Başbakan yine talihsiz şeyler söyledi. Medyayı, "Türkiye'yi Avrupa'ya, dünyaya ihbar etmek"le suçladı.Temel yanlışı, bize Türkiye'ye ait hataları sansür etme misyonu telkin etmesidir. Sanki istediği şu:Polis aşırı güç kullanabilir ama medya "dış düşmanlara koz vermemek" adına üç maymunu oynamalı, görmemeli, duymamalı, itiraz sesi yükseltmemelidir."Kadınlar Günü 8 Mart'tı. Gösteri 6 Mart'ta oldu. Basın bunu niye düşünmüyor?" diye soruyor.İzinsiz gösteriye katılanların polis tarafından uygulanan aşırı şiddeti hak ettiklerini mi söylemeye çalışıyor?Hiç kimse kamu düzenini sağlamakla görevli polisin izinsiz gösteriyi önleme amacına eleştiri yöneltme-miştir. Kınanan, kamu düzeni için tehdit niteliğini kaybetmiş, yerde yatan bir kadına tekme atılmasıdır. Bu, düzen sağlamak değil hınç almak, ceza vermektir.Hiçbir mazereti olamaz.İktidar geç kaldıİktidar, medyayı "dördüncü güç" olarak gören uygar bir anlayışa sahip olsa ve bu yanlış karşısında derhal vatandaştan yana tavır koyabilseydi dış kaynaklı protestolara muhatap olmaktan kendisini de ülkeyi de koruyabilirdi.Başbakan'ın olaya yaklaşımı, AB'ye girme iradesinin yeterli bilgi, inanç ve ruhtan yoksun bulunduğunu açığa vuruyor.AB ile bizim seçtiğimiz yaşam biçimi, günahlarımızı saklamaya ve bu şekilde dolaylı olarak yanlışlarımıza koruma sağlamaya izin vermiyor."Dünya duymasın"mış..Hayır, onun yerine dünyaya rezil olmamıza sebebiyet veren suçlar, günahlar işlenmesin!Artık sınırlar kalktı, iyi ki kalktı. Uluslararası medya dünyanın her yerinde her olayı anında izleyip uluslararası topluma duyuruyor. Yani İstanbul'un ortasındaki olaydan haberdar olmak için dünya medyasının bizim ihbanmıza ihtiyacı yoktu.Sansür çağı bittiAyrıca bugünün dünyasında hiçbir kötülük, savaş ortamında bile gizli kalmıyor. Ülkenin menfaati yanlışı saklamak değil, bilgilendirilen kamuoyunun gücü ile yanlışlardan arınmaktır. Bunun sigortası özgür medyadır.Ebu Gurayb'da savunmasız esirlere uygulanan işkence ve aşağılama Amerika'ya karşı büyük bir muhalefet doğurdu. Kimse medyayı "düşmana koz vermek"le suçlama cesareti gösteremedi. Çünkü o görev yapılmasaydı Amerika sansür altında çok daha ağır günahlara ve savaş suçlarına batardı.Türkiye, çağdaş hakların güvence altına alındığı bir düzene önünde sonunda kavuşacaktır. Reformları hızla yapan irade, o reformları hayata geçirecek zihniyet devrimini biraz zaman da alsa gerçekleştirecektir.Polis aşın şiddet kullanmamayı öğrenecektir.Ama korkarız iktidarların medyayı yönetme ve baskı kurarak terbiye etme hevesinden vazgeçtiği günlere ulaşmak daha uzun zaman alacak!
Türkiye'nin müzakere tarihi aldığı AB zirvesinde çeşitli dillerde "Türkiye'ye Evet" pankartlarının kaldırıldığı Avrupa Parlamentosu var ya...O parlamentoyu oluşturan bütün siyasi gruplar, İstanbul'daki Dünya Kadınlar Günü gösterisine müdahale eden polisin, özellikle yerde yatan bir kadını tekmelemesi olayını peş peşe protesto ettiler.Dostlarımızı ve o dostlukların dayandığı güven duygusunu kaybetmekte eşi olmayan bir ülkeyiz..Parlamento Başkanı Borrel "Olayın sorumlularının cezalandırılmaması halinde Türkiye'nin, zaten ipotekli olan üyelik sürecine hiç de olumlu olmayan bir giriş yapılacağını" söylüyor.Hükümet ne yapacak?Türkiye'den istenen, gösteri özgürlüğü adına sokakların anarşiye terk edilmesi değil, kamu düzeninin korunmasında sınırın aşılmamasıdır. Tehdit edici bir etkinliği kalmamış, yerde yatan bir kadının tekmelenmesi hiçbir bahane ile savunulamaz.Hükümet, bu olayın sorumluları hakkında AB'nin tepkisini beklemeden harekete geçme basireti gösterebilse, Türkiye'nin imajına zarar veren bu kampanya önlenebilirdi.İktidar "sorumluların cezalandırılması" taleplerine direnmemelidir. Çünkü savsaklama tavrı, şiddeti bireysel suç olmaktan çıkarıp kurumsal bir politika görüntüsüne sokacaktır.AB'ye gerçekten girmek istiyorsak halkın arzusu yermez, kurumları da topyekûn içine alan bir değişim iradesi gerekir.Manisa'da liseli gençlere işkence yapmaktan sanık polislere devlet yıllarca tebligat yapamadı. Maaşını ödediği memurunun adresini bulamadı. Aynı komedi oynanmamak.Avrupa normları, ülkesine zarar veren bir olayın en uçtaki küçük sorumlusunu cezalandırmakla kalmaz, en tepedeki siyasi sorumlusunu da bedel ödemek zorunda bırakır.Bir AB ülkesinde olsaydı İçişleri Bakanı çoktan istifa ederdi.Türkiye'de kentleri suç örgütleri teslim almış, can ve mal güvenliği kaybolmuş durumda. Ama İçişleri Bakanımız kale gibi duruyor.Van'da bir uyuşturucu sanığı karakola yapılan silâhlı baskınla kaçırıldığı halde ne Bakan'ın aklına istifa etmek geldi, ne de Başbakan'ın aklına istifasını istemek..Avrupa Birliği sayesinde inşallah yakında onu da öğreneceğiz!Bakan'dan açıklamaOrman Bakanı Osman Pepe dün telefonla arayarak Çanakkale'de tek taraflı yanlış bir iş yapmadıklarını anlattı.Bölgenin düzenlenmesi sırasında ortak bir hatıranın varlığını bilen bir saygı içinde hareket ettiklerini, Avustralya basınındaki tepkinin eksik bilgilenmekten kaynaklandığını belirtti.Bakan'a göre Gelibolu'daki Anzak Koyu'nda her yıl 20 bin Avustralyalı ve Yeni Zelandalı, savaşta ölen yakınları için tören yapıyorlar. Yolun yetersizliği nedeniyle tören alanına kadar 4-5 km. yolu yürüyorlar.Pepe "Yolun genişletilmesine iki ülkenin büyükelçilerinin oluru ile karar verip başladık. Şehitlerin hatırasına saygısızlık anlamına gelecek en küçük bir kusur işlenmesine izin vermiyoruz, vermeyiz" dedi.Yayınlar üzerine Bakan büyükelçilere "isterseniz durduralım" önerisini getirmiş. Onlar da "Devam edin" demişler.Bakan Pepe'ye duyarlılığından dolayı teşekkür ediyorum.
Çanakkale Savaşı bir kahramanlık destanıdır. Türk'ün yenilmezliği yanında onun sevgi dolu yüreğini de temsil eder.Tarih bundan 90 yıl önce Gelibolu'da sanki bir fazilet sahnesi oluşturmuş, dünyanın en cesur, en mert askerlerini karşı karşıya getirmiştir.İngiliz Uluslar Topluluğu 210 bin, Türkler 190 bin şehit vermiş ama iki taraf da birbirine alışılmış anlamda "düşman" gözüyle bakmamıştır.Karşılıklı hayranlıktan, iki tarafın torunlarına adetâ bir silâh arkadaşlığı dostluğunun mirası kalmıştır.Her yıl olduğu gibi önümüzdeki 25 Nisan'da da 20 bin kadar Avustralyalı, burada savaşan ve ölen dedelerini anmak için Çanakkale'ye gelecekler.Hiç olmamalıydıGelibolu tarihi milli parkı içindeki Anzak Koyu'nda girişilen yol yapım çalışmaları, Avustralya'da hassasiyet yaratmış, medya "Türkleri durdurun" kampanyası açmıştır.Çanakkale'de yaşayan Avustralyalı tarihçi Bill Sellars, milli park içindeki Anzak Koyu için "Burası 1. Dünya Savaşı'nın en iyi korunmuş savaş alanlarından biriydi. Eski Gelibolu'yu görenler şimdi tanıyamaz" deyince kıyamet kopmuştur.Bu haklı bir hassasiyettir. "Çanakale bizim, dilediğimizi yaparız" diyemeyiz.Evet Çanakkale, Mehmet Akif'in dediği gibi "toprağı sıksan şehit fışkıracak" bir yerdir. Bu durumun bize yüklediği sorumluluk bu kutsal mirasın güvencesidir. Ama yine de bu tepkiye hedef olmamayı başarmalıydık.Kazılan tepelerin molozu Anzak Koyu'nun plajına yığılıyor ve o toprakların kucakladığı kahramanların rahatsız edilmeleri riski söz konusu oluyorsa, karara onlar da ortak edilmeliydiler.Atatürk'ün vasiyetiUnutmayalım ki bu yalnız bir insanlık borcu değil, Atatürk'ün Anzaklara Türk Milleti adına verdiği bir güvence, bize de vasiyetidir. İşte Atatürk'ün Çanakkale'de hayatını yitiren yabancı askerlerle ilgili sözleri:"Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar!Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz.Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır.Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır."Hükümet bu sorunu gecikmeden çözmelidir.Çanakkale destanını yaratan ortak hatıranın zarar görmemesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.
Bu ülkenin eğitimine ve idaresine "dayak cennetten çıkmadır" sözü yön verdi yıllar yılı.Şiddetin egemen olduğu bir cehennemi böyle inşa ettik!Türk halkı AB üyeliğini niçin öteki Avrupa halklarından daha fazla istiyor?En önemli sebebi, devletten "insan gibi muamele" göreceği umududur.Avrupa Birliği dün bu umudu boşa çıkarmadı. AB Komisyonu, Dünya Kadınlar Günü nedeniyle İstanbul'da düzenlenen gösterilerde polisin aşırı güç kullanmasını kınadı."Troyka" toplantısı için Ankara'ya gelen AB dönem başkanı Lüksemburg'un Dışişleri Bakanı Asselborn, önümüzdeki dönem başkanlığı devralacak İngiltere'nin Avrupa Bakanı McShane ve AB Komisyonu'nün genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn bir ortak açıklama ile "kadınlara ve gençlere vuran polis görüntülerinden şoke olduklarını" ifade ederek, bu olayların tekrar yaşanmaması için tedbir alınmasını hükümetten talep ettiler.Ne egemenliği?Olay üzücüdür çünkü, Avrupa değerlerini içselleştirecek kültürel kalitenin çok uzağında olduğumuz için AB'ye alınmamıza muhalefet eden güçlerin ekmeğine yağ sürdük.Sevindirici yönü vardır çünkü, devlet yetkisi kullananlar, halka insan muamelesi yapmamaktan doğan suçların içerde örtbas edilemeyeceğininihayet anlayacaklardır.AB, uluslararası hukukun güvence altına alındığı bir dünyadır.Bu uygarlığın katılımcı toplumlara sağladığı en büyük kazanımlardan biri "vatandaş benim değil mi, ister sever, ister döverim" zihniyetine son vermesidir.AB yetkililerinin sert eleştirilerini ve "bir daha olmasın" uyarısını Dışişleri Bakanı Gül itirazsız kabullendi.Bu tutum Türkiye'nin insan haklarına saygıyı temel alan bir egemenliğe ulaşma iradesi olarak desteklenmelidir.Öğ-re-ne-ce-ğiz!Polis Avrupa'da da izinsiz gösterilere müdahale ediyor. Direnme ve şiddetle karşılaştığı zaman zor kullanıyor.Ama bizde gereksiz ve ölçüsüz şiddet var. Yerde yatan kadınlara bile copla vurma ve tekme atma görüntüleri hemen her olayda ekranlara yansıyor.Polisin psikolojisi sanki kamu düzenini sağlamak değil de mahkemelerin nasılsa serbest bırakacağı "suçlu"yu hemen orada cezalandırmak!AB dünyası daha önce bu görüntüleri "üçüncü bir ülkenin ibret manzaraları" olarak izliyordu.Artık, içine alacağı bir toplumun mutlaka tedavi edilmesi gerekli hastalığı olarak görüyor ve müdahale ediyor.Polis de bu ülkenin vatandaşı.İnsan haklarına ne kadar saygı gösteriyorsa kendisinin de o kadar saygı göreceğini anlayacaktır.
Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi. Beyhude figanlar yine, beyhude eninler..Polis Akademisi öğretim üyesi Doç. Dr. Mesut Bedri Eryılmaz'ın 1 Nisan'da yeni TCK ve CMK'nın yürürlüğe girmesiyle değişecek yaşamımız hakkındaki öngörüleri korku verici.Tevfik Fikret'in yüz yıl önce yazdığı yukarıdaki dizeler, isyan ifadesi ve pişmanlık itirafı olarak galiba yeniden güncelleşecek..Doç. Dr. Eryılmaz şöyle diyor:"Önce hiçbir hak ve özgürlük vermedik, şimdi hepsini birden veriyoruz. Bazı ceza maddelerimiz AB ülkelerinden daha ileride. Vur deyince öldürdük. Bu yasalar polisin keyfi davranışlarının önüne geçiyor. Ama boşluk da bırakıyor. Bu boşluğu şimdi suçlular dolduracak. Polisi cezalandırmaya kalkan yasama ve hükümet aslında vatandaşı cezalandırmış olacak.."Sorguda sanık öldüren polisten yetkileri sıfırlanmış bir polis düzenine mi geçiyoruz 1 Nisan'dan itibaren?Doç. Dr. Eryılmaz bunu söylüyor.İpin ucu kaçtı mı?"Polisin gözaltına almak istediği kişiyi savcı serbest bırakınca polis bir daha adam yakalamayacaktır. Suç soruşturma eğitimi almamış 3 bin savcı (en az 15 bin olması gerekiyor) bu işin altından kalkamayacağı için oluşan otorite boşluğundan suçlular yararlanacak, vatandaşlar da mağdur olacaktır."Adalet Bakanı Çiçek "mazeret aramasınlar" diye polisi eleştirdi ama yükselen itirazlara kulak vermekte yarar vardır.Çünkü asayişi sağlamak için dışarıdan polis getirtecek değiliz.Doç. Dr. Eryılmaz'a göre suçla mücadele amacı ile kişi hak ve özgürlükleri arasındaki denge bu yasalarda kurulamamıştır."İnsan hakları fanatizmi" polisin yetkilerini kısayım derken sıfıra indirmiş ve büyük güvenlik boşluğu yaratmıştır. Örnek mi:"İngiltere'de terör şüphelisi ilk 48 saat avukatıyla, 36 saat de yakınlarıyla görüştürülmez, bilgi sızmaması için. Bizde ise böyle bir sınırlama yok.."Asla geç değildir..Uyarılar ciddiye alınmalı. Çünkü Türkiye zaten şu anda asayiş durumu rezalet bir ülke. Caniler, gaspçılar, hırsızlar, kapkaççılar, zehir satıcıları kentieri av sahası yaptılar.İstanbul Ortaköy'de bir hafta önce iki aracın kovalayıp kıstırdığı bir otomobilin içindeki iki kişiye tam 40 kurşun sıkıldı. Katiller hâlâ bulunamadı.Ankara'da otomobil hırsızları, kendilerini gören bir bakkal çırağını tanık bırakmamak için kalbinden bıçakladılar.1 Nisan'a bu havada giriyoruz.Yani asayiş şahtı, şahbaz olacak!Doç. Dr. Eryılmaz, önümüzdeki on yıl asayiş konuşacağımızı iddia ediyor. Güvenlik seçim kozu olacak, partiler seçimlerde "güvenliğinizi biz sağlarız" diye oy isteyeceklerdir.Böyle giderse istedikleri oyu da alacaklardır. Can korkusu başka şeye benzemez.İktidar "hızlandırılmış tren faciası" tecrübesini yeniden yaşamamak için komplekse kapılmadan yanlışları düzeltme ve eksikleri giderme basiretini göstermelidir.İnsan hakları ile asayiş arasında denge kurmak sürekli bir arayıştır."Tükürdüğümü yalamam" veya "ok yaydan çıktı" demek olmaz!
Türkiye, siyasi şarta bağlı olduğu için ABD'nin 1 milyar dolarlık hibe yardımını kullanmadı.Bu günleri de gördük, şükür.."Türkiye'yi dış baskılara mahkûm eden mâli bağımlılıktan kurtulduğumuz günleri görmek kısmet olmayacak mı?" diye kederlenen kuşaklar gözü açık gitmeyecek.ABD yönetimi Irak savaşının başında Türkiye'ye 1 milyar dolar hibe (bağış) ödeneği ayırmıştı.Türkiye'nin Irak'ta ABD ile işbirliği yapması ve IMF programına uyması koşuluna dayalı hibe anlaşması iki ülke arasında imzalanıp yürürlüğe girdiği halde Ankara parayı kullanmadı.Hükümet ABD ile işbirliğinden ve IMF programına uymaktan vazgeçtiği için yapmadı bunu, sebep siyasi koşullu yardımın kamuoyunda yarattığı hassasiyetti.Yalnız haysiyetli bir tavrı sergileme cesareti göstermiş olmak değil ekonomik olarak bu gücü kazanmış olmaktır asıl mutluluk. Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher dün durumu "Türklerin ekonomiyi ne kadar iyi yönettiğinin bir yansıması" olarak değerlendirdi.Dünya Bankası Türkiye Temsilcisi Andrew Vorkink de "Türkiye'nin bu hibeye ihtiyaç duymaması ekonomisinin ne kadar sağlam olduğunu gösterir" dedi.Siyasi bağımsızlığın ekonomik güçle şaşmaz ilişkisini gösteren bu tecrübe, reformlar sürecinde hükümeti teşvik edecektir.Bundan sonra önemli olan mali disiplinden kopmamak, kazanmaya başladığımız gücü içerde ve özellikle dış ilişkilerde doğru kullanmaktır.Yüzde yüz enflasyonla 70 sente muhtaç olduğumuz dönemleri unutmayalım. 1980 öncesi Lüksemburg'un 1 milyon dolar borç vaadine bayram etmişti bu ülke.Bugün 1 milyar dolar bağışa "no, thank you" diyebiliyorsak bu yalnız hükümetin kararlılığı ile değil bütün ulusun ortak fedakârlığı ile inşa edilmiş bir güçtür. İktidar bu gücü sorumlu kullanmalıdır.Kendine güveni artan bir Türkiye'nin barışa ve refaha daha fazla hizmet edebildiğini dünyaya göstermelidir.Bu ülkede yedek olmazBaşbakan milletvekili transferlerine çare arıyor. Seçimlerde "yedek milletvekilleri"nin seçilmesini öneriyor.Yani ölenin, devamsızlıktan üyeliği düşenin, hatta partisinden istifa edenin yerini yedekleri alacak.Olur mu? Kimse beklemesin. Çünkü yedeklerin meclise girebilmek amacıyla neler yapabileceğini tahmin etmek için siyaset yapmaya bile ihtiyaç yok. Politikada yeteri kadar entrika var.Kanlısı da eksik kalsın!
Devlet ve toplum hayatı boşluk kaldırmaz. Otorite kaybolduğu zaman yerini kanunsuzluk, ahlâksızlık ve cahil cüreti doldurur.Bedelini de halk öder.AB gibi büyük bir medeniyet projesine kendini odaklamış olan Türkiye'nin insanlarını, alt yapısını kurmadan işlettiği "hızlandırılmış tren"de telef etmesi, kaçak rakı içirerek zehirlemesi, patlayan ruhsatsız LPG'li arabalarda öldürmesi elemli bir çelişkidir.Kamu düzenini sağlamaya yönelik yasal tedbirler bizde "yasakçı zihniyet" diye aşağılandığı, boş vermişlik de tembel bürokrasinin işine geldiği için hayatın her alanını kanun dışı, ahlâk dışı unsurlar dolduruyor.Kaçak rakıdan zehirlenerek ölenlerin sayısı 21'e ulaştı. Ruhsatsız LPG'li araçların patlamasından ölenlerin sayısı çok daha fazla. Bu alandaki tedbir ve denetim boşluğunun nelere mal olacağı bilinmiyor muydu?Halimiz acıklı bir komediyi andırıyor. Temel mezar taşını kendi yazdırmış: "Fenayım dedim inanmadınız. Ölüyorum dedim inanmadınız. Eee ne oldu?!"Ölümlerden sonra uyandırılan devlet otoritesi olumlu etkilerini hemen göstermiştir. Polis ruhsatsız LPG'li araçlan trafikten men ediyor. Bu durumdaki araçlar güvenliğini garanti edecek istasyonlara akın ediyor.Aynı şekilde içki kaçakçıları zehir şişelerini yol kenarlarına terk ederek yasal sorumluluktan kurtulmaya çalışıyor.Çağdaş devlet, denetim eksiğinin sebebiyet verdiği felâketleri beklemez. O hep uyanık olmak ve böyle felâketleri önlemek için otoritesini kesintisiz kullanmak zorundadır."İlle ölmek mi lâzım" manşetimiz bir eleştiridir.Dileğimiz ödenen bu bedelin kısa zamanda unutulmaması, halkın hayatı ile kumar oynayarak kazanç peşinde koşanların hiçbir zaman takipsiz bırakılmamasıdır.Fethullah Hoca'nın hamlesiCumhuriyet'te çıkan "Fethullah Gülen'in 40 yıllık arkadaşı Nurettin Veren anlatıyor" başlıklı yazı dizisi mahkeme kararıyla durduruldu.Üzüntüm, basın özgürlüğünün geleceği ile kaygılardır.Merakım ise konuşmayı çok sevdiğini verdiği peş peşe mülakatlarla kanıtlamış olan Fethullah Hoca'nın hakkındaki iddiaları cevaplamak yerine niçin susturma yolunu tercih ettiğidir."Hoca, cevap vermekte zorlanacağı ithamlarla karşı karşıya kalacağından korktu" şüphesi şimdi merakı artıracaktır.Tedbir kararına itirazı şimdi başka bir mahkeme inceliyor.Hoca'nın hamlesi geri tepebilir. Bu bir tahmin değil, özgürlük dileği..
Güçlü liderlerin ortaya çıktığı dönemlerde unutulur ama Türkiye siyasetinin en temel sorunlarından biri "lider sultası "dır.Bizim parti liderleri seçilmiş krallar gibidir. Seçmenlerini parti içinde kendileri seçerler ve hayat boyu egemenliklerini böylelikle güvence altına alırlar.Halk öylesine bıkmıştır ki bu oyundan, parti kongresinin tasfiye edemediği başarısız lider seçim zamanı partisiyle beraber sandıkta cezalandırılır.Bu müeyyide bile partileri miadı dolmuş liderlerden kurtaramıyor. O yüzden köklü partiler sönüyor ve rejim, acemi demokrasilerde olduğu gibi, yeni partilerle kendine çıkış yolu arıyor.Dar kadrocu anlayış yalnız Baykal CHP'sinin hastalığı değil. Siyasi ve bürokratik atamalarda iktidarın kullandığı ölçüler AKP'nin de aynı hastalığa pek erken yakalandığını gösteriyor.Baskı boğuyor..Lider sultası, partileri ve meclisteki gruplarını boğuyor.. Açın kapıları, pencereleri, içeri en azından temiz hava girsin!.Ama hayır, bizde sadakat önemlidir. Eleştirinin, daha yüksek sorumluluklara talip olmanın cezası vardır. Ya uslu çocuk olacaksın veya çekip gideceksin..AKP ve CHP'de görülen istifalar, demokrasi kriterlerinin altına düşen oksijen eksiğinin sonuçlarıdır.Geçmişte parti parti dolaşan milletvekilleri istifa müessesesini kirletmiştir, doğru ama o fırdöndüler yüzünden istifa hakkı siyasetçinin elinden alınamaz. Çünkü bu hak öz savunma aleti olduğu gibi muhatapları üzerinde terbiye edici etkisi olan bir siyasi tavırdır.İstifayı özel çıkar uğruna kötüye kullananlara karşı müeyyide halktır."Şark kurnazlığı"AKP, istifa eden milletvekillerinin ilk seçimde başka bir partiden aday olmalarını önleyen bir anayasa değişikliği üstünde CHP ile uzlaşma anyor.Tayyip Erdoğan ile Deniz Baykal'ı ortak menfaatleri, böyle bir ayıbın zemininde buluşturabilir mi? Grupları üstünde esaret kurma gücüne utanmadan talip olurlar mı?Hazırlığa AKP milletvekili Ersönmez Yarbay'dan cesur bir itiraz geldi dün:"İstifa yasağı, demokrasiye de insan haklarına da aykırıdır. Baskıcı bir anlayışın yansımasıdır. Bu bir şark kurnazlığı teklifidir."Her parti, özellikle de iktidar ilkeli olmalı.CHP'den istifa eden dört milletvekilini bağrına basan AKP, istifanın yanlış ve kötü bir iş olduğunu kendi milletvekilleri kaçmaya başladıktan sonra mı fark etti?Siyasetin demokrasi ahlâkı ile ilgili eksikleri büyüktür.Ezici çoğunluğa sahip AKP iktidarı ülkeye hizmet etmek istiyorsa Partiler ve Seçim kanunlarının özlenen değişikliklerini gerçekleştirmek için gücünü kullanmalıdır.Milletvekillerinin ayaklarına pranga takmak suçtur!