Bazıları korku sever... Ama bu bizim için bir tercih değil mahkûmiyet sorunu.
Çünkü korku Türkiye'nin menüsünde ana yemek. Sevsek de sevmesek de hepimiz yemeye mahkûmuz!
Türk insanı dış dünyadan korkar; çünkü yabancı dost değildir.
Siyasetçisinden korkar; çünkü tümü kendilerine yontar.
Memurdan korkar; çünkü rüşvet yer, eziyet eder. Şikâyet edersen suçlu çıkarsın.
Yıllardır bu korkular yaşıyorsa, kasten yaşatılıyor demektir. Ülkeyi yönetenler bu korkulardan yararlanıyor demektir.
Çünkü korku terbiye aracıdır!
Ayrıca sorunlara "canavar" veya "oligarşi" gibi isimler takarak büyük güçler vehmetmek, korkuyu silâh olarak kullanmaktan vazgeçemeyen iktidarların kurnazlığıdır.
Fırsatı kullanalım
Türkiye bu öcülerden kurtulmanın fırsatını ele geçirdi. İki partiye dayalı meclis, ezici çoğunluğa sahip iktidar... Parlamentonun iki kanadı da temiz bir başlangıcı büyük hasar görmeden gerçekleştirebilir.
İktidar AB hedefine yürürken "dış düşmanlar korkusu"nu üreten tabuları yıkmakta cesur davranıyor. Bu iyi ama yolsuzluklarla mücadele alanında, işe yaramadıkları ispatlanmış aletleri kullanmaya devam etmesi, samimiyetine gölge düşürüyor.
Mesut Yılmaz Yolsuzluk Komisyonu'nda doğru şeyler söyledi:
"Siyasetçi siyasetçiyi yargılayamaz. Kararı yargı verecek. Türkiye bir başbakanı, görevi sırasında yargının önüne çıkarabilmeli. AKP ve CHP seçimde verdikleri sözü tutup dokunulmazlıkları sınırlandırmalıdır."
Türkiye bunu yapmadı. Partiler arasında "suçluların değişimi" yöntemi ile yolsuzlukların üstü örtüldü ve sistem pisliğe battı.
Şimdi siz de Meclis Başkanı Arınç gibi Mesut Yılmaz'a "Hadi ordan; daha önce aklın neredeydi?" diyebilirsiniz. Ama bu çağrıya "yılların tecrübesinden süzülmüş pişmanlık" olarak bakmak ve yararlanmak daha doğrudur.
Niçin dokunulmaz?
Türkiye'nin hızını yalnız yolsuzluklar değil iftiralar da kesiyor. Siyasetçi suçluyor, siyasetçi yargılıyor. Ülke ve kurumlar zaman, itibar, kaynak kaybediyor.
Oysa siyasetçi iktidarda iken de mahkemeler tarafından yargılansa bu kayıplar olmaz.
Suçlanan kirliyse hemen gider. Temiz çıkarsa güçlendiği gibi iftirayı atanlar gözden düşer.
Çamur atmanın maliyeti olduğunu anlayan muhalefet de fitne üretmek yerine adam gibi denetim görevi yapar ve sistem kendini korur, ülke rahat eder.
Milletvekilleri korkmamalıdır. Yargı denetimini kabul etmek, namuslu siyasetçinin ekstra sigortasıdır.
Namussuzların cüretinden üreyen yıkımı, sadece ve sadece namuslu insanların cesareti durdurabilir.
Hayat cesur insanlara karşı her zaman daha cömerttir.
Cesaret beyler!
Bazıları korku sever... Ama bu bizim için bir tercih değil mahkûmiyet sorunu. Çünkü korku Türkiye'nin menüsünde ana yemek. Sevsek de sevmesek de hepimiz yemeye mahkûmuz!
Haberin Devamı

