Dostluğu kurtarmak

22 Şubat 2005

Türk-Amerikan ilişkilerindeki kötüye gidişi kontrol altına alacak irade ne zaman harekete geçecek?İki ülke yönetiminin ilk adımı karşısındakinden bekleyen tavrı, durumu zorlaştırmaktadır. Bu bölgede ilişkileri risklere açık bir geleceğe terk ermenin kumar olduğunu, bundan iki tarafın da zararla çıkacağını görmemek mümkün mü?ABD Başkanı Bush ile Başbakan Erdoğan'ın Brüksel'deki NATO Zirvesi'nden birbirlerini anlamak ve uzlaşmak için yararlanmak isteyeceklerini bekliyorduk.Fakat bu beklenti boşa çıkmıştır.İki liderin görüşmesi sadece sekiz dakika sürmüş.. Bu görüşmenin tercüman aracılığı ile yapıldığı düşünülürse değerlendirilen zamanın yarıya ineceği, hal hatır sorup birkaç nezaket cümlesi ile tükeneceği bellidir.Görünen o ki temel sorun gündeme bile gelmemiştir.Karşıtlık Bush'a..Washington Türkiye'de yaygınlaşan Amerikan aleyhtarı havanın AKP iktidarının iç dinamiklerinden beslendiğine inanıyor.Amerikan Savunma Bakanı Yardımcısı Douglas Feith'in yankı yaratan açıklaması, tespitten çok talep içeriyor.Feith, Amerikan karşıtlığının kamuoyuna yayıldığı ülkelerle ilişkilerin gerçek anlamda sürdürülebilir olamayacağı mesajını verirken, bu durumu düzeltmek için AKP hükümetinden güçlü bir irade ortaya koymasını beklediklerini belirtmiştir.Düzeltmek lâzım ki, Türkiye'deki olumsuz hava Amerikan karşıtlığı değildir. Türk halkı cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana katedilen hemen her büyük hamlenin gerisinde daima ABD desteğinin bulunduğunu biliyor.Tepkinin kaynağı Bush politikalarıdır. "Tarih boyunca dünya kamuoyu ABD'ye karşı hiç bu kadar düşmanlık beslememişti" tespiti Başkan Carter'ın ulusal güvenlik danışmanlığını yapan stratejist Brzezinski'ye aittir.Hamle zamanıdırTürk halkının Bush yönetimine duyduğu güvensizliğin haksız olduğunu kimse söyleyemez.Amerika, PKK'yı Kuzey Irak'tan tasfiye edeceği vaadini tutmadığı gibi gücünü Kerkük'te olduğu gibi Türkiye'nin hassasiyetlerine rağmen Iraklı Kürtlerden yana kullanmıştır.Gerginliğin bu sorunları çözmeyeceği gibi Türkiye'nin büyük zahmetlerle elde ettiği istikrarı koruma çabalarına da yararı olmayacağı açıktır.Ayrıca NATO Zirvesi, ABD'den uzaklaştıkça AB katında daha muteber olacağımız hesabını doğrulamıyor. NATO'nun AB ülkeleri kanadı Irak konusunda Bush'a beklenenin ötesinde destek sözü vermiştir.Çünkü Irak'taki işgal süreci, yanlışları ve günahları ile geride kalmış, seçimle beraber özgür bir Irak'ın inşası dönemine girilmiştir.Savaştan uzak duran Türkiye, bu yüzden uğradığı kayıplan, şimdi yeni döneme aktif bir biçimde katılarak telâfi etme şansına sahiptir.Ortadoğu ve Irak'ta barış umutlarının canlandığı bir döneme girilirken AKP iktidarı Amerika ile sorunları çözmek için inisiyatif almalıdır.

Devamını Oku

Kalbinizle bakın!

21 Şubat 2005

Devlet ve SKK hastanelerinin tek çatı altında birleştirilmesi bir reformdur.Bu reform yurttaşlarımız kaliteli sağlık hizmetlerine kolayca erişebilsinler diye yapıldı. Gerekliydi..Ama dün başlayan uygulama cesaret kırıcı olmuştur. Eski düzeni bile aratan acemilik ve hazırlıksızlık en başta binlerce hastanın zihninde olumsuz bir reform tarifi yaratmıştır.Lütfen bugün birinci sayfamıza koyduğumuz fotoğraflara gözünüzle değil kalbinizle bakın..Bu insanlar, şöhret ve para vaat eden sabun köpüğü TV programlarının elemelerine başvurmuyorlar.Bu kuyruklar iş ve ekmek kuyruğu bile değil, hasta kuyruğudur..Reform işkencesiSSK'lı hastalar dün sağlık karneleri ve kimliklerinin fotokopilerini çektirerek kayıt sırasına girdiler. Sonra polikliniklere gidip muayene olmayı beklediler.Muayene olanlar, reçeteyi onaylatmak için başhekimin kapısında kuyruğa girdiler. Ağrısı, sancısı, yüksek ateşi ile bu işkenceye katlanabilenler, SSK ile anlaşmalı eczane bulabilmek için sokaklara döküldüler.Çünkü SSK eczanelerinden ilâç verme uygulaması bitmişti. Ama aşırı yüklenme bilgisayar sistemini çökerttiği için çoğu ilâcını alamadı. Bu yüzden kemoterapi tedavisinin yapılamadığı kanser hastaları bile oldu.Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, uygulamanın ilk günlerinde vatandaşların anlayış ve sabır göstermelerini istedi.Anlaşmalı eczanelerin de dün yapılan yeni sözleşmelerle 15 bin 500 arttığını bildirdi.Önce ilişki kalitesiOn binlerce hasta insana yaşatılan zulmün hiçbir özrü olamaz.Filozof ve gelecek bilimci John Naisbitt "21. Yüzyılın en heyecanlı keşfi teknoloji sayesinde değil, insan olma kavramının genişlemesi sayesinde olacaktır" diyor.İktidar, insanın değerini ihmal ederek sınıfta kalmıştır. Çünkü yurttaşla ilişkilerin kalitesi, ona sunulan hizmetin kalitesi kadar, hatta ondan da önemlidir.Türkiye'deki yozlaşma, insanları kendilerine zarar vermeyen kötülük ve aksaklıklara karşı duyarsız hale getirdi.Korumalı resmi lojmanlar, duvarlarla çevrili siteler, özel alışveriş merkezleri, özel okullar ve özel hastaneler, toplumsal duyarlılığı ve dayanışma alışkanlığı kaybolmuş bir toplumda kolonileşme süreci yaratır.VATAN dünkü acıklı tabloyu, yalnız yoksul yığınların meselesi olduğu için değil, millet bilinci ile bu ülkede yaşayan herkesin ortak sorunu gördüğü için gündeme getirdi.Hastaları acı çeken bir ülkede sağlık da, zenginlik de kalıcı olamaz. Bu çile hemen bitmeli!

Devamını Oku

Cevap yok!

21 Şubat 2005

Biliyorsunuz VATAN dün Başbakan Erdoğan'a, üç yazarının da desteğiyle manşetinden bir çağrı yaptı.Peş peşe patlayan yolsuzluk olayları toplumun ve onun aynası olan medyanın gündemini oluşturuyor. Tayyip Erdoğan da bu durumdan hoşnut değil.Gerginliği yalnız konuşma üslubunu etkilemekle kalmıyor, onu tutarsızlıklara, temel yanlışlara da sürüklüyor.Adana'da medyayı hedef alan sözleri neydi?"Varsa belge getirirsiniz, biz arkasını kovalarız. Kendi özel işleriniz için gelip bizimle konuşuyorsunuz. Elinizde belge varsa getirin, iktidarı gölgelemeyin.."Bu konuşma bir öğüt-talep içeriyordu: "Yazmayın, bize bildirin, halledelim.."Yanı sıra tehdit kokan bir suçlama:"Kendi işleriniz için gelip bizimle konuşuyorsunuz."Yanlış hesaplar..Birincinin cevabını emekleyen bir demokrasi bile verebilir: Medya ihbar yapmaz habercilik yapar. Haber ve bilgi demokratik toplumu besler, bu da bilinçli bir kamuoyu yaratır.İkinci nokta, sadece iddia sahibinin aydınlatacağı bir suçlama idi. Başbakan medyayı görevinden caydırmaya yönelik bir tehdide muhatap seçiyordu.Düşünülerek söylenmiş sözlerse bunlar iki hesaba dayanabilir:1. Topluma: Medya da temiz değil, istediklerini vermediğimiz için iktidara kara çalıyorlar. Yazdıklarına inanmayın..2. Medyaya: Bu işleri çok kurcalamayın, sizin de kirli çamaşırlarınız var, ortaya dökeriz sonra..Bilgilenmemiş bir toplumla yolsuzlukla savaşılamaz. Kirli ellerle temizlik yapılamayacağı için dürüstlüğüne gölge düşürülmüş bir medya ile de kamuoyu oluşturulamaz.Yolsuzluklarla mücadeleye gerçekten kararlı bir iktidarın görevi, dürüst medyayı ideolojisine bakmadan müttefik gibi görmektir. Gücünü kötüye kullanan kişi ve kuruluşlar varsa, bunların suç ve günahlarını bütün medyaya sıvamaya kalkışmak değil!Temizler bağırsınÖzel işleri için kapısını çalanlar kimlerdir, ne istemişler ve ne almışlardır; Başbakan'dan dün bu sorulara "namus borcu" olarak cevap istedik. Geç vakitlere kadar boşuna bekledik.Bu, havada bırakılacak bir iddia değildir.Başbakan "Bırakalım, biraz da onlar üzülsün" deyip kenara çekilemez. "Adaletsizliği önleyecek gücümüzün olmadığı zamanlar olabilir ama itiraz etmeyi beceremeyeceğimiz bir zaman asla olmamalı.."Erdoğan'ın tehdit içeren suçlamasını, bu ayıba bulaşmamış medya kuruluşları reddetmelidir. Biz reddediyoruz. İktidardan kendimiz için şimdiye kadar hiçbir şey istemedik, istemeyiz.Kendine güvenen gruplar da aynı teminatı halka vermelidirler. Evet, "Ben temizim" diye bağırmanın bir gönül yükü vardır.Ama ne yapalım, kirleneni gizleyerek temizlere dolaylı zarar veren bir zihniyetine karşı meşru savunma adına bu kadarlık bir fedakârlık kaçınılmaz oluyor..

Devamını Oku

Namus borcu

19 Şubat 2005

Başbakan'ın medya ile ilişkiler ve yolsuzlukla mücadele konularında temel bir yanlışı var.Adana'da "medya yazdı diye adam almayacaklarını" söylerken, basın özgürlüğünü demokratik toplumun vazgeçilmezi kabul eden bir siyasetçi gibi konuşmamıştır:"Varsa belge getirirsiniz, biz arkasını kovalarız. Kendi özel işleriniz için gelip bizimle konuşuyorsunuz. Elinizde belge varsa getirin, iktidarı gölgelemeyin.."En azından kendi iddiamıza sahip çıkma hakkımızla itiraz ediyoruz:1- Bizim özlemimiz, yolsuzluk batağından kurtulmuş bir ülkede yaşamak ve bu yöndeki çabaları desteklemektir; iktidarı gölgelemek değil.2- Görevimiz haber vermektir; hükümete muhbirlik yapmak değil.3- Medyayı toptan suçlayan bir başbakanın vebali, hiç bir gerekçe ile mazur görülemez. Özel işlerini konuşmak için kapısını çalan medya kuruluşlarını dinlemek, asıl kendisini hukuki, siyasi ve ahlâki sorumluluk altına sokmuştur."Açtırma ağzımı!"Değişim vaad ederek gelen Tayyip Erdoğan, Türkiye'deki yolsuzluk batağını derinleştiren alışkanlığı sürdürüyor: "Yazmayın, konuşmayın, yoksa ben de konuşurum!"Unutmamak lâzım ki "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" zihniyeti şimdiye kadar sadece "yılan"ların çoğalmasına yaramıştır. Başbakan bir namus borcu altına girmiştir."Kendi özel işleriniz için gelip bizimle konuşuyorsunuz" dediği medya kuruluşları hangileridir?Ne istemişler ve ne almışlardır?Açıklasın.. Yolsuzlukla mücadele fazilettir. Bu yolda uzlaşma olmaz. Tehdide dayalı mütarekeler yapılamaz.Gücünü dürüstçe "temiz toplum" hedefi için kullananları, hükümetten menfaat talep edenlerden açıkça ayırmayan bir üslup sorun çözemez.Susma hakkı yokTemizle kirlinin ayırt edilmediği bir ortam sadece yolsuzlukla beslenenlerin cüretini arttırır.Başbakan Erdoğan bunu bilmek zorunda değil mi?Vaktiyle ingiltere'de bir gazete "parlamenterlerin yarısı hırsız" diye yazmış. Parlamentodan baskı gelince sözde bir düzeltme yayınlamış ertesi gün:"Parlamenterlerin yarısı hırsız değil!""Eksik ihbar"ını, kelime oyunu yapmadan, yolsuzlukla mücadeledeki samimiyetini ispatlayacak bir açıklıkla tamamlamasını Başbakan'dan bekliyoruz.Bu konuda susma hakkı olamaz.Aksi halde iktidarın, kendisine zarar vermediği sürece kirlenmiş güçlerle bile dost olabildiği kanaati ortaya çıkar ki bu, asla yaşamak istemediğimiz bir sondur.

Devamını Oku

Kime emanet?

18 Şubat 2005

Laikliğin yasalarla korunmasına gerek kalmadığına ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı kaynadı gitti.Oysa enine boyuna tartışılması gereken bir mesele idi.Neyse ki Yargıtay Başkanvekili Osman Şirin bir panelde "Mahmut Esat Bozkurt bütün saygınlığıyla 79 yıl boyunca hükümranlığını sürdürdü. Geçmiş dönemi sonlandırıyoruz. Şimdi yeni dönem başlıyor" dedi de konu yeniden güncelleşti.Ankara Üniversitesi Senatosu "Sayın Şirin'in kapandığına işaret ettiği dönem, bağımsız laik Türkiye Cumhuriyeti dönemidir" diye tepki gösterdi.Cumhurbaşkanı Sezer de, Medeni Kanunu'nun kabulünün 79'uncu yıldönümü mesajında Şirin'e dolaylı bir gönderme yaparak "Atatürk devrimleri, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli yapıtaşlarıdır" dedi.Faşizm ve şeriatAcaba gerçekten demokratik cumhuriyetin temeli olan laiklik, toplumun bilinçli sahipliğinden daha fazla bir koruma tedbirine ihtiyaç duymuyor mu?Demokrasi, kendisini yok etmeyi amaçlayan niyetlerin ifade edilmesine, iş şiddet ve zor kullanma çizgisine dayanana kadar özgürlük mü tanıyor?Hayır Avrupa demokrasileri faşizme karşı kendini yasal yaptırımlarla koruyor, Avrupa Birliği Avusturya'da olduğu gibi ırkçı söylemlerine rağmen seçilmiş siyasetçilerin bile iktidarını önleyebiliyor.Türkiye'nin şeriatçı tehdide karşı toplumsal güvenceleri, Avrupa ülkelerinin ırkçı tehditler karşısındaki durumundan daha mı güçlü?Demokrasi, düşmanlarının merhametine terk edilemeyeceği gibi sırf ona inanan yığınların bilincine de emanet edilemez. Çünkü bu anlayış çatışma doğurur.Güvence kalmazLaikliği savunanlara "dinsiz" diyen biri, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca bir oy farkıyla suç işlememiş sayılmıştır."Laiklik dinsizliktir" demek düşünce açıklamak mıdır? Hayır..Çünkü bu toplumda kin ve düşmanlık yaratma kasti taşımıyorsa ortada onaylanmayacak bir cehalet var demektir.Laiklik, dinsizlik veya dini inkâr etmek değildir. Dünyanın her yerinde laik denince, dine inanan, fakat dinin devlet düzenine temel yapılmasına karşı çıkan insanlar akla gelir.Laik insanlara "dinsiz" suçlamasının yapılabildiği bir ortamın sebep olabileceği felâketlere Sivas katliamı dahil yığınla örnek vardır."Laiklik dinsizliktir" suçlamasının özgürlük sayıldığı bir düzen, laikliği savunanlara tehdit ve baskı iklimi getirebilir. O zaman laiklik, toplumun sahipliğinden de mahrum kalabilir.Laikliği savunmak, kişisel riskler almayı gerektiren bir kahramanlık olmamalıdır.Yargının görevi toplumda kutuplaşmalara imkân vermemek olmalı..Düşmanlık özgürlük değildir.

Devamını Oku

Mumcu: Etki-tepki

17 Şubat 2005

Madencilik birikim ve donanım ister, define avcısına bir kazma bir kürek yeter.AKP'den ve bakanlıktan istifa eden Erkan Mumcu maden mi işletecek, define avcılığı mı yapacak?Türkiye'de iyi işletilirse büyük siyasi kazanç getirecek bir maden var: Muhalefet..Son seçimde, yolsuzluğa bulaşan partilere yönelen öfke AKP'yi tek başına iktidara getirmiş, siyasi muhalefeti tasfiye etmiştir.Bu boşluk, ekonomik krizden çıkmaya çalışan ülkenin istikrarına katkı sağlayarak yararlı bile olmuştur. "Milli Görüş" kökeninden kaynaklanan şüphe ve korkulan göğüslemekte, IMF ile yapılan anlaşmaları tavizsiz yürütmekte ve AB hedefine yürümekte Tayyip Erdoğan'ın gösterdiği cesaret, iktidarını güçlendirirken partisine de kurumlaşma yolunda sınıf atlatmıştır.Ama siyaset akıntıya karşı yüzmeye benziyor. Durduğunuz zaman geriye düşersiniz.Neyin davacısı?Hükümet AB'yi unuttu gibi. Bu büyük bir motivasyon kaybıdır.Yorgunluk, Irak ve Kıbns politikalarında kendini hissettirmeye başlamıştır.Devlet kurumlarındaki kadrolaşma, bu kadroların da yolsuzluğa bulaştığını gösteren son olaylarla daha rahatsız edici olmaktadır.Amerika karşıtlığında Türkiye'yi "dünya birincisi" yapan tahriklerin iktidar kaynaklı olması, istikrarın dış kaynaklı desteğini tehlikeye düşürecek boyuta ilerlemektedir.Bu gelişmeleri kaygıyla izleyen büyük bir toplumsal muhalefet var Türkiye'de ama parti olarak sahibi yok.Erkan Mumcu'nun uyanıklığı, işte bu boşluğu keşfetmesidir. Ama istifasına Başbakan'la aralarındaki dünya görüşü farklılığının sebep olduğu iddiasına hak vermek için sebep bulunmuyor. Tersine, türban konusunda çıkan haberler talihsizliği olmuştur.O, türban yasağını kaldırmak için anayasa değişikliği talep ederken Başbakan "peruk taksınlar" diyebilmiştir.AKP'yi silkeler mi?Topluma sunacağı siyaset seçeneği buysa merkez sağda nasıl bir yer bulacak ve solcu liberalleri de çağıracağı bir partiyi nasıl kuracak?Ortada gezinen "görüş ayrılığı" masalı Mumcu'yu define avcısı rolüne iteliyor.Siyasi yeni bir hareketin davaya, projeye ve hedeflere ihtiyacı vardır. Mumcu, kaç mumluk bir ışık verecek; bekleyip göreceğiz.Ama Tayyip Erdoğan şöhretini hak ediyorsa o, bu serden hayır çıkarmak için erken davranacak, son seçimde zahmetsiz konduğu defineyi kaptırmamanın tedbirlerini alacaktır.Çünkü AKP iktidarına karşı birikmiş muhalefeti önemsememek, vebal doğuracak siyasi bir körlük olur.Yakın gelecekte, din referanstı politikalardan ve IMF'yi kızdıran teşvik açılımlarından uzaklaşan, AB hedefini canlandıran ve partide liberal eğilimleri Milli Görüş'e ezdirmemeye önem veren farklı bir AKP görebiliriz.Bu tahmin değil istikrar duacısı bir temennidir.

Devamını Oku

Belâlı mahalle

16 Şubat 2005

Dünyanın en belâlı coğrafyasının haydutları olarak adlandırılan İran ve Suriye ortak cephe kurdu.Bu iki ülke ABD ve israil tarafından tehdit ediliyor.Çünkü İran, Rusya'nın desteğiyle sahip olduğu nükleer teknolojiyi atom silâhı üretmek amacıyla kullanma suçlamasına hedeftir.Terör devleti şöhretini düzeltmeye çalışan Suriye'nin çabalan da, Lübnan'ın eski Başbakanı Hariri'ye yapılan suikastın faili olarak suçlanması nedeniyle ağır darbe yemiştir.Suçlanan iki ülke Türkiye'nin komşulandır. O nedenle ister ABD'nin, ister BM şemsiyesi altında uluslararası camianın alacağı askeri veya siyasi önlemler Türkiye'nin menfaatlerini doğrudan etkileyecektir.Türkiye bölgede barış istiyor. Çünkü çıkarımız, ihtilâfların askeri güce başvurulmadan çözülerek refahı yaygınlaştıracak ekonomik ilişkilerin gelişmesindedir.Atom bombalı komşuFakat 11 Eylül'den sonra kendine güvenini yitirmiş Amerika'nın ve terörden bunalmış İsrail'in sabırsızlığı, Irak'ta olduğu gibi erken ve yanlış bir müdahale sonunda yangının bütün bölgeye yayılacağı korkusunu uyandırmaktadır.Nitekim dün iran'ın güneyindeki Bu şehr eyaletinde kurulan nükleer reaktöre yakın bir patlama dünyayı ayağa kaldırdı. Sonuçta patlamanın ABD veya İsrail kaynaklı bir saldın olmadığı anlaşıldı ama bir dinamit deposu üstünde yaşadığımız gerçeğini de bize hatırlattı.İran-Suriye ittifakı, Türkiye'yi en kötü senaryolara hazırlıklı olmaya mecbur ediyor.İsrail Dışişleri Bakanı Şalom, İran'ın altı aya kadar atom bombası imal etme teknolojisine sahip duruma geleceğini iddia etti dün.Şimdi belli çevreler, yükselen Amerikan karşıtlığından da yararlanarak atom silâhına sahip bir komşuyla ne olursa olsun hasım olmamayı iktidara telkin ermeye çalışacaklardır.Oyuna gelmeydimBu tür ideolojik tuzaklara karşı kendini koruyacak güvencelere Türkiye sahiptir ama bir tereddüt görüntüsü bile vermemelidir.Masumiyetini kanıtlamadıkça Suriye, edindiği teknolojiyi nükleer saldırı silâhı için kullanmayacağını garanti edene kadar da İran, gerçekten Türkiye'nin dostu olamaz. Ama bu ülkelere hasım olmak mecburiyeti de yoktur.Türkiye, bölgedeki rakipsiz konumundan yararlanarak kullanacağı gücü ile hem ABD'yi Irak'tan sonra sürüklenebileceği yeni bir bataktan, hem İran'la Suriye'yi kaçınılmaz bir yıkımdan koruyabilir.Askeri güç, daha önce terörle bağlantısı olmayan Irak'ı terör cehennemine çevirdi ve bu ülkeyi İran'ınkine benzer bir rejimin eşiğine getirdi.Türkiye ABD'yi uluslararası camia ile işbirliğine ikna edebilir.Sovyetler Birliği gibi bir nükleer süper gücü bile dize getiren caydırıcılığın İran'a karşı işe yaramayacağına kim karar verebilir?

Devamını Oku

Cesur bir adım gerek

15 Şubat 2005

Yemişler mi, yememişler mi, yargılama sonunda belki açığa çıkacak.Ama devletin soyulduğu şimdiden belli.. Devletteki gelenek, ciddiyet ve seviye kaybını gösteren gizli telefon kayıtlan, çürümenin vahametini yeteri kadar açığa vuruyor.Enerji ihalelerindeki yolsuzluk soruşturması kapsamında kaydedilen bazı telefon konuşmalarını dün CNN Türk yayınladı.Şirketine Enerji Bakanlığı'ndan iş kotarmaya çalışan CHP'den transfer AKP'li milletvekili Cemil Kaya, EÜAŞ Genel Müdür Yardımcısı Servet Üst'ü arıyor. Servet Üst "Babacığım sen zamanında ilgilenecektin" diye treni kaçırdığından dem vurunca milletvekili Kaya üsteliyor:"Patrona söylesek.. Yukardakine şöyle bir şey yapabiliriz he?."Ne dağıtıyor bu?Başka bir telefon kaydında EÜAŞ Genel Müdürü Önder Piyade ile işadamı İbrahim Selçuk var. Konu yine ihale..Piyade: "Konuştum, ben sana söylüyorum. Hatır için ben kim olursa olsun tamam. Kuzgun onun.. İster teklif versin, ister vermesin; tamam mı?"Selçuk: "Tamam abicim.."Piyade: "Kuzgun onun, Urfa şeyin.."AKP'nin övündüğü hizmete ehil kadrolar içinde yer alan bu iki yüksek bürokrat "AK Enerji Skandali" bağlamında tutuklanmıştır.Önder Piyade, atama kararnamesi Cumhurbaşkanı tarafından üç kez veto edildiği halde işin başına vekâlet "hile-i şer'iyye"siyle oturtulan kişidir. Bu ısrarın siyasi sorumluluğu yok mu?Önder Piyade ifadesinde "milletvekilleri dahil pek çok kişinin kendisini aradığını" iddia ediyor.Cemal Kaya dışında kimdir bu siyasetçiler?Sözün bittiği yerBaşbakan Erdoğan, suçlananlar kendi atadıkları bürokratlar da olsa operasyonların sonuna kadar götürüleceğini söylüyor.Acaba bunu inanarak mı söylüyor?Son olay AKP'yi yaralamıştır. Turizm Bakanı Mumcu'nun bakanlık görevinden ve AKP'den istifasıyla başlayan kanama kontroldan çıkabilir.Cesur bir adım gerekiyor; o da Erdoğan'ın seçimde verdiği sözü tutması ve milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmak için hamle yapmasıdır.Çünkü siyaset zırhtan soyunmadıkça yolsuzluk bataklığı kurutulamaz. O kadar da değil; resmin bütün parçalarına ulaşma engeli nedeniyle yargı, önüne gelen yolsuzluk davalarında sağlıklı karar da veremez.Dokunulmazlık yalnız temizliğin değil adaletin de engelidir!

Devamını Oku