Türkiye 7'nci Uyum Paketi ile AB üyeliği yolundaki en cesur, en etkileyici reformu gerçekleştirdi.
Batı dünyasında övgü dolu yankılar uyandıran bu adıma en doğru teşhisi Los Angeles Times gazetesi koyuyor:
"Türkiye AB'de yer edinmeye, ulusal geleneklerinden daha fazla değer verdiğini gösterdi. Parlamento, askerin siyaset üzerindeki gücünü azaltarak ülkenin AB macerasında önemli bir adım attı(...) Ordu, ülke genelinde AB'ye üye olma istekliliğinin farkında."
Gerçekten de "bir sivilin MGK Genel Sekreteri olması" yolunu açan paketin içeriği, en önemli itirazı geçersiz hale getirecektir.
Düne kadar "Türkiye demokratik değil, askeri cumhuriyettir. Avrupa'nın demokrasi normlarına uygun olmadığı için AB'ye giremez" diyenlerin artık tek kozu kalmıştır:
"Uygulasınlar da görelim!"
Bunu da görecekler.
Dış basında MGK reformunun sanki askere rağmen gerçekleştiğine dair değerlendirmeler yer alıyor.
Dün "Türkiye'de askerin evet demediği bir kararı sivil hükümet alamaz" diyenler şimdi "Reform askerlere rağmen yapıldı" diyorlar.
Önyargıyla malûl bir çekişki değil mi?
MGK'nın eski yapısı, askerlerin siyaset üstündeki etkisini abartan bir görüntü taşıyordu. Reformun sağladığı değişim, ordunun demokratik katılım işlevine belki daha uygar bir derinlik getirecektir.
Çünkü iktidarlar bu zeminde askerlerden gelen eleştiri ve önerilere daha komplekssiz ve önyargısız bakma rahatlığı kazanacaktır.
Yabancıların görmek istemediği Türkiye gerçeği şu: Askere nüfuzunu yasalar değil, halk katındaki itibarı sağlıyor.
Reform asıl, siyaset sınıfının Türkiye'yi soyulan bir ülke olmaktan kurtararak saygınlık kazanması halinde gerçek hedefine ulaşacaktır.
Düşe kalka olmaz!
Attan düşen Başbakan'a geçmiş olsun.
Onunla beraber, kaderini elinde tuttuğu Türk halkına da "geçmiş olsun" demek isterdim ama erken. Çünkü o tehlikeyi kırıksız, çıkıksız atlattıysa da millet için belirsizlik devam ediyor.
Bu duyguyu bizde eski jokeylerden Sadi Harmanbaşı'nın sözleri uyandırdı:
"Atın huysuzlandığını gördü, bir şeyler olduğunu anladı ama yiğitliğe b.. sürmemek için bindi."
O ata binmek, Başbakan'ın göze almaması gereken bir riskti. Geçirdiği kaza, doğru kararı kendisinin veremediğini, danışmanı olabilecek kişilerin yardımından da yoksun kaldığını göstermiştir.
Simdi düşünmez misiniz:
Başbakan acaba başka hangi alanlarda hangi riskleri alıyor ve alacak?
Dileriz Başbakan Erdoğan, üstünden atmayacağına emin olacağı atlara binmeyi bu sayede öğrenmiştir.
Türkiye'nin bugün, gösteriş amaçlı riskleri değil, kaçınılmayacak sorumlulukların risklerini göze alacak liderlere ihtiyacı var.
Sessiz devrim
Türkiye 7'nci Uyum Paketi ile AB üyeliği yolundaki en cesur, en etkileyici reformu gerçekleştirdi
Haberin Devamı

