Kafaya bakın!

6 Mayıs 2005

Topluma tüm gerçekleri göstermek, medyanın var olma nedenidir.Çünkü insanlar görmedikleri şeyi yönetemezler. Gizli ilişkilerin, gönüllü kabullerin ve menfaatçi dayatmaların yarattığı sansür ortamı ülkeye sadece haksızlık, yolsuzluk ve yıkım getirir.VATAN, bu kaderi değiştirme, daha doğrusu meydan okuma iradesinden doğdu.Misyonumuz, devlet ayrıcalıklarından yararlanmadan ve reklâm verenlere dalkavukluk yapmadan da büyük gazete olunabileceğini ispat etmektir.İş Bankası'nda gerçekçi olmayan bir değerlendirmeyi pazartesi günü haber verirken, işte bu nedenle "Bu haberi VATAN'dan başkası yazamaz" dedik.Çünkü karartma sever zihniyetin bize ne yapacağını tahmin ediyorduk. Tahminimiz gerçekleşti.Olayı hatırlayalım: Avea adlı GSM şirketinde İş Bankası ile Telecom Italia Mobile (TİM) ortaktır. VATAN bir çelişki tespit etti:Şirket zarar ettiği için İtalyan şirketi bilançosunda Avea'daki yüzde 40 hissesinin değerini sıfır olarak gösterdiği halde İş Bankası yüzde 20 oranındaki hissesine 791 trilyon lira değer biçmişti.İş Bankası'nın binlerce ortağı var. Türkiye bankacılık felâketleri yaşamış bir ülke. Aydınlığa çıkardığımız gerçeği banka ortaklarının ve kamuoyunun bilmeye hakları vardır.Bu çelişki tedbir almayı gerektiriyorsa, sorumluları uyararak yanlışın düzeltilmesini talep etmek medyanın görevidir.VATAN görevini yapmış, İş Bankası yönetimi de VATAN'a reklâm ambargosu uygulamaya başlamıştır.Bu tavır, ödediği parayı, aldığı reklâm hizmetinin karşılığı olarak görmeyen, sakıncalı gerçeklerin örtülmesine yarayan bir "sus payı" sayan ilkel bir zihniyetin yansımasıdır.Bu kararı alanlar, güçlerini kişisel hınçlarını tatmin için kullanarak yönetim zaaflarını itiraf etmişlerdir."Her serde bir hayır vardır" sözü bu olayda da kendini kanıtlayacaktır.VATAN şantajla susturulamayacaktır.Sonuçta ülkeyi kirleten geleneksel tehdit ve şantaj araçlarından biri daha çöplüğe gidecektir.Biz, bu iyiliğin üstümüze düşecek bedelini ödemeyi, daha yolun başında göze aldık.Dönmeyiz..Çıkar çatışması ve büyük sınavSosyal Güvenlik Reformu, meclisi gerçek anlamda bir çıkar çatışmasının sahnesi haline getirecek.Farklı emeklilik rejimleri hem adaletsizlik üretiyor hem de devlet maliyesine sürekli kaynak kaybettiriyor. Reform, yıllardır yapılamayan birleştirmeyi gerçekleştirecek, fakat bu operasyondan memurlar zarar görecektir.Şimdiye kadar 25 yıllık hizmete karşılık son maaşın yüzde 75'i kadar emeklilik maaşı ödenirken oranlar kademeli olarak inecek ve 2017 yılında yüzde 50'ye düşecektir.Şimdi bir yandan milletvekilleri "kıyak emeklilik''i, öteki meslek grupları da kendilerine özel ayrıcalıkları elde edebilmek için kulis faaliyeti yapıyor.Güçlülerin zayıflara, gizli ilişkilerin hak ve hukuka baş eğdirdiği toplumlara "Üçüncü Dünya" deniyor.Bu reformun akıbeti, Türkiye'nin çağdaş dünyaya terfi edip etmediğinin de göstergesi olacaktır.

Devamını Oku

Nalıncı keseri

6 Mayıs 2005

Bizim toplumda "bal tutan parmağını yalar" sözü ahlâki bir zaafı değil hayatın gerçeğini ifade eder.Çünkü kişilerin ellerine geçen gücü kendilerine menfaat sağlamak yolunda kullanmalarına artık millet alışmış, alıştırılmıştır.Bir gruba haksız menfaat sağlamak, öteki insanlara haksızlıktır. Buna kim itiraz edecek?Tabii önce milletin meclisi, sonra da yargı.. Yazık ki meclis öncü rolünü oynayamıyor.Parlamenterlerin milletvekili maaşı alırken en yüksek dereceden emeklilik maaşı da almalarını öngören "kıyak emeklilik" yasası 1992 yılında çıkarılmıştı. Haksızlığı Anayasa Mahkemesi iptal kararı ile önledi.Ama meclis, Anayasa'nın manevi cebir yoluyla ihlâli anlamına gelecek bir inatla yasayı yeniden çıkardı ve kıyak maaşlar alındı.Hazinenin kara deliği emeklilik sistemi şimdi reform gündemindedir. Parmak yalayanlar, yasa delinmezse avuçlarını yalayacaklar.Çünkü halen iki yıl milletvekiliği yapmış olanlar bile kıyak emekliliği hak ediyor. Milletvekilleri daha önce SSK ve Bağ-Kur'a düşük primler ödemiş olsalar dahi kendilerine en yüksek devlet memuru düzeyinden emekli maaşı bağlatıyorlar.Sosyal Güvenlik Reformu bu ayrıcalığa son verecektir. Milletvekilleri, ödedikleri primin hak edeceği emekli maaşını alacaklardır.VATAN muhabirleri, kıyak emekliliğe dokundurmamak için "kıyak lobisi"nin hemen harekete geçtiğini tespit ettiler. İktidar ve muhalefet partilerinden bir grup milletvekili, bu adil ve ahlâki düzenlemenin kendilerini kapsamaması için yoğun kulis uyguluyormuş..Kanun yapma gücünün sahibi meclis, ahlâki değerlerin de savunucusu olmalı.Ama gücünü egoizme alet eden insanlar bunu yapamaz.Tersine, fırsat geçtiği zaman kendine yontmayı herkese önermenin yanlışına düşer.Baş edilemeyen yolsuzlukları da bu zaaf beslemiyor mu?Siyaset kurumunun itibar kazanamamasına hep parmak yalayanlar sebep olmuyor mu?Meclis Başkanı ne istiyor?Problemi yanlış koyanlar problemin kendisi olurmuş..Meclis Başkanı Bülent Arınç bunu ispatlıyor.Dün NTV'ye verdiği mülakatta Anayasa Mahkemesi'ni kapatmaktan değil kaldırmaktan söz ettiğini söyledi. Ne fark ediyorsa!Arınç, makamının gerektirdiği tarafsızlığı çiğnemek pahasına türban kavgasının silâhşorluğunu yapıyor.Oysa partisinin tercihi bu sorunu soğutarak güçlendireceği istikrar ortamından daha önemli ve öncelikli ülke meselelerini çözmek amacında yararlanmaktır.Bülent Arınç bu politikaya ters düşüyor. Niye?CHP Grup Başkan Vekili Halûk Koç, toplumda oluşan kanaati doğrulayan bir tespit yapmıştır dün.Son günlerde Ege'deki karasuları sorunu dahil "bir şeyleri kaşımaya" başlayan Annç'ın çıkışlarına şu yorumu getirmiştir:"Parti içi iktidar kavgasıdır bu. Kim cumhurbaşkanı, kim başbakan olacaktır kavgasının dışa yansımasıdır Annç'ın açıklamaları.."Arınç'ın bu koltukları istemesi yasak da değildir ayıp da değildir.Ayıp olan, bu kavgayı Meclis Başkanı sıfatını taşırken yapmasıdır.

Devamını Oku

Doğrular - yanlışlar

5 Mayıs 2005

Bir düşünür "sorumluluk, yalnız ortası görülebilen bir sicime benzer, iki ucu görünürde yoktur" demiş.Çağdaş yönetim işte bunun için vardır.Ahlâk, ilkeler ve yasalar, sorumluluğun yalnız bugüne ait bölümünü değil sonuçlarını da güvence altına alır.Başbakan Erdoğan'ın bazı olaylar karşısındaki tavrını beğeniyor, tabandan gelen zorlamalar etkisiyle devlet politikalarında sapmalar yaratan bazı icraata onay vermesini garipsiyorum.Meselâ türban tartışması nedeniyle koyduğu tepki yerindedir ve işe yaramıştır.Anayasa Mahkemesi Başkanı Bumiriin türbanla ilgili sözleri, hukuki bir tespitti ve türban yasağını kaldırmak amaçlı girişimlerin beyhudeliğini haber veren bir uyan idi.Meclis Başkanı Arınç buna "Anayasa Mahkemesi'ni kapatırım haaa!" tonunda tepki gösterince siyasi gündem altüst oldu."Gerilim politikalarından nemalanmak isteyen bir anlayışın temsilcisi değiliz. Suni gündemler oluşturanların bu ülkeye verebilecekleri bir şey yoktur" diyen Başbakan, tırmanışı durdurmuştur.Gücünü zamanında kullanmıştır.Erbakan'a "Öde hocam"VATAN'ın bugünkü manşeti de Başbakan Erdoğan'a puan getirecek bir haber veriyor.. Necmettin Erbakan "kayıp trilyon" davası nedeniyle 28 ay hapse mahkûm oldu. Hazine, Refah Partisi'nde buharlaştirılan 1 trilyon liralık devlet yardımını faiziyle beraber 9,5 trilyon lira olarak geri istiyor.Saadet Partisi Genel Başkanı Kutan'in talebi ile Başbakanlık konutunda bir toplantı yapıldı ve Erbakan'in ricası Erdoğan'a iletildi.Erbakan'ın cezasını evinde çekebilme hakkından yararlanması için Hazine alacağını ödemesi gerekiyor. Erbakan'ın bu kadar parayı ödeme gücünü sahip bulunmadığından bahisle Başbakan'dan kolaylık istendi.VATAN'ın istihbaratına göre Başbakan Erdoğan "Hocamızın cezaevine girmesini ben de istemem ancak bu paranın da ödenmesi gerekir. Yapacak başka bir şey yok" demiş..Bu iki olay karşısındaki performansı Erdoğan'ın liderlik sorumluluğunu hakkıyla taşıdığını gösteriyor.Seyirci kalmamalı idi..Fakat TÜBİTAK'ı iktidar kontroluna sokan yasaya seyirci kalması, onu büyük bir vebal altında bırakacaktır.Yeni yasa ile TÜBİTAK'ın 14 kişilik yönetim kurulu üyelerinden yedisini ve başkanı Başbakan atayacaktır. Bu durum, araştırmalar için tahsis edilen devlet kaynaklarının bilimsel kriterlere uymayan tercihlerle dağıtılmasına ve bilim adamlarının siyaset kulislerinde yıpranmasına, bazılarının yozlaşmasına sebep olacaktır.Kadrolaşmanın da sınırı olmalı.!Vebal doğuracak bir icraat da AİHM'deki türban davalarında Türkiye'yi savunan avukatın değiştirilmesidir. Leylâ Şahin davasında Türkiye'yi Avukat Şükrü Alpaslan savunmuş ve Türkiye haklı bulunmuştu.Davanın temyiz duruşması 18 Mayıs'ta Büyük Daire'de görülecek ve Türkiye'yi bir bürokrat temsil edecek. Niye?İktidar Türkiye'nin laik rejiminin başarı ile savunulmasını istemiyor mu?Kaleye gol yiyecek bir kaleci koymak ve Türkiye'yi savunma zaafına sokmak kaleciyi mi, yoksa o tercihi kullanan iktidarı mı sorumluluk altına iter?Başbakan iş işten geçmeden bu soruyu kendine ve çevresine şimdiden sormalıdır.

Devamını Oku

Güle güle Dinç Bilgin

4 Mayıs 2005

Sabah ve atv'de Dinç Bilgin dönemi dün sona erdi. Bilgin ailesi Türk basınında 110 yıllık bir geleneği temsil ediyor.Bu geleneğin en başarılı temsilcisi olan üçüncü kuşak Bilgin'in, aileyi sektörden tasfiye eden yıkımın sorumlusu olması, kaderin garip bir cilvesi olmalı..Sabah ve atv'nin Dinç Bilgin'in Etibank'tan doğan borçlan nedeniyle TMSF tarafından Turgay Ciner'e satıldığını duyduğumda 45 yıl önce izmir'de başlayan ortak yolculuğumuzun mucizevi başarılarını ve dramatik çöküşlerini hatırladım.Rahmetli Turgut Özal Sabah'ı ziyarete geldiğinde sormuştu:"Bizden istediğiniz bir şey var mı?"Dinç Bilgin'in Sabah'ıra büyük gazete yapan cevabını hatırlıyorum:"Bize böyle sorular sormayacak başbakanlar istiyoruz!"Namus anlayışıDinç Bilgin yalnız modern teknolojiyi Türk basınına kazandıran öncülüğü değil, bugün VATAN'ı var eden bağımsızlık ruhunu da temsil ediyordu o dönemde.Kaderini değiştiren yanlış, bizlerin itirazına rağmen, mucizesinin temeli olan ilkeyi çiğneyerek bankacılık alanına girmesi ve Etibank'ı satın alması olmuştur.O bankanın felâketli sonu bile Türkiye'ye fark yaşatmıştı. Aynı duruma düşen öteki patronlar yurt dışına kaçarken Dinç Bilgin Etibank'a el konulduğunu yurt dışında iken öğrenmiş ve ilk uçakla Türkiye'ye dönmüştü.Dinç Bilgin'i ve namus anlayışını en yakından bilen biri olarak inandığım için Sabah'ta bu borcun son kuruşuna kadar ödeneceğine dair garanti vermiştim.Medya dünyasının Dinç Bilgin'i kaybetmesinden ötürü üzgünüm ama bu garantinin karşılıksız kalmadığını görmekten dolayı teselli buluyorum.Onurunu kurtardıDinç Bilgin, borcunun tasfiyesinde de farkını ortaya koymuştur.Öteki batık banka patronları TMSF ile mallarını ellerinde tutup nemasıyla borçlarını ödeyeceklerine dair protokollar yaparken o gazete ve televizyonunun satışına onay vererek devlete olan borcunu tasfiye ermiştir.Verdiği karar, ailesine yaptığı bir haksızlık olarak düşünülebilir. Ama borç ilişkisi nedeniyle iktidarlara bağımlı bir yapının mesleğe ihanet sayılacağını bilenler, verdiği kararın isabetini takdir edeceklerdir.Birçok batık patrondan farklı olarak Dinç Bilgin'in banka patronu olmadan önce de villası, yalısı, uçağı, teknesi vardı.Gazetesi ve televizyonu da dahil şimdi bunların hiçbiri yok. Onurunu kurtarmak için doğru dürüst bir pazarlığa bile girmeden bunların hepsinden vazgeçmiştir.Kendisine ve ailesine esenlikler diliyoruz.Medya dünyası kaybetti ama en büyük kayıp Sabah ve atv'nindir.Dinç Bilgin'siz Sabah ve atv'nin Allah yardımcısı olsun..

Devamını Oku

Arınç'tan "erken uyarı" hizmeti

3 Mayıs 2005

Demokrasi toplumun miras aldığı terbiye ve kazanımlar üstünde yükselir ve düşünce namusu sayesinde yaşar.Türkiye Cumhuriyeti 27 Mayıs darbesine kadar Anayasa Mahkemesi'nin olmadığı bir hukuk düzeni içinde yönetildi.Meclis çoğunluğunu ele geçiren parti, devletin ve ülkenin mutlak hakimi olduğunu sanmanın yanılgısına düşebilirdi. Düştü de..Menderes, meclis çoğunluğunu oluşturan DP milletvekillerine "Siz isterseniz hilâfeti bile getirirsiniz" demek suretiyle tarihi hatasını yapmış, sürüklendiği inadın doğurduğu çatışma ortamı, kendisine ve ülkeye felâket getirmiştir.Sistemin sigortasıÇağdaş demokratik toplumlarda hayatı yasama meclisinin koyduğu kanunlar düzenliyor ama bu yasaların Anayasa 'ya uygunluğunu Anayasa Mahkemesi veya aynı görevi başka adlarla üstlenen yüksek yargı kurumları denetliyor.Türkiye'de de demokratik rejim kırk yılı aşkın bir süredir bu sigortaya sahiptir.Meclis Başkanı bunu bilmez mi?Bilir ama Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin'in türban yasağının kaldırılamayacağına ilişkin hukuki tespitleri onu feverana sürüklemiş, konumuna ve kişiliğine yakışmayan sözler söyletmiştir."Anayasa Mahkemesi'ni kaldırabilirim" sözü, ancak kavgada sarfedilebilecek bir tehdittir. Ciddiye alınmasa bile böyle bir tehdit, hukukun denetimini reddeden ve diktatörlük hayallerine kapılmış çağdışı bir zihniyeti ele verir."Meclis kimsenin şamar oğlanı değildir" demesi Meclis Başkanı Arınç'ı kahraman yapmaz. Çünkü Anayasa Mahkemesi kanun yapmıyor, yeri geldiğinde bazı yasaların anayasaya aykırılığını tespit ediyor.Her şerde bir hayırArınç problemi yanlış koyduğu için hukuk fakültesinin ilk dersinde öğretilen temel doğrular tekrarlanıyor. AKP Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa dün "iktidar partisi ve hükümet olarak bizim gündemimizde böyle bir konu yok" dedi.Ama Arınç'ın sözleri, kızgınlık anında açığa vurulmuş bir niyet beyanı olarak algılanacaktır ve AKP'ye şüphe gölgesi düşürecektir.Anayasa Mahkemesi üyelerini Cumhurbaşkanı seçiyor.Yeni Cunıhurbaşkanı'nı erken seçim gereği doğmazsa, AKP'nin ezici çoğunluğa sahip bulunduğu bu meclis seçecektir.Bülent Arınç'ın niyetini paylaşan bir Cumhurbaşkanı, atayacağı yeni üyelerle Anayasa Mahkemesi'ni kapatmaktan beter hale getirebilir mi? Evet bu tehlike doğabilir.Arınç belki istemeden erken uyarı hizmeti yapmıştır!

Devamını Oku

Tehlikeli hayaller

2 Mayıs 2005

Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın siyaset diline kazandırdığı en uç ve çarpıcı söz "Şeyini şey ettiğimin şeyi"dir.Bu söz onun siyaset üslubunu da yansıtıyor. Feveran gösterdiği durumlar ona tarafsız konumunu unutturuyor, yanlış hatta tehlikeli olabilecek sözler söyletiyor.Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın laiklik ve türban yasağı konusunda yaptığı hukuki saptamalar ve o çerçevedeki uyarılar belli ki Meclis Başkanı'nı yine tetiklemiş.CNN Türk'te söyledikleri, iktidarın niyetleri konusunda şüphe doğuracak sözlerdir.Meselâ "Bu Anayasa Mahkemesi'ni ben, meclisin yapabileceği bir anayasa değişikliği ile kaldırabilirim" dedi.. "Her şeyi yapabilirim; ben meclisim. Ben yasama organı olarak istediğim yasağı koyarım, istediğim yasağı kaldırırım" dedi.Refah ve Fazilet partilerinin, laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldikleri gerekçesiyle kapatıldığını hatırlatarak şu iddiada bulundu:"Bugün o partiler hayatta olsa, aynı eylemleri yapsalar Anayasa Mahkemesi kapatabilecek mi? Kapatamayacak!"Arınç'ın yanlışlarıArınç'ın sözlerini Türkiye'nin saygın anayasa hukuku uzmanlarından biri olan Prof. Dr. Erdoğan Teziç'e sordum.Prof. Teziç "Sayın Arınç, tarafsızlığına saygı gösterseydi, bilgi birikiminden gelseydi, siyasi hayatı ve mukayeseli hukuku bilseydi bu sözleri söylemezdi" dedi. Neden?Çünkü Anayasamız "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir" diyor ama hemen ekliyor:"Türk Milleti egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır.."Bütün çağdaş demokrasilerde olduğu gibi Türkiye'de de meclis "hakimi mutlak" değildir. Sistem o güce "karşı ağırlıklar" koyarak güvenceler oluşturmuştur.Rejimin iki ayağı laiklik ve üniter devlettir. Bu temelleri tehdit edecek eylemlere yönelen partiler olduğu takdirde Prof. Teziç "Sayın Arınç hiç şüphe etmesin, o partiler yine kapatılır" diyor.Almanya'da da Nazi ve Komünist partileri kapatılmadı mı?Üstelik o partiler, eylemlerinden dolayı dahi değil, sırf programları rejim için ilerde tehlike doğurabilir gerekçesiyle kapatılmadı mı?Kuyuya taş atmakMilletten aldıkları yetkiyle siyasetçiler çok şey yapabilir. Ama onların da aşamayacağı sınırlar vardır. Amerika ve Fransa'da olduğu gibi bizde de vardır ve olmalıdır.Hilkat garibesi bir seçim sistemi yüzünden halkın üçte birinin oyu ile meclisin üçte iki çoğunluğunu ele geçiren AKP iktidarından yansıyan hevesler, bu güvencelerin ne kadar gerekli olduğunu kanıtlamaya yetiyor.Şimdi cevabı aranması gereken soru şudur:Anayasa Mahkemesi'nin olmadığı bir hukuk düzeni ve kadiri mutlak bir meclis çoğunluğu, Bülent Arınç'ın Anayasa Mahkemesi'ne gözdağı vermek için ayak üstü ürettiği bir fantezi midir, yoksa partide taraftar bulmuş bir hayalin yansıması mı?Ve AKP bugün gerçekleştiremediği hangi amacına ulaşmak için Anayasa Mahkemesi'ni kendine engel görüyor?İşte size dertsiz başımıza yeni bir dert!Son sözleriyle Meclis Başkanı, iktidarın güven kazanma çabalarına büyük zarar vermiştir.AKP'ye muhalefet lazım değil. Bülent Arınç yetiyor!

Devamını Oku

Biz daha çoook soyuluruz!

29 Nisan 2005

Türkiye dünya tecrübesine saygı göstermediği için soyulmaktan kurtulmuyor. Bizde yalnız milletvekilleri değil, memurlar da dokunulmaz olabiliyor. Bir amir, suçlanan memurunun yargılanmasına izin vermeyebiliyor.İşte son örnek: Yolsuzlukla suçlanan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Emekli Oramiral llhami Erdil yargıya hesap veriyor. Çünkü Genelkurmay adaletin yolunu açmıştır.Fakat aynı davada sahtecilik ve suiistimalle suçlanan Askeri Satınalma Komisyonu'nda görevli dört sivil memurun yargılanmasına Maliye Bakanlığı izin vermemiştir. Sebep?Bakanlık, bu memurların yargılanmalarına gerek görmemiş!Sen mahkeme misin?Bu memurlar hakkındaki davanın düşmesine sebep olan kararı veren makam şimdi "4483 sayılı yasadan aldığım yetkiyi kullandım" diyecektir.Doğru ama bu ülkede adalet, siyasi iktidarın takdirine bağlı olarak mı gerçekleşecek?Yargıyı dışlayan bir zihniyetin adalet ve temizlik iddiası büyük bir yalandır.Yolsuzluğun panzehiri saydamlıktır ve mahkemelerin önünde suçlanan herkesin eşitliğidir. Suçlanan memurların yargılanmasını amirin iznine bağlayan sistem, otoriter devlet düzenlerinin sağladığı bir ayrıcalıktır...Ve artık Afrika'da bile kalmamıştır.Silâh ile içki, ateş ile barutBu ülkede 2 milyona yakın vatandaşın ruhsatlı silâhı var. Sebep?Çünkü devlet bu kişilerin kendilerini koruma ihtiyacına dayanan taleplerini kabul ermiştir. Bunu yaparken kendi aczini de itiraf etmiştir.Oysa devletin birincil görevi can ve mal güvenliğini sağlamaktır."Bunu ben garanti edemiyorum, kendi güvenliğini kendin sağla" diye silâh taşımasına izin verdiği kişilerin, öteki vatandaşlar için tehdit oluşturmamasını sağlamak da devletin görevi değil midir?İktidar, VATAN'ın günlerdir kampanya şeklinde sürdürdüğü uyanları dikkate alarak içkili eğlence yerlerine silâhla girilmesini men edecek yasal düzenlemeyi gerçekleştirmelidir.İstanbul'un seçkin bir barında önceki gece üç genç tabanca ile vuruldu. Tedbir almak için daha kaç kurban gerekiyor?Silâh yasağını geciktirenler, bundan sonraki kayıpların sebebi, hatta azmettiricisi olacaktır!

Devamını Oku

Ayıplı direniş!

29 Nisan 2005

2001 Adli yılının açışında Yargıtay Başkanı Sami Selçuk şöyle demişti: "Yolsuzluklar çağında yaşıyoruz. 'Kara paraya karşı önlem alınmazsa 2020 yılında ABD Başkanı'nı mafya seçecektir' denilen bir çağdır bu. Bu çağda Türkiye, dünya istatistiklerinde yolsuzlukların en çok ürediği ülkelerin arasında yer alıyor."Gerçekten de Dünya Bankası'nın 1996 endeksine göre Arnavutluk, Bulgaristan, Slovenya, Litvanya yolsuzlukta Türkiye'den daha kötü durumdayken 1999'dan sonra Türkiye bunların gerisine düşmüştür.Sami Selçuk'un önerdiği tedbirler bunca yıl niçin alınamamıştır?Cevabı aynı konuşmada var: "Yolsuzluk üreten düzenden yararlananların, o düzenle savaşmaları olanaksızdır!"CHP dün önemli bir açıklama yaptı: "Mecliste bekleyen dokunulmazlık dosyalarının 28'ini, milletvekili seçilmeye engel suçlar oluşturuyor. 28 milletvekili arasında Başbakan ve 5 bakan da var.."Bu tespit, dokunulmazlıklar meselesinde niçin mesafe alınamadığı sorusuna cevap oluşturuyor.Yolsuzluk suçlamasına hedef olan AKP milletvekili Cemal Kaya dokunulmazlığı kaldırılıp yargılanabilirdi ama milletvekilliğinden istifaya mecbur edildi. Niçin?Aksi halde millet, 28 iktidar mensubunun dokunulmazlık dosyaları niçin işleme konmuyor diye soracaktı.Cemal Kaya, parti büyüklerine ve dokunulmazlıklara kurban edilmiştir.Entrikadır bu. Ama halkın kafasını karıştırmak amacında elde edilen başarı uzun ömürlü ve hayırlı olamaz.Çünkü milletvekili seçilmeye engel suçlar işledikleri iddiasıyla yargının mahkemeye çıkarmak istediği kişiler şu anda kanun yapıyor, ülkeyi yönetiyor.Milletin bu gerçeğe uyanmasını kim, daha ne kadar önleyebilir?Sorumsuzluk ve öldüren rekabetToplumsal gerginliği besleyen yeterince sebep var zaten.Önderlik rolündeki herkesin bu gerçeği görmesi, gücünü barış ve kardeşlik ruhunu ayağa kaldırmak amacında kullanması gerekiyor. Bunu en kolay spor yöneticileri yapabilir.Çünkü yarış ve barış sporun doğasıdır. Ama kötü ellerde ölümcül hale gelebiliyor.İşte Bursa'da "En büyük Cim-Bom" narası ile başlayan bir kavga 17 yaşında bir fidanın hayatını söndürmüştür.Kulüp rekabetini kitleleri kışkırtan ölçüsüz sözlerle tırmandıran idareciler bu elim olaydaki rollerini sorgulamalıdırlar.Ölüme sebebiyet suçunun hukuki unsurları belki oluşmamıştır ama vicdanlar, sporu savaş, rakibi düşman görüntüsüne sokan beyanları suçlayacaktır, suçlamalıdır.Yeter artık!

Devamını Oku