Yolsuzluk soruşturması kapsamında yasama dokunulmazlığının kaldırılması istenen AKP'li Kaya dün milletvekilliğinden istifa etti.CHP rozeti ile meclise giren Cemal Kaya'nın, menfaat sağlamak için iktidar partisine geçtiğine dair yaygın söylentiler çıkmıştı.İhale yolsuzluğu ile ilgili iddianamede Cemal Kaya'nın adının geçmesi AKP'yi zora soktu.Yolsuzluklarla mücadele ettiğini söyleyen iktidar, savcılıkça suçlanan bir milletvekilini ne yapacaktı?Savcılığın talebine uyup Kaya'nın dokunulmazlığını kaldırsalar "yol olacak,' savsaklamaya kalksalar kendi suçlusunu adaletten kaçıran bir iktidar durumuna düşecekler..İddianamedeki ifade su götürür cinsten değildir çünkü:"AKP Ağrı Milletvekili Cemal Kaya, müteahhit İbrahim Selçuk'u arayarak ihale almak için devreye girdi. Karkamış, özlüce ve Urfa ihaleleri ile ilgili ayrıntılı görüşmeler yaptı. Selçuk, Kaya'ya ihalelerde yapması gereken kırımları bile söyledi."Cemal Kaya'nın istifası, planlanmış bir oyun olabilir mi?Çünkü Kaya'nın dokunulmazlık zırhından istifa yoluyla vazgeçmesi, iktidar grubunun dokunulmazlıkları deldirmeme direnişine zarar vermeyecektir.İstifanın geçerlilik kazanması için meclisin onayı gerekiyor. Şimdi iki ihtimal var. Galip ihtimal bu onayın verilmesidir. Küçük ihtimal ise "Kıyılmaz bu aslana" bahanesiyle istifanın reddidir.Başbakan'ın dün Kaya'nın istifasını "onurlu bir davranış" diye yüceltmesi bir hazırlık olabilir mi? Bekleyip göreceğiz..Aslında tüm bu atraksiyonlara hiç gerek yok.Hukukun ve demokrasi ahlâkının emrettiği temelli çözüm, milletvekili dokunulmazlıklarının vaat edildiği gibi kaldırılmasıdır.Seçilmişler suç işleme imtiyazından vazgeçmeli!Maskeli kadrolaşmaCumhurbaşkanı, iktidarın 456 atama kararnamesini geri çevirmiş şimdiye kadar.İktidar da buna çare olarak 200 kadar kritik makamı, vekâleten atadığı kişilere emanet etmiş..Durumu Sezer'in, yasalara ve devlet teamülüne uymayan bu tutumu eleştiren bir mektubu Başbakanlığa göndermesi nedeniyle öğreniyoruz.İktidar niçin vekâleten tayin hilesine başvuruyor, millete açıklamalı. Aksi halde başka kaynakların öğüt ve tercihleri boşluğu dolduracaktır.Meselâ bunlardan biri Fethullah Hoca'nın ünlü kasetindeki sözler:"Adliyede, mülkiyede veya bir başka hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti gelecek adına garantimizdir.. Hissettirmeden ta ilerilere gitmek, can damarları içinde dolaşmak.."Bir diğer kaynak da, Başbakanlık Müsteşan Ömer Dinçer'in bugün de arkasında durduğunu söylediği unutulmaz tebliği..Cumhuriyet değerlerinin yerlerini "daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiği"ni söyleyen Dinçer o tebliğde şöyle diyor:"Bürokratik mekanizmada yer alacak memurları dindar insanlardan seçmenin, beşeri yanı ağır basan bir iktidarı öne çıkaracağı kanaatindeyim.."Vekâletle iş yürütmenin maksadı bu değilse ne?Bilmek hakkımız..
AKP iktidara gelir gelmez niçin AB davasına dört elle sarıldı?Türkiye'nin geleceğini Avrupa'da gören inancın itişi miydi bunun sebebi yoksa AKP'ye içte ve dışta meşruiyet kazandıracak bir araç bulma kurnazlığı mı?Böyle bir şüpheyi Başbakan'ın MÜSİAD Genel Kurulu'nda sarf ettiği şu sözler akıllara getirmiştir:"AB'de birçok dayatmalar olduğu doğrudur. Hatta bizi parçalamaya yönelik gayretler içerisinde önümüze tezler geldiği de oluyor!"Ne demek bu? AB bir özgürlük, güvenlik ve refah projesidir. Şimdi durduk yerde Türkiye'yi parçalama kastı içinde karakter mi değiştiriyor?Başbakan bu noktada "Ama.." diye başlayıp toparlıyor; "Sizin orada dik durmanız halinde kimsenin kalkıp da ülkemizin üzerinde böyle bir tasarruf yapması mümkün değildir.."AKP'ye ne oldu?İktidar son zamanda güçlenen içe kapanmacı milliyetçi rüzgârlardan etkilenmeye ve parti tabanında üreyen hoşnutsuzlukları önemsemeye mecbur kalmıştır. AKP çevrelerinden iyi haber alan Ali Bulaç dün Radikal'de Neşe Düzel'e şöyle diyordu:"Kürtlerin, Alevilerin hak ve özgürlüklerine karşı duyarlı olan AB, Sünni çoğunluğun başörtüsü, imam-hatip ve YÖK gibi hak ve özgürlük taleplerine duyarsız kaldı. AK Parti'yi destekleyen kesimleı AB'den düş kırıklığına uğradı."Fransa halkı 29 Mayıs'ta Avrupa Anayasası'na "hayır" derse bunun "Türkiye'ye de hayır" anlamı taşıyacağı öne sürülüyor. Oysa kırk günde kampanyanın ne yönde gelişeceği belli değil.Cumhurbaşkanı Chirac "Evet' tarafındadır ve anayasanın reddedilmesi halinde istifa etmeyeceğini açıklamıştır, Bu kararı, iç politik rekabetin tahrik edeceği "hayır" oyları üstünde caydırıcı etki yapabilir.İnanç mı, araç mı?Fransız halkı "hayır" dese bile bu karar Türkiye'nin AB üyeliğine bugünden ret anlamı doğurmayacaktır.AB, Muz Cumhuriyetleri Birliği değil, Karar verilmiştir ve 3 Ekim'de üyelik müzakereleri başlayacaktır. Bu süreçte Türkiye, her isteneni yapmak zorunda değildir. Dik durmak, ulusal çıkarlar ve Avrupa değerleri bağlamında meydan okumak hakkını kim elimizden alabilir?Nitekim The Economist dergisi sabırlı bir şekilde AB yolunda ilerlemesi halinde Türkiye'nin gelecek on yıl içinde Avrupa kamuoyunun fikrini lehine çevirebileceğini yazdı.Referandumlar zorluklarımızı artırsada Türkiye bunları aşabilir.Asıl yakın tehlike, AKP'nin türban ve imam-hatip kilidini açmadığı içir AB'yi işe yaramaz bir anahtar gibi fırlatıp atmasıdır.Dileriz ülkeye ve kendilerine böyle bir kötülüğü reva görmezler!
Fatma'nın, zenginliği "sabahları poğaça yemektir" diye tarif eden sözlerini okurken kahvaltı ediyordum.Lokmalar boğazıma dizildi.Ona o anda ulaşamamanın çaresizliği içimi daha çok yaktı.Fatma Çelik 11 yaşında. Yoksulluğu, İstanbul'un Gaziosmanpaşa' sındaki, kirası altı aydır ödenmediği için icra terörüne hedef olan babasız küçük bir evde annesi ve beş kardeşi ile yaşamaya mahkûm güzel bir kız çocuğu..Deniz Feneri Derneği, Türkiye'nin yedi bölgesinde, öğrencileri en fakir yedi okulda bir araştırma yapmış. Çocuklara "Bir hediye paketi hazırlansa, içinden ne çıkmasını istediklerini" sormuş.Gelen 1200 cevap, sosyal devleti işletememiş, üstüne üstlük tüketim toplumunun bencilliği ile bozulmuş yapımızın utanç ve elem verici sonuçlarını tokat gibi yüzümüze vuruyor.Sabahları kahvaltı yapamadan okula gitmek zorunda kalan Fatma'ya zaman zaman sıra arkadaşı Demet poğaça alıyormuş. İçimden Demet'i kucaklamak, paylaşma duygusu ile kutsanmış o küçük ellerini öpmek geldi.Gerçekle yüzleşmekBilmiyorum, VATAN okurlarının kaçı bu acıklı gerçeği pazar sabahı önlerine getirip iştahlarını kaçıran gazetelerini eleştirdiler, kaçı "Öteki Türkiye"ye açtığımız bu pencere sayesinde vicdanlarıyla yüzleştikleri için takdir ve teşekkür ettiler?Fatma'lara uzanacak şefkat ve yardımları, bu kaygılardan daha fazla önemsiyoruz. Çünkü kapılarında sıra sıra yüz bin dolarlık arabaların dizildiği, her 3-4 kişilik grubun bir gecede ortalama bir aylık asgari ücrete eşit paralar ödediği debdebeli eğlence yerleri gerçek Türkiye değildir.Bu ülkede nüfusun en zengin yüzde biri ile en fakir yüzde biri arasında 236 kat gelir farkı oluştu. Zengin villaları ile suyu olmayan gecekondular yan yana.Görmemiz gereken gerçek, çocuk yaştaki gençlerin kullandığı Porsche'ler, pahalı cipler değil çöp kutularından ve pazar artıklarından topladıkları ıvır zıvırla yaşamaya çalışan kalabalıklar olmalı.Üstümüze yıkılmadan"Dünya İşlerinin Düşünürleri" adlı yapıtın yazan Prof. Robert Heilbroner, kapitalist modelin ekonomik alanda harikalar yarattığını ama ahlâki gelişmeyi unuttuğunu belirtmişti:"Kendi kendini aşağılayan bir sistem.. Medyanın hipnotize ettiği kültürümüzü istilâsı altına alan şu ticari bayağılığa bakın. İnsan ruhuna hakaretten başka bir şey değil!"Ülkenin zenginliği arttıkça yoksullarının sayısı artıyor. Türkiye'de 12 milyon insan açlık sınırının altındadır. Toplumsal dayanışma ve paylaşma ruhunu ayağa kaldırmak zorundayız.Bunu bir yandan yoksul ailelere ve çocuklara köprü oluşturacak sivil toplum kuruluşlarını çoğaltıp etkinleştirerek, bir yandan da iktidarları yolsuzlukla mücadele etmeleri ve sosyal devleti ayağa kaldırmaları için baskı altına alarak yapacağız.Fatma'ya teşekkür etmeliyiz.Onun vicdanlarımızda uyandırdığı ilham "Öteki Türkiye"nin başımıza yıkılmasını önleyecek sorumlulukları hatırlamamıza umarız yardımcı olacaktır.
Yargı kararı ile yapılan gizli dinlemeler, CHP'den seçilen Ağrı Milletvekili Cemal Kaya'nın niçin AKP'ye transfer olduğu sorusunun gerçek cevabına da ışık tuttu.Demokrasiye ve halka hizmet gibi yüksek idealler laf salatası imiş. Amaç hep aynı: Suyun başını tutan takıma geçmek, kovayı doldurmak!Cemal Kaya eşi üzerine kayıtlı şirkete ihale istiyor, bürokratlara telefonda baskı uyguluyordu.Yakasına taktiği ampul amblemi parlak bir geleceğin müjdesini iki ayda verdi ve Kaya'nın şirketi bir boru hattı ihalesi aldı.AKP fazilet sınavındaİddianame hazırlanmış, olayla ilgili bazı bürokratlar tutuklanmıştır. Fakat Cemal Kaya'nın dokunulmazlığı onun sorgulanmasını, dolayısıyla yargının fotoğrafı bütünlük içinde görmesini önlüyor.Savcılık, Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'na muhalefet etme ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından hakkında soruşturma yapabilmek için "sonradan AKP'li" Cemal Kaya'nın dokunulmazlığının kaldırılmasını talep etti.Ve haber iktidar çadırına bomba gibi düştü. Şimdi AKP bir fazilet sınavıyla karşı karşıyadır.Türkiye'yi yolsuzluk batağından kurtaracağını, bunun için milletvekili dokunulmazlıklarını kaldıracağını vaat etmiş olan AKP'nin hiç duraksamadan Cemal Kaya'yı yargıya teslim etmesi gerekir."Gerekeni yapacağız ama önce mahkemelerin ne yaptığını görmek istiyoruz" diyen AKP Grup Başkan Vekili Akif Gülle'nin sözleri mide bulandırıyor.Köklü çözüm şart"Mahkemelerin ne yaptığını görmek" ne demek? Mahkeme yargılar, suç ve suçlu varsa saptar, adalet adına ceza verir!Suçlanan bir milletvekilini yargıdan kaçırmak, Meclis'in kendini mahkeme yerine koyması demektir. Böyle bir ilkellik ülkeyi yolsuzluk ve ahlaksızlık batağından kurtaramayacağı gibi daha büyük vurgunların girdabına sürükleyebilir.Çünkü suçluyu mahkemeden kaçıran bir siyasi çoğunluk, suç işlemeye eğilimli üyelerini ahlaksız tekliflere daha açık hale getirecektir.İktidar yargının isteğine uyup Cemal Kaya'nın dokunulmazlığını kaldırmalıdır. Bu olaydan ders alıp soruna köklü bir çözüm getirmek istiyorsa, ki bu artık daha fazla gecikmemeli, milletvekili dokunulmazlığını AB standartlarına uygun şekilde daraltmalıdır.Ahlak ve erdem nutukları atıp adalete zorluk çıkaran tutumlar AKP'yi her gün biraz daha yalancı pehlivan görüntüsüne sokuyor. Dikkat!
Rus ordusu Doğu Anadolu'ya girdiğinde Osmanlı ordusundaki Ermeniler silahlarıyla firar etmiş, bir kısmı düşman ordusuna katılırken bir kısmı sivil Ermenileri milisleştirerek çeteler oluşturmuş ve erkekleri cepheye giden savunmasız Türk köylerine saldırmış, isyan ve katliam başlatmıştı.Osmanlı Ermenilerine yönelik zorunlu göç kararı, ordunun savaş gücü üstünde yıkıcı etki yaratan bu ihanetin tesirlerini ortadan kaldırmak amacıyla verilmişti.Karar isyan bölgesini kapsamış, devlete sadık kalanlar yanında İstanbul ve İzmir'de yaşayan Ermeniler tehcirin dışında bırakılmışlardı.İlk savaş şartlarıEvet bu olaylar, tarihimizin acı ve talihsiz bir dönemini oluşturuyor. Ama tarih, onu nefret ve düşmanlık üretmek için çarpıtan Ermeni iddialarına hak vermiyor.Çünkü Amerikalı tarihçi Prof. Justin McCarthy'nin dediği gibi "Osmanlı'da 'yasayı uygulayın, Ermeni mülkünü ve canını koruyun' diyen yüzlerce belge var ama Ermenileri öldürün' diye bir belge yok. Ermeni belgelerine kıyasla Osmanlı belgeleri gerçek belge. Kim kimi kandırıyor?"90 yıl önce bir ilk savaş yaşandı, iki taraftan da öldürülen ve tecavüze uğrayan insanlar oldu. Soykırımdan söz etmek için öldürülenlerin hepsinin bir taraftan olması gerekmez mi?Yine 24 Nisan geliyor. Başta ABD olmak üzere birçok ülkede soykırımı kabul eden kararlar çıkarmak üzere Ermeniler yine atakta. Koca koca devletlerin siyasi hesaplarla tarihi kasten çarpıtan iddiaları kabul eden iki yüzlülüğü Ermenileri şımartıyor ve saldırgan hale getiriyor.Çare güçlü kalmakTürkiye'nin arşivlerini açması işe yaramamıştır.Çünkü onlara gerçekler lazım değil.Ayrıca mağdur ve mazlum görünmek yabancı ülkelerde yaşayan Ermenileri bir arada ve diri tutuyor. Siyasete ağırlık koymalarında onlara ayrıcalık tanıyor.Ve bu ülkeler, bu sayede Türkiye'ye karşı bir şantaj silahı elde ediyorlar. ASALA terörü Kıbrıs harekâtından sonra ateşlendi.Bugün soykırımı kabul etmiş ve edecek gibi görünenlerin Türkiye'yi AB üyesi görmek istemeyen ülkeler olması bir rastlantı sayılabilir mi?Türkiye'nin "Siz de arşivlerinizi açın. Oluşturacağımız kurulların tarihi belgelerle varacağı karara saygılı olacağız" çağrıları namuslu bir cevap bulmayacaktır.Ama iyi niyetimiz insanlık vicdanında küçük bir yansıma yaratsa bile kazançtır.Türk halkı bu baskılardan kurtulmak için dedelerinin işlemediği bir suçu kabul edemez.Şantaj ve iftiraya karşı silahımız zaman kazanmaktır.Ve bu zamanı Türkiye'yi güçlendirmek, bütünlüğümüzü pekiştirmek amacıyla kullanmaktır.
Cumhurbaşkanı Sezer ulusal onur adına vazgeçemeyeceği Suriye ziyaretini gerçekleştirdi.Ve beklendiği gibi Şam'da kurtarıcı gibi karşılandı.ABD bu ziyarete karşı idi. Fakat Ankara'daki Büyükelçisi'nin verdiği mesajların incitici dozu tahrik etkisi yaptı.Aslında ziyaret kötü bir zamana denk gelmiştir.Eski Lübnan Başbakanı Hariri'ye yönelik suikastte parmak izleri aranan ve bu ülkedeki askeri gücünü geri çekmesi için uluslararası baskıya hedef tutulan Suriye'ye Türkiye adına destek anlamına çekilebilecek bu ziyaret Türk-ABD ilişkilerini yeni gerginliklere sürükleyebilirdi.Cumhurbaşkanı bu tehlikeyi fark ederek geçen hafta güven artırıcı mesajlar vermiştir.Sezer'in mesajlarıSezer'in Harp Akademileri'ndeki konuşmasında yer alan mesajları hatırlamakta yarar var:1) Türkiye'nin Batı'yla bütünleşme amacı, AB ve ABD'yi birlikte kapsamaktadır. Biri diğerinin seçeneği değil, tamamlayıcısıdır.2) Türkiye'nin demokrasi ve laiklik deneyimlerini çevre ülkelere yansıtması, Batı'yla paylaşılan stratejik amaçlar doğrultusunda olacaktır.3) Gerginlikleri azaltıcı politikalar üretilmesi yönünde bölge ülkelerine görev düşmektedir. Biz de mların atılması için Suriye ve ilgili tüm taraflara gerekli telkinlerde ulunmayı sürdüreceğiz.Bu mesajların adreslerine ulaştığı hissediliyor.Sezer Şam'da BM Güvenlik Konseyi kararını masaya getirmiş ve Esad'tan Suriye askerlerinin ay sonuna kadar Lübnan'dan çekileceğine dair taahhüdünün teyidini almıştır.Amerika ve TürkiyeABD Dışişleri Bakanlığı bu ziyarete ve dayandığı iyi niyete dün anlayışlı fakat tedbirli bir tepki verdi.Bakanlık Sözcüsü Boucher, doğru mesajların önemli olduğunu fakat bunların eyleme döküldüğünü görmenin daha önemli olacağını söyledi.Türk-Amerikan ilişkilerinin dayandığı güven zemininin güçlendirilmeye ihtiyacı var.Eki CIA Ulusal İstihbarat Konseyi Başkanı Fuller'ın dediği gibi Türkiye, ABD için kaybedilmiş değildir. Yeter ki Türkiye'nin ulusal hassasiyetlerine ve menfaatlerine samimiyetle saygı gösterilsin.ABD yönetimi bu yönden kusurludur.Türkiye de Kürtlerin Irak'ta bağımsız bir devlet kurmasına Washington'ın destek vereceği endişesi içinde dostluğumuzu hak etmemiş bölge ülkelerine açılarak benzer bir yanlışa düşmüştür.Suriye ziyareti yanlışı, hem Ankara'ya hem Washington'a ilham vermeli. İki ülkenin de birbirini kaybetme lüksü yoktur.Kendi adımıza şunu unutmayalım:"Güvenilmez müttefik" damgası yemek iç ve dış düşmanlarımızın cüretini artırır.
Başbakan Erdoğan Norveç ziyareti sırasında güçlü ve gerçekçi mesajlar verdi.Nobel Enstitüsü'nde Kürt ayrımcılığı, azınlık tartışmaları ve PKK terörü konusunda açıkladığı görüşler bildiğimiz gerçeklerdi. Konuşmanın farkı ve önemi, bunların bölücüler tarafından aklı çelinmiş bir toplum önünde seslendirilmesinden geliyor.Erdoğan Oslo'da yeni bir şey söyledi:"Bizim için Kürt sorunu yoktur."Bu sözleri, kendilerinin Kürt olduğunu söyleyen bazı kişilerin sorularına verdiği cevabın özü idi.Ülkedeki çeşitli etnik kökenlerden gelmiş insanları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ortak paydasında birleştiren reformları yapan, kültürel hakları veren bir hükümetin başbakanı olmak Recep Tayyip Erdoğan'ı güçlü kılıyor. Bu gücü akıllıca kullanmıştır.Türkiye, kültürel çoğulculuğa saygı göstererek siyasal birliğini korumaya çalışıyor.Kürtler, ulusu oluşturan öteki etnik unsurlarla yüzyıllar boyunca kaynaşmış, birbirlerinden ayrılması imkânsız hale gelmiştir. Bölücülük, kendi yarısını inkâr eden insanların ihanetidir.Irkçıların iddia ettiği anlamda Türk olmadığı gibi Kürt de yoktur. Kürdüm diyenler vardır. Onlar şimdiye kadar en yüksek mevkilere gelebilme şansını hep kullandılar, kullanacaklar.Düne kadar sorun kültürlerini yaşayıp geliştirememekti, AB vizyonu o şikâyetleri de geçersiz kılacaktır.Erdoğan, PKK ağzı kullanarak savaştan söz eden gruba cevap verirken "PKK ile Kürt kavramlarını birbirine karıştırmamak" gerektiğini belirttikten sonra şöyle dedi:"Sizin savaşınız barışı tehdit ediyorsa tabii ki Türkiye Cumhuriyeti hükümetini de, güvenlik güçlerini de karşısında bulacaktır. Ben Rizeliyim, eşim Siirtli. Siirt'ten milletvekili seçildim."Nobel Enstitüsü'ndeki konuşma ardından parlamentoyu ziyareti sırasında bir grup PKK sempatizanı Başbakan'a yumurta attı.Bu, Erdoğan'ın hak ettiği bir tepkiydi. Herhalde üzülmemiştir.Bölücülerin yumurta atması, çiçek göndermelerinden iyidir!Vazgeç çağrısıDileriz Başbakan ve kurmayları fark etmiştir. Hemen tüm ülkelerde ulusal medya, ağırlayacakları yabancı devlet büyüklerinin gelişinden önce onu tanıtan programlar yayınlıyor. Norveç'te de öyle oldu.Devlet televizyonu Erdoğan'ı karikatürist mahkûm ettiren, eleştiri ve espriye tahammülsüz bir kişilik olarak tanıttı.Başbakan'ın aldığı tazminatlara değer mi bu kötü propaganda?Erdoğan'a açtığı davalardan ve kazandığı tazminatlardan vazgeçmesi için yaptığımız çağrıyı tekrarlıyoruz.Gördü işte; şöhreti ondan önce gidiyor ve gittiği yerde onu karşılıyor.Zararın neresinden dönse kârdır.
İktidarların pamuk ipliği çoğunluğa dayandığı dönemlerde bile küçük hesapların peşinde koşanlar olmamış, bu sayede zorluklar, şu veya bu parti hükümetini değil Türk devletini karşısında bulmuştur.Terör elebaşı Apo'nun yeniden yargılanması ile ilgili sorunu da inanıyoruz ki Türkiye, ortak akılla bulduğu bir formül ve görüş birliğini oluşturan kurumların ortak sorumluluğu ile aşacaktır.Öcalan ile ilgili Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi kararı beklendiği gibi çıkarsa, Türkiye Apo'yu ikinci kez yargılaması için yoğun bir dış baskının hedefi olacaktır.Biz, AİHM'in "adil yargılanma" ilkesine aykırılık kararları ardından yargılamanın yenilenmesini kabul etmiştik. Bununla ilgili yasa Leylâ Zana ve arkadaşlarının yeniden yargılanmasına izin vermediği için AB'nin talebi üzerine yeni bir yasa çıkarılıp bu yol açılmıştı.Aynı talebi içeren baskılar şimdi Apo için tekrarlanacaktır.Bir karar vermek gerekiyor. Yeniden yargılama yolunu açmanın da açmamanın da maliyetleri vardır:Apo yeniden yargılanırsa, mahkemenin beklenen kararını vereceği güne kadar milliyetçi tepkilerin kışkırtılarak köpürtülmesi riski bulunuyor. Devlet kurumlan ortak bir karar oluşturduğu takdirde topluma yansıyacak güven duygusu bu riski azaltacaktır."Pire için yorgan yakmak" pahasına bu riski hiç almamak da bir tercihtir ama o zaman da AB ile ipleri koparma tehlikesi doğacaktır.Apo'nun sonunda aynı cezayı alacağı kesin olan bir yargılamayı reddetmek uğruna katlanmaya değecek bir fedakârlık mıdır bu?Bizce hayır.. Ama yeniden yargılama nasıl "devlet karan" gerektiriyorsa, "Hayır, yargılamıyoruz. Bedeli ne ise öderiz" tercihi de "devlet kararı"na dayanmak zorundadır.Yani iktidara "Parlamentoda çoğunluğunuz var. Siyasi riski göze alıyorsanız düzenlemeyi yapın" demek olmaz.Cumhurbaşkanı da, MGK da, ana muhalefet partisi lideri de kararlarını gözden geçirmelidirler. Çünkü o makamlara böyle tarihi kavşaklarda "ne evet, ne hayır" demek için oturulmaz.Ateşteki kestaneleri iktidarın eline vererek cümbüşü kenardan seyretmeyi kaldıracak bir mesele değil bu.Hükümeti kaderi ile baş başa bırakmak bir siyaset yöntemi olabilir. Ama o kader devletin ve milletin geleceğini ilgilendiriyorsa "hayır" demenin de vebali vardır.Bu meselede devlet kararı oluşturulması için ısrar ediyoruz!Ayıptır, vazgeçin!Milli Eğitim Bakanı Çelik, "eş durumundan tayin" uygulamasına son vereceklerini söyledi.Daha çok kadınları etkileyecek olan bu karara göre öğretmenler, eşlerinin görevli oldukları kentlerde çalışma imkânını kaybedecekler. Polis, subay, hakim ve savcı beyler bir yerde, öğretmen eşleri başka bir yerde olacak, öyle mi? Öğretmenlerin emeğine değilse aile kurumuna saygısızlıktır bu. Niyet bölünmüş aileler yaratmak mı, yoksa öğretmen bolluğu var da Bakanlık zora koşarak bunlardan kurtulmak mı istiyor?İkisi de akla ve ülkenin şartlarına uymadığına göre sebebi başka bir yerde aramak gerekiyor:İktidar, öğretim kadrolarını siyasi meşrebine uygun kişilerle doldurmak için tasfiye amaçlı bir oyun mu oynuyor?Ayıplı ve günahkâr bir teşebbüstür bu. Hemen vazgeçilmeli!