Harp Partisi!

29 Ocak 2005

Demokrasinin tıkandığı yerde zorbalık olur. CHP dün tarihinin en elem verici kurultayını yaşadı.Bu kurultaydan sağlıklı bir doğum zaten beklemiyordu. Çünkü bir tarafta partinin değişme ve gelişme umutlarını tıkadığı halde koltuğuna yapışmış bir lider, karşısında da değişim dalgasının üstüne binmenin zamanını iyi keşfetmiş ihtiraslı, fakat handikaplı bir rakip vardı.Sarıgül'ün lider birikimine sahip olmadığı için CHP'nin kaderini değiştiremeyeceği savlarını Tayyip Erdoğan tecrübesi çürütüyor. O nedenle değişim talebi her şeye rağmen alternatifsizlik nedeniyle Sarıgül'e sanlarak hedefine ulaşabilirdi.Ama bunun için demokratik bir yarış ortamı gerekir. Oysa kurultay, hınçlanmış grupların birbirleri üstüne salındığı, savunma hakkının bile hor görüldüğü bir arenaydı.Partinin kurucusu Atatürk'ün manevi himayesini temsil eden posteri önünde Divan Başkanı yumruk yedi, sandalyeler havada uçuştu, lider adayına ve bir belediye başkanına kafa atıldı.Taktik ve tahriklerPartide demokrasi ve adalet kalmadığını kanıtlayan en çarpıcı örnek, Divan Başkanı'nın taraflı tutumu idi.Baykal konuşmasında Sarıgül'ü yolsuzluk ve rüşvet konusunda devrim mahkemeleri savcılarına yakışacak ifadelerle suçladı.Divan Başkanı buna rağmen "sataşma yok" diyerek Sarıgül'e cevap hakkı tanımadı.Baykal, CHP'ye yeni ufuklar vaad eden bir umudu uyandırma zahmeti göstermemekle beraber Sarıgül'ü rüşvet ve yolsuzlukla suçlarken etkileyici olmakta hitabet yeteneğini başarı ile kullanmasını bildi.Ama Sarıgül'ün beraberinde getirdiği yandaşların saldırganlıkları, sanıyoruz kurultay iradesini, konuşmalardan daha fazla etkilemiştir. "Yağmurdan kaçarken doluya tutulma" korkusu değişim cephesinde büyük fire yaratmıştır.Yani Sarıgül, ince taktiklerin, kaba tahriklerin tuzağına düşmüştür.Baykal'a mesajDünkü kurultay Baykal'ın zaferi değildir. Kurultay, yolsuzlukla ilgili yüksek maliyetli zararlarla parti daha çok yıpranmasın diye dün değişim fırsatını kullanmamıştır.Kurultay'ın mesajı nettir: Sarıgül'le olmaz ama Baykal'la da olmuyor!Bu gerçeği okumak için Baykal'ın kara listesine gireceklerini bile bile Sarıgül'ün adaylığına 364 delegenin imza atmayı göze alması yeterlidir.Yani kurultayın üçte biri, "yetersiz" denilen ve rüşvetle suçlanan bir adayı bile Deniz Baykal'a tercih edebilmiştir.Batılı bir lider bu durumda çekilirdi. Baykal önümüzdeki dönemde disiplin kurulunu tasfiye makinası gibi kullanarak parti içi muhalefeti yok edebilir ama değişim mecburiyetini unutturamaz.Ya değişim talebini özveri göstererek kabullenecek veya ilk seçimde iktidarla birlikte ana muhalefet partisi konumunu da sağ partilere terketmenin vebali altına girecektir.

Devamını Oku

Bugün bitmez

28 Ocak 2005

CHP'nin "kırk katır mı, kırk satır mı kurultayı" bugün toplanıyor. Üstünde uzun boylu düşünmeye değer mi diye sorabilirsiniz. Haklı da olabilirsiniz.Ama iki kanatlı parlamentonun muhalefetini temsil eden bir partidir CHP. İktidar alternatifi görüntüsü ve umudu vermese de güncel konumu ile ve tarihi kimliği ile böyle bir günde anılmayı hak ediyor.Bu kurultay, seçilmiş parti organları eliyle Mustafa Sarıgül'ü tasfiye edemeyen Genel Başkan Baykal'ın göreve çağırdığı bir mahkeme olacak. Zülfü Livaneli'nin liderlik yarışına katılmaktan vazgeçtiğini dün açıklaması ile fotoğraf netleşmiştir.Baykal'ın siyasi ömrünü tamamladığını, ona bağlı bir geleceğin partiye asla iktidar getirmeyeceğini herkes görüyor. Şişli Belediye Başkanı Sarıgül'ü de bu yaygın kabul cesaretlendirmiştir.Fakat cesareti takdir edilmekle birlikte Sarıgül'ün köklü bir değişim ihtiyacına cevap verecek birikime sahip bulunmadığını düşünen geniş bir kesim vardır.Baykal değişmeli ama yerine Sarıgül mü gelmeli?Livaneli işte bu nedenle reformcu bir "barış projesi" eşliğinde liderlik yarışına katılmaya niyetlenmiş, fakat kurultay iradesinin köklü bir değişime henüz tam hazır olmadığını görerek yarıştan çekilmiştir.Bugünkü kurultayda Sarıgül, CHP'nin önünü tıkayan duvarı yıkma vaadini temsil edecektir.Değişim özlemi, onun liderlik birikimine sahip bulunmadığı yargısından ve hakkındaki yolsuzluk iddialarının caydırıcı etkisinden daha büyük bir dalga yaratabilir mi; göreceğiz.Bizim tahminimiz, bugün kurultayda heyecan verici bir ateş yanmayacaktır.CHP çağdaş bir sosyal demokrat parti kimliğini kazanabilmek için böyle kavgalı gürültülü birkaç kurultay daha geçirecektir.Amerikan adaleti!Fox TV'de yayınlanan "24" dizisinde bir Türk aile, beş yıl Amerika'da dikkat çekmeden yaşadıktan sonra terörist eylemlerde bulunurken gösterilmişti.Bu kötülemenin öfkesi soğumadan NBC televizyonu "Batı Kanadı" adlı dizide Türkiye'yi zina yapan kadınları kafasını keserek cezalandıran bir ülke gibi tanıttı.Oysa Türkiye idam cezasının uygulanmadığı bir ülke. Türkiye'yi kötülemek için iftirayı bile göze alabilen bir düşmanlık dalgasının hedefi mi oluyoruz?Amerikalı bir gözlemcinin Anadolu Ajansı'na yaptığı değerlendirme, haklının değil güçlünün kazandığı "Vahşi Batı" koşullarında harcandığımızı düşündürüyor.İslâmla şiddet ve ilkelliği bağdaştırma eğilimindeki Amerikalı filmciler Arapların tepkisinden çekindikleri için bu kötü rollere son zamanlarda Türkleri koyuyorlarmış.Çünkü Arapların güçlü bir lobi etkinliği mevcut.. O zaman vur abalıya!Washington Büyükelçimiz Loloğlu NBC yönetimini uyaran bir mektup göndermiştir ama haksızlığa karşı asıl sesini yükseltmek zorunda olan sivil toplumdur."Gece Yarısı Ekspresi" filminin yarattığı kötü imajı yıllarca silemeyen tecrübenin mağdurları olarak haksızlığa eli kalem tutan herkesin karşı çıkması ödevdir.Dünya kurtlar sofrası.. Sesi çıkmayanlar kötüleniyor, eziliyor..

Devamını Oku

Gözden ırak..

27 Ocak 2005

Bir ülkenin gelişmişliği, doğal afetler karşısındaki fiziki dayanıklılığı ve yaraları sarma etkinliği ile ölçülür.Yazık ki deprem fırtınası yaşayan Hakkâri'de sınıfta kaldık. "Gözden ırak" bu kentimizin insanları "gönülden de ırak" olmanın psikolojik yalnızlığına dün tepki gösterdiler."Başbakan nerede" ve "Vali istifa" diye bağıran kalabalık önce valilik binasına, sonra da AKP il binasına yürüdü. Tsunami kurbanları için yardım toplayan Başbakan'ın niçin Hakkâri'ye ilgi göstermediği düşüncesinin köpürttüğü tepkiler kar topu olup AKP'nin camlarını yere indirdi.Polis bunun üzerine biber gazı sıktı ve havaya ateş açtı. Belediye Başkanı'nın da gazdan zehirlenerek hastanaye kaldırıldığı olaylarda 15 kişi gözaltına alındı.Beş buçuk büyüklüğünde her deprem, bakanları ve tüm imkânları ile devleti felâket bölgesine mi toplasın? Bu soru sorulabilir.Ama Hakkâri'yi ayağa kaldıran, asgari düzeyde bir ilginin bile esirgenmesidir. Yardım yok, kışlık çadır yok, uzmanlar daha büyük bir deprem gelebilir diye halkın iki hafta evlerine girmemesini öğütlüyor. Soğuk, geceleri eksi 15 dereceye düşüyor ve çaresiz insanlar "Bu gidişle depremden değil soğuktan hastalanarak öleceğiz" diyor. Seçimde oy istemeye üşüşenlerin böyle bir günde sırra kadem basmasına haklı olarak öfkeleniyor.Halk demokratik bir tepki göstermiştir.AKP hükümeti alınganlığa düşmeden kusurunu kabul etmeli, eksiğini hemen telâfi etmelidir. Uzaklık hizmet için mazeret olamaz. Devlet öfkelendiği zaman uzak-yakın demeden çok hızlı ve hırslı olabiliyor.İşte biber gazları, havaya ateş açmalar, göz altına almalar..Nizamı korumak söz konusu olduğunda fazlasıyla güçlü ve donanımlı olan bu devlet, iş hizmet etmeye, yara sarmaya, şefkat göstermeye gelince mi tekliyor? Ayıptır..Bilinsin ki bu ayıbın yaratacağı itibar kaybı yalnız Hakkâri halkında değil, vicdan taşıyan herkeste oluşacaktır.Özel tedbir gerekSokaklar çocuklar için tehlikelerle dolu. Devlet fakir bütçesi ile korunmaya muhtaç çocukları kanatları altına alıyor.Alıyor da ne işe yarıyor?İzmir'in Urla ilçesindeki Barbaros Çocuk Köyü'nde bir rezalet yaşandı. Köyde barınan 80 çocuktan 12'sine taciz ve tecavüzde bulunulduğu iddiası maalesef doğrulanıyor.Olayla ilgili dört kişi tutuklandı.Çocuğa taciz ve tecavüz, en aşağılık insanlık suçudur. Bu suçun devlet kurumunda işlenmesi, ahlâkî iflâsın dip noktası olabilir.Bu tip suçlara karşı "kolektif sorumluluk" tedbiri işletilmelidir. 80 çocuğun bulunduğu bir yerde 12'si taciz ve tecavüze uğramışsa, bunu duymayan görevli olamaz.Olsa olsa "kötü olmayayım" diye sesini çıkarmayanlar bulunabilir. Onlar da taciz ve tecavüze kalkışanlar kadar suçlu sayılırlar.Böyle durumlarda kirletilen birimin müdüründen hademesine kadar bütün personeli toptan değiştirilmelidir.Sorumluluğu zincirleme güvenceye bağlamayı insan haklarına aykırı bulanlar çıkabilir.Peki zavallı çocukların hakları ne olacak?

Devamını Oku

Adaletin ışığı

26 Ocak 2005

Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun raporu, karanlıkta bekleyen kirli bir gerçeği ortaya çıkardı.Rapora göre Erol Aksoy'a ait İktisat Bankası'nın batışıi, BDDK eski başkanı Zekeriya Temizel yüzünden devlete 439 milyon dolarlık bir ek fatura getirmiştir.Kurul "sorumluluğu var" dediği Temizel ve yardımcılarının dava edilmesini talep ediyor.Başbakan Erdoğan raporu onaylayarak yargı sürecinin kapısını açmıştır.TMSF Başkanı Ertürk dün CNN Türk'e olayın yorumunu yaptı. Rezaleti kimseye hakaret etmeden zekice ortaya koydu:"BDDK, İktisat Bankası'na ait off-shore bankasının kapatılarak İktisat Bankası'yla birleştirilmesini tavsiye etmiş. Ama tavsiye belli bazı şartlar içeriyor. O şartlar yerine getirilmeden birleşme sağlanmış. Yani İktisat Bankası'nın borçları artmış, fakat off-shore bankasının sahip olduğu varlıklar İktisat Bankası'na geçmemiş. Çok kurnazca bir operasyon.."Bile bile lâdes..Kurnazlık neresinde diyeceksiniz.. Şurada:BDDK 2000 yılının Kasım'ında İktisat Bankası'nın batık duruma geldiğini tespit ederek "Ya yeni sermaye koy ya sermaye benzeri kredi sağla veya para koyacak yeni bir ortak bul" uyarısı yapıyor. Aynı yazıda, bu temel şartlan yerine getirmenin yanında "Kıbrıs'taki off-shore bankasının tasfiye edilerek İktisat Bankası ile birleştirilmesi tavsiye" ediliyor.Erol Aksoy temel şartları es geçip off-shore'daki hesapları İktisat Bankası'nın Malta Şubesi'ne aktarıyor.BDDK da seyrediyor. "Öyle hinlik yok, sermayeni artırmadan bu birleştirmeyi kabul etmem" demiyor.Üç ay sonra BDDK, battığını çok önceden bildiği İktisat Bankası'na el koyunca ne oluyor? 439 milyon dolar tutarındaki off-shore borçları devletin sırtına yıkılıyor.Öteki batıkların binlerce off-shore müşterisi yıkıma uğrarken, örneğin Yurtbank off-shore mağduru Selma Ayçiçek kendisini yakarken Erol Aksoy'un bir avuç müşterisi devletten tıkır tıkır paralarını alıyor.Seç, beğen, al..Kurnaz'ın sözlükteki karşılığı şöyle: Başkalarını kandırmasını ve ufak tefek oyunlarla amacına erişmesini beceren, açıkgöz..Temizel "Ben temizim" diyor. Öyle bir koltukta oturan kişi elbette temiz olmalı. Ama bu olay onu kaçınılmaz bir yol ayrımına getirmiştir. Çünkü oturduğu koltuk kurnazlara av olmama sorumluluğunu da ona yüklüyordu. Ya kurnazlığı görmezlikten gelerek alet durumuna düşmüştür veya ufak tefek oyunlara düşen kişilere ne ad veriliyor ise o olmuştur. Gerçeği yargılama sonunda anlayacağız. Ama toplum vicdanı iktidara başka bir borç daha yüklüyor. Hükümet, kendini yakarak intihar eden Selma Ayçiçek'i unutmamalıdır. O genç kadının intiharı sadece bir isyan değildi, adaleti bulmak için karanlıkta bedenini meşale yapmış bir adanmışlıktı.On binlerce off-shore ve hazine bonosu mağduruna dayanma gücü veren de o elemli aydınlıkta adaletin çok geç kalmadan bulunacağı umududur.Kimse unutmasın!

Devamını Oku

Samimiyet sorunu

25 Ocak 2005

Ahlâk ve adalete dayanmayan alışverişler kimimizi yoksulluğa, kimimizi de açgözlülüğe sürükler.Halil Cibran'ın bu sözü, yalnız ticaret hayatında değil, devlet hayatında da kendisini doğruluyor.Rüşvet ve yolsuzluk, bir tarafı devlet olan alışverişlerde iki taraflı haksız kazançların maymuncuğudur.Yozlaşma önlenmediği takdirde bütçe açıklarını bile büyüten boyutlar alabilir. İtalya "temiz eller operasyonu" ile çöküşü durdurdu ama Türkiye, bitirici darbeyi indirecek tedbirleri alamıyor.Dünya tecrübeleri şunu gösterdi: Seçilmiş veya atanmış kamu yöneticilerine servetlerinin kaynağını soramayan sistemler soyulmaya mahkûmdur.Hesap sormanın yolu da, siyasi aktivite dışında işleyecekleri suçlardan dolayı milletvekilleri ile hükümet üyelerinin dokunulmazlığa sahip olmamalarıdır.Tayyip Erdoğan seçimden önce bu konuda millete söz verdiği halde taahhüdünü yerine getirmiyor. Bahaneleri de şu: "Memurların da dokunulmazlığı var. Kaldırılacaksa hepsi birlikte kaldırılmalı. Sadece milletvekilleri ile olmaz..""Siz, anayasayı bile değiştirecek güce sahip bir iktidarsınız; gereken buysa öyle yapın" diyorsunuz, o zaman da susuyorlar..Çünkü zırhlarından soyunmaya razı değiller. Çünkü mecliste bekleyen yığınla suç dosyası var. İşi gürültüye getirmekten başka çıkar yol yok..Medya ve sivil toplum örgütleri bu oyuna ve siyasi hileye suskun kalmamalıdır. Önce şu gerçeği tespit etmek gerekiyor:Memurların dokunulmazlığı bulunmuyor. AKP'nin sığındığı mevzi uyduruktur. Suçlanan bürokratlar, kötü niyetle önü tıkanmadığı takdirde belli bir usule bağlı olarak mahkemeye çıkarılabiliyor.Son örneği önceki gün VATAN'ın manşetindeydi.Gebze'de akaryakıt kaçakçılığı yapmakla suçlanan bir çete bağlamında Ulaştırma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Kemal Albayrak mahkemeye verilmiştir. 24 sanıkla birlikte bu yüksek memur 14 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacaktır.Bu olay, AKP'nin milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmama bahanesini çürütüyor.O kadarla da kalmıyor: Kemal Albayrak bu ağır töhmete rağmen görevinin başında tutulmaktadır.Eski iktidar üyelerini bölük bölük Yüce Divan'a gönderirken aslan kesilen AKP iktidarı, kendi şemsiyesi altında işlenen suçlara hindi tevekkülü gösteriyor.Bu samimiyetsizlik, lâf kalabalığı ile daha ne kadar saklanabilir?Doğal olmayan ölümDeniz Baykal, ihanetten ve Atatürk'e suikastten söz edip üstüne bir de "ölümüm doğal yoldan olmayabilir" dedi ya...Biz de dün bu iddia ve şüphelerin kanıtlarını açıklamak borcu altında olduğunu belirtip kendisine çağrı yaptık ya...Dün okurlarımızdan lehte, aleyhte yığınla elektronik mesaj geldi. Büyük bir kesim hile amaçlı kuruntu tezine hak verirken birkaç kişi Baykal'ın endişelerinde haklı olabileceğini yazmış.Bana en ilginç gelen tahlil şu oldu: Sayın Baykal "Koltuğumu alırsanız kahrımdan ölürüm" demek istiyor.Kongre kaybetmenin ölümcül bir kahır yaratması bir siyasetçi için doğal olamaz.Tabii getirdiği ölüm de doğal ölüm olamaz!

Devamını Oku

Ölümüne kurultay

24 Ocak 2005

Baykal gibi düzgün bir adamın bir gün parti kurultayını vehimlerle zehirlemekten çıkar umacağı durumlara düşeceğine kimse ihtimal veremezdi.Pamukkale'de bölgenin kurultay delegeleriyle yaptığı basına kapalı toplantıda "ölümüm doğal yoldan olmayabilir" demiş.Ne demek istediğini anlamak için bir hafta önce Ankara'da düzenlediği toplantıda delegelere yaptığı konuşmayı hatırlamak gerekiyor.Baykal o gün, parti içinde muhalefet bayrağı açan eski arkadaşlarını ihanetle suçlayacak kadar ileri gitmiş, 1926 yılındaki İzmir Suikasti'ne gönderme yaparak "ihanet kotası" deyimini kullanmış ve "arkadaşları Atatürk'e bile suikast düzenlemişlerdi" demişti.Berbat ihtimallerDeniz Baykal bu kurguyu 1 Mart Tezkeresi ve "Okyanus ötesi dış güçler" ile ilişkilendirerek derinleştirmeye çalışıyor.Yani ABD, 1 Mart Tezkeresi'nin acısını CHP'den ve Baykal'dan çıkarmaya karar vermiş, bu amaçla partideki "hainler" i isyana tahrik ve teşvik etmiştir.Bu senaryo sadece Baykal'ı deviren bir saray darbesi ile bitse yine iyi; "canıma bile kastedebilirler" demeye getiriyor!Deniz Baykal bu komplo teorisine gerçekten inanıyorsa doktor yardımına muhtaç hale düşmüş demektir. Yok eğer koltuğunu korumak amacıyla kurultaya oyun oynamayı göze almışsa, yine siyasi ömrünü çoktan tamamlamış sayılmalıdır.Baykal, kurultayın toplanacağı 29 Ocak'a kadar iddia ettiği komplonun ayrıntılarını ve kanıtlarını açıklama borcu altındadır.Atatürk ve BaykalSuikasti bile göze almış ihanet iddiası delillere dayanmıyorsa kuruntudur. Asıl ihanet, demokratik bir yarışı, rakipleri ihanet suçlamasının yükü altında bırakarak zehirlemektir!Kurultay delegelerini olağanüstü bir mahkemenin buyrukla karar veren hakimleri gibi davranmaya zorlayacak komplolar üretmek de ihanet kadar ağır bir vebal değil midir?Başarısız bir lideri demokratik yoldan indirmek, bunu istemek niye Atatürk gibi eşsiz bir adamı öldürmeye çalışmakla bir tutulacakmış?Biri vatanı kurtarmış, Cumhuriyet'i kurmuş, öbürü partisini iktidar yapamadığı gibi muhalefette bile başarısızlığa sürüklemiş.CHP'nin önceliği!CHP gibi tarihi bir partinin kurultayı bu oyunları kendine hakaret sayacak ve gereğini derhal yapacak şuura, özgürlüğe ve sorumluluk duygusuna sahip bulunduğunu kanıtlamak zorundadır.Düne kadar CHP'nin başına kim getirilmeli sorusu önem taşıyordu. Deniz Baykal'ın kuruntuları veya hilesi, her ne ise, öncelik ve önem sırasını değiştirmiştir:CHP yenileşmenin ve yeniden iktidar şansı elde etmenin kapısını açmak istiyorsa Baykal'dan kurtulmak zorundadır."Ölümüne kurultay" bu partinin geleceği olamaz.

Devamını Oku

Bitsin bu çile..

23 Ocak 2005

Cinayetten sabıkamız var. Bir ihtilâl yönetimi, ısmarlama bir mahkemede yargıladığı "sevgili bir başbakan"ı darağacına çıkarıp öldürmüştür.Adnan Menderes, hiçbir eşitinin erişemediği sevgi ve bağlılığı bu halktan görmüş bir siyasi liderdi. Ama halkla kurduğu duygusal bağ onu hiçbir seçilmişe reva görülmeyecek o meşum ölümden kurtaramadı.Daha kötüsü şuydu ki öldürüldüğü gün bu ülkede, haksızlığa tepki olarak bir cam bile kırılmadı! Öldüren öldürdüğü, ölen öldüğü ile kaldı.Bu ayıbın utancı ve içimize çöken vicdan azabı kırk yılı aşkın bir zamandır büyüyerek sürüyor. Menderes'i her fırsatta efsane kahramanlarının rütbesine yükselterek borcumuzu ödemeye, acımızı tazeleyerek kendimizi affettirmeye çalışıyoruz.Hatıra ile karışık..Eski Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel'in geçen gün yazdığı Menderes'le ilgili bir anısına, aynı duygularla atladık. Medya günlerden beri Menderes'in faziletini anlatmak için dönüp dönüp bu hikâyeyi tekrarlıyor.Erçel 28 yıl önce Hazine binasındaki bir odada çalışırken, arkadaşlarıyla pek merak ettikleri dev kasayı açtırmışlar. İçinden değerli olmayan bir kol saati ve Menderes'in el yazısı ile kaleme alıp imzaladığı bir belge çıkmış. Menderes'in o belgede yazdığı şuymuş: "Bana hediye edilen saati saklanması kaydıyla emanete bırakıyorum."Tabii bu öykünün ballandıra ballandıra tekrarlanması sadece Menderes'e yönelik bir günah çıkarma değil, aynı zamanda iyi bir örneğin kıymetini bilmeyen toplumlara kaderin ne oyunlar ettiği dersini parlatma çabası da taşıyor.Çünkü bugün ülkeyi, hediye almayı seven bir başbakan yönetiyor ve bu başbakan, son olarak aldığı iki kıymetli hediyeden birini iade etmeye, ötekini de devlet envanterine kaydettirmeye toplumun ve medyanın baskıları sayesinde ikna edilmiştir.Sağlama bağlamakDoğru yolu seçen siyasetçilere bile bedel ödetmekten sadistçe zevk alan bir alışkanlığa sahibiz.Meselâ milletçe soyulduğumuzu bilmenin bugünkü kötümserlik ve şüpheciliği kırk yıl önce geçerli olsaydı pek âlâ Menderes de nahoş sorulara muhatap olabilirdi:"Emanet kasasından değersiz bir saat çıktı. Başbakan on yıldır başka hediye almadı mı? Değerli olanlar nereye gitti? Çocuk mu kandırıyorlar?"Bir ülkede yolsuzluğu açgözlülük üretir. Bu hastalığı siyaset hayatından silip süpürmekte elbet örnek davranışların gelenek haline getirilmesi önemlidir. Ama bireyler geçici, devlet süreklidir. Güzel alışkanlıkları kural haline getirerek yasaların güvencesine bağlamak en emin yoldur.Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması, siyasi etik yasasının daha fazla gecikmeden çıkarılması artık sağlanmalıdır.Bütün demokrasiler, kamu görevi yapan seçilmiş ve atanmışları, servetlerinin hesabını her an verebilmenin sorumluluğu altına sokuyor.AB'ye gireceğiz deyip demokrasiye direnmenin artık hiçbir özrü ve mazereti kalmamıştır.Özürler, pişmanlıklar ve bireysel fazilet gösterileri ile ömür ve itibar tüketmekten bıkmadık mı?

Devamını Oku

Kırk katır-Kırk satır

22 Ocak 2005

Sokakları güven vermeyen bir ülkenin vatandaşları zengin de olsa mutlu olamaz.Biz ne yapacağız?Çünkü Türkiye zengin olmadığı gibi işsizlik ve fakirliğin tahrik ettiği suçlar yüzünden kendine özgü kanunların egemen olduğu ormanlara benziyor.Kadınlar tecavüze uğruyor, kapkaç çeteleri cirit atıyor, trafik magandaları deşhet saçıyor. Geçen gün çıkan bir haberi okumuşsunuzdur; bir sürücü trafiği tıkayan önündeki aracı uyarmak için klakson çalmış ve cevabını iki kurşunla almış. Şiddet öğesi kullanan güldürü filmi gibi..Uyarı: Düt düt!..Cevap: Dan dan!..Dün Emniyet Genel Müdürlüğü'nün suç istatistikleri açıklandı. 2004'te asayişi etkileyen olay adedi bir önceki yıla oranla yüzde on artmış. 16 bin 790 kapkaç (artış yüzde 31), 4.259 gasp suçu (artış yüzde 35) işlenmiş.Cerrah'ın alarmı..Biz geçen hafta, dünyanın hemen tüm metropollerindeki gibi iki resmi polisten oluşan yaya devriye hizmetinin Türkiye'de de başlatılmasını önermiş, çünkü bunun halka güven duygusu verirken suçlular üstünde caydırıcı etki uyandıracağını söylemiştik.Dünkü açıklamaya göre Emniyet Müdürlükleri bünyesinde birer "Sokak Suçlarını Önleme Büro Amirliği" kurulacak. Bu birim, son yıllarda hızla artan kapkaç, yankesicilik gibi sokak suçları ile mücadele edecek.Asayiş için yapılan her yatırımdan fayda umacak bir duruma düştü kentler. Ama biz, önleyici etkiyi arttıracak devriye hizmetinin ihmal edilmemesi noktasında ısrar ediyoruz.Geçen hafta İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah'ın verdiği Nisan ayı vadeli alarm bu arada gürültüye gitti. Cerrah şöyle diyordu:"Benim tavsiyem, Nisan ayında yürürlüğe girecek Ceza Muhakemeleri Kanunu'nu bütün herkesin okuması.. Nisan ayından sonra bizi daha çok suçlamaya girmemeniz için bu yasayı çok iyi okumanızı tavsiye ederim.."Böyle seçim olmaz..Uyarının Türkçesi şudur: "Yasa polisin yetkilerini daralttı. Nisan ayından sonra bugünleri bile arayacaksınız!"Reformlar, Türkiye'deki insan hakları kalitesini Avrupa normlarına yükseltmek amacıyla yapıldı. Şimdi bir polis müdürü çıkıp "Ya özgürlük ya güvenlik., insan hakları normları yükseldiği için güvenlik zaafiyeti artacak" diyemez.Ama bu mesaj açıkça verilmiştir. Halk "kırk katır mı, kırk satır mı?" seçimine muhatap edilmiştir.Biz hem hak ve özgürlük hem güvenlik istiyoruz. Parçası olmaya çalıştığımız AB toplumları bunu başarmıştır, biz de başarmak zorundayız. Çare reformları geriletmek değil, polisin imkân ve kabiliyetlerini geliştirmek, polis devleti olmadan asayişi sağlamaktır.İktidar polisin kadro ve teknik donanım ihtiyaçlarını karşılamalı, polis örgütü de falakaya başvurmadan güvenlik sağlamayı öğrenmelidir. Çünkü hayat oyunu her zaman iyi bir ele sahip olmak değil, daha çok kötü bir eli iyi oynamaktır!

Devamını Oku