Bilmek hakkımız

6 Şubat 2005

Bazı sorunları çözemeyiz. Başta maddi imkân yokluğu olmak üzere bir sürü sebep çıkabilir.Halkın güvenliğini ve kamu düzenini korumakla yükümlü devlet de aynı çaresizliğe düşebilir. Ne olacak o zaman? "Allahın dediği olur" deyip tevekkül mü göstereceğiz?Bilmeden bindiğimiz LPG'li taksinin içinde yanarak veya yine çürüklüğünden habersiz girdiğimiz kamu binalarında bir depreme yakalanıp altında ezilerek ölmeye mahkûm mu olacağız?Makine Mühendisleri Odası geçen hafta korkunç bir rapor açıklandı:Türkiye'de yakıt olarak LPG kullanan 1,5 milyon araç bulunuyor ve bunların beşte dördü "gaz sızdırmazlık raporu" bile olmadan serseri mayınlar gibi dolaşıyor. Çoğu taksi olan bu araçlar, bindikleri alâmetin kıyamete gitmekte olduğundan habersiz insanları taşıyıp duruyor.Ekmek kavgasının dayattığı mecburiyetlere saygımız var ama yakıttan tasarruf uğruna insan hayatı ile oynamayı kimse savunamaz.Bir milyon taksici ailenin düşmanlığını çekmekten korkan bir iktidar için bile alınabilecek tedbir vardır: LPG'li araçların üzerine görünür bir işaret koymak!Önce insana saygıBilme hakkı demokratik toplumların ayrıcalığıdır. Bilen insan LPG'li taksilere ya riski göze alarak binecek veya binmeyi reddedecektir....Ve güvenliği tercih eden tüketicilerin davranışı, LPG'yi tercih eden taksicileri terbiye edeceği için tehlike yaratan araçlar kendiliğinden azalmaya başlayacaktır.Aynı sorun, depreme dayanıklı olmadığı saptanmış kamu binaları için de geçerlidir. Birçok kamu binasının depremde yıkılacağından içinde çalışanlar bile habersizdir.Pek çok devlet okulu aynı durumda..Bir vatandaşın katlanacağı riskin derecesini tayin etmeye devlet, hükümet yetkili olamaz. Bu hak bireyindir.Bir memur belki can güvenliği uğruna işini feda edecektir; bir aile binası sağlam diye çocuğunu paralı bir okula nakletme fedakârlığını göze alacaktır. Bu hak, bilgi karartma yoluyla engellenemez.Bilirse halk yaparHalkın bilme hakkına saygı temelli bir politika, özel mülkiyetli yapıların bile depreme karşı güçlendirilmesini teşvik edecek çaredir.Devlet, sağlamlık durumunu kamu binaları yanında özel yapılarda da araştırıp sonuçlarını mülk sahiplerine bildirmiş olsaydı, şimdiye kadar kim bilir ne kadar mesafe alınırdı..Bunun için devletin büyük paralar harcamasına da gerek yok. Sadece tespit yapıp tehlikede olanlara haber verecek.Gerisi halkın kendi bilincine, imkân ve sorumluluğuna emanet edilecek..Oysa ne yaşıyoruz? İnsan gibi korkuyor, koyun gibi bekliyoruz.Tüm kat sahipleri "olur" demedikçe hiçbir apartman güçlendirilemiyor.İktidar iki seneden beri büyük çoğunluğu rehine gibi yaşatan Kat Mülkiyeti Yasası'nı bile değiştirmedi.

Devamını Oku

Acaba uçtuk mu?

5 Şubat 2005

Yargıtay Ceza Genel Kurulu laikliğe karşı söylemlerin şiddet çağrısı içermedikçe cezalandırılmayacağına karar verdi.Bu cesur bir karardır.İlk bakışta ve ilke temelinde ikna edici görünen gerekçelere dayanmaktadır.Meselâ nedir bunlar:Düşünce şok edici olsa bile korunmalıdır..Yönetenlerce önerilen kuralların her zaman kamu düzeni kavramıyla bire bir örtüşeceği yanlışına düşülmemelidir..Toplum tarafından zayıflatılamaz düzeyde benimsenmiş olan laiklik, kahir çoğunluğun sahiplenmesine emanet edilmiştir.Ama ilkeler her toplumun kendine özgü şartlarından etkilenmek zorundadır. Neden?Çünkü devletin birincil görevi kamu düzenini korumak, demokratik hak ve özgürlüklerin, yine bu değerleri kötüye kullanan güçler tarafından yok edilmesini önlemektir.İnşallah.. Maşallah..Rejime yönelik tehditlere ceza yaptırımı öngören 312. madde benzeri önlemler örnek aldığımız AB ülkelerinde yok mu; var.. Çünkü faşizm ve ırk ayrımının yaşattığı yıkım ve felâketler onlar için bir daha asla hortlamasına izin verilmemesi gereken tehlikedir.Tehdit anlamında faşizm ve nazizm Avrupa için ne ise, laik düzeni yıkmaya yönelik eylemler de Türkiye için odur.Acaba Türkiye'de laiklik, sadece toplumun sahiplenmesiyle kendini koruyacak kadar güçlü hale gelmiş midir?CHP lideri Baykal dün Yargıtay kararının bir umudu yansıttığını belirterek şöyle dedi:"Yargıtay kendi sorumluluğu içinde bu kararı almıştır. Hep beraber yaşayacağız. Bunun haklı ve doğru çıkması en büyük temennimizdir.."Neler yaşayacağımızı bilmiyoruz ama yaşadıklarımız, bu güven duygusu ile tedbirde kusur alanına girip girmediğimiz konusunda ciddi olarak düşünmeyi gerektiriyor."Karşı oy" yazıları yabana atılamaz:Cumhuriyetin ilk yıllarındaki başkaldırıları unutsak bile yakın geçmişte sırf laik cumhuriyeti savundukları için katledilen onlarca aydını, Sivas'taki Madımak katliamını, Hizbullah'ın mezar evlerini, İstanbul'da El Kaide güdümlü canlı bombaların yarattığı vahşetin kurbanlarını unutabilir miyiz?Hukuk yolu tükenmezLaiklik karşıtı tahrikçi düşüncelerin suç olduğu bir ortamda yaşadığımız o felâketlere karşı toplum, devletin koruması olmadan şimdi kendini nasıl savunacak?Dışardan "Ilımlı İslâm Cumhuriyeti" itelemeleri gelirken, içerde yargı, üniversiteler ve RTÜK kuşatılmaya çalışılırken ve ana muhalefet partisi kendi içindeki iktidar kavgaları ile tükenirken kim yapacak bunu? Umut yine yargıdır.. Hukuk yolu hiç bir zaman tükenmez. Demokrasi ve laiklik, güvenliği düşmanlarının merhametine terk edilemeyecek kadar vazgeçilmez değerlerdir.Karar, 86 üyeli Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda 27 üyenin katıldığı bir toplantıda 13'e karşı 14 oyla kabul edilmiştir.Bu liberal kararın kötüye kullanılması halinde Yargıtay, çok daha geniş bir katılımla gerekli olan yeni bir kararı mutlaka alacaktır.

Devamını Oku

Kırmızı çizgi

4 Şubat 2005

Laiklik demokrasinin olmazsa olmazıdır. Düşünce özgürlüğü de öyle. Bu iki kavram hangi noktada çatışır ve suç oluşturur?Yargıtay Genel Kurulu bu alanda hayli tartışma yaratacak bir karar oluşturdu.Kimi bu liberal kararın Türkiye'ye yeni ufuklar açacağını, kimi laiklik karşıtı cereyanlara cesaret vereceğini düşünecektir.Sorun hem demokratik özgürlüklerin Avrupa normlarına ulaşması, hem de laik rejimin korunmasıdır.Bu iki ihtiyaç hangi noktada çatışıyor ve bu iki kavramın güvenliği için uzlaşma noktası nerede duruyor?Aranması ve bulunması lâzım.Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Milli Gazete yazarı Selâhattin Aydar'ın bir yazısı nedeniyle yerel mahkemenin verdiği 1 yıl 8 ay hapis cezasını onaylayan Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararını kaldırdı.Laiklik kime emanet?Kararda, davaya konu yazıdaki bazı ifadelerin laiklik ilkesiyle çeliştiği kabul edilmekle beraber Avrupa insan Haklan Mahkemesi'nin şiddet içermeyen beyanları, bunlar "şok edici" bile olsa düşünce özgürlüğü içinde değerlendirdiği hatırlatılıyor.Laiklik karşıtı suçlara ceza öngören TCK'nın 163. maddesini kaldıran meclisin bunun yerine başka bir yaptırım getirmediğini belirten kararda, laiklik ilkesinin yine de korumasız bırakılmadığı anlatılıyor.Biri toplumsal güvencedir: Kararda laikliğin toplumca zayıflatılamaz düzeyde benimsendiği ve "kahir çoğunluk"un sahiplenmesine emanet edildiği belirtiliyor.Yargı güvencesine gelince...Laikliğe aykırı beyanın şiddet önermesi, halkı kin ve düşmanlığa sevkedici kesin ve yakın bir tehlike doğurması halinde 312/2'nci madde kapsamında ceza göreceği "tartışmasız bir gerçek" olarak kaydediliyor.Cezayir ve MadımakKarşı oy gerekçeleri de dikkate alınmayı hak ediyor. İşte birkaç örnek: "Sanık laikliği savunanlan dinsiz, dessas (hileci), ehli küfür olarak nitelemektedir ki bu sözlerde ayrıca şiddet aranmasına gerek bulunmamaktadır.""Şeriata yönelik söylemlerde şiddet anına kadar müdahale etmemek, cihat ilânına veya o ortamın oluşacağı ana kadar eyleme müdahale etmemek sonucunu da doğurmaktadır. Cihat anını beklemenin pratikte Cezayir'de ortaya çıkan sonuçları gözler önündedir.. Sivas'taki Madımak olayının da unutulmaması gerekir."Karar bu davayı bitirmiştir. Ama benzer olaylar için örnek değildir.Yazarın mahkûmiyetini onaylayan daire kararını 2'ye karşı 3 oyla vermiş, mahkûmiyeti bozan karar da genel kuruldan 13'e karşı 14 oyla çıkmıştır.Yargı ve bilim çevrelerinin önünde ciddi bir tartışma gündemi bulunuyor:Demokratik özgürlükleri daraltmadan laikliği ve kamu düzenini koruyacak kırmızı çizgiyi belirlemek..

Devamını Oku

Namus ticareti

3 Şubat 2005

Gandi "Dünyayı nasıl görmek istiyorsan öyle ol" demişti; ne güzel bir öğüttür.Gerçekten de herkes karşısındakinden beklediği ahlâk ve fazileti kendi eylemlerinin temeli yapsa hayat bayram olurdu. Dünyada ne haksızlık, ne yolsuzluk, ne kavga olurdu.Deniz Baykal, rüşvete bulaştığına hükmettiği için Mustafa Sarıgül'ün CHP'nin başına geçemeyeceğini savundu. Namuslu bir misyondur ama partinin yeni bir lidere mecburiyetini gürültüye getirme bahanesi yapması suç değilse bile siyasi bir vebaldir.Buna rağmen kendi belirlediği delegelerden oluşan kurultayda Sarıgül 460 oy almıştır.Ne demek bu?Lider değişikliği gereğine inananlar, Sarıgül'e rağmen kurultayın üçte birine yükselmiştir. Sarıgül'e oy veren delegeler, Baykal'ın hukuk ve ahlâk temelinde inşa ettiği mücadelesini samimi bulmamışlardır.Sarıgül itiraf ettiBunun için zaten bir sebep vardı:Baykal Sarıgül'ü, rüşvet dosyasını bile bile CHP'ye aldı. Sarıgül koltuğuna göz dikince dünyayı ayağa kaldırdı.VATAN'ın dün ortaya attığı sorular, samimiyet noktasındaki şüpheleri derinleştirecektir.Şişli Belediyesi'nin açtığı ağaç alım ihalelerini son kurultayın Baykalcı Divan Başkanı Şinasi Öktem'in aile şirketi, bilgisayar ihalelerini de Baykal'ın Özel Kalem Müdiresi'nin eşine ait firma kazanmıştır.Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül bu haberi doğrulamıştır."Peki bu iki firma ile ilgili olarak parti yönetiminden telkin geldi mi?" sorusuna "Yorum yok" cevabını vermiştir.Bu tespit şu aşamada özellikle Baykal'ı CHP'li belediyeler yoluyla yandaşları menfaatlendirme geleneğine göz yumduğu suçlamasının hedefi yapmaya elbette yetmez. Ama Sarıgül'e gösterilen tepkinin, ahlâki faziletleri savunmaktan daha öte kaygılarla köpürdüğüne karine sayılabilir.Sahte demokrasiCHP'nin asıl sorunu temizlik değil başarısızlıktır. Bu başarısızlığın nedeni de Deniz Baykal'ın halka artık umut, güven ve heyecan vermemesidir.Son kurultay, lideri değilse bile partinin fikirlerini mi değiştirecektir? Halkla bütünleşmesine mi yardım edecektir? Hayır..Baykal ve dar kadrosu, engin tecrübesi (!) ile "temiz siyaset" adına partide temizlik yapacak, olağan kurultaya kadar bütün muhalifleri biçecektir.Olağanüstü kurultay, başı yenecek delegelerin listesini çıkarmıştır.Siyasetin sorunu, çarpık partiler ve seçim kanunudur.Türkiye'de bir partiyi ele geçiren lider, kurultaylarda oyunu isteyeceği delegeleri kendi seçiyor. Sapanları, sadakatine güvendiği adamlarla hemen değiştiriyor.O yüzden de partiler yenileşemiyor. Liderleri ile birlikte eskiyor, seçimlerde halk tarafından tasfiye ediliyor.Demokrasi kurumlaşamadığı için ya koalisyonlara mahkûm oluyoruz ya da muhalefet tecrübesi bile kazanmadan iktidar olan yeni partilerle kumar oynuyoruz.

Devamını Oku

Hayal ve gerçek

2 Şubat 2005

Medyanın salt kâr amacı güden ticari işletmeler haline gelerek kamu çıkarına adanmış kurum kimliğinden uzaklaşması çağın sorunudur.Bu sorun tüm özgür toplumları rahatsız ediyor. İnsanlar bilmedikleri ve görmedikleri şeyi yönetemezler. Özellikle TV'lerin rekabeti medyayı, geleneksel var oluş işlevlerinden uzaklaştırmaktadır.İzleyiciyi cezbetmek ve eğlendirmek amacı, halkı doğru bilgilendirmek ve özgürlüğü korumak çabalarını geri plana itmiştir artık.Bunun ne zararı var?Batı toplumlarındaki araştırmalar, medyadaki ticarileşme ve yüzeyselleşme sonucu toplumsal ve politik konulara kamuoyu ilgisinin ve kavrayışının azaldığını gösteriyor.Seçimlere katılma oranlarındaki sistematik gerilemenin bile bu yozlaşmadan ileri geldiğine dair bulgular elde ediliyor.Güdümlü RTÜK..Medyaya, kamu hizmeti güden bir misyonu yeniden kazandırmak, Türkiye için de önemli hale gelmiştir. Kamu otoritesinin de bu çabalara destek vermesi gerekmektedir.Ama iktidar ne yazık ki bu yangından mal kaçırma fırsatçılığına benzer bir planı eylem alanına sürmüştür.Daha çok ekonomik faaliyetleri denetleyip düzenlemekle yükümlü kurumlarla ilgili yasa tasarısına RTÜK'ü de dahil etmiştir.Amaç, radyo ve TV'leri düzenleyen ve denetleyen RTÜK'ün üst kurulunu, bütünü ile hükümet tarafından seçilmiş üyelerle oluşturmaktır. Bu kurul şimdiye kadar, parlamentodaki partiler arasında mutabakata dayalı bir yöntemle belirleniyordu.Doğru, tarafsız bilgi ve haber, demokrasiyi besleyen temel gıdadır. Özgürlüğün güvencesi olan tarafsız haberi ise sadece bağımsızlık sigorta edebilir.Tüm üyelerini siyasi iktidarın seçeceği bir kurul, otoritesini ancak sansür ve yönlendirici baskılar için kullanır.Utanç veren çelişkiAB'nin demokrasi normlarını Türkiye'ye getirme iddiası taşıyan AKP iktidarı hesabına bu hamle utanç verici bir çelişkidir.Çünkü iktidar güdümlü bir kurulun kaygısı hiçbir zaman radyo ve TV'leri çağdaş yayıncılık ilkelerine yönlendirmek olmayacak, iktidarın menfaatleri doğrultusunda terbiye etmek olacaktır.Bu alet, iktidarın çıkan halkı politik konulardan uzaklaştırmayı gerektiriyorsa "vur patlasın, çal oynasın"ı teşvik için, siyasi çatışmalar mevsiminde ise "iktidar borazanı" çalmak için kullanılacaktır.Tarihin çöplüğünde çürüyen faşist propaganda aletlerini hortlatmaya çalışmak, Türk demokrasisine yapılabilecek en büyük kötülüktür.İktidar RTÜK Başkanı Fatih Karaca'nın uyarısına kulak vermelidir.Medya ile ilişkili sivil toplum örgütlerinin oluşturacağı iradeye güvenle teslim olan bir demokratik anlayış kalitesine ulaşmak bugün hayaldir.Ama hiç değilse kurul üyeleri, şeffaf ve çoğulcu bir anlayışla parlamento tarafından uzlaşma sonucu seçilmelidir.İnadın "Böyle rezalet olmaz" diye AB'den geri döneceği de unutulmamalıdır.

Devamını Oku

Hayal ve gerçek

1 Şubat 2005

Siyaset mezarlığı, yeni fikirler ve değerlerle çatışmanın getirdiği başarısızlıkların suçunu medyaya yıkan liderlerle dolu..Deniz Baykal, siyasetin bilimini de yapmış bir liderdir ama bu çıkmaza her gün biraz daha fazla batıyor.Dünkü CHP grubunda, kurultay kazanmış bir lider gibi görünmedi. Çünkü sonucun bir "Pirus zaferi" olduğunu biliyor.Bir önceki kurultayda dizayn ettiği delege yapısı, "magazin" diyerek yeterliliğini hor gördüğü ve "rüşvetçi" diyerek yerin dibine batırdığı halde Sarıgül'e 460 oy vermiştir. Göze aldığı mücadele standardına rağmen elde ettiği bu sonuç, demokrat bir lider olsaydı ona istifa etmekten başka seçenek bırakmazdı.Halbuki Baykal şimdi temizlik (!) yapacaktır."Partimiz bu süreçten arınarak çıkacaktır" dedi dün. Herkes biliyor ki "önce disiplin" bahanesiyle demokrasi ertelenecek, parti içi muhalefet, blok liste yoluyla yenilenmiş alet tarafından biçilecek, CHP'ye Ecevitler'in partisine benzer bir yapı kazandırılacaktır.Komplo saplantısıBaykal'ın dünkü konuşmasını hemen tamamiyle medyayı kötüleme amacına yöneltmesi, önümüzdeki günlerde daha ağır eleştirileri hak edeceğini bilmesindendir.Medyayı suçlayarak, oradan gelecek eleştirilerin toplum üstündeki etkilerini hafifleteceğini umuyor.Başına gelen her şeyin sebebi komplodur!ABD kurgulamış, medya da uygulamıştır. Sarıgül'ü bulup üstüne salan Amerika ve onun dediğini yapan medyanın AKP iktidarını desteklemesi de aynı komplonun parçasıdır."Dış güçlerin yapmak istediklerini yapmadığı takdirde iktidara medyanın desteği sürer mi?" diye soruyordu dün.Ama günlük hayat Deniz Baykal'ı yalanlayan sürprizler yaratıyor.Baykal ve ErdoğanBaykal'ın dün koltuk aşkına hayalet taşladığı saatlerde Başbakan Erdoğan Amerika'nın Irak politikalarını eleştiriyor ve şu uyanyı yapıyordu:"Türkiye'nin hukuku dikkate alınmadan atılan her adım bölgede yangının büyümesi dışında bir işe yaramaz. Oradaki huzursuzluk bizim huzursuzluğumuz. Bizi huzursuz etmeye kimsenin hakkı yok.."Başbakan aynı konuşmasında başka bir "uluslararası güç"ün yani IMF'nin dayattığı programa sadık kalmanın hasadını sahiplenerek övünüyordu.Çünkü bütçe açığı 15,5 katrilyon lira eksiği ile gerçekleşmiş, faiz giderlerinden de geçen yıl 9,6 katrilyon lira tasarruf sağlanmıştı.Baykal'ın egoizmi ve komplo vehimleri uyandırmaya dönük çabaları CHP'yi her gün halktan ve ülke gerçeklerinden daha fazla koparacaktır.İyi şeylere "iyi" diyemeyen bir muhalefetin eleştirileri de inandırıcı olamaz.Yaptıklarını yarın Avrupalı sosyal demokratlar da "kabul edilemez" görüp teşhir ettiğinde Avrupa Birliği'ni de mi komplocu düşmanlar sınıfına koyacak?Medya Türkiye'nin ve CHP'nin kötülüğünü istiyor olsaydı Baykal'ı eleştirmez, alkışlardı.CHP'ye dönük yenileşme ve demokratikleşme taleplerinin kaynağı halktır.

Devamını Oku

Barzani oyunu

31 Ocak 2005

Kuzey Irak konusunda hükümetin gazete manşetleriyle yürüttüğü açık diplomasi acaba doğru bir seçim midir?Dışişleri Bakanı Gül, pazar günü yapılan seçimlerin Kerkük'te etnik çatışmayı tetikleyebileceğini, burada bir çatışma çıkarsa Türkiye'nin seyirci kalamayacağını söyledi.Sıkıntı bilindiği gibi Kerkük'ün özel statüsünü bozma amaçlı olduğu öne sürülen yoğun Kürt göçünden kaynaklanıyor.Irak Kürdistan Demokratik Partisi lideri Mesut Barzani de Ankara'nın uyarılarına havayı kasıtlı olarak geren kışkırtıcı tepkilerle karşılık veriyor.Nitekim Kerkük'ün bir Kürt şehri olduğunu iddia ettiği son konuşmasında, bağımsız bir Kürt devleti kurulacağını ancak bunun ne zaman olacağını bilmediğini söyledi.Konjonktür aynı..NTV'den Yunus Şen dün, Dohuk'ta yaptığı bir mülakat sırasında Barzani'nin kendisine şöyle dediğini hatırlatıyordu:"Bağımsız devlet her Kürt'ün rüyasıdır.. Ama şu da bir gerçek. Bugünkü şartlarda böyle bir devlet kurulamaz. Buna ne Türkiye izin verir, ne İran, ne de Suriye. Yani böyle bir konjonktürde bağımsız devlet kurulamaz. Çünkü yaşayamaz."Irak'taki savaş bu konjonktürü değiştirmiş değildir.Türk Dışişleri Bakanlığı'nın dünkü değerlendirmesi şöyleydi:"..Tüm zorluklara karşın Irak'ta seçimlerin gerçekleşebilmiş olması, Irak halkının, ülkenin birlik ve bütünlük içinde barış ve istikrara ilerlemesinden yana olan iradesini bir kez daha teyit etmiştir."Aynı görüşü Irak'ın Ankara Büyükelçisi Sabah Ümran da destekledi dün. Federalizmden bahsedenlerin bile "Irak'ın birleşik kalması" nı istediğini belirten Ümran, Türk hükümetinin abartılı haberler aldığı için endişeye kapıldığını söyledi.Rice'ı beklemek..O zaman Barzani ne yapmak istiyor?Irak'ta bağımsız Kürt devleti kurulmasına elverişli olmayan konjonktürü Türk-Amerikan ilişkilerini kemiren güvensizliği tahriklerle derinleştirmeye mi çalışıyor?Başbakan'ın son zamanlarda yükselen Amerikan karşıtlığından etkilenmiş görünen beyanları, Barzani'yi heveslendirmiş olabilir.Türkiye'nin menfaati, gerilimi tırmandırmamak, bir kabile yönetimine muhatap olarak onunla restleşmeye girmemek ve ABD katındaki vazgeçilmezliğine zarar vermemektir.Bush yönetiminin yeni Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice 5 Şubat'ta Ankara'ya gelecek.Ona kapalı kapılar ardında söylenecek sözlerin gazete manşetlerinden saçılıp dökülmesi ciddi bir devlet etkinliği ile sağlanacak yararların acemice israf edilmesi olur.Barzani'nin oyununa gelmek, Türkiye'nin sahip olduğu devlet geleneğine yakışmıyor!

Devamını Oku

Irak dönemeci

30 Ocak 2005

Biraz demokrasi bile hiç yoktan iyidir. Irak halkı dün tarihinde ilk kez, gerçeğe yakın bir seçimde oy kullandı.İlk kez diyoruz çünkü Saddam'ın devlet başkanlığını yüzde 99'larla onaylayan maskaralıklara seçim denemezdi.Dünkü seçim, işgal altındaki bir ülkede süren ve seçime de kasteden şiddete, demokratik bir propaganda için elverişsiz ortama rağmen Irak'ın, hatta bölgenin kaderini değiştirecek bir başlangıçtır.İktidarı Sünni azınlığın elinden alan işgalle girilen süreci dünkü seçim meşrulaştırırken Irak'ın yeniden inşasını seçilmiş kadrolara devredecektir.El Kaide'ye bağlı gruplarla Baasçı Sünni güçler seçimi sabote etmeye ve halkı sandıklardan uzak tutmaya çalıştılar. Dün onlarca kişinin ölümü ile sonuçlanan saldırıları El Zerkavi'nin Irak El Kaide Cihad Örgütü üstlendi.Direniş Sünni kentlerinde etkili olmakla birlikte seçime katılma oranı ülke genelinde tahminlerin üstünde gerçekleşti.Bölgeyi değiştirirDün 275 üyeli ulusal meclis ile 18 il meclisi, ayrıca Kuzey Irak'ta 111 sandalyeli Kürt parlamentosu belirlendi. Ulusal meclis bu yıl anayasayı hazırlayacak ve devlet başkanının da içinde bulunduğu Başkanlık Konseyi'ni seçecektir.Yılın sonunda yabancı askerlerin Irak'tan çekilmesini de içeren bu takvimi Türkiye destekliyor. Amerika ve İngiltere, eğitim verdikleri Irak polis gücünün, geri çekecekleri koalisyon askerlerinin yerini alması konusunda anlaşmış bulunuyor.Irak'ı seçilmiş ulusal güçlere devretmeyi hedef alan süreci sabote etmeye çalışan El Kaide ve Baasçı güçler elbette teslim olmayacaktır. Çünkü bölgede Irak'ın demokratik bir rejime geçişinden hoşlanmayacak rejimler vardır.Irak'ın demokrasi yoluyla istikrarlı bir rejime kavuşması ve bu başarının bölgedeki öteki despotik yönetimleri de değişime zorlaması bizim de yararımızadır.Kürtler rahatlarsaTürkiye, Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt devleti kurulmasına yönelik niyetleri tehdit olarak algılıyor. Biz Irak'taki demokratikleşme sürecinin başarı yolunda katedeceği her adımın bu tehdidi gerileteceğine inanıyoruz.Kuzey Irak'taki yerel Kürt yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani üç gün önce Washington Post gazetesinde çıkan makalesinde şöyle diyordu:"Irak Kürdistanı liderliği, özgür, federal, çoğulcu ve demokratik bir Irak'a tam katılım konusunda büyük bir kararlılık içindedir. Özgür, çoğulcu, federal ve demokratik bir Irak'a ulaşılmasını yürekten destekliyoruz."Irak'ta kurulacak demokrasinin temsil adaleti ne kadar tatmin edici olursa Iraklı Kürtlerin bağımsızlık arayışı o ölçüde gerileyecektir. Kürtler, tehlikeli bir coğrafyanın riskleri ile yaşamaktansa güçlü bir bütünün parçası olmayı tercih edeceklerdir.Türkiye'nin menfaati, Türkmenlerin haklarını savunmak kadar Kürtlerin Irak yapısındaki beklentilerini desteklemekte yatıyor.

Devamını Oku