Demokrasi suçu

26 Mart 2005

Gelişmiş demokrasilerde vaad ettikleri hedefleri gerçekleştirmek için; geri toplumlarda ise egemenlik alanlarını korumak, mümkünse başkalarını da egemenlikleri altına alabilmek için.AKP ve CHP'nin milletvekili transferlerine çare bulmak yolunda vardıkları uzlaşma bir demokrasi suçudur. Demek ki demokrasimizin ilkel hırslarla bozulmuş kalitesini AB motivasyonu bile yükseltmeye yetmiyor.Partilerin belli şartlarda Hazine'den yardım almaları yasal bir hak. Bu yıl meclis dışındaki bir parti en az 3 milletvekili transfer ederse 2 trilyon 200 milyar lira, 10 milletvekili sınırına ulaşırsa 6 trilyon 700 milyar lira almaya hak kazanacak.AKP'den ayrılan Erkan Mumcu'nun hedefi, ANAP'ı mecliste 10 üyelik bir temsil gücüne ulaştırmaktır. Önümüzdeki hafta 5 veya 6 CHP milletvekilinin SHP'ye geçeceklerine dair yaygın söylentiler de vardır.Menfaat işbirliğiBu ortak tehlike, iktidar ve ana muhalefet partilerini, ANAP ve SHP'nin yolunu kesmek amacında işbirliğine götürmüştür.Yasa çıkarıp parasız bırakacaklardır onları.Hedef milletvekillerini lider sultasına boyun eğen kapı kulları olmaya mecbur etmektir.Parti üst yönetimlerinin vardığı bu uzlaşmaya oy verirken AKP ve CHP milletvekilleri kendilerini de bağlayacak olan bir teslim belgesi imzalamış duruma düşeceklerdir.Bu tedbirin parti içi muhalefete ve yeni siyasi oluşumlara karşı bir gasp ve tuzak olduğunu bilmeden veya bile bile parmaklarını kaldıracaklardır.Teşebbüsün ayıbını ve zararlarını CHP Genel Başkanı Baykal'a anlatma olanağı yoktur artık. O rakibini partiden atıyor, muhalif saydığı il yönetimlerini görevden alıyor.AKP'nin CHP ile işbirliği, aralarında anlamlı bir fark olmadığının kanıtıdır.Diktatörlük olurTransfer yakın geçmişte yaşanan çirkinlikler, demokrasinin kendini savunma ihtiyacına karşı bahane olarak kullanılamaz.Yoldan çıkmış bir lidere milletvekillerini boyun eğmeğe zorlayan her tedbir demokrasiye karşı suçtur. Bu yol kapanır, yeni oluşumların yolu tıkanırsa demokrasi olmaz, diktatörlük olur."Üç kişi bir araya gelip Hazine'den çuvalla para götürecekler!"Hayır yargı denetliyor. Erbakan bu yüzden hüküm giymedi mi?Ya partilere hazine yardımı toptan kaldırılmalı ve AKP 32, CHP 18 trilyon liradan vazgeçmeli ya da yeni oluşumların yasal haklarına dokunulmamalıdır.Biz, özel kişilerin yardımıyla ayakta duran ve onlara borçlanan partiler istemediğimiz için Hazine yardımının yaranna inanıyoruz.Ve bu hakkın siyasi gücü ele geçirenler tarafından gasp edilmesinin siyaseti yozlaştıran bir demokrasi suçu olacağını biliyoruz.Kim kimi zehirledi, önemli değil.AKP ve CHP milletvekilleri demokrasiyi düşünmüyorlarsa, ellerini kaldırmadan önce kendilerini düşünsünler. O bile kurtarır!

Devamını Oku

Kararlılık gördük

26 Mart 2005

Dün ilk kez Başbakan Tayyip Erdoğan'la bir mülakat gerçekleştirdik. Çünkü...Türkiye'nin müzakere tarihi aldıktan sonra AB motivasyonunu kaybettiğine dair şüpheler var. Bu şüpheler Brüksel'deki yetkililerce bile ifade edildi.Diğer yandan Amerika ile ilişkilerde arızalar başgösterdiği, Washington'daki resmi ağızlar açıkça söylemese de Pentagon'dan telkin aldıkları belli kalemlerin şantaj kokan suçlamalarından anlaşılıyor.Türkiye'de statükocu ve içe kapanma yanlısı çevreler bu olumsuz havayı sömürmek çabasındadır. Milliyetçi rüzgârları besleyen bu gidiş, iktidarın temel tercihlerinde sapma yaratacak bir tehlike oluşturuyor mu?Siyasi ve ekonomik istikrar bu gelişmelerden zarar görebilir mi?Bu önemli soruların cevaplarını aramaya gittik. Ben şahsen hayli rahatlamış olarak dönüyorum.Neden sertleşmiş?Kendine güvenini kaybettiğini gizlemekte başarılı olamayan bir başbakanla karşılaşacağımı bekliyordum.Çünkü Tayyip Erdoğan'ın son zamanlarda medyaya ve TÜSİAD'a yönelik suçlayıcı eleştirileri onun sağlıklı düşünme disiplininde zaaflar belirdiğini düşündüren kaygı verici çıkışlardı.Acaba milliyetçi sömürünün AKP grubunda bölünme tehlikeleri yaratmış olması mı sinir sistemini bozmuştu?Hayır.. Başbakan sorunların yapay olduğunu düşündüğü halde bunları önemsediğini, ortak akılla tümünün üstesinden gelebileceklerini net ifadelerle anlattı bize.Bu güvenceleri verirken medyayı "ispiyonculukla suçlayan, TÜSİAD'ı "herkes kendi işini yapsın" diye paylayan tavrından eser yoktu.Tepki gösterirken seçtiği kelimeler nedeniyle yanlış anlaşıldığını, polisin kötü muamelesine yönelen eleştirilerin AB için kritik bir eşikte yoğunlaşması yüzünden rahatsız olduğunu savundu.İki hedef ve güvenceBaşbakan, AB sürecinin duraksamadan devam edeceğini, kamuoylarında oluşan rahatsızlıkları ABD yönetimi ile mutlaka ortadan kaldıracaklarını anlattı.NATO Zirvesi sırasında ABD Başkanı Bush'un "Aynı sıkıntıları biz de yaşıyoruz. Türkiye'ye gelmem gerekiyorsa gelirim" dediğini belirtip şunu ekledi: "En son siz geldiniz, ben geleceğim dedim. Mayıs sonu veya haziran başı biz gideceğiz.."Peki tabandan esebilecek ters rüzgârlar, Başbakan'ın öne çıkan iki hedefi için ne büyüklükte bir risk faktörü olabilir?Cevabı şu: "Ben tabanıma göre bugüne kadar politika yapmadım. Benim farklılığım politikada biraz da buradan.. Büyüklük neyi gerektiriyorsa, ülkenin gerçekleri neyi gerektiriyorsa bunu yapmak zorundayım. Bunu yapmazsak şimdiye kadar olduğu gibi bedel ödemeye devam ederiz."Türkiye'nin istikrar içinde refah arayışına temel olan hedefler, bu hedeflere inanan çoğunluğun desteğini bekliyor.Bu yoldaki doğal müttefiklerinden gelecek yapıcı eleştirilerin ardında kötü niyet aramayan demokratik bir anlayışı kazanma sabrı da Başbakan'a düşüyor.

Devamını Oku

İzlemeyelim!

24 Mart 2005

Yakın geleceğimizle ilgili bir tehlike alarmını bilimsel bir araştırmanın sonuçları da doğruladı.Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nin ilköğretim öğrencileri arasında yaptığı bir araştırma şu gerçeği belirledi ki, mafyalığı artık bir meslek olarak algılayan ve "büyüyünce mafya olacağım" diyen çocuklarımız var!Doç. Dr. Adnan Gümüş, yoksul ailelere mensup çocuklarda mafyalığın bir iş alanı ve meslek olarak algılandığını söyledi.Bunun sebeplerini biliyoruz. Yoksulluk, işsizlik ve göç, bugünden yarına çözülecek sorunlar değildir. Ama değerler aşınmasını körükleyen bir sorun var ki çözümü para gerektirmiyor, toplumsal sorumluluk yetiyor.Araştırmayı yönetenler, TV kanallarında hızla yayılan mafya içerikli film ve dizilerin özendirici etkilerini bu yönelişin önemli etkenlerinden biri olarak görüyor.Bu diziler, örgütlü suç dünyasını yermiyor, adetâ yüceltiyor.Para, silâh, güç, macera ekseninde, insanın soylu yanına değil; şiddete, kanunsuz güç kullanarak para ve kudret sahibi olmaya, şehevi arzulara ve marazi korkulara hitap eden bu programlar, kanun ve ahlâk dışı yıkıcı değerlerin yaygınlaşmasına hizmet ediyor.Bu programları izleyerek büyüyen yoksul bir gencin, başarısız birkaç iş arama girişimi ardından beline bir tabanca koyup büyük bir kentin karanlığına kendini atmasına şaşabilir miyiz?Valiler toplantısında dün Başbakan Erdoğan yoksulluğun göçlere yol açtığını, bunun en kötü sonucunun da "suça teşvik edilen çocuklar" olduğunu söyledi.Doğru ama yoksulluk ekonominin büyümesi ile azalacak. Eğitimin kalite kazanması zaman alacak. O zamana kadar bizler TV'lerdeki mafya dizileri ile, bu dizileri teşvik eden büyük izlenme oranları ile, canavarını kendi eliyle büyüten Frankeştayn gibi mi davranacağız?"Devlet yasaklasın bu dizileri" diyemeyiz.Eğer gözümüzün önünde büyüyen bu tehlike bizi korkutmuyorsa, bu dizileri durdurmanın onları izlememekle mümkün olduğunu bile bile seyretmeye devam ediyorsak kimi suçlayabiliriz?Kendini ve çocuklarını korumak asıl sivil toplumun görevidir.Başbakan'a ne oldu?"Son günlerde hükümetle ilgili eleştiriler sıklaştı. Bir anda bu kadar çok eleştiri yapılması bir tesadüf değil. Birileri düğmeye bastı.."Bu sözler Başbakan Erdoğan'a ait.. İktidar sahiplerinin eleştiriye tahammülsüzlüğü hayra alâmet değildir.Daha vahimi, bu eleştirilerin samimiyetinden şüphe duyulması ve düşman odakların güdümünde eyleme geçirildiğine inanılmasıdır.Başbakan medyayı ispiyonculukla suçlamıştı. Önceki gün de TÜSİAD'a uzaktan kumandalı bir örgüt imasında bulundu.Bu algılayış ciddi bir hastalığa işaret ediyor. William Churchill'in şu sözlerini anımsamak yararlı olabilir:"Eleştiri güzel bir şey değildir ama gereklidir. Ağrı da aynı işi görür; vücutta bir aksaklık olduğunu haber verir."Tayyip Erdoğan eleştirinin, gördüğü cömert övgüler kadar doğal, hatta onlardan daha gerekli olduğunu anlamak zorundadır.Eleştirisiz demokrasi olmaz.

Devamını Oku

Gündemimizi biz belirleyelim

23 Mart 2005

Türkiye bir anda dalga dalga bayrak oldu. Bayrağa yapılan saygısızlık devasa bir ulusal duruşla hak ettiği cevabı aldı.Nevruz tüm Türklük dünyasının ortak bayramı olarak kutlansa da bölücü akımların istismarları ve tuzakları nedeniyle hep tedirginlik yaşatmıştır ülkeye.Mersin'de pazar günü yapılan Nevruz gösterileri sırasında çocuk yaşta iki gencin Türk bayrağını yere vuran ve yakmaya teşebbüs eden görüntüleri, TV'lerde olayı izleyen yığınları öfkeye ve gerginliğe sürükledi.İlk gün eyleme dönüşmeyen reaksiyon bir çığlığın çığ yaratması örneği Genelkurmay Başkanlığı'nın açıklamasından sonra büyük bir sele dönüştü.İlk duraksama, bayrağa saldın eyleminin ardında saklandığından kuşku duyulan DEHAP'ın olayı kınayan, kışkırtma olarak niteleyen ve "Bu bayrak bizim de bayrağımızdır" diyen açıklamadan etkilendi belki.Fakat Genelkurmay'ın açıklaması ile coşkulu ve bir o kadar da vakur bir tepki seli bayrak olup tüm yurdu kapladı.Niçin askeri bekledik?"Sözde vatandaş" ifadesinin "gaflet, dalalet ve hıyanet" suçlamalarının yer aldığı Genelkurmay açıklaması, olayla orantılı olmayan bir tepki sayılabilir mi?Çünkü bayrağı yakma teşebbüsü başarıya ulaşmamış, bu saygısızlığı yapanların 12 ve 14 yaşında iki çocuk olduğu, yakalanmalarından önce de görüntülerden belli olmuştu.Ayrıca önyargılarımızın odağındaki DEHAP gereken tepkiyi göstermişti.Her şeye rağmen Genelkurmay bildirisi yerinde olmuştur. Bildirinin ulusal heyecanı, bayrak ve vatan sevgisini harekete geçiren etkisini gördükten sonra şunu söyleyebiliriz:Demek ki millet, güvenip saygı duyduğu bir gücün önderliğini bekliyormuş.Şu da sorulabilir: Uğruna kanımızı, canımızı feda ettiğimiz milli değerlerin simgesi olan bayrağa sahip çıkmak için niçin askeri bekledik?Bir iyilik ve bir şüphe..Hangi kökten gelirse gelsin bu ulusu vatandaşlık bağı ile bir arada yaşatacak olan ortak devleti, Türkiye AB'ye de girse bu bayrak simgeleyecektir.O halde sivil toplum, bayrağına sahip çıktığını göstermek için bile neden askerin harekete geçmesini bekliyor?Sorun demokratik kültürün olgunlaşmaması mı, yoksa güvensizlik mi?Her ne ise artık aşılması gerekiyor.Bayrak olayının iyiliği, Türk halkının bayrak ve vatan sevgisi ile ülke bütünlüğüne sahiplik şuurunu dosta, düşmana kanıtlaması olmuştur. Olayın endişe davet eden ve dikkatli olmaya değer yanı da şudur:İyi eğitememiş olmalarından bizim de sorumlu olduğumuz iki çocuk Türkiye'nin gündemini bir anda değiştirebilmiştir.Türkiye bu kadar kolaylıkla kışkırtma tuzağına düşürülebilen bir ülke olmamalıdır.Avrupa Birliği gibi bir uygarlık projesine ilerlerken gündemimizi provokatörler belirlemesin!

Devamını Oku

İbretlik egoizm

22 Mart 2005

Sorunumuz fakirlik midir, yönetme becerisinden yoksun iktidarlar elinden kurtulamamak mı?17 Ağustos depremi İstanbul'un köprü ve viyadüklerini yeni bir depreme karşı dayanıksız hale düşürdü.Bilimsel araştırmalar, bölgenin bilinmeyen bir gelecekte -şimdi de olabilir, otuz yıl sonra da- yedi büyüklüğünde bir deprem tehlikesi ile karşı karşıya bulunduğunu söylüyor.Böyle bir durumda benzemeyi hayal ettiğimiz ülke yönetimlerinin bir gün bile kaybetmeden güçlendireceklerini bildiğimiz köprü ve viyadükler yıllardır öylece bekliyor.Daha ne kadar bekleyecek, Allah bilir..Güçlendirilmesi zorunlu 33 kritik nokta Japon uzmanların da işbirliği ile 2000 yılında belirlenmiş, bu işler için Japonya'nın sağladığı 100 milyon dolarlık kredi 2002 eylülünde kullanıma hazır hale gelmişti.Ama bugüne kadar bir çivi bile çakılmadı. Yani "para yok" bahanesi geçerli değildir. Sorun daha derindedir.Kanıt mı?. Yıllardır ihale sürecini sonuçlandıramayan Karayolları, Zincirlikuyu'daki sosyal tesislerini depreme karşı güçlendirme işini nisanda ihaleye çıkarıyor.Bu egoizm, kamu görevi anlayışının harcındaki sorumluluk ve özveri eksiğini deşifre eden bir ibrettir. Yani manevi yapılarımızın da demiri ve çimentosu eksiktir!Allah korusun, beklenen depreme bu bencil ve uyuşuk yönetim anlayışı yüzünden hazırlıksız yakalanırsak ne olacak?Düne kadar ne olduysa yine o olacak: "Takdiri İlâhi" diyecekler!Japon'u koruyan Allah Türk'ü niye cezalandırsın ki?Yaradan kullarına akıl ve izan vermiş.Bu imtiyazı kullanan toplumlar kurtuluyor, kullanamayıp doğru insanları işbaşına getiremeyen toplumlar ise enkaz altında kalıyor.Hiçbir başka sorun hükümete İstanbul'u bekleyen büyük depremi unutturmamalıdır!Başbakan el koymalı!Din, iman sömürüsü yapan açıkgözler saf vatandaşları soyarken devlet uyuyor muydu? Hayır..SPK özellikle gurbetçilere kurulan bu tuzağı deşifre ettiği halde iktidarlar oy kaygılan ile bu çarka çomak sokmaktan uzak durdu.Sonuç ortada: Alın terleri, geçmişleri ve istikballeri çalınmış on binlerce perişan aile.. Öbür yanda Endüstri Holding ve CHP Milletvekili Atilla Kart'ın deyimi ile Konya'da tabelasından başka bir şeyi kalmamış 40'a yakın benzeri şirket..Yargı üstüne düşeni yapacaktır ama bu soygunun röntgenini çekmek siyasetin görevidir. Çelişkiye bakın ki CHP'nin bu konuda bir araştırma komisyonu kurulması önerisini AKP son anda reddetmiştir.CHP'liler "İktidar üst yönetiminin ilişkide olduğu holdingler var. iktidar engel olmasa kaybolan paralara ulaşılır" diyor.AKP meclisin önünü tıkamamalıdır. Çünkü bunun ağır vebali vardır.Adaleti siyasi menfaat için ihmal eden zihniyetin bile hesabı şaşar bu işte: Saf vatandaşları soyanların oyu oy da, onların perişan ettiği zavallılarınki oy değil mi?Geçmiş iktidarların yolsuzluklarından bıkarak AKP'ye destek vermiş tarafsız vatandaşlar "Her iktidar kendi hortumcusunu kolluyor. Al birini vur ötekine" demeye başlarsa yazık olmayacak mı?Başbakan Erdoğan, grubunu bu yanlış kararından döndürmelidir.

Devamını Oku

Nereye böyle?

21 Mart 2005

Dış politikanın ülke geleceği için belirleyiciliği bazı dönemlerde artıyor. Öyle bir dönemdeyiz şimdi.Parlak bir diplomasi birikimine sahip olduktan sonra sürdürdüğü siyasi yaşamında devlet adamlığı nitelikleri ile ve sözünü esirgemeyen kişiliği ile tanınan Kâmran İnan dünkü VATAN'da önemli tespitler ve uyarılar yaptı.Hükümetin izlediği dış politikayla ilgili değerlendirmesi dikkate değerdir:- AKP ne yapıyor?- Hiçbir şey yapmıyor, staj yapıyor. Türk dış politikasının nesi varsa hepsini tahrip ediyoruz. Zaten şu anda dış politikası yok Türkiye'nin. Bilenlere de danışmıyorlar. Hükümet kendi toplumuna diplomasi yapıyor. Diplomasi yabancıya yapılır.Kâmran İnan'a göre Türkiye'nin Suriye çıkışı büyük bir hatadır. Neden?"Suriye benim 40 bine yakın insanımın hayatına mal olmuştur. Anayasasında Hatay'ı talep eden, Kıbrıs'ı topraklarında gören Suriye'dir."Tedbirli olalım..Türkiye, Kuzey Irak'taki Kürt devleti oluşumuna karşı İran ve Suriye ile birlikte muhalefet oluşturuyor. Ve bunu Amerika ile yeni gerginlikleri göze almak pahasına yapıyor.Önümüzdeki ay Cumhurbaşkanı Sezer de Suriye'yi ziyaret edecektir.ABD'nin Ankara'daki Büyükelçisi Edelman'ın ziyareti önlemek amacıyla sarfettiği talihsiz sözler, Türkiye'yi gerektiğinde bu ziyareti erteleme şansından yoksun bırakmıştır. Ulusal onurumuzu korumak adına Sezer Şam'a gidecektir.Ama dikkat!. Ufukta bir tehlike var ve hazırlıklı olmak lazım:Birleşmiş Milletler'in görevlendirdiği uzmanlar, Lübnan eski Başbakanı Hariri'ye yönelik suikastin esrarını çözmek için araştırma yapıyorlar. BM Genel Sekreteri'nin bu konudaki raporu ay sonuna kadar açıklaması bekleniyor.Ya şüpheler gerçekleşir ve rapor Suriye gizli servisini suçlarsa ne olacak?Acemi sürücülerTürkiye yeni yüzyıla girilirken kilit ülke durumundaydı. Clinton "Yeni yüzyılın kaderini, Türkiye'nin kendine biçeği rol tayin edecek" diyordu.Oysa şu andaki tablo bambaşka..Bölge hızla değişiyor. Sancılı da olsa Irak'ta sandığa dayalı bir düzen kuruluyor. Mısır'da ilk kez birden fazla aday cumhurbaşkanı seçimine girecek. Suudi Arabistan'da ilk kez yerel yöneticilerin yarısını halk seçti. İsrail Yahudi yerleşim yerlerini boşaltırken Filistinli gruplar ateşkesi kabul etti. Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde kadınlara temsil hakkı verildi. Lübnan Suriyeli işgalcilerden kurtuluyor.Bütün bunlar Türkiye'nin örnek gösterildiği ve başrol oyuncusu olacağı Büyük Ortadoğu Projesi ile kurulan hayallerdi.Ama hepsi, İnan'ın dediği gibi "Türkiye'nin herkese göz kırpmaktan şaşı olduğu" bir dönemde gerçekleşiyor.Ankara'daki stajyerler "Bu bölgede Türkiye olmadan da iyi şeyler olabiliyormuş"u ispat etmeye mi uğraşıyor?!

Devamını Oku

En pahalı ders

20 Mart 2005

Gurbetçilerin parası ile kurulan yeşil sermaye şirketi Endüstri Holding'in macerası karakolda bitti.Polis çeşitli kentlerde yakaladığı 32 kişiyi gözaltına alarak Konya'ya götürdü.Holdingin 250 milyon markını zimmetlerine geçirmekle suçlananlar arasında eski Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ertekirile beraber yardımcıları, öteki şirket yöneticileri, paranın yurt dışına kaçırılmasına aracılık ettikleri öne sürülen bazı bankacılar ve bürokratlar da var.Holding 1997 yılında Almanya'da birçoğu camilerde ikna edilen 11 bin 800 Türk vatandaşın ödedikleri 300 milyon markla kurulmuştu."Yolumuz Yüce Allah'ın ve tek rehber Hz. Muhammed'in yoludur" diyen mektuplar ve yüksek kâr payı vaatleriyle kandırılan gurbetçilerin düştükleri tuzağı fark etmeleri çok uzun sürmedi.Paralar yağmalandığı için kâr payı ödemeleri aksadı, hissedarlar peş peşe davalar açmaya başladı.2000 yılında değişen yönetimin yeni başkanı bu defa SPK ile yaşadıktan sorunlar konusunda yardım istediği Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu'na gönderdiği mektupta "Yüce Atatürk'ün kurduğu laik cumhuriyetin, ülkenin en büyük hazinesi olduğunu" yazdı.Din sömürüsünün siyaset olsun, ticaret olsun, girdiği her yere sadece yıkım getirdiğini kanıtlayan yeni bir ibretle karşı karşıyayız.Vatandaşları din cambazlarına karşı koruyamayan devletin suçluları cezalandırmak dışında yapabileceği fazla bir şey olmayacaktır. Çünkü eldeki varlıkların yağma edilen parayı karşılamasına imkân görünmüyor.Yılların alın teri ile oluşmuş birikimlerini kaybederek kahır ve yıkıma uğrayan 12 bine yakın aile, bir ibrete çırak çıkmıştır.Kaybettikleri büyük paralar karşılığında sadece "Din, iman, Allah, Peygamber" diyen adamlara inanmamak gerektiğini öğrenmişlerdir.Dünyanın en pahalı öğrenimi bu..İnşallah bu ibret, benzer düzenbazların şerrine karşı korunmakta geride kalanların kulaklarına küpe olur!Bilene soran yücelir..Gebze'de kapkaççılar, çaldırdığı cep telefonunu geri almaya çalışan bir vatandaşı öldürdüler.Medyaya "abartıyorsunuz" diye sertleşen Başbakan bakalım şimdi ne diyecek?DYP Genel Başkanı Ağar'ın dediği gibi "lâf ebeliği" ile kentleri saran kapkaç ve gasp terörü durdurulamaz.Ağar ikinci defadır ki "Biz bu kapkaççı sorununu bir haftada çözeriz" diyor."Kibir insanı alçaltır" diyen Başbakan'ın, başarılı bir polis olan Mehmet Ağar'a akıl danışmasını acaba hangi duygu önlüyor?

Devamını Oku

Bu ateş büyümeli

20 Mart 2005

Bir toplumun eğitim düzeyi ve yönetici sınıfının kalitesi her şeyin belirleyicisi oluyor.Türkiye'de eğitim düzeyi de, siyasetçi kalitesi de düşük. O yüzden "sorun çözme" adına sonuçlarla uğraşıyor, sorunları yaratan sebeplerin üstüne gitmeyi akıl edemiyoruz.Meselâ Kürt sorunu, halâ tehdidini sürdüren bölücü terör, işsizlik ve göç olgusu, şehirlerdeki gasp ve kapkaç olayları, sebep sonuç ilişkisi içinde birbirlerini tetikleyerek büyüyor.Siyaset tüm bu sorunların, Doğu'nun geri kalmışlığı sebebinden üreyen sonuçlar olduğunu bildiği halde cesur, yaratıcı, planlı çözüm hamlelerini hayata geçiremiyor.Asıl sebebe yoğunlaşmayan çabaların havanda su dövmekten ileri gitmediğini, zaman ve kaynak israfı olduğunu göremiyor.Türkiye'de sivil toplum, yaratıcı fikirler, eylem etkinliği ve saygınlık bakımından siyaset ve bürokrasiden daha güçlü insan malzemesine sahiptir. Ne yazık ki düzen, bu kalitenin siyasete yansımasına geçit vermiyor.O halde sivil inisiyatifin etkinleşmesi bir çıkış yoludur.Küçük bir yardım ateşinin kısa zamanda ne kadar büyüyebilen bir sevgi ateşi yaratabildiğini kanıtlayan bir haber yer alıyor bugünkü VATAN'da:Cengiz Tünay Doğu'da yoksulluktan eğitim görmekte sıkıntı çeken çocukları kardeş edinmek için internet üzerinden bir adım attı. Girişimin VATAN'da duyurulmasını izleyen dört ay içinde kardeş eli uzatılan çocukların sayısı 17 bini aştı.Kimse bu rakamı küçümsememelidir. Daha büyük sayılardaki çocukları koruyup kurtaracak potansiyel toplumda vardır.Bu alanda kurulacak yeni sivil toplum örgütlerinin yaran yalnız yoksul çocuklara yardım etmekle sınırlı kalmaz. Siyasete yol gösterdiği gibi, yozlaşma döneminin unutturduğu erdemleri bize yeniden kazandırır.Bencillik bu ülkeye mutsuzluk ve bozulma getirdi. Kurtuluşu getirirse, sivil toplumun dayanışması, sevgi ve cömertliği getirecektir.Winston Churchill'in şu sözünü severim: "Aldığınızla hayatınızı kazanırsınız. Verdiğinizle hayatinizi kurarsınız.."Doğu'daki çocuklara sevgi ve yardım vermedikçe özlediğimiz hayatı kuramayız.Basına vur, oy al!Dışişleri Bakanı Gül, Sabah'a verdiği mülakatta ilginç şeyler söylemiş.Meselâ diyor ki: "Basının üstüne gidince kamuoyu yoklamasında oylarımız daha çok artıyor." Ama hemen ardından bunun sağlıklı bir şey olmadığını, buna kanmanın yarın başlarını belâya sokacağını kabul ediyor.Doğrudur.. Çünkü yeni TCK'ya konulan basınla ilgili hapis cezaları, yolsuzluk olaylarının haber yapılmasını, toplumun haberdar edilmesini imkânsızlık ölçeğinde zorlaştıracaktır.Vurgun ve soygunla mücadelenin önünü kesen bu tedbir belki bir süre "yalancı cennet" yaratabilir. Hapis korkusu ile susmaya mecbur edilen medyadan iktidar hıncı da çıkarabilir. Ama ne zamana kadar?AKP, elde ettiği iktidarı, özgürlüğünü korkusuzca kullanan medyaya borçlu olduğunu umarız çok geçmeden hatırlar!

Devamını Oku