Pis gol...

2 Mart 2005

Kemal ve Yavuz Uzan'la Hakan Uzan bir buçuk yıldan beri aranıyor ve bir türlü yakalanamıyor.Haklarında "binlerce yıl" hapis istemli onlarca dava bulunuyor ve bu sanıkların Ürdün'de barındıkları bilindiği, bu istihbarat Interpol tarafından doğrulandığı halde Türkiye'ye teslim edilmeleri talebi sürekli uyutuluyor.Ürdün dost bir ülke. Ama Kral Abdullah ile Hakan Uzan'ın okul arkadaşlığına dayanan bir dostlukları da var. Kral, uluslararası hukuk ile özel dostluğun yüklediği "vefa borcu" arasında sıkışmış olabilir deniyor.Kralın, özel yaşama ait görüntüleri kasete kaydedip arşivleme merakına sahip Uzan'lara, çiftliklerindeki misafirliği sırasında "koz" vermiş olabileceği ihtimali de hep zihinlerin bir kenarında saklı kaldı.Fakat Ürdün'ün koruyucu tavrı konusunda şimdi "üçüncü bir ihtimal" daha belirmiş bulunuyor:Uzanlar'ın kaçırdıkları büyük para birikimini Ürdün'de tuttukları ve bu sermaye gücünün onlara koruma sağladığı.."Yurt dışına kaçanların ya ölüsünü ya da dirisini er geç mutlaka getireceğiz."Adalet Bakanı Cemil Çiçek, devlet üslubuna pek uymayan bu çağrıyı ikinci defadır yapıyor. İktidardaki asabiyeti yansıtan bu sözlerin sebebini bugün VATAN'ın manşetine çıkan haber açıklıyor:Uzanlar, TELSİM'e el konulmasından sonra, yabancı operatörlerdeki alacaklarının Ürdün'deki hesaplarına aktarılmasını sağlamışlar.İmar Bankası'ndaki çifte kayıt oyununu TELSİM'de de oynamışlar, sattıkları bazı telefon numaralarını kayıt dışı tutmuşlar.Kayıt dışı telefonlarla 200 milyon dolar, yabancı operatörler yoluyla da 11 milyon dolar kaçırmışlar."Uzanlar İmar Bankası'ndaki çifte kayıt sistemiyle devleti 5 milyar doların üstünde zarara soktu. Onun yanında devede kulak sayılacak bir para niçin iktidarda daha büyük öfke yarattı?" diye sorabilirsiniz.Çünkü son soygunlar, bu iktidarın atadığı yöneticilere rağmen ve onların acemiliğinden yararlanılarak gerçekleştirilmiştir.Tıpkı İmar Bankası'na atanan denetçilerin gözü önünde hayali Hazine Bonosu satılarak 22 bin ailenin dolandırılması gibi.."Her serde bir hayır vardır" derler.Uzanlar'dan yediği bu "pis gol" onları yurda getirmek konusunda iktidar üstünde kamçı etkisi yaratacaktır.Tavşana kaç, tazıya tut..Cumhurbaşkanı Sezer, öğrenci affı yasasını veto etti.On binlerce genç üstünde bu vetonun yaratacağı hayal kırıklığının sorumluluğu AKP'ye aittir.Çünkü yasa, kamuoyuna yansıyan adından da belli olduğu gibi bir af getirmektedir. Anayasa'nın 87'nci maddesi de af yasalarının meclisten beşte üç çoğunluk oyu ile geçebileceğini hükme bağlamaktadır.Yani ortada bir kötü sürpriz yoktur, iktidarın bile bile yaptığı bir matematik yanlış vardır.Aslında bu af girişimi ile iktidar akademik hayata kabul edilemez bir müdahalede bulunmuş, bu günahı da "mahcup" bir yaklaşımla işlemiştir.Çünkü affı meclise getirmiş, fakat mecliste sahip olduğu yeterli çoğunluk ile icraatının arkasında durmamıştır.Şimdi Cumhurbaşkanı Sezer'e karşı açılacak kışkırtma ve kötüleme kampanyalarının hiçbir inandırıcılığı olmayacaktır.Yanlış da olsa bu af artık çıkmak zorundadır. Gençlerin hayalleri ve umutları ile bu kadar oynanamaz.İktidar grubu "tavşana kaç, tazıya tut" oyunu peşinde değilse milletvekillerini ikinci görüşmede yasaya sahip çıkmaya ikna etmek zorundadır.

Devamını Oku

Hızlanmış ölüm

1 Mart 2005

Ülke yönetmek için yalnız cesaret ve iktidar gücü yeterli olmuyor. Acemi iktidarların tek boyutlu icraatları "hızlandırılmış tren" kazalarını hayatın birçok alanında tekrar tekrar karşımıza getiriyor.AKP iktidara geldikten sonra rakıya yüksek vergiler koydu. Büyük şişesi 22,5 YTL olan rakıdan devlet 14,7 YTL vergi alıyor.Bu politika devletin vergi gelirini yükselttiği gibi "haramla mücadele"nin laik yöntemi olarak muhafazakâr iktidara ideolojik tatmin de sağlıyor.Maliye Bakanı Unakıtan ne demişti: "Bizim 'Bu ürünler sağlığa zararlı, almayın' diyecek halimiz yok. Zam yaparak insanların bu kötü alışkanlıktan kurtulmasını istiyoruz!"Gerçekten de istatistiklere bakıldığında 2003 yılında 70 milyon litre olan rakı tüketiminin şimdi 44 milyon litreye düştüğünü görüyoruz.İktidar bu politika ile rakı tüketimini mi azalattı? Halkın sağlığını mı korudu? Hayır..Pusudaki şişeler..Tüketim azalmadı, sadece üretim el değiştirdi. Mafyaya 500-600 milyon dolarlık bir alan açıldı. Piyasaya kaçak rakı doldu.Ve Maliye Bakanı'nın koruduklarını sandığı tiryakilerden beşi, kaçak rakıdan zehirlenerek öldü. Hastaneye kaldırılan 18 kişinin de hayati tehlikede..Ölümle şaka olmaz ama şeytan dürtüyor:Yeşilaycılar meyhaneleri geziyorlarmış. Yaşlı bir kadın bir masaya yaklaşıp elindeki pankartı göstermiş "okuyun şunu" demiş.Kıdemli akşamcı sesli olarak okumuş: "İçki yavaş yavaş öldürür!"Sonra kadehini kaldırıp kadına "Zaten bizim de acelemiz yok hemşire" deyip kadehi yuvarlamış..Rakı tiryakilerinin bu tesellisi de kalmadı. Çünkü vergi yoluyla yürütülen alkolle mücadele politikası, hızlandırılmış ölümler getirecektir.İstanbul'daki olay nedeniyle varlığı tespit edilen "metil alkol"lü zehir şişeleri hangi meyhane ve bakkalda kurbanlarını bekliyor; bilinmiyor.Acil tedbir lâzımSosyal politikaların araçları başka, ekonominin aletleri başkadır. Karıştırıldığı zaman sağlığı korunanlar ölür, ekonominiz de topladığınız vergiden daha büyük hasar görebilir.Ölçüsüz zam, içenleri ya ithal içkilere veya daha ucuza satılan kaçak rakıya yöneltecektir. Yanlışta ısrarın bir noktada üzüm bağlarının ekonomik değerini kaybederek sökülmelerine kadar dayanabileceği unutulmamalıdır.Her ülkede ağır alkollü içkilere yüksek vergi uygulanır. Ama bizde sınır aşıldı. İktidar hiç değilse bundan sonra yeni vergi koymamalıdır. Ayrıca İçişleri ve Sağlık bakanlıkları, kaçak üretim ve dağıtımla mücadele edecek bir örgüt kurmalı, açıkta içki satışı yasaklanmalıdır. Efe Rakı ve Burgaz Rakı bilyeli kapak kullandıkları için şişeleri yeniden doldurulamıyor. Aynı güvence Tekel rakılarında sağlanmalı.Tiryakiler de ilk duyumu koklamadan ve alıştıkları tadı bulmadan yutmamalılar.Tabii "sağlığa" içmek istiyorlarsa!

Devamını Oku

Süslenmiş zehir

28 Şubat 2005

Almanya'da muhalefetteki Hıristiyan Demokrat/Hıristiyan Sosyal Birlik (CDU/CSU) partileri parlamentoya bir karar tasarısı sundu.Karar tasarısı "24 Nisan 1915 tarihinde Ermenilerin sürgüne uğramalarının ve katledilmelerinin 90'ıncı yıldönümü vesilesiyle anılması" başlığını taşıyor.Tarihi gerçekleri utanmazca tahrif eden Ermeni kaynaklı iddiaları parlamento kararı ile onaylatma amacı güden bu öneri sanki "Siyaset karakteri bozar" diyen Bismark'ı kendi ülkesinde doğruluyor..Çok sayıda yabancı tarihçinin de onayladığı gibi tehcire yol açan olaylar, Birinci Dünya Savaşı sırasında Doğu'daki Osmanlı Ermenilerinin işgalci Rus ordusuyla işbirliği yaparak kurdukları çetelerle Osmanlı ordusunu arkadan vurması ile başlamıştır.Van'da çıkanlan isyanda Ermeni çeteleri Müslüman halkı katlettikten sonra kenti Rus ordusuna teslim etmiş, 21 Nisan 1915'te Rus Çarı Nikola "Rusya'ya yaptıkları hizmetler" nedeniyle Van'daki Ermeni komitesine teşekkür telgrafı göndermiştir.İftiraya Alman desteğiOsmanlı hükümetinin, isyancıların acilen savaş bölgesi dışına gönderilmesini öngören 24 Nisan 1915 tarihli kararı, devletin varlığını koruma amaçlı meşru bir tedbirdi.Tehcir sırasında meydana gelen elim olaylar iki tarafın da ödediği bedellerdir.Bu süreçte insanlık suçları işlenmiş midir, bunlar kasıtlı, planlı cürümler midir; buna siyasetçiler değil, tarihi belgelere dayanarak bilim adamları karar verecektir.Alman ana muhalefetinin hamlesi, gerçeği bilimsel zeminlerde arama iyi niyetine ve adalet duygusuna indirilmiş ağır bir darbedir.Geçen yılın temmuzunda Ermeni-Türk Platformu iki ülke tarihçilerini Viyana'da bir araya getirmiş, taraflar arasında belgeler değiş tokuş edilmişti.Ermeniler, mayısta yapılacak ikinci toplantıya katılmayacaklarını bildirdiler. Çünkü Türkiye'ye karşı esen uluslararası rüzgârlar gerçeği aramıyor. Muhalefetteki Alman siyasetçiler nefrete hizmet ediyor.AB yoluna taş koymakÖneri iyi süslenmiş bir zehir tabağını andırıyor. "Karşılıklı barışmaya katkıda bulunmak" bahanesi altında Türkiye, planlı bir soykırım cürümü işlendiği konusunda itiraf tuzağına çekilmek isteniyor.Alman muhalefeti, bu tarihi ihtilâfın parlamento kararı ile çözülmeyeceğini bilmiyor olamaz. Amaç "Türkiye'nin AB yoluna bir taş da biz koyalım" iki yüzlülüğüdür.Bu meselenin tartışıldığı forumlarda söz dönüp dolaşır hep aynı yere gelir:"Suçu kabul edin, Osmanlı'nın üstüne atın, özür dileyin kurtulun.."Ben de böyle durumlarda daima Amerikalı tarihçi Jastin McCarthy'nin vurguladığı namus borcunu hatırlarım:"Türkiye bu iddiaları yalan olduğu için reddetmelidir. Türkler yararlarına görünse bile rahatlamak uğruna atalarını feda etmeyeceklerdir!"

Devamını Oku

Böyle seçim olmaz

27 Şubat 2005

Millet hem özgürlük, hem güvenlik istiyor. Polisten yansıyan sesler ise sanki bizleri seçim yapmaya zorluyor:"Kadromuz, araç ve teçhizatımız yetersiz. Maaşlar düşük, moralimiz bozuk. Elimizi kolumuzu bağlayan yeni yasalarla suçları önlemek imkânsız. Ya özgürlük ya güvenlik.."Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek dün verdiği mülakatta bu yakınmalara atasözü ile cevap verdi:"Mazeret terazisinin tartamayacağı hiçbir günah yoktur!"Devletin insan hakları temelindeki kazanımları feda ermeden asayişi, can ve mal güvenliğini sağlamak zorunda olduğunu savunan Adalet Bakanı, Türkiye'ye özgü çelişki kabul edilemeyeceği itirazını şu soruyu sorarak ortaya koydu:"Bu yasalarla Avrupa'da güvenlik sağlanıyor da Türkiye'de niye sağlanmasın?"Yanlış teşhis konuyorTürkiye yolunu seçmiştir. Artık falakaya yatırıp itirafların alındığı, yargı kararı olmadan evlerin, işyerlerinin arandığı günlere geri dönülemez.Asayiş bozuldu ise sorumluları bunun sebebini yeni yasalarda arama kolaycılığından vazgeçip, hak ve özgürlüklere zarar vermeden güvenliği sağlayan ülkelerin standartlarını ülkeye kazandıracak çareleri üretmek için çaba harcamalıdırlar.Adalet Bakanı dün doğru bir şey daha söyledi:"Daha yürürlüğe girmemiş yasaları konuşuyorlar. Oysa şu anda o yasa yok. Eski uygulama devam ediyor. 1 Nisan'da yürürlüğe girecek yasa mı ocak ayındaki suç oranını artırdı?"Gitgide büyüyen bir asayiş sorunu var ülkede. Bu sorunun bağımsız olarak ele alınması gerekiyor. İnsan hakları polisin yeterliliğine endekslenemez. Adalet Bakanı haklı. Ama polisi yeterli hale getirmenin sorumluluğu da iktidar olarak kendilerinin omuzlarındadır.Başbakan Etiyopya'ya!Başbakan geçen gün "Asayiş sorunu MGK gündemine gelmedi" dedi. Korkarız bu gidişle asayiş, milli güvenlik sorunu boyutuna yükselecektir.Çünkü hırsızlık, kapkaç ve gasp olaylarındaki tırmanış insanlarda kendi güvenliğini sağlama alma ihtiyacı doğurmaya başlamıştır.Bunun devamı silahlanmadır.Hukukçular, eve giren hırsızı vurmanın suç olmamasını öneren eski polis yöneticilerini kınıyorlar. Fakat herkes bilmeli ki bu görüş toplumda yabancı atılmayacak genişlikte taban buluyor.Hükümet soruna acil çözümler getirecek kararları en kısa zamanda almalı ve toplumu çaresizlik ve güvensizlik duygusundan kurtarmalıdır.Yazık ki bu haftadan pek hayır yok. Çünkü Başbakan önümüzdeki beş günü Afrika'da geçirecek.Herhalde giderken bize biraz daha sabır önerecek!

Devamını Oku

Uyanın artık!

26 Şubat 2005

Gizli ilişkilerin hukuka baş eğdirdiği, kurnazlığın akla ve vicdana meydan okuduğu bir düzen, insanlara mutluluk veremez.Türk halkının mutsuzluğu ve siyaset kurumuna duyduğu güvensizlik sebepsiz değildir.Siyasetçilerin karıştığı yolsuzluklara duyulan tiksinme duygusu ve öfke son seçimde ilâhi bir sel gibi eski partileri silip süpürdü ve sırf "yeni" olduğu için AKP'yi iktidara getirdi.Fakat yeni iktidarın bu büyük krediyi niçin aldığını farkettiği görülmüyor.Geçmiş iktidar mensuplarından hesap sormakta gösterdiği kararlılığı, kendi dönemini koruyacak adımlan atmakta tekrarlamıyor.Seçimden önce, milletvekili dokunulmazlığını kaldıracağına Tayyip Erdoğan söz vermişti. İktidara geldikten sonra "kurt masalları" ile bu borcu uyutmaya, unutturmaya çalışıyorlar.Sebepler birikiyorHiç bir demokraside devlet, sade vatandaş yargıya hesap verirken aynı suçlamanın hedefi olan bir bakanı, milletvekilini veya bürokratı mahkemeden kaçıramaz.AKP bu kafa ile farklı olduğuna halkı inandıramayacaktır. Onu iktidara getiren sebepler, yeni yolsuzluk iddiaları ile "götürecek sebepler" olarak birikecektir. Birikiyor da..Dokunulmazlık zırhından vazgeçmeyen bir iktidar kendine güvenmiyor demektir. Böyle bir iktidarın yapbğı her akçalı icraat, hele işin içinde veya kenarında siyasetçi varsa halkta soygunun devam ettiği şüphesi uyandıracaktır. O siyasetçi aklansa bile insanlar "kılıfına uydurmuşlardır" diyecektir.Özelleştirme İdaresi, Kütahya Şeker Fabrikası'nı Torunlar Gıda adlı şirkete sattı. Sözleşme imza edildikten sekiz gün sonra Torunlar Gıda payının yarısını, AKP milletvekili Vahit Kiler'in de ortağı olduğu kardeşine ait şirkete devretti.Niye baştan birlikte girmediler ihaleye? Acaba bir perdeleme mi var?Simdi halk "hayırlı işler" mi diyecek, yoksa "bal tutan parmak yalar" mı diyecek?Sen de mi Brütüs?Yolsuzluklara karşı topyekün bir mücadeleye girmek gerekiyor ve siyasi muhalefete de sürükleyici bir rol düşüyor.Yazık ki o yönden de şanssızız.İşte mide bulandıran bir sinek hikâyesi..Eski Türk İş Başkanı ve CHP milletvekili Bayram Meral Ankara'nın prestijli bir alış veriş merkezinde 535 bin dolara iki dükkân almış.Benzerleri için ayda 2500 dolar ödenen dükkânları Bayram bey oğlunun şirketine 150 milyon liraya kiraya vermiş.Baba-oğul Meral'lerin bu şekilde stopaj ve gelir vergisinden 17-18 milyar lira avantaj sağladıkları hesap ediliyor.Buna değer mi bilmiyoruz.Baykal'a rakip olan belediye başkanını ihbar eden CHP yönetimi şimdi Bayram Meral'den hesap soracak mı; onu da göreceğiz!Siyasete güvensizlik rejim sorunu haline gelmektedir. Bu gerçeği görmemek gaflettir.Çatı çöktüğü takdirde dokunulmazlıkların kendilerini korumayacağını siyasetçiler tahmin edemiyor mu?Dileriz daha çok geç kalmadan uyanırlar!

Devamını Oku

Geç kalıyoruz

25 Şubat 2005

Suçlardaki hızlı artış, namuslu insanların hayatını her gün biraz daha daraltıyor.Siyasi iktidarın gündemi toplumdan farklı olduğu için hırsızlık, kapkaç ve gasp gibi suçlar, otorite boşluğundan yararlanarak av sahasını devamlı genişletiyor.Emniyet Genel Müdürlüğü bir araştırma yapmış. Kapkaç suçlarının yüzde 70'inin örgütlü olduğu belirtiliyor. İşsizlik ve yoğun göç bu örgütlerin ekmeğine yağ sürüyor.Aynı araştırma kapkaç olaylarının mağdurlar için yüzde 5 ölüm, yüzde 52 yaralanma ve yüzde 9 oranında sakat kalma riski doğurduğunu ortaya koyuyor.Tehlike gözümüzün önünde büyürken tedbir almasını beklediğimiz kişi ve kurumlar sadece mazeret üretiyor: "İşsizlik ve yoksulluk suçları artırıyor. Geçim sıkıntısı çeken polis de hem moral açıdan hem de sayıca yetersiz olduğu için mücadelede etkinlik sağlanamıyor.."En acil sorunumuzBöyle savunma olmaz. Vatandaşın can ve mal güvenliğini korumak devletin bir numaralı varlık nedenidir.Şu anda özellikle büyük kentlerde çetelerin oluşturduğu tehdit, denk bütçe yapmaktan, Kıbrıs sorununu çözmekten, türbana çıkış yolu aramaktan daha önemli ve öncelikli bir sorun haline gelmiştir.İşsizliğe çare bulacağımız ve polisimize insanca yaşayabileceği maaşları ödeyeceğimiz güne kadar can ve mal güvenliğine sahip olamayacak mıyız?Dikkat.. Çeteler, devletten daha hızlı örgütleniyorlar: Beyoğlu Kaymakamı'nın oğlu bir gasp olayının mağduru oldu. Canını zor kurtaran gencin sabıkalılar albümünden teşhis ettiği suçlulardan birini polis yakaladı. Sanığın avukatı, polis tutanağından öğrendiği telefon numarasını çevirerek mağdurla temasa geçti. Avukat, telefona çıkan kişinin mağdurun babası olan Kaymakam olduğunu bilmiyordu.Suçluyu kurtarmak şartı ile çalınan telefonu geri vermek konusunda uzlaşma sağlandı ve avukat sözleşilen yerde telefonu teslim ederken suçüstü yakalandı.Yönetme becerisi yetersizGörüldüğü gibi çeteler hukukçu desteği alacak, onlardan kendi kuralları ile yararlanacak aşamaya gelmişlerdir.Peki iktidar ne yapıyor? Otuz bin üniversite mezunu alınacak, bunlar altı aylık bir eğitimden geçirildikten sonra polis yapılacak.Şüphe edilmesin ki o güne kadar örgütlü suçlar, bu takviye ile baş edilemeyecek boyutlara çıkacaktır.Sorun, yönetme beceresindeki yetersizlik ve eldeki gücü motive etme konusundaki tecrübesizliktir.Bundan bir ay önce, sabahtan akşama kadar kışlada bekletilen üç bin Çevik Kuvvet polisinin niçin İstanbul'da devriye hizmeti için değerlendirilmediğini sorduğumuzda idareciler "haklısınız" demişlerdi.Ama sokakları çetelerden geri almak için hiçbir şey yapılmadı.İktidar, güvensizliğin götürücü etkisini bakalım koltuklar sallanmaya başlamadan önce fark edebilecek mi?

Devamını Oku

Güvensiz cennet

24 Şubat 2005

Türkiye'yi en kestirme yoldan turizm kurtaracak. Ama bunu herkesin anlaması gerekiyor.Anlamak yetmiyor, otelcisinden esnafına ve polisine kadar tüm vatandaşların sorumluluk duygusu ile rol üstlenmeleri gerekiyor.İngiltere'nin saygın gazetelerinden The Guardian'ın gezi editörü Nick Hall'ün dünkü makalesinde anlattığı "Türkiye macerası" korkarız milyonlarca dolar harcayarak yaptığımız turizm reklâmlarının etkisini yerle bir etmiştir.İngiliz gazeteci bir bara götürülüyor, kazıklandığını hissedince hesaba itiraz ediyor. Bellerindeki silâhları teşhir eden sekiz iri yarı adam küçük bir büroya çektikleri gazetecinin kredi kartlarını kopyalayıp cebindeki tüm parayı alıyor.Nick Hall'ün yazdığına göre polis aşamasında durum daha da kötüleşiyor:"Bana paranın ancak yarısını alabileceğimi söylediler. Tahmin ediyorum diğer yarısının kendi paylarına düştüğüne karar verdiler!"Gün doğarken Sultanahmet'teki oteline dönen gazeteci, kredi kartlarını iptal ettirmeyi akıl ediyor. Ama hiçbir otel görevlisini, lobideki telefonu kullandırmaya ikna edemiyor.Yazının finali bir felâket:"Ertesi gün Boğaz'ı gören bir restoranda kızarmış midye yedim. İki kıtanın ve kültürlerin birleştiği bu kentin tadını çıkarmaya çalışırken bile birilerinin beni dolandırmaya çalıştığı korkusundan kurtulamadım.."Bütün bunlar bir ihanet zinciridir.Esnaf, polis ve otelci motiflerinden oluşmuş bu öykü, zebanilere teslim olmuş bir cennet görüntüsü sergiliyor.Bu ülkenin işsiz gençleri her yıl "turizm patlayacak" umudu ile yaşıyorlar.Ama yazık ki sadece kendi elimizle kendi kurtuluş yolumuza koyduğumuz dinamitler patlıyor!Hastane reformu!Vakıf Gureba'da çalışan bir uzman hekim bana bir mektup yazmış.Asıl Başbakan okumalı:"Bugüne kadar özel sektörde hiç çalışmadım. Hiçbir hastadan da para almadım. Maaşımla güçlükle geçiniyorum. Tek kazancım fakir fukaranın dualarıydı.Son üç günde aldığım beddualar ise beni çıldırtacak noktaya geldi. Hepsini (SSK ve devlet hastanelerini birleştiren) bu reformu yapanlara havale ediyorum.Eskiden hastaya bakar reçetemi yazardım. Şimdi 5 tane evrak doldurmak zorundayım. Bilgisayar gelecek, yardımcı personel verilecek dediler. İkisi de yok ve hastalar her şeyden bizi sorumlu tutuyorlar.Bu mu sağlık devrimi?Sonunda bunlar 'sağlığın ticareti olmaz' diyen benim gibi doktorları devletin hastanelerinden kaçıracaklar. O zaman ne mi olur?'Hastanesiz devlet' reformu gerçekleşir, parası olmayanlar da ölür.."Başbakan acele tedbir almalıdır. Hastalardan sabır göstermelerini istemek büyük bir gaftı!

Devamını Oku

Yerinde hamle

23 Şubat 2005

Başbakan, Türk-Amerikan ilişkilerindeki olumsuz gidişe Washington'un beklediği müdahaleyi yaptı.AKP Meclis Grubu'ndaki konuşması, iktidarın yalnız Amerika ile ilişkilere verdiği önemi vurgulamakla sınırlı kalmadı, iyi ilişkilerin devamını güvence altına alacak şartları hatırlatması bakımından uyarıcı da oldu.Washington, Ankara'daki büyükelçiliği aracılığı ile, AKP'nin "yakın ilişkiler içinde" bulunduğunu düşündüğü iki gazete (Yeni Şafak ve Star) için hükümete şu ricayı iletmişti:"Bu iki gazetede ilişkilere ciddi zarar veren haberler ve suçlamalar yer alıyor. Amerikan karşıtlığının kamuoyunda güçlenmemesi yönündeki iradenizi, iki gazeteye yakınlığınızı kullanarak yansıtmanızı ve anlatmanızı memnuniyetle karşılarız."Başbakan iki "nokta hedefe yönelik bir telkin yapmış mıdır, bunu bilmiyoruz. Ama gruptaki konuşması çok daha adil ve Türkiye'nin itibarını koruyucu üslupta olmuştur.Çünkü ilişkilere zarar veren kışkırtıcı, küstah ve saldırgan yayınlar Amerikan medyasından da gelmiştir."Her iki ülke kamuoyunu oluşturan basın yayın organlarının, özellikle de nezaketsiz ve ölçüsüz tavırlardan uzaklaşmalarında yarar gördüğümüzü belirtmem gerekiyor.."Başbakan medyaya bu mesajı verirken, belli ki ilişkileri zehirleyen asıl sorunun çözüm yoluna girdiği inancından da güç almıştır.Türkiye Irak'ın bölünmemesini, petrolün tüm Irak halkının ortak zenginliği olmasını, tüm etnik ve dinsel kesimlerin kurulacak demokratik yapıda adil biçimde temsil edilmesini istiyor.NATO Zirvesinde Başkan Bush aynı Irak vizyonunu garanti ettiğine göre yeni bir başlangıcın yolu açılmıştır.Olumsuz hava, ekonomideki istikrar sürecine zarar verecek ciddi bir risk faktörü idi.Başbakan'ın dünkü hamlesi yararlı olmuştur.Kim yalan söylüyor?"Yalan, yanlış haberler uydurmanın anlamı yok!"Devlet ve SSK hastanelerinin birleşmesi ardından ortaya çıkan acı verici insan manzaralarını konu alan haber ve yorumlara Başbakan dün bu sözlerle tepki gösterdi.Başbakan'a dostça önerimiz, kendisine haber taşıyan kadrolu posta güvercinlerini derhal değiştirmesidir. Demokratik bir ülkede aklın yolu resmi raporlara değil medyaya inanmak gerektiğini gösterir.Hele böyle bir olayda.. Çünkü doğruyu yansıtmayan gazeteyi okuyucu bir daha almayarak cezalandırır.İktidarın da menfaati medya ile paraleldir. Medyayı kamuoyunun sesi olarak görmeyen ve yanıltıcı resmi raporlarla her şeyi toz pembe görmek isteyen iktidarların kaderi de gözden düşmektir.Biz bu reformun yararını inkâr etmedik. Yaptığımız şey, böylesine önemli bir reform adımını yeterli hazırlığı tamamlamadan hayata geçirme yanlışını eleştirmekti."Hızlandırılmış tren" aceleciliğinin acemiliği bu reformda da tekrarlandı.Başbakan halka telkin ettiği sabrı, kendi bakanlarından talep etsin.Kafa koparmaktan söz ediyor ya; hazırlığını tam yapmadan düzeni değiştiren adamlarının kafasını koparsın!

Devamını Oku