Israr ediyoruz!

Ulusal sorunlar söz konusu olduğu zaman bu ülkenin bir anda bütünleşebildiğine sayısız örnek vardır

Haberin Devamı

İktidarların pamuk ipliği çoğunluğa dayandığı dönemlerde bile küçük hesapların peşinde koşanlar olmamış, bu sayede zorluklar, şu veya bu parti hükümetini değil Türk devletini karşısında bulmuştur.

Terör elebaşı Apo'nun yeniden yargılanması ile ilgili sorunu da inanıyoruz ki Türkiye, ortak akılla bulduğu bir formül ve görüş birliğini oluşturan kurumların ortak sorumluluğu ile aşacaktır.

Öcalan ile ilgili Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi kararı beklendiği gibi çıkarsa, Türkiye Apo'yu ikinci kez yargılaması için yoğun bir dış baskının hedefi olacaktır.

Biz, AİHM'in "adil yargılanma" ilkesine aykırılık kararları ardından yargılamanın yenilenmesini kabul etmiştik. Bununla ilgili yasa Leylâ Zana ve arkadaşlarının yeniden yargılanmasına izin vermediği için AB'nin talebi üzerine yeni bir yasa çıkarılıp bu yol açılmıştı.

Aynı talebi içeren baskılar şimdi Apo için tekrarlanacaktır.

Bir karar vermek gerekiyor. Yeniden yargılama yolunu açmanın da açmamanın da maliyetleri vardır:

Apo yeniden yargılanırsa, mahkemenin beklenen kararını vereceği güne kadar milliyetçi tepkilerin kışkırtılarak köpürtülmesi riski bulunuyor. Devlet kurumlan ortak bir karar oluşturduğu takdirde topluma yansıyacak güven duygusu bu riski azaltacaktır.

"Pire için yorgan yakmak" pahasına bu riski hiç almamak da bir tercihtir ama o zaman da AB ile ipleri koparma tehlikesi doğacaktır.

Apo'nun sonunda aynı cezayı alacağı kesin olan bir yargılamayı reddetmek uğruna katlanmaya değecek bir fedakârlık mıdır bu?

Bizce hayır.. Ama yeniden yargılama nasıl "devlet karan" gerektiriyorsa, "Hayır, yargılamıyoruz. Bedeli ne ise öderiz" tercihi de "devlet kararı"na dayanmak zorundadır.

Yani iktidara "Parlamentoda çoğunluğunuz var. Siyasi riski göze alıyorsanız düzenlemeyi yapın" demek olmaz.

Cumhurbaşkanı da, MGK da, ana muhalefet partisi lideri de kararlarını gözden geçirmelidirler. Çünkü o makamlara böyle tarihi kavşaklarda "ne evet, ne hayır" demek için oturulmaz.

Ateşteki kestaneleri iktidarın eline vererek cümbüşü kenardan seyretmeyi kaldıracak bir mesele değil bu.

Hükümeti kaderi ile baş başa bırakmak bir siyaset yöntemi olabilir. Ama o kader devletin ve milletin geleceğini ilgilendiriyorsa "hayır" demenin de vebali vardır.

Bu meselede devlet kararı oluşturulması için ısrar ediyoruz!

Ayıptır, vazgeçin!
Milli Eğitim Bakanı Çelik, "eş durumundan tayin" uygulamasına son vereceklerini söyledi.

Daha çok kadınları etkileyecek olan bu karara göre öğretmenler, eşlerinin görevli oldukları kentlerde çalışma imkânını kaybedecekler. Polis, subay, hakim ve savcı beyler bir yerde, öğretmen eşleri başka bir yerde olacak, öyle mi?

Öğretmenlerin emeğine değilse aile kurumuna saygısızlıktır bu. Niyet bölünmüş aileler yaratmak mı, yoksa öğretmen bolluğu var da Bakanlık zora koşarak bunlardan kurtulmak mı istiyor?

İkisi de akla ve ülkenin şartlarına uymadığına göre sebebi başka bir yerde aramak gerekiyor:

İktidar, öğretim kadrolarını siyasi meşrebine uygun kişilerle doldurmak için tasfiye amaçlı bir oyun mu oynuyor?

Ayıplı ve günahkâr bir teşebbüstür bu. Hemen vazgeçilmeli!

DİĞER YENİ YAZILAR