca kurdukları hükümet "Cumhuriyet Hükümeti" olur.Onların kırmızı çizgilerini Anayasa ve yasalar belirler.AKP'yi "Milli Görüş" okulundan gelenler kurdu ama Tayyip Erdoğan'ın becerisi partiyi tek başına iktidar yaptı.Erdoğan, önlerindeki engelleri "değişim" sloganı ile ortadan kaldırdı.Fakat geçmiş, peşlerini bırakmıyor."Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor. Bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu...""Davamız uğruna gerekirse papaz elbisesi bile giyerim...Gök kubbede hiçbir ses kaybolmaz. AKP'den şüphe edenlere belki hak verilebilir ama şunu da unutmamak lâzım:Değişmek saygıdeğer bir hakür ve Erdoğan bu sözleri söyleyerek değil, tam tersine bu görüşleri terkettiğini, laik ve demokratik cumhuriyetin erdemini kabul ettiğini söyleyerek iktidara gelmiştir.İki cami arasında..Peki geldikten sonra AKP'nin samimiyeti genel kabul görmüş müdür?Hayır.. Zaten bunu Erdoğan da bildiği için Antalya kampında AKP kurucularına ve milletvekillerine "Milli Görüş gömleğini çıkardık" demek zorunda kalmıştır.Öyle anlaşılıyor ki iktidar partisi, epey bir süre "samimiyet sınavı" şartları içinde yaşayacaktır. Kolay iş değil bu..Çünkü bir yandan rejime sadakatini kanıtlayan adımlar atacak, bir yandan da tabanındaki İslamcı seçmen kitlesinin gözünden düşmemeye çalışacaktır.Almanya ile imzalanan "Terörizm ve Örgütlü Suçlarla Mücadele Anlaşması" işte bu zor sınavlardan biridir.Anlaşmanın meclisten geçmesini sağlayacak tasarının gerekçesinde Almanya'daki Milli Görüş Teşkilâtı'nın köktendinci gruplardan olduğu ve ülkemiz aleyhinde faaliyetler gerçekleştirdiği yazılmıştı. Ne oldu bunun üzerine?Yararlı grupmuş!Kıyamet koptu ve tabanın baskılarına dayanamayan AKP iktidarı gerekçeyi değiştirmek zorunda kaldı.İki devlet arasındaki anlaşmanın mücadeleye hedef seçtiği Milli Görüş Teşkilâtı'nı iktidar, neredeyse "üstün hizmet madalyası" ile taltif edilmeye lâyık bir örgüt konumuna yükseltti.TBMM İçişleri Komisyonu raporuna giren ifadelere bakar mısınız?"Bu grup, vatandaşlarımızın ülkemizle bağlarını güçlendiren yararlı bir gruptur. Bu grubun topladığı paralar ülkemiz yararına yatırım olarak kullanılmaktadır. Suiistimaller istisnaidir."Milli Görüş gömleğini çıkardığını söyle, sonra onu savunmak için avukat ve hakim cüppesi giy... Bu olmaz.Tavşana kaç, tazıya tut politikasının insanları aptal sayan bu versiyonu AKP'ye çok zarar verecektir.

Devamını Oku

Yalan savaş

29 Mayıs 2003

Amerika, Irak'ın elinde bulunduğunu iddia ettiği kitle imha silâhlarını, savaşın en önemli sebebi olarak gösterdi.Saddam, geçmişte kendi halkına karşı bile kullandığı bu silâhlarla komşularına saldırabilir, bunları uluslararası terör örgütlerine verebilirdi.Söylenen buydu.Dünya, savaşın ilk gününden bu yana ABD'nin iddiasını kanıtlamasını bekliyor. Vicdanlar iğrenç bir yalanla kandırılmadığını bilmek istiyor.Bütün çabalarına rağmen Amerikalılar, iddialarını kanıtlayacak bir delil bulamadıkları için rahatsızlık artıyor.Çünkü böyle bir yalan "Saddam'ı düşürdük, daha ne istiyorsunuz?" yavuz hırsızlığı ile temizlenemeyecek bir çirkinliktir. Ve öyle bir çirkinlik dünyanın geleceğini, ahlâkı ve güven duygusunu tahrip eden, kanlı ve karanlık bir hayalet yaratacaktır.ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in "Irak'taki kitle imha silahları savaştan önce yok edilmiş olabilir" sözleri, Amerika'nın dünyayı kandırmış olabileceğini riski yüksek, vahim bir ihtimal olarak ortaya çıkarıyor.Nitekim ingiliz gazetesi Guardian dünkü başyazısında "kepazelik" diye nitelelediği bu açıklamayı Amerikan iddialarının masal olduğunu gün ışığına çıkaran delil saymıştır.Bağdat zaliminin devrilmesi kutlanmaya değer bir sonuçtur ama "yalan iddiası" kanıtlanırsa bu, dünyaya pahalıya mal olacaktır.Dünyanın tek süper gücü olma rolü sadece akıllı füzelerle oynanamaz.Çünkü dünya, kendi demokratik düzeninin dayalı olduğu insan haklan ve ahlâk normlarını uluslararası ilişkilerde ihlâl eden bir güce, ne kadar kahredici olursa olsun güven ve saygı duyamaz.Washington'dan Ankara'ya "Hatanızı kabul edin" mesajları gelmişti.Ama Rumsfeld'in itirafı, Washigton'un sorununun daha ağır olduğunu gösteriyor. Çünkü bu yalan özürle temizlenemez!Avrupa yoluDün yetkili ağızlardan üst üste umut verici sözler işittik.Umudun sebebi, AB hedefine yürüme kararlılığının iki temel kurum sözcüleri tarafından "taahhüt" yerine geçecek beyanlarla ifade edilmesiydi.Başbakan Erdoğan Meclis'te şöyle dedi: "AB'ye uyum yasaları teslimiyetçilik ve taviz olarak yorumlanmamalıdır. Tam üye olduklarında Türkiye'nin gerisinde olan ülkelerin yaptığı sıçrama gözden kaçırılmamalıdır. AB üyeliği hangi ülke için bir geriye gidiş olmuştur?"Genelkurmay ikinci Başkanı Orgeneral Büyükanıt şunları söyledi:"TSK'nın AB'ye karşı olduğu iddiaları doğru değildir. AB, Atatürk'ün Türk toplumuna gösterdiği çağdaşlaşma hedefinin jeopolitik ve jeostratejik açıdan zorunluluğudur. Türkiye Avrupa'nın bir parçasıdır ve AB'ye girecektir."Vatanseverliğin günümüze bağlı şartı, bu ortak hedefte birleşmek, Türkiye'yi 2011 yılına uzanan süreçte yol kazalarından korumaktır.

Devamını Oku

Tahran gösterisi

28 Mayıs 2003

Tahran'daki İslam Konferansı Örgütü toplantısında Dışişleri Bakanı Gül'ü dinleyenleri görmek isterdim. Demokrasi fukarası ülkelerin dışişleri bakanlarını ve özellikle de Humeyni rejimini Türkiye'ye ihraç etmek için olmadık işler yapan mollaların renkten renge giren yüzlerini... Humeyni'nin İran'ı aslında en az Şah dönemi İran'ı kadar İslâmiyet aleyhtarı oldu. İşkence, azınlıklara zulüm ve düşünce özgürlüğüne baskı üstüne kurulu düzen değişmedi, sadece patronu değişti. Oysa ulusal devlet, anayasal hükümet, kuvvetler ayrılığı, din ve cinsiyet farkı gözetmeksizin eşitlik, İslâm hukukunun da uyması gereken değerlerdi. Çağdaş uygarlığın temeli olan insan hakları ve uluslararası hukuk kazanımlarından yararlanmak, Müslümanların da hakkı ve vazgeçilmez talebi olmalıydı. Bu talepler son zamanlarda İran'da da yükseliyor. Ve aydınlar, Irak tecrübesinin bu gerçeği reddeden despot rejimlerde tekrarlanacağını görerek Tahran yönetimini uyandırmaya çalışıyor.Sarsıcı mesajDışişleri Bakanı Gül'ün kısaca "kafayı değiştirin" mesajı içeren konuşması, zaman ve yer bakımından tam isabet oldu. İslâm ülkeleri yönetimlerine "saydamlığın ve hesap sorulabilirliğin hüküm süreceği, temel haklar ve özgürlüklerle kadın-erkek eşitliğinin üstün tutulacağı bir vizyon" öneren Abdullah Gül, cehaleti, yolsuzluğu, insan ve doğa kaynaklarını heba etmeyi sona erdirmekle işe başlanması gerektiğini söyledi. Evet, bölgemizdeki üye ülkelerin çoğu, petrol gelirlerini despotik iktidarlarını ayakta tutmak, halklarını ezmek ve birbirleriyle savaşmak yolunda israf ediyorlar. Baskıdan ve gelir eşitsizliğinin getirdiği adaletsizlikten doğan öfke dünyaya istikrarsızlık riskleri ve terör olarak yansıyor. Ortak bir demokrasi idealinden yoksunluk, Filistin gibi haklı davaların çözümünü geciktiriyor.ABD ye selamGül'ün konuşması elbette İslâm coğrafyasına çöreklenmiş diktatörlükleri sallayacak değildir. Ama AKP'nin siyasal İslâmi kökten gelmiş bir parti olması, Türkiye'nin İKÖ'deki etkisini arttırmıştır. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün konuşmasında, Irak politikamız nedeniyle bozulan Türk-ABD ilişkilerini stratejik beklentiler temelinde yeniden inşa etmeye dönük akıllı ve cesur bir yaklaşım var. Washigton'dan gelen mesajlar açık: ABD yönetimi geçmişe dönük kızgınlıkları üstünden atmış, bölgenin yeniden yapılanmasında Türkiye'nin işbirliğine ne kadar güvenebileceği merakına yoğunlaşmıştır. Gül de İslâmı demokrasi ile uzlaştırmış tek örnek ülke olarak Türkiye'nin rolünü ve stratejik ortak olarak vazgeçilmezliğini göstermek yolunda Tahran fırsatını iyi kullanmıştır.

Devamını Oku

MGK temizlesin!

28 Mayıs 2003

Eleştiri kalem tutan ellerden gelirse vız geliyor, silâh tutan ellerden gelirse dikkat çekiyor bu ülkede.O nedenle laik rejimle ilgili kaygıların arttığı dönemlerde askerler bir yandan kışkırtmalara hedef oluyor, bir yandan da iktidarı yola getirmek isteyenler tarafından sopa gibi kullanılmak isteniyor.Türkiye, baş döndürücü bir değişimin anaforu içindedir, insan haklarını ve dünyayla bütünleşmeyi temel alan değerler, nutukların süsü olmaktan çıkıp hayatın içine yerleşmeye çalışıyor.Bu değişimi gönül rızamızla değil, kurtuluş saydığımız AB üyeliğinin hatırına kabulleniyoruz. Direnen odaklar da, yine orduyu karıştırıyor."Genç subaylar tedirgin" haberlerinin tahrik ettiği darbe korkusu, işte böyle bir tertiptir. Amaç ne?1. Darbe vehmi uyandırarak iktidarın AB yolundaki hızını kesmek;2. Türkiye'nin AB üyesi olmaya lâyık bir demokrasi kalitesinden çok uzak olduğunu söylemeleri için dışardaki Türkiye karşıtlarına koz vermek..Askere dövdürmekGenelkurmay Başkanı Özkök, Başbakan'la baş başa yaptığı konuşmayı maksatlı bir yönlendirme ile gazeteye fısıldayan kişi için "Vatan ve millet sevgisinden şüphe etmek gerekir" diyor.Adalet Bakanı Çiçek dün yerinde bir uyarıda bulundu:"Bir iktidarı beğenmiyor olabilirsiniz. Ama bunun yolu 'birilerine söyleyelim, şu iktidarı bir hırpalasın' düşüncesi değildir. Bu düşüncenin AB mantalitesiyle bağdaşacağını kabul etmiyorum."Darbe kışkırtıcılığı kendi başına bir hastalık değil, ağır bir hastalığın arazlarından biridir.Onunla baş etmenin yolu demokrasiyi sağlığına kavuşturmaktır.Yani özgür tartışmadan yararlanmak, haklı uyarıları dikkate almaktır.Utanmamız lâzımİktidar biraz basiret gösterse darbe kışkırtıcılarının oyununu baştan bozardı.Türkiye fırtına çıkınca eğilen, rüzgâr dinince bildiği yolda yürümeyi kurnazlık sayan iktidarlardan çok çekti.İktidar "AB için samimiyim" diyor. Haklarında irtica raporu bulunan polis müdürlerini terfi ettirerek, bir imam hatip öğretmenini KİT'in başına, namaz vakitleri uzmanını Başbakanlığın özel kalem müdürlüğüne getirerek AB'ye gidilir mi?Eski Cumhurbaşkanı Demirel dün "Her tartışma rejimin sallandığı anlamına gelmez" dedi. Doğrudur. Ama hangi şartla doğrudur, onu da söyledi:"Genelkurmay Başkanı açık şekilde 'kadrolaşma var, rahatsızız' diyor. Bunu anlayan anlayacak.."Avrupa'da tek diktatörlük kalmadı. Darbe kışkırtmaları Türkiye'de hâlâ tedirginlik yaratıyorsa bu tepeden tırnağa bütün sistemin ayıbıdır.Bugünkü MGK'nın işi, bu ayıptan Türkiye'yi temelli kurtaracak yaratıcılığı göstermek olmalı!

Devamını Oku

Sorun bitmedi

27 Mayıs 2003

Genelkurmay Başkanı, Türkiye'nin iyiliğini isteyen herkesin duymak istediği her şeyi dün söyledi.Toplumsal tedirginliğin en önemli sebebi, ordu içinde bir "genç subaylar" hareketi oluştuğu ve bu sürecin darbe tehlikesi yarattığı iddiaları ile örülü haber ve yorumlardı.Orgeneral Özkök, ordu içinde bölünmeye işaret eden bu haberlerin nifak amaçlı yalanlar olduğunu belirterek "Bunları yalanlamaktan öteye lanetliyorum" dedi.Ordu içinde fikir çeşitliliği bulunabileceğini, fakat Türk Silâhlı Kuvvetleri'ndeki disiplin geleneği sayesinde bu çeşitliliğin kolektif akıl yoluyla kollektif davranışa dönüştüğünü söyledi.Ya darbe söylentileri?Orgeneral Özkök "Genelkurmay Başkanlığı çatısı altında bunu telâffuz bile etmek istemem. Türk Silâhlı Kuvvetleri, birinci sınıf ülkenin Silâhlı Kuvvetleri'dir" dedi.Bu söz, Türkiye'nin artık asker gölgesindeki yarı demokrasilerden tam demokrasilerin ligine yükseldiğine olan inancı, en yüksek komutanın ağzından yansıtıyor.Sorunlar var ama..Peki, iktidar-asker ilişkileri Başbakan Erdoğan'ın dediği kadar "ahenk içinde" mi? Hayır, bu söylenemez.Orgeneral Özkök 8 Ocak'ta irticaya cesaret verilmemesi konusunda yaptığı uyarıların geçerliliğini koruduğunu, hatta -irticai kadrolaşma gibi- bazı alanlarda arttığını, bunun da iddia edildiği gibi "genç subaylar"la ilgili değil TSK'nın bütünü ile ilgili bir tedirginlik olduğunu söylemiştir.Bu tedirginliğe rağmen rejimin güvenliğinden nasıl emin olabileceğiz?Orgeneral Özkök ahengi sağlayacak yasal zeminlerin işlediğini, eleştiri ve önerilerin bundan sonra da bu zeminlerde seslendirileceğini belli etmiştir.Şu belli: Sorun var ama yeni bir 28 Şubat'ın şartları yok.Çünkü Komutan'in verdiği izlenim, iktidarın rejime sadakati konusunda bir şüphenin askerlerde yerleşik olmadığını düşündürüyor.AKP ne yapacak?Toplumu rahatlatacak bir nokta da askerin AB üyeliğine bakışı ile ilgili sözlerdir.Orgeneral Özkök, TSK'nın milli hedef olan AB'yi desteklediğini, bu sürecin Atatürkçü fikirlerle çatışmadığını, tersine bütünleştiğini söyledi.AB üyeliğini AKP de samimiyetle istiyor. Fakat uyum paketi bu samimiyeti kanıtlamaya yetmez. Demokrasinin tabiatına uymayan gerginliklerden ve hele darbe söylentilerinden AB hedefini korumak iktidarın da görevidir.Dediklerini yapacaklar, yaptıkları bazı şeyleri yapmayacaklar.Yani "Milli Görüş gömleğini çıkardık" deyip irtica sicilli kişileri devletin kilit noktalarına oturtmayacaklar. "Hassasiyet varsa geri alırız" deyip Milli Görüş Teşkilâtı ile ilgili Dışişleri Bakanlığı genelgesinin üstüne yatmayacaklar.Asker yanlış anlamaları düzeltmiştir. Sıra iktidarda...

Devamını Oku