Nereye böyle?

14 Mayıs 2005

Amerika'da AKP'nin samimiyetini sorgulayan moral bozucu değerlendirmeler birbirini izliyor.Son olarak Harvard Üniversitesi'nde Nobel ödülüne aday gösterilen ekonomi profesörü Robert Barro liderliğindeki bir grubun araştırması şaşırtıcı bir iddia ortaya artı.Harvard uzmanlarının oluşturduğu model, Türkiye'de şeriat devleti kurulma ihtimalini yüzde 88 görüyor. Niye?"Çünkü Atatürk'ün Türk siyasetine etkisinin günümüzde kopyalanması zor"muş!Amerika, bilimin ve medyanın devlet politikalarından bağımsız olduğu ideal bir özgürlük ülkesi diye tarif edilir. Ama ulusal çıkarlar söz konusu olduğu zaman Amerika'da bu güçlerin mükemmel bir uyum içinde hareket ettiklerine yığınla örnek vardır.Şunu sormak lâzım: Türkiye Irak'ta Amerika'nın beklediği desteği vermiş olsaydı bu tehlike canları yine çalınacak mıydı? Hayır.Sebebine gelince..Çünkü Amerika işbirliği yaptığı rejimlerin kalitesine bakmaz, sadece sadık dost ister. Bölgede Türkiye'siz yapamayacağına göre onu kaybetmemek uğruna hükümeti etkileyecek her aracı kullanmayı mubah görür.Amerika'nın politika ve düşünce üreten kurumlarından yansıyan eleştirilere bu gözle bakmak lâzım. Ama yine de uyanık bulunmayı gerektiren sebepler bağlamında değerlendirilmeli.Çünkü çoğu bu hassasiyeti hak ediyor. İşte yeni muhafazakârların internet sitesinde çıkan bazı görüşler:Türkiye teröre karşı savaşta hesaba katılabilir mi?Hayır. Türkiye PKK konusunda hassas ama Filistin ve Irak'taki terörizme karşı çok yumuşak.Türkiye bölgede bir demokrasi gücü mü?Hayır. Ankara Lübnan halkına karşı Suriye'den yana tavır aldı.Laiklik ve demokrasi değerleri güvencede mi?Hayır.. Arınç'ın Anayasa Mahkemesi'ni kaldırma sözleri, demokrasiye değer verdiği fikrini zedeledi.Erdoğan'ın karikatürlere bile tahammül edememesi onu Esad ve Mübarek'le aynı safa çekiyor.Şimdiki ne gömleği?Bunlara türban takıntısına bağlı zorlamaları, örneğin Türkiye'yi türban davasında AİHM'de başarı ile savunan avukatın değiştirilmesini; devlette TÜBÎTAK'a dek uzanan ideolojik kadrolaşmayı, "cumhuriyet değerlerinin yerini İslâm'ın alması zamanının geldiğini" savunan zatin halâ bürokrasinin en yüksek makamını işgal ediyor olmasını da eklemek gerekiyor.Hatta belediyelerin içkili yerlere yönelik sıkıştırmalarını ve sistematik içki zamlarını..Bütün bunlar Amerika'dan önce Türkiye'nin meseleleridir.AKP ele geçirdiği tarihi fırsatı değerlendirmek istiyorsa güven vermelidir. Vermiyor..Bu örnekler çoğalırken "Milli Görüş gömleğini çıkardık" sözü yeterli olmuyor.

Devamını Oku

Ufuk açıcılar

13 Mayıs 2005

Batıda liderlik gerektiren büyük işleri kâr amacı gütmeyen sivil kuruluşlar başarıyor.Toplumsal gelişmenin lokomotifliğini yapan bu kuruluşlar, gençlere de mükemmel fırsatlar sunuyor.HBA Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Özyeğin'in, adını taşıyan vakfın faaliyetleri hakkında medyayı bilgilendirmek üzere düzenlediği toplantı, bu yönü ile heyecan verici idi.Türkiye, çağdaş toplumların dinamiklerini artık kendi içinde üretiyor, çalışma hayatında başarıya ulaşmış önderleri ile toplumsal sorumluluk alanını her gün biraz daha genişletiyor.Özyeğin, kızların okullaşma oranıyla ilgili Toplum Gönüllüleri Vakfı Başkanı İbrahim Betil'den aldığı bir mektubun ardından eğitim alanına yoğunlaştıklarını anlattı.Bu alandaki durumumuz elem vericidir. Orta öğretimde kızların okullaşma oranı Mısır'da ve İran'da bile yüzde 81 ve 77 düzeyinde iken bizde yüzde 48'dir.Yaşamak için vermekÖzyeğin önümüzdeki öğretim yılına yetiştirilmek üzere yoksul bölgelerde 900 yatak kapasiteli 6 kız öğrenci yurdu ile bir lise ve üç ilköğretim okulu yaptırdıklarını söyledi. Vermek bir erdemdir. Ama başarılı olmuş kişiler kaynak ve organizasyon becerisi yanında paradan önemli bir şey daha veriyorlar: Örnek önderlikler, sosyal sorumluluk alanını genişletici öneriler..Özyeğin, kâr amacı gütmeyen kuruluşların faaliyetleriyle ilgili her yıl yapılacak bir derecelendirmenin bu alanda ki yarısı özendireceğini söyledi.Türkiye gibi ülkelerin zenginleri ve okumuşları, sadece vergilerini vererek topluma borçlarını ödemiş olamazlar. Sorumluluklar ceplerinden değil canlarından vermektir."Ya verdiğim yerini bulmazsa" bahanesi bir kaçıştır. Halil Cibran bakın ne cevap vermişti böylelerine:"Meyve bahçenizdeki ağaçlar ve çayırlara saldığınız davarlar böyle söylemiyorlar. Onlar yaşamak için veriyorlar. Çünkü vermezlerse ölür, yiterler.."Türkiye'nin geleceğiÖzyeğin, okullaşma açığının çözümü içir sadece 1 milyar dolar gerektiğini, elli büyük grubun bu kaynağı yaratabileceğini söyledi.Bir önemli uyarı daha yaptı:"Yurt dışında 86 bin gencimiz okuyor Bunların sadece yüzde onu, yurt dışında okumaya değecek üniversitelere gidiyor. Ve Türkiye bunun için 2 milyar dolar ödüyor."Bu para ile her yıl 5 bin öğrencinin okuyacağı 20 üniversite yapılır.Okul yatırımları için yer belirlerken Doğu ve Güneydoğu gerçeğini daha derinlemesine kavrama fırsatı bulan Özyeğin, siyasetçilerin bunca yıldır nedense keşfedemedikleri bir ihtiyacı da ortaya koydu:"Kış şartlarının ağır geçtiği bu yörelerde niçin kış tatili 15 gün yerine 2 ay, yaz tatili de 4 ay yerine 2 ay yapılmıyor?"Kâr amacı gütmeyen sivil kuruluşlar, liderlik, organizasyon, kaynak ve yaratıcı fikir zenginliği ile Türkiye'nin geleceğidir.Onlar çoğaldıkça ülkenin sorunları azalacaktır.

Devamını Oku

Sorumluluk sınavı

13 Mayıs 2005

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararı beklendiği gibi çıktı.Mahkeme, bölücü terör örgütünün başı Apo davasında adil yargılanma hakkının ihlâl edildiğine karar verdi.Bu kararın yeniden yargılama zorunluluğu getirip getirmeyeceğini Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi belirleyecek.AİHM kararı Bakanlar Komitesi'ne yargılamanın yenilenmesi tavsiyesinde bulunuyor.Ama bunun yanında Türkiye'nin olay bağlamındaki "özel durum"unu gerekçe göstererek bu zorunluluktan muaf tutulmasını isteyebileceğini de kaydediyor.Önümüzde uzun bir süreç var. Nihai karar bir yıldan daha uzun bir zaman alabilir. Türkiye, iktidarı, muhalefeti ve medyası ile ülkenin geleceğini etkileyecek büyük bir sınav verecektir.Dışişleri Bakanlığı, sorunun hukuk zeminlerinden taşırılmamasını istiyor.Doğru bir tercihtir. Çünkü dışarıdaki Türkiye karşıtlarına, içeride sorunu siyasi sömürü malzemesi yapmak niyetinde olanlara alan yaratmamak ancak böyle mümkündür.Hükümetin bu siyaseti benimsediği görülüyor. Başbakan da Adalet Bakanı da aynı şeyi söylediler: "Nihai kararı yargı verecek.."Kaldı ki Bakanlar Komitesi'nin AİHM'in tavsiyesine katılacağı da kesin değildir. Çünkü söz konusu olan kişi, masum olduğunu kimsenin iddia etmediği bir terör elebaşıdır.Bakanlar Komitesi karar oluştururken şu sorulara kendi içinde cevap arayacaktır:Öcalan suçsuz mu; hatta kendisi "suçsuzum" diyebiliyor mu? Yeniden yargılama, hakkında verilmiş olan hükmün değişmesi sonucunu doğurabilir mi?Sonunda varılacak nokta Apo'nün yeniden yargılanması olsa bile Türkiye'nin kaybı olmayacaktır. Yeter ki siyasetçi egoizmi, sivil toplumun uyanıklığı ile denetim altında tutulabilsin.Bir teröristi siyasi rekabetin malzemesi yapmak, hele ona yönelik nefreti Avrupa Birliği yolunda mayın gibi patlatmak, ülkenin geleceğine karşı işlenmiş en ağır suç olacaktır.Hiçbir marifet böyle bir ihaneti bu milletin gözünden kaçıramaz!Bir ayıp, bir yanlış..Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mimarlık ve Mühendislik bölümü binasının temel atma töreninde nahoş şeyler oldu.Üniversitenin rektörü ve yardımcıları "hükümetin yüksek öğrenim sistemine yönelik tutumuna tepki" koymak adına törene katılmadılar. Başbakan da buna karşı ağzına geleni söyledi. En tehlikeli sözleri de şunlar:"Bu tür rektörlerin olduğu yerde elbette anarşi olur!"Tayyip Erdoğan kontrolünü bu kadar kolay yitirmemelidir.Bir yanlışın başka bir yanlışla düzelmeyeceğini, sinirlendiği zamanlarda da unutmamalı. Şimdi bu üniversitede anarşi çıkarsa ne olacak? "İşte dediğim çıktı" diye memnun mu olacak, yoksa pusuda bekleyen anarşi odaklarının bu gafından yararlandıklarını farkederek üzülecek mi? Siyasetçiye değil devlet adamına ihtiyacımız var!

Devamını Oku

Adalete karışmayın!

12 Mayıs 2005

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Öcalan'la ilgili kararını bugün açıklayacak.Büyük Daire'nin "adil yargılanma" kriterlerinin birkaç noktada ihlâl edildiğini hükme bağlayan bir karar metni açıklaması bekleniyor.Bu, 30 bin insanın ölümünden sorumlu bölücü terör örgütü elebaşı Apo'nun yeniden yargılanması demektir.CHP muhalefetinin iddia ettiği gibi karar Türkiye'nin başına büyük dert açabilir mi?CHP eğer MHP'nin bile dikkate aldığı hassasiyetleri iktidarı açmaza sürüklemek amacıyla sömürür ve bir hukuki süreci Türk devletinin egemenliğini ve onurunu koruma bahanesi ile kışkırtmaya ve karıştırmaya devam ederse evet, büyük dert açabilir!Deniz Baykal "Öcalan'ı yeniden yargılamak 70 milyonluk ülkeyi kırar, böler, döker" dedi.Grup Başkanvekili Halûk Koç, iktidarın karara uyma eğiliminin ülkeyi yüksek derecede "ateşe atma riski" doğuracağını iddia etti.Çarpık bir risk hesabıPeki uymamak bizi barış ve huzur dolu bir cennete mi götürecek?CHP hiç değişmeyecek..Apo'nun yeniden yargılanması kararına karşı çıkmak, bir terör suçlusuna hak etmediği bir rütbe vermek ve ona siyasi kişilik kazandırma yanlışına düşmektir.AlHM'nin karan, verilen cezanın özüne değil, bazı şekil şartlarına itiraz ediyor.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) uygun bir yargılama Apo'ya aynı cezayı vereceğine göre CHP neden korkuyor?Tamamen yargı erkinin sorumluluğundaki bu sorunu niçin siyasi zeminde deprem tetikeyici bir malzeme olarak kullanıyor?Anayasamızın 90'inci maddesi, yasalarımızla AlHS arasında bir çelişki doğarsa AİHS'e öncelik tanınacağını hükme bağlıyor.Baykal yeniden yargılamanın ülkeyi kırıp dökeceğini söylüyor ama bundan sakınmanın hangi iyiliğe hizmet edeceğini söylemiyor.Çünkü aynı risk belki daha fazlasıyla tersi için geçerlidir.Yoksa Apo bahane mi?Üstelik AİHM kararına uymamanın, Türkiye'nin geleceği ile ilgili çok ağır siyasi sonuçlan olacaktır.Türkiye Avrupa Konseyi'nden ihraç edilebilir. Bu bir..İkincisi, AİHM kararlarına uyulup uyulmaması, Kopenhag kriterlerine uyumu ölçen bir kıstas olduğu için Türkiye'nin AB süreci, tahrip ölçeğinde yara alır.İnsan merak ediyor:Acaba CHP, Avrupa Birliği'ne yönelik derin muhalefeti için Apo'yu bahane olarak kullanmak mı istiyor?Kemal Derviş CHP milletvekili idi.Bu partide hizmet fırsatı bulamayan Derviş, Birleşmiş Milletler'in üçüncü önemli adamı olarak New York'a gitti.Dün meclise veda ederken önemli bir uyarıda bulundu: "AB'ye giremezsek Meriç nehri demir perde olur!"Baykal ve arkadaşları Derviş'i dinlerken, ülkeyi ateşe atma riskinin asıl kendi muhalefet anlayışlarından doğabileceğini acaba düşündüler mi?Düşünseler iyi olur..

Devamını Oku

Çocuk kaç para?

10 Mayıs 2005

Trafik kazasında ölen bir çocuk nedeniyle çıkarılan hesap, hepimiz için kahredici bir başarısızlık, utanç ve iflâs ilânıdır!Olay, bugün VATAN'in manşeti..Diyarbakır'da bir yolcu otobüsü 8 yaşındaki Meki Ayaz'ı öldürdü. Çocuğun ailesi 4,5 milyar lira tazminat istedi. Otobüsün sigorta şirketi parayı ödemeyince ihtilâf mahkemeye gitti.Mahkemenin tayin ettiği bilirkişi bir hesap çıkardı:Ölmeseydi Ayaz ailesi çocuğu büyütmek için 55 milyar lira masraf yapacak, fakat çocuğun 18 yaşından sonra ailesine maddi katkısı 13 milyar lira düzeyinde kalacaktı.Yani bilirkişi çocuğun ölmesi ile ailenin 42 milyar lira masraftan kurtulduğunu söylüyordu.İtiraz üzerine mahkeme yeni bir bilirkişi tayin etti ama o da aynı şeyi söyledi.Bilirkişi raporları, çocuğa ve insan hayatına verdiğimiz değerin ölçüsünü acı ve utanç verecek biçimde ortaya koyuyor.Bilirkişiler çocuğu "astarı yüzünden pahalı"ya gelecek bir meta yerine koymuş, neredeyse işlenen trafik cinayeti nedeniyle aileyi teşekkür borcu altına sokmuştur. Türkiye'deki değerler sisteminin iflâsını bundan daha acıtıcı biçimde teşhir eden ibret olamaz!Ayaz ailesinin avukatı davayı kaybettikleri takdirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne başvuracaklarını bildirmiştir.Umuyoruz ki "Türk Milleti adına" karar veren mahkeme, bu halkın çocuğa beslediği sevgi ve sorumluluk duygusundan ilham alacaktır.Çünkü AİHM'den insanlık dersi dinlemek çok ağır bir ceza olur.Hintli bilge şair Tagore "Doğan çocuklar, Tanrı'nın insanlardan halâ umudunu kesmediğini gösterir" demişti.Meki Ayaz için çıkarılan hesap ortada dururken bu umudu hak edemeyiz!Güvenlik referandumuFenerbahçe ile Galatasaray arasında bugün oynanacak kupa finalini Olimpiyat Stadı'nda izlemek ayrıcalıktır.Güvenli bir ülkede böyle bir maçın biletleri aylar öncesinden biter.Ama satışa çıkarılan 50 bin biletin dün akşam 20 bini bile satılmamıştı. Niye? Çünkü korku, futbol sevdasına baskın çıkmıştır.Her konuda referandum önermeye pek meraklı siyasi iktidar, boyunun ölçüsünü almak istiyorsa buna baksın. Manzara, halkın can güvenliği konusunda iktidara verdiği kanaat notunu, referandum açıklığında ortaya koyuyor.Futbol Federasyonu haftalardır tribünlerdeki haydutlara "Lütfen.. Lütfen" diye yalvaran reklâmlar yayınlatıyor TV'lerde. Keşke bu paralar güvenlik için harcansaydı.Hepimize görev düşüyor.Birleştiren spor, taraftarlık adına yeni bir bölünme derdi mi çıkaracak başımıza?Sevdiğimiz güzel şeyleri korku yüzünden birer birer haydutlara mı terkedeceğiz?Bunun sonu yoktur. Bu bizim hayatımız. Savunmadıkça onlara lâyık olamayız!

Devamını Oku

Ayıp, kayıp!

10 Mayıs 2005

Dokunulmazlıklar konusundaki kararlı tutumu CHP'nin tek fiyakası idi.Fakat öyle görünüyor ki ana muhalefet partisi o özelliğini de kaybedecek.Silvan Başsavcılığı, CHP Genel Saymanı ve Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Yıldız'in dokunulmazlığının kaldırılmasını istedi.Talebi içeren fezlekeye iki önemli belge eklendi. Bunlardan ilki, Batman Barajı'nda Mahmut Yıldız'ın şişirilmiş hak ediş tutanakları ile devleti dolandırdığı iddiasına kanıt oluşturuyor.Baraja kum ve çakıl taşınan mesafeleri olduğundan uzak gösteren tutanakta CHP'li Yıldız'ın imzası bulunuyor.İkinci belge ise Mahmut Yıldız'ın bu durumu açığa çıkaran bilirkişiyi ölümle tehdit ettiğine dair şikâyeti içeriyor.CHP Genel Saymanı Yıldız, hakkındaki suçlama fezleke aşamasına geldiği takdirde milletvekilliğinden derhal istifa edeceğini söylemişti. Bu sözünü unuttu..Daha önemlisi Baykal, yolsuzlukla suçlanan Şişli Belediye Başkanı Sarıgül'ü partiden atmışken Mahmut Yıldız'a dokunmuyor.Demek ki derdi "partisinde sadece namuslu insanlar görmek" değildir. Yeter ki liderliğini tartışmasınlar, koltuğuna göz koymasınlar!Bu çifte standart, tüm siyasi kavgaların sahte olduğunu, lider egoizminden başka belirleyici bulunmadığını kanıtlıyor.Bu millet kimseye güvenemeyecek mi? Siyasetçiler bindikleri dalı kesmeye daha ne kadar devam edecekler?Bundan sonra olacakları tahmin etmek zor değildir:Meclisteki AKP çoğunluğu, kendilerini de yutacak gedik açılmasın diye Yıldız'ın dokunulmazlığını, o istese bile kaldırmayacaktır.Mahmut Yıldız eğer sözünün eri bir adamsa AKP'lilerin adalete saygısız bencilliğini teşhir edip o gün milletvekilliğinden istifa ermeli ve kendi iradesi ile yargının yolunu açmalıdır.Baykal'a gelince.. Ona herhangi bir önerimiz yok.Çünkü o "savunduğum değerlerle ters düşüyor muyum?" kaygılarını çoktan aşmış bulunuyor!Önce korkuyu yenmekFenerbahçe ve Galatasaray takımları Olimpiyat Stadı'nda yarın kupa finali için karşı karşıya gelecekler.Son maçlarda tribünlerden yansıyan saldırı görüntüleri, gerçekte futbol bayramı olarak kutlanmayı hak eden bir olayı korku sebebi haline getirmiştir.Sporun kitleye dönük yüzünde heyecan, zevk ve eğlence vardır.Futbol, dostluğa zarar vermeyen tek rekabet değil mi?İki takımdan biri yenecek, öbürü yenilecektir. Yenilen takım ve taraftarları için dünyanın sonu gelmeyecektir. Çünkü bu ne ilk maçtır, ne de son maç olacaktır.Öyleyse bu büyük zevki ve heyecanı niçin korkuyla zehirliyoruz?İsteyen korkmadan biletini alsın ve gitsin maça.Uygarlık daha maç başlamadan yenilmesin!

Devamını Oku

Zaman Tüneli

9 Mayıs 2005

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin dün toplanan genel kurulu bizi "zaman tüneli "ne götürdü.12 Eylül darbesinden sonraki ilk seçimin en derin iz bırakan hatırası ANAP lideri Özal ile Halkçı Parti Genel Başkanı Necdet Calp arasında gecen "satarım-sattırmam kavgası" idi.Dünkü genel kurulda özelleştirmeci Özal'ın yerinde Tayyip Erdoğan, "sattırmam" diyen Calp'in yerinde de CHP lideri Deniz Baykal vardı.Başbakan ana muhalefet liderini şikâyet ederken şöyle dedi:"CHP'nin özelleştirmeye dayalı muhalefetini anlamak mümkün değil. SEKA ve Ereğli Demir Çelik Fabrikası'nı ziyaret etmişlerdir. Ama unutmayın ki CHP'liler Ereğli Demir Çelik Fabrikası'nın kurulmasına da karşı çıktılar. Şimdi özelleştirilmesine karşı çıkmaktadırlar.SEKA zarardadır ve büyük paralarla finanse edilmektedir. Kâğıt sektöründe özel sektörün başarılı olduğu bir dönemde hâlâ devletin zararla bu işi yürütmesinin mantığını anlatabilir misiniz? ideolojik yaklaşımlarla bunu anlatamazsınız.."Devletçi inat..CHP lideri Baykal'ın bu eleştiriye verdiği cevap, inzivaya çekildiği için son yirmi yılın değişimini yaşamamış bir eski siyasetçiye yakışır nitelikte oldu:"Türk ekonomisinin sahipsiz, cami önüne terk edilmiş, kendi başına bırakılmış bir ekonomi olmadığı gerçeğini herkesin kafasının içine yerleştirmesi lâzım!"Yani satışa çıkarılan kamu işletmesi cami avlusuna bırakılan bebek, CHP de onun garantisi..Türkiye yirmi yıldır özelleştirme konuşuyor. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Doğu Avrupa ülkeleri bizden akıl almaya gelirdi. Onlar işlerini bitirdiler, özel girişimin dinamiği ile zenginleştiler ve bizden önce AB'ye girdiler.Ama bizim en köklü partimiz, özelleştirmenin devleti yüklerinden kurtarmak, ekonomide rekabeti ve verimliliği artırmak için yapılan bir iş olduğunu anlayamadı. Kemal Derviş zihniyet devrimi için bir şanstı ama tutucular onu barındırmadı.Sorun mu yok?Çağdaş solcular hiçbir ülkede özelleştirmeye karşı çıkmıyor. Yaptıkları sadece satışların şeffaflığını denetlemek ve özel sektör tekellerinin oluşmamasına dikkat etmektir.Türkiye bu kavgalar yüzünden çok zaman ve para kaybetti.İktidar CHP'nin muhalefetinden etkilenmemeli, hele bu muhalefeti kendi yavaşlığının bahanesi olarak kullanmamalıdır.Her şeye karşı olan CHP de neyin nasıl yapılacağını öneren çağdaş bir role kendini hazırlamalıdır artık. Bir muhalefet partisinin kendisine iktidar yolunu açacak kavgalar çıkarmak için yeteri kadar sorun var Türkiye'de.Adaletsiz vergi düzenine, kayıt dışı ekonomiye, can ve mal güvenliğinin kalmadığı kentlerde mafya organizasyonlarının egemenlik alanlarını her gün biraz daha genişletmesine CHP'nin itirazı ve çözüm adına önereceği planları yok mu?Yoksa ideolojileri bu sorunları sorun saymıyor mu?

Devamını Oku

Ankara uyan!

7 Mayıs 2005

Çankaya, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık konutlarının bulunduğu semttir. Hırsızlar, katiller oraya kadar çıktı!Can güvenliğini, kalbi sayıları yerde bile koruyamayan devlet olur mu?Hacettepe Hastanesi' nde çalışan ve doktora yapan Zerrin Fırat, güvenli bir ülkeye yaşıyor olsaydı bugün anne olarak ilk Anneler Günü' nü kutlayacaktı.Üç ay önce, 30 yaşında anne olmuştu.Ama Çankaya'daki evine giren hırsız, uyandığını farkedince onu vahşice bıçaklayıp öldürdü. Bebeğini daha süt emerken öksüz bıraktı.Polis katili yakaladı ama ne fayda?Memlekette bunlardan çok var.Daha önce on hırsızlıktan sabıkası bulunan 20 yaşındaki katilin nasıl ve neden dışarlarda dolaşabildiğini sormak lâzım.Suçlarda tırmanış var. Türkiye genelinde suç oranı bir yılda yüzde on arttı. İstanbul'da meydana gelen 95 bin olaydan 65 bininin suçlusu yakalanamadı.İktidarı batırır..İnsanların hayati evde bile eşkıyanın merhametine bağlı. Polis suçluları yakalayamıyor, yakaladıklarına adalet etkili ceza veremiyor.O kadar da değil; yasalar mesken dokunulmazlığına tecavüz eden hırsıza, katile karşı insanların elini, kolunu bağlıyor.Ne yapacağız? Hayatta kalmanın yolu neyse bari onu söylesinler!"Sıra bana gelecek" korkusu toplumu sarmaktadır. Şakası yok, iktidar bir şeyler yapmalı.Çünkü asayiş ve can güvenliği kaygısı git gide siyasi belirleyici halini alıyor.AKP seçimde "Asayişi sağlayamadık ama enflasyonu düşürdük ve paradan sıfırları attık" diye mi oy isteyecek?Can güvenliğinin bulunmadığı bir ülkede hiç bir iktidar "başarılı oldum" diyemez.İnsan hayati tehlikeye düşmüşse hiç bir iyiliğin önemi yoktur.Çankaya'ya kadar tırmanan kanlı soygunlar değilse iktidarı ne uyandıracak?

Devamını Oku