Rüşvete karşı asker yöntemi

Yolsuzluk kansere benziyor. Girdiği bünyede sağlam uzuv bırakmıyor. VATAN'nın dün ve bugünkü manşetleri, yolsuzluk virüsünün sınır tanımadığını kanıtlıyor. Bunu doğal saymak lâzım

Haberin Devamı

Yolsuzluk kansere benziyor. Girdiği bünyede sağlam uzuv bırakmıyor.

VATAN'nın dün ve bugünkü manşetleri, yolsuzluk virüsünün sınır tanımadığını kanıtlıyor. Bunu doğal saymak lâzım.

Yolsuzluğu ahlâk temelinde laik-dindar kıyaslamasının ölçüsü saymak ne kadar akıl dışı ise, sivil-asker ayrımına tabi tutmak da o kadar gerçek dışıdır.

Kıyasa konu yapılacak ölçü, yolsuzlukları sezmekte ve müdahale etmekte gösterilen yetenek, sürat ve cesaret olmalıdır.

Biz bu olayı haber vermeyi, öncelikle halkın gerçekleri öğrenme hakkına saygımızın gereği saydık. Asker kişilerin bu konuda dokunulmazlığı olamaz. Ayrıca bundan Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin halk katındaki güven reytingi zarar görmez.

Olay karşısındaki kurumsal refleks, tam tersine Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin bu güveni boşuna hak etmediğini açıklıyor.

Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Oramiral Özden Örnek 2000 yılında Kuzey Deniz Saha Komutanı idi. Yolsuzluk duyumları alınca, emrindeki bazı subayların mal varlıklarını araştırma inisiyatifini kullanmış, dengesizliği tespit edince de düğmeye basmıştır.

Bütün âmirler, aynı cesaret ve duyarlılığı gösterebilse Türkiye temizlenirdi.

Rüşvetin belgesi olmuyor. Dünya tecrübesi şunu öğretti: Kamu görevlileri mal varlıklarının kaynağını her an ispatlamakla yükümlü olmalı. Yozlaşmaya bundan daha etkili önlem yok.

Sivil bürokrasiye her gün onlarca rüşvet ihbarı geliyor.

Ankara'daki kaç üst yönetici, ihbar edilen kamu görevlisinin geliri ile mal varlığı arasında haram paralarla oluşmuş uçurumu araştırıyor ve hesabını soruyor?



Başbakan'a destek lâzım
Bir kaç yıl önce cezaevine giren ve silindiği sanılan Tayyip Erdoğan Türkiye'nin Başbakanı oldu.

Süre onun bu büyük bir sorumluluğa hazır olmasına yetemezdi. Kimseye yetmez. Attan düşmesi bile, ihtiyacı olan danışmanlığı almadığını gösteriyor.

Öyle birileri olsaydı, mutlaka oğluna binlerce kişinin katılacağı bir "şehzade düğünü" yapmamasını söylerdi.

Dün Çölaşan'ın yazdığı sakıncayı da baştan hatırlatırlardı:

Zaten büyük oğlunun düğününden gelen bir kötü tecrübesi var. "Düğünde gelen altınlarla para akladı" dedikoduları hâlâ akıllarda.

Bu defa davetiyelere bir dipnot koyabilirdi: "Hediye gönderilmemesi rica olunur. Arzu edenlerin, hayır kurumlarına yapacakları bağışı bildirmeleri, bizi mutlu edecektir."

Yine de geç değildir. Başbakan bu çağrıyı bugün de yapabilir.

DİĞER YENİ YAZILAR