Başbakan isim vermeden suçlama alışkanlığında ısrar ederek tüm medyayı karalamaya devam ediyor.Eleştiriler, çağrılar hiçbir işe yaramıyor.İçindeki çürükleri ifşa ederek temizliğe ve ahlâka hizmet edecek yerde tüm medyayı töhmet altında bırakmak, haksızlık ve ayıp değil mi?Yanlış bir defa yapılır. Israr edilirse bunda kasıt arama hakkı doğar.Başbakan'ın şu tespitine itirazımız yok:"Türkiye'deki yapıdır.. İktidarı köşeye sıkıştırırsın, siyasetçinin açığı varsa 'Ne istiyorsun' der. Karşısındaki de 'Şunu istiyorum' der ve iş biter!"Tayyip Erdoğan bu ahlâksızlık bitsin istiyor mu, istemiyor mu? Bitirmek elinde ama galiba bitirmek istemiyor.Hürriyet'ten Altaylı'nın "Size medya gruplarından kendi menfaatleri doğrultusunda baskı ya da talep geldi mi?" sorusuna cevabı şu:"Geldi tabii ki.. Geliş şekilleri de çok enteresan. Çok doğal bir randevu ile geliyorlar ama arkasında her türlü plan var. Kimi zaman yatırım projesi, kimi zaman ihale, kimi zaman da doğrudan kredi istiyorlar. İsim vermem ama bana böyle gelen tonlarla adam var."İşte böyle.. Başbakan bunları dinliyor, sonra "tonlarla adam" diye tanımladığı tonlarla çamuru bütün medyaya sıvıyor.- Açıklayın artık bu isimleri..- Merak etmeyin, günü geldiğinde onları birer birer açıklayacağım!VATAN ve onun gibi kendinden emin medya kuruluşlarının artık Başbakan'in bilinçli bir rehin politikası izlediğinden şüphe etme hakları doğmuştur.Ne demek günü geldiğinde?. Ahlâksızlık saklanmaz. Saklayanı da kirletir çünkü.Siyasi güç sahipleri, ahlâk dışı iş yapanlan ya derhal rezil ederler veya "açıklarım ha" şantajı ile rehin alarak kullanmaya çalışırlar.Başbakan, sahip olmakla övündüğü erdemlerine bizi inandırmak istiyorsa rehin politikasından vazgeçmelidir.Hicran ve sağduyu23 Nisan yaklaşıyor ya, Meclis Başkanı Arınç'ın türban aşkı yine depreşti.VATAN'a verdiği mülakatta, türbanın kendisi için bir "hicran" yani unutulmaz acı, iç acısı olduğunu söylüyor.Acısına saygı göstersek bile "Başörtüsüyle üniversiteye devam etmek suç değil" iddiası kabul edilemez. Çünkü türban yasağı hakkında Anayasa Mahkemesi'nin, Yargıtay ve Danıştay'ın kararları vardır. Türban yasağının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygunluğunu AİHM defalarca onaylamıştır.Şimdi bazı gençler türbanlarıyla üniversitelerin kapılarını zorlamaya kalkarlarsa doğacak karışıklığın ve bundan zarar görecek insanların vebali kime ait olacak?Arınç'a oturduğu koltuğun tarafsızlığına ve ağırlığına sahip olmak için partisinin lideri Erdoğan'ın çağrısına uymasını öneririz:"Ben iktidara gelir gelmez bu sorunu çözeceğiz sözü vermedim. Bunun hep toplumsal mutabakatla çözüleceğini söyledim.Acele eden ecele gider. Bu konulara takılıp kalmayın!"
Kongredeki canlılık, Erkan Mumcu'nun enerjik ve halkın duyarlılıklarını ustaca seslendiren hitabet yeteneği, iktidarın ve özellikle de Başbakan Erdoğan'ın eskisi kadar rahat hareket edemeyeceğini göstermiştir.Belli ki Mumcu'nun gözünde "AKP eşittir Tayyip Erdoğan"..O nedenle siyasetini Başbakan'ın hata ve eksiklerini eleştirmek üzerine kuracak, yabancısı olmadığı AKP seçmeninin hassasiyetlerini kaşıyarak güçlenmeye çalışacaktır.Yolsuzluğa bulaşmış eski partileri cezalandırmak için AKP'ye oy vermiş merkez sağdaki seçmenler, Mumcu'nun ve meclisteki üye sayısı 10'a yükselmiş olan ANAP'ın hedef kitlesi olacaktır.Terbiye edici etki..ANAP'ın elde ettiği şansın, siyasi yaşamımızdaki rekabeti dirilterek demokratik denetim mekanizmalarını daha iyi işleten bir fırsat yaratacağını düşünüyoruz.Bu rekabet ve denetimin iktidar üstünde de terbiye edici etkiler yaratması beklenebilir.Mumcu konuşmasında AKP içinde tanığı olduğu sıkıntıyı Tayyip Erdoğan'a karşı kullanırken onun kendini sultan gibi görmeye başladığından söz etti, "dün mağdurdun, bugün mağrur oldun" dedikten sonra Başbakan'ın ülkeyi yönetmeye yetecek bilgi, birikim ve beceriye sahip olmadığını iddia etti."Düğmeye bastılar" sözünden hareketle Erdoğan'a yüklenen Mumcu şöyle dedi: "Ben siyasi hayatımda düğme müğme görmedim.. Bana göre düğmeye basan milletin ta kendisidir. Siyaset ampul siyaseti olursa elbette birileri yakar, birileri söndürür. Düğmeye basıldıysa sen ne yapıyorsun? Sen bu ülkenin başına öyle kas kas kasılmak ve 'gözünü toprak doyursun' demek için gelmedin!"Tencere dibin karaANAP'ın en önemli kamburu, transfer yoluyla hayata dönmüş devşirme bir parti olmasından gelecektir.Mumcu dün bu gediği kapamaya çalışırken siyasi gündemi karıştıran ağır bir suçlamada bulundu. Kendisi ve arkadaşlarının "onurlu bir mücadele için hiç bir şeyi olmayan bir partiye geldiklerini" söyledikten sonra "Benim arkadaşlarım sana gelenler gibi mamaya gelmiyor" dedi.Ardından da Başbakan'ı ringe çekmeyi amaçlayan tehditkâr çağrısını yaptı:"CHP'den AKP'ye geçen milletvekillerinin pazarlıkla ve ihale için geçmediğini söylemeye cesaretin var mı? Cesaretin varsa soruma milletin gözünün içine baka baka cevap ver. Söyle, CHP'den geçenlere ne verdin? Sen mi söyleyeceksin, ben mi söyleyeyim?"Bu iddia karşısında Başbakan'ın Mumcu'yu muhatap almama lüksü yoktur.Tayyip Erdoğan suçlamayı cevaplamak zorundadır. Eğer yalanlarsa iddiasını kanıtlama görevi Erkan Mumcu'ya düşecektir.Tabii bu ayıbın yükü ile AKP'de 26 ay nasıl ve niçin yaşamaya katlandığını da açıklamak koşulu ile..
"Böyle bir zamanda erken seçim talebinde bulunmak bana göre ihanettir" diyen Erdoğan ölçüyü kaçırmıştır. Başbakan, erken seçimden söz açıldığında kontrolunu kaybeden bir görüntü vermesinin, böyle bir kadere iradesi dışında sürüklenebileceğinden korktuğu şüphesi üretebileceğini hesap etmemiş olabilir mi?Eğer Tayyip Erdoğan'ı tanıyorsak böyle bir yanlışa düşmez. Bizce bu tavır hesaplanmış bir tepkidir ve muhalefete meydan okumaktan çok kendisini ve partisini bağlayan bir taahhüttür.Erken seçim ihanetseUzun zamandan beri AKP'nin kimine göre "işler iyi giderken", kimine göre "işler ters dönmeye başlamadan önce" bir baskın seçimle milletten beş yıllık yeni bir kredi almak istediği spekülasyonları yapılıyor.Bu hesabın ipe sapa gelir yanı yoktur.Bir parti iktidar için oy ister. AKP iktidardır. Hem de anayasa değiştirecek gücün eşiğinde bir çoğunluk iktidarıdır. 360 milletvekili ile yapamadığı hangi icraatın yetkisini isteyecektir milletten?Başbakan bu çıkışı ile köprüleri yakmıştır.1. Erken seçim beklentisinin, meclis dışındaki partilere milletvekili transferlerini özendirdiğini farketmiş, buna tedbir öngörmüştür.2. Kendi takımına güven vererek motivasyonunu arttırmak istemiştir.Erken seçim istemek ihanetse, bu kılıç AKP'nin de başının üstünde duracaktır.Hizmet üretmesi gereken politika, seçim davullarının çalınmaya başladığı zaman entrika üreten bir batağa dönüşüyor.Başbakanın, bu umudu -veya tehlikeyi- öldürmesi iyi olmuştur.Başarılı olmanın şartlarıAKP'nin istikrar sermayesine zarar vermeden hedeflerine yürümesi gerekiyor. Hedefler bellidir:1. Zayıflayan AB motivasyonunu güçlendirmek;2. ABD ile ilişkileri, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik istikrarı üzerinde şüphe ve korkular yaratan soğuk rüzgârlardan arındırmak;3. AKP'nin laik cumhuriyet hesabına risk faktörü gibi algılanmasına sebep olacak eylem ve kararlardan uzak durmak..Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok dün Çanakkale Barosu'nun panelinde dikkat çekici bir uyarıda bulundu:"Laiklik karşıtlarının güçlenme ortamı buldukları, yandaş sayılarını ve imkânlarını arttırdıkları, bunun sonucu olarak devlete sızdıkları bir gerçektir."Şu da bir gerçek: Kendine güven duyması iktidara başarıyı garanti etmez.Demokratik laik rejime samimiyetle bağlı olduğuna AKP'nin yalnız milleti ve devlet kurumlarını değil dünyayı inandırması gerekir.
Türkiye ekonomisinin yüzde 9,9 büyüyerek geçen yılın dünya rekorunu kırdığı açıklandı.Devlet Bakanı Babacan ülkenin son 40 yılın en yüksek büyüme hızını yakaladığını ve kişi başına düşen gelirin 4 bin dolar üstüne çıktığını dün sevinç ve gururla duyuruyordu.Halkın bu haberi ne tür ruh hali içinde değerlendirdiği sorusuna haber toplantısı sırasında bir arkadaşımız fıkra ile cevap verdi:Boksör ikinci raund bittikten sonra kan revan içinde köşesine çöktüğünde antrenörü "Çok iyi gidiyorsun aslanım, devam" demiş.O da yılgın bir ifadeyle sormuş:"İyi gidiyorsam beni kim dövüyor?!"Son üç yılın rakamları sürekli olarak ve hızlı bir tempoda zenginleştiğimizi işaret ediyor.Bir yıl içinde 644 bin kişinin işe girmiş.Bu tablo hayatın fotoğrafı olsa halkın bayram etmesi gerekirdi. Oysa krizlerde kaybolmuş olan orta sınıf, işsizlik ve geçim sıkıntısı içinde dayak yemeğe devam ediyor.Bu kadar büyüdüysek haberimizin olması lâzım gelmez mi?İktidara uyarı..Bazı ekonomistler bunun biraz daha zaman alacağını söylüyorlar.Çünkü iktidar doğru yoldadır. Tutarlı ve disiplinli mali politikalar eşliğinde yapısal reformların hayata geçirilmesi enflasyonla mücadelede basan getirmiş, bu da faizlerin düşmesini ve yatırımlarının artmasını sağlamıştır.Fakat bazı ekonomistler de büyümenin asıl tüketim ve ithalâttaki genişlemeden kaynaklandığını, sağlıklı olmadığını düşünüyor ve istihdam yaratan inşaat, tanm ve fınans gibi sektörlerdeki durgunluğa iktidarın dikkatini çekiyorlar.TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu önemli bir uyan yaptı:"En yüksek büyüme ithalât vergisinde gerçekleşti. Ara malı ithalâtı (67 milyar dolar) tüm ihracat rakamımızı (63 milyar dolar) geride bıraktı. İşsizlerimiz iş bekliyor. Oysa biz örneğin iplik ithal ederken Çin, Hindistan ve Pakistan'dan istihdam da ithal ediyoruz. Büyük tehlikedir bu, tedbir alınması lâzım.."İyi yoldayız amaBiz "bardağın yarısı boş" diye dövünenlerden değiliz.Bardağın yansının dolduğunu biliyor ve rakamlarla kanıtlandığını görüyorsak bunun verdiği morali desteklememiz gerektiğini düşünürüz. Kötümserlik heves kırar. Umutlanmayı, kendimize güven duymayı hak ediyoruz.Ama düğün, bayram yapmak için de henüz sebep yok.Büyümeye devam etmek zorundayız. Olmayan bir şeyi paylaşamayız.Ama şu da bir gerçek ki büyümeyi sağlam kaynaklara dayandırmak ve adaletli bir biçimde paylaşmak gerekiyor.Sosyal adaleti gerçekleştirmenin en onurlu yolu istihdamdır.İktidar önümüzdeki dönemin politikalarını oluştururken işsizliği gözeten büyümeyi hedeflemelidir.
Liderler içerdeki muhalifleri partiden atıyorlar.Bizim gibi dışardan eleştiri yapanları da yarından itibaren hapse attıracaklar!AKP iktidarının en hayırlı icraatı AB hedefine yürüme kararlılığı olmuştur. Bu kararlılık, siyasetçinin ruhunu değiştirmemiş olsa bile demokrasimize ve adalet özlemimize güvenceler sağlamıştır.Başbakan Erdoğan, kendisini oynadığı yumağın iplerine dolanmış kedi gibi yansıtan karikatürü nedeniyle Musa Kart'ı mahkemeye verip onu tazminat ödemeye mahkum ettirdi.Yarın yürürlüğe girecek TCK'nın medya terminatörü olarak içine yerleştirilmiş maddeleri sayesinde benzer eleştirilerin sahiplerini artık hapse de artırabilir.Ama bu ilkel tahammülsüzlüğün saltanatı ne kadar sürecek ve kendilerine ne getirecek?Ben söyleyeyim:Ancak utanç getirebilir!Çünkü bir-iki yıl içinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, eleştiriyi cezalandırdığı için Türkiye'yi tazminat ödemeye mahkum edecektir.Bu bir fal değil, AİHM'den yeni çıkmış bir örnek kararın ışıltılı yansımasıdır:Ukrayna'daki Gün gazetesi iki parti lideri hakkında Ormanda aslanla karşılaştığında ne yapacağını bilmeyen minik kuşlar" benzetmesi yapmış, mahkeme de gazeteyi iki lidere tazminat ödemeye mahkum etmişti.AİHM Ukrayna devletini, gazeteciye verdiği para cezasını yüze katlayan bir tazminata mahkum etti.Karar gerekçesinde de iyi bir ders verdi:"Ukrayna mahkemesi, politikacının haklarını kamuoyunun bilgi edinme hakkının önüne geçirmiştir. Yazıların dili alaycı, polemikçi ve serttir. Bunun politikacıları incitmiş olması anlaşılır bir şeydir. Ancak politikacıların bu mesleği seçerken sert eleştiriler alabileceklerini baştan kabul etmeleri, demokrasinin şartlarından biridir."Dileriz siyasetçilerimiz Türkiye'yi ve kendilerini rezil etmeden bu gerçeği anlarlar!Bu da mı cahillik?Isparta'nın Sütçüler Kaymakamı, kamuya ait kitaplıklardan Orhan Pamuk kitaplarının toplatılarak imha edilmesi için emir vermiş.Bereket kitaplıklarda Pamuk'un kitapları çıkmamış.. Allah bizi koruyor.Haberi İçişleri Bakanı duyup vali kanalıyla kaymakamlık emrini durduruncaya kadar iş işten geçmiş olabilirdi."Türkiye Avrupa'ya ait değildir" diye avaz avaz bağıran AB'deki Türkiye karşıtlarına arayıp da bulamayacakları bir kozu verebilirdik.Hoş, kaymakam düzeyindeki bir kamu yöneticisinin niyeti bile yeterince kötülenmemize yetecektir ama ateşe atılan kitap görüntüleri vermemek bile sansür.Bütün kötülükleri cahilliğe bağlıyoruz, buna ne diyeceğiz?Bayrak yakmaya niyetlenen cahillere okumuşlarımızdan biri kitap yakmakla karşılık verebiliyorsa nasıl çıkacağız bu işin içinden?Nefret ve paranoyanın genişlemesine karşı durmak akıl ve vatan sevgisi taşıyan herkesin birinci görevi olmalı şu sıralar..
Türkiye'deki boyutları ile milletvekili dokunulmazlığı hiçbir demokratik ülkede mevcut olmayan bir imtiyazdır.Uygar bir toplumda bir sınıfa suç işleme ve mahkemeye çıkmama ayrıcalığı tanınabilir mi?Rüşvet, soygun ve vurgunların bu korumadan beslendiği ve cüret kazandığı konusunda yaygın bir toplumsal kabul vardır ülkede.Bu nedenle seçimlere girerken Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal, milletvekili dokunulmazlığının boyutlarını AB normlarına çekeceklerine dair millete söz vermişlerdi.Fakat iki buçuk yıl geçtiği halde meclis üyeleri, milletvekili seçilmeye engel olacak suçlar işleseler bile hâlâ yargılanamıyorlar.Menfaat ittifakıİktidar ve ana muhalefet partileri temiz toplum idealinin önünü açacak işbirliğini gerçekleştirememiştir ama kendi çıkarları için tek yumruk haline gelmeyi başarmışlardır!Kendileri için tehdit oluşturacak küçük partilerin milletvekili transferleri yoluyla büyümelerinin önünü kesmek için, onları Hazine yardımından yoksun bırakmakta anlaşmışlardır.Bu konudaki yasa teklifinin meclisten dün geçirilmesi kararı verilmişti. Ayıplı işler genellikle karanlık bastıktan sonra kotarılır. Bu yazının kaleme alındığı geç saatlerde teklif meclis gündemine gelmemişti.Büyük ihtimalle bu sabah işin bittiğini öğreneceğiz!İstifa temel bir haktır. Siyasette sadece kişisel bir savunma silâhı olmanın ötesinde, demokrasi karşıtı niyetlere karşı terbiye edici bir işlevi de vardır. Kötüye kullanmalara karşı alınacak tedbir, bu hakkın özüne zarar vermemelidir.İşbirliği, yalnız Hazine yardımına tamah eden aç gözlüleri caydırmayı mı hedefliyor? Hayır..Ya kul ol, ya git..Partilerin harcamaları Anayasa Mahkemesi'nin denetimi altında. Bu denetimin ne kadar etkili yapıldığı, Erbakan'ın "kayıp trilyon" davası nedeniyle hüküm giymesinden bellidir.Birinci amaç, AKP ve CHP'nin müstakbel rakiplerini, yeni oluşumları filizlenirken kurutmaktır.İkinci ve daha önemli hedef, parti içi muhalefeti lider hegemonyasına boyun eğdirmektir.Artık milletvekilleri ya liderin kulu olacak ya da siyasetten tasfiye olmayı göze alacaktır.Durup dururken milletvekili transferlerini savunmaya, Hazine'den para almak için tertibe girenleri hoşgörmeye elbette imkân yoktur.Ama bunun çaresi siyaseti denetimsiz, rekabetsiz ve ufuksuz bırakmak olamaz.İki büyük partinin işbirliği şu haliyle demokrasiye karşı suç ortaklığıdır.Dokunulmazlıkları kaldırmak ve seçim barajını yüzde beşe indirmek belki hafifletici neden olabilir!
Baskıcı yönetim anlayışları, kendi yok oluşunu kendi elleriyle hazırlar.Demokrasi, toplumları baskıcı yönetimlerden bedel ödeme mecburiyetine düşmeksizin kurtarabilen bir fazilet rejimdir.Ama bu topraklar, demokrasiyi bile özgürlükleri budamak amacıyla kullanan siyaset yaratıkları üretebiliyor.Yeni TCK gazeteciliği dünyanın en tehlikeli mesleği haline getirecektir.Siyasetçiler, icat ettikleri yeni suçlar ve getirdikleri ağır hapis cezalarıyla eleştirilere karşı güçlü bir zırh elde etmek istemişlerdir ama bu yolla vurgunculara koruma sağladıklarını görememişlerdir.Daha garibi, Türk halkının özgürlüklere olan bağlılığını unutmuşlardır.Böyle bir hataya düşmek hepsi için anlaşılabilir ama Başbakan Erdoğan, kendisini cezaevinden bir anda devletin zirvesine taşıyan rüzgârı nasıl unutabildi?O rüzgârın gücünü özgürlük ve adalet duygusundan aldığını ne çabuk unuttu?Tayyip Erdoğan benzersiz yükselişini "Bir şiir okudum, zindana atıldım" siteminin mağduriyetine borçludur. Mağduriyetine halkı inandırması yoktan bir parti yaratmış, toplumun tepkisi o partiyi ilk seçimde tek başına iktidar yapmıştır.Şimdi yeni TCK ile basına getirilen kısıtlamalar, doğrudan halkın hak ve özgürlüklerine kastediyor. Erdoğan'ın uğradığı "haksızlık"a demokratik bir ihtilâlle ceza veren bu toplum, kendi hakkına yönelen kötü niyete ne tür bir karşılık verir?Halkın yararını gözeten eleştiriler, bir iktidarlık saltanatı olacak zihniyet tarafından cezalandırılsa bile toplum tarafından yüceltilecektir. Hem de Tayyip beyin yararlandığından daha anlamlı ve daha büyük desteklerle.Siyasetçilerin egoizminden üreyen hastalıklı yanlışlar düzeltilmediği takdirde Türkiye Bülent Ecevit gibi ikinci kez bir gazeteci başbakan görebilecektir.İktidar Türk halkının özgürlük aşkını ve adaletsizliğe karşı koyma gücünü hafife almasın!Baykalgiller..Eleştiri ve rekabetin giremediği CHP'den dün beş milletvekili ayrıldı.Bu milletvekilleri bugün katılacakları SHP'ye mecliste temsil olanağı sağlayacaklar. Belki bu rekabet, sosyal demokrasinin dirilmesi için yeni bir şans olur.Baykal'a rakip olan ve kayıtsız şartsız bağlılığından şüphe duyulan belediye başkanı, milletvekili, kurultay üyesi ve sorumlu yöneticilerin CHP'den atıldığı acayip süreç, CHP'yi beş milletvekilinin sayısal eksiğinden daha fazla küçültecektir.CHP'nin meclis grubuna ne diyeceğiz bundan sonra? Baykalgiller mi?!
Yeni Ceza Yasası, basın özgürlüğüne ve toplumun haber alma hakkına yönelmiş bir giyotine benziyor.1 Nisan'dan itibaren küçük bir ses çıktığında bıçak düşecek!Hesabedin, bir itirafı kayda mı aldınız; yayınlanmasında kamu yararı bulunsa bile açıklayamazsınız. Hapse girersiniz.Ceza hukukçusu Prof. Erdener Yurtcan'ın verdiği bir örnek:İhale açan kurumun yetkilisi ile müteahhit arasında bir mektup dolaşıyor. O mektubu ele geçirip haber yaptınız. Haberleşmenin gizliliğini ihlâlden suçlusunuz!Vurgun, soygun haberlerinin yayınlanması "iftira" suçunun oluşmasına yetecektir. O kişi hakkındaki ihbarın asılsız çıkması halinde bunun düzeltilmesi, hatta tazminat ödenmesi yetmeyecek, 4 yıla kadar hapis verilecektir.Siyaset kurumu, iktidarı ve muhalefeti ile işbirliği içinde "reform" diye yüceltilen ceza yasasına "karşı devrim" sayılacak mayınlar yerleştirmiştir.Medyadan eksiltilen özgürlüklerle adeta vurguncu ve soyguncuların korunması sağlanmış ve cüretleri artırılmıştır.Temiz toplum mücadelesine zarar verilmiştir.Milletvekillerinin, dokunulmazlık zırhından soyunmaları için biz bastırdıkça ne kadar kinlendiklerine, medyadan öç almak uğruna yasama yetkilerini ne kadar kötüye kullandıklarına, bu yaptıkları ibretli bir örnektir.Adalet Bakanı Cemil Çiçek, basın özgürlüğüne hapis cezalarıyla sınırlama getiren hükümleri yeniden ele alacaklarını vaat ediyor.Sakıncalı maddeleri Avrupa hukuku ve AİHM kararlarıyla karşılaştıran bir çalışma için emir vermiş. İki hafta içinde bu kıyaslamalı metin, davet edilecek medya meslek kuruluşlarının temsilcileri ile müzakere edilecek.Dileriz sağduyu egemen olur.Çünkü gerçeği aramayı ve onu halka yansıtmayı kahramanlık gerektiren bir iş haline getiren ilkellik, kendisiyle savaşacak kahramanları da üretir.DEHAP bunu yapar mı?Bayrak sevgisini ve ülke bütünlüğü konusundaki toplumsal kararlılığı göstermenin bir sınırı olmalı mı?Evet olmalı.. Bayrağa saygısızlık, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak çapta cevabını aldığı noktada durmayı bilmek lâzım.DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar CNN Türk'te önemli bir uyarıda bulundu:"Bayrağa hakaret ettirmeyiz. Ama bunu bir bahane gibi kullanarak Türkiye'de yeniden iç çatışmaları körükleyecek bir provokatif ortam yaratmaya kimsenin hakkı yok. Yapana hoş bakmayız.."Ağar, bölücü terörle mücadelede ateşle sınavdan geçmiş, vatan ve bayrak sevgisinden kimsenin şüphe edemeyeceği bir siyasetçidir.Bu uyarısı kadar DEHAP'a yaptığı çağrı da değerlidir:"Yakında yapacağınız bir gösteri varsa burada Türk bayrağı dışında bayrak taşımayın. Verin mesajınızı. Yaparlar güzel bir miting, çekerler orada Türk bayraklarını, fevkalâde güzel bir jest olur."Mersin'deki saygısızlık üzerine DEHAP Genel Başkanı "Türk bayrağı bizim de bayrağımızdır" dememiş miydi?İşte fırsat, kanıtlasınlar!