Anahtar halkta

31 Mayıs 2005

Fransız halkı net bir "hayır" ile Avrupa'nın geleceğini belirsizliğe sürükledi.Ne olacak; Avrupa rüyası bitti mi?Elbette bitmedi. Devrimci Fransızlar AB sürecini bir karşı devrim ile sakatlamıştır ama çağın şartları toparlanma mecburiyetini öylesine dayatıyor ki, çözüm bulunacaktır.Avrupa Anayasası yarın da Hollanda'da halk oyuna sunulacak. Buradan da "hayır" çıkması sürpriz olmayacaktır.Katmerli krize çıkış yolu bulmak, 16 Haziran'da toplanacak AB devlet ve hükümet başkanlan zirvesinin acil görevi olacaktır.Küreselleşme baskısı hızlı bir çözüm dayatıyor. Gecikme Avrupa'yı güçsüz bırakacaktır.Nitekim Fransa Dışişleri Bakanı Barnier dün önemli bir uyarıda bulunarak "Amerika ve Çin bizi beklemeyecek" dedi."Türkiye'siz olmaz"Türk halkını ilgilendiren, Fransa'daki sonucun bizi ne ölçüde etkileyeceğidir.AB Komisyonu Sözcüsü Françoise Le Bail anayasanın onay süreci ile AB'nin genişleme sürecinin farklı şeyler olduğunu söyledi. Bu açıklama Türkiye'nin 3 Ekim'de müzakerelere başlayacağını teyit ediyor.Elbette "Türkiye'ye hayır" kampanyasının ektiği tohumlar, önümüze yeni zorluklar çıkaracaktır. Ama sonuçta verilecek siyasi karar akla dayanacaktır.Turgut Özal kabinesinin Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu 1980'li yıllarda soğuyan Fransa ilişkilerini onarmak üzere Paris'e gittiğinde Mitterrand Cumhurbaşkanı, Chirac da Başbakandı.İkisi de Halefoğlu'na neredeyse yirmi yıl önce şunu söylemişler:"Avrupa Topluluğu 6 üyeli çekirdek durumunda kalsaydı Türkiye'nin aramızda yeri olamazdı. Ama topluluk genişleyecektir ve bu yapı artık Türkiyesiz olmaz!"Avrupa anayasız yürür mü, yürümez mi, buna AB zirvesi karar verecektir ama Türkiye'yi Avrupa için gerekli kılan sebepler her gün çoğalıyor, çoğalacak.Politika değişmeli..ABD Dışişleri Bakanı Rice geçen gün "Türkiye ile Avrupa arasında medeniyetler çatışması olarak görülebilecek bir ayrıma katlanamayız. Bunun bedelini ödeyemeyiz" dedi.On yıldan az olmayacak bir zaman sonra karar vakti geldiğinde bambaşka bir dünya, bambaşka bir Avrupa ve Türkiye olacaktır.Bizim hedefimiz AB üyesi olmaya lâyık kaliteleri önce kendimiz için kazanmak olmalıdır.O günün şartları, "Türkiye'ye hayır" diyen siyasetçilerden etkilenen retçi bir çoğunluk yaratma tehlikesini yine üretir mi?Mümkündür. Siyasi rekabet dünyanın her yerinde akla ters düşebiliyor. Uygar insanlar da papaza kızıp oruç bozabiliyor.Chirac'a kızdığı için ona inat "hayır" diyenler az değildir.Türkiye'nin AB stratejisi köklü bir değişimin ilhamını almalı Fransa referandumundan.Brüksel'in ve üye ülke hükümetlerinin gözüne girmek yeterli olmayacaktır artık.AB'nin anahtarı kamuoyunda.. Türkiye, Avrupa halklarının gönlünü kazanmayı da öğrenmelidir.

Devamını Oku

RTE Şifresi

30 Mayıs 2005

Başarılı olduklarına inanmakta Başbakan Erdoğan'ın kendisi de zorluk çekiyor anlaşılan..AKP 17 Aralık'a kadar geçen iki yılda çizgisini hep yukarı götürdü.IMF disiplinine riayet enflasyonu yüzde 10'un altına düşürdü.AB'den müzakere tarihi alma aşkı, demokratik reformların peş peşe gerçekleşmesini sağladı.Bunlar kararlılıktan ve gözü peklikten başka marifet istemeyen başarılardı.Ama yaratıcılık bekleyen sorunlar olduğu yerde kaldı. Toplumun yaşanan iflâstan sorumlu tuttuğu partileri toptan imha etmesine sebep olan yaralar hâlâ açıktır.İşsizlik, yolsuzluk, yoksulluk ve gelir dağılımı adaletsizliği aynen durmaktadır. İktidar bu sorunlar karşısında çaresizdir.Kalite kaybolunca..AKP'nin kimliğinde değişim solarken muhafazakârlığın niçin öne çıkmaya başladığı sorusunu işte bu çaresizlik cevaplıyor.Siyaset başarı ile beslenir. İktidar kaliteli icraatla başarı arayacak, yetmezliğe düştüğü noktada yavanlığını tatlandırıp popülizm yutturmaya çalışacaktır.Başbakan da bunu yapıyor.Tayyip Erdoğan dün partisinin İstanbul 1. Bölge Toplantısı'nda yine Kuran, türban meseleleri üzerinde gereğinden fazla durduğu uzun bir konuşma yaptı."Bu ülkenin değerleriyle oynayarak puan kazanacaklarını düşünenler puan kaybettiklerinin farkında değiller" derken haklıydı.Ama çelişkiye bakın ki bu doğru söz kendi yanlışını görmesine yardımcı olmuyordu.İtiraz Kuran kurslarına değil, izinsiz Kuran kurslarınadır. Başbakan bu gerçeği karambola getirerek, çocuklara din yerine hurafelerin öğretildiği izinsiz kursların önünü açmıştır.Zaman neye gebe?Dünkü konuşmasında hem türban üstünden siyaset yapan marjinal grupların ülkeye faturalar ödettiklerini savunmuş hem de eleştirdiği şeyi kendi yapmıştır:"Gönlümün derinliklerinde yatan hırçınlıklar var. Fakat şunu bilmenizi istiyorum, her şey zamana gebe. Zira millet iradesi birçok şeyi halledecektir. Ama sabırlı olmaya mecburuz.."Şifreli, imalı sözler kuruntu, kuruntular da tahrik yaratır.Gizli emelleri olanlara sabır şartına bağlı umutlar vaat ermek, halkın geri kalanı için tehdit ve tehlike üretmektir.Böyle yanlışlar demokratik bir iktidara yakışmıyor.

Devamını Oku

Lâf cambazlığı

28 Mayıs 2005

Başbakan Erdoğan iki yıl devlet adamı gibi davranmaya özen gösterdi ve ödüllerini fazlasıyla topladı.Yasa dışı tarikat okulları ve izinsiz Kuran kursları açanları hapis cezasından kurtaran düzenlemeye yönelik eleştirileri cevaplayayım derken uzun bir aradan sonra şimdi ilk kez o bildiğimiz "standart siyasetçi" tipinde karşımıza çıkıyor.Bozulmaya mı başladı, aslına mı rücû ediyor, bilmiyoruz.Bildiğimiz bir şey varsa o da, kredisini kaybedecek, bedel ödeyecek, yazık olacaktır.Başbakan dün CHP lideri Baykal'a ve onun gibi düşünenlere cevap verdi.Bilindiği gibi AKP milletvekilleri, tarikat okulları ve izinsiz Kuran kursları açanları hapisten kurtaran düzenlemeyi yeni TCK'ya koydular.CHP'liler şimdi izinsiz Kuran kursları yanında tekke ve zaviyelerin, hatta bölücü eğitim veren okulların yollarının açılacağını söylüyorlar.Kimi kandırıyor?Tayyip Erdoğan da diyor ki: "Bu millet Müslümandır, tabii ki dinin gereğini öğrenecek, tabii ki kitabını öğrenecek." İkinci olarak şunu söylüyor: "Hiç kimse, hiçbir zaman bu ülkede Kuran'ı öğrenmeyi bir terör örgütü için araç olarak, istismar aracı olarak değerlendirme yanlışına giremez."En sonunda da Baykal'a nişan alıyor: "Bir tarafta Mescid-i Aksâ'da el bağlayacaksın, namaza duracaksın, öbür tarafta geleceksin Kuran öğrenilmesine karşı çıkacaksın. Bunda anlaşılır yan yok.."Anlaşılması asıl zor olan, Tayyip Erdoğan'ın milli görüş gömleğini giydiği günlerdeki siyaset üslubuna niçin dönüş yaptığı sorusuna cevap bulmaktır.Halkın zekâsını hakir gören, radikal bir azınlığın azgınlığını bilemekle yetinen bir çaresizlik vardır bu üslupta.Kimse "çocuklarımız Kuran öğrenmesin" demiyor. "İzinle açılsın, çocuklara ne öğretildiğini devlet denetlesin.."İstenen budur.Rolü değişmesinBu kursların denetimi anayasanın da emridir. İktidar partisi bu nedenle izinsiz okul ve kursları yasada yasak kapsamına koymuş, fakat cezasını kaldırmıştır.Tavşana kaç, tazıya tut taktiğidir, iki yüzlülüktür bu.izinsiz kurslarda devlet ve millet bütünlüğünü bozacak şekilde din yerine hurafe öğretildiğini en iyi AKP'liler bilirler.Din öğretisini terör örgütlerinin araç olarak kullandıkları gerekçesini istismar sayan Başbakan Erdoğan, Sivas'ta aydınlar ateşe verilirken ve Hizbullah'ın mezar evleri ortaya çıkarılırken inzivaya mı çekilmişti?Mescid-i Aksa'da namaza duran birinin izinsiz Kuran kurslarına karşı çıkmasında hiçbir çelişki yoktur. Hatta dini ve çocukları istismara karşı koruyan duyarlılık, Mescid-i Aksa katında daha bile makbul olabilir.Başbakan Erdoğan devlet adamı konumunda kalmaktan vazgeçmemelidir.Unutmasın ki onu bu rol uçurdu. Vazgeçerse çakılacaktır. Belli oldu.

Devamını Oku

Çocuklara acıyın!

27 Mayıs 2005

AKP'nin iki yılda inşa etmeye çalıştığı güven duygusu, meclisteki darbe ile tuz buz oldu.AKP'nin "muhafazakâr demokrat" bir parti olduğuna ve laiklik karşıtı gizli bir gündemi bulunmadığına, sağduyu sahibi insanları artık zor inandırırlar.Tarikatların ve gizli örgütlerin yasa dışı okul ve kaçak Kuran kursu açmalarını önleyecek düzenleme, CHP grubu ile varılmış anlaşmayı çiğneyen AKP'liler tarafından püskürtüldü.Yasa dışı eğitim kurumu açan ve çalıştıran kişilerle beraber buralarda öğretmenlik yapanlara 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştü.AKP'lilerin değişikliği ile öğretmenlik yapanlar ceza dışı bırakıldığı gibi hapis süreleri de 3 ay ile 1 yıl aralığına indirildi.Böylelikle yasa dışı okullarda çoğu yoksul ailelere mensup çocukların hayatını çalan, onları kökten dinci siyasal faaliyetler ve terör eylemleri için yetiştiren suçlular, hapis süresi erteleme ve paraya çevirme limitine girdiği için bir gün bile hapis yüzü görmeden kurtulacaklardır.Terör okulları..CHP lideri Baykal'ın dediği gibi AKP grubunun yarattığı oldu bitti "Eğitimimizi milli eğitim olmaktan çıkarma" hamlesidir.İktidarın bu meclis darbesi ile yaranmaya çalıştığı güçlerin geçmişte terör faaliyetleriyle ilişkilerinin tespit edilmiş olması, iktidar partisini ağır bir vebal altına sokacaktır.CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz'un şu sözleri meclis zabıtlarına geçmiştir:"Siz bu düzenleme ile El Kaide'ye, Hizbullah'a, PKK'ya militan yetiştiren kurumları koruyorsunuz.."CHP'nin tepkisini Başbakan Erdoğan "Duygusal ve ideolojik yaklaşım ağır basıyor. Toplumsal mutabakata ters düşüyor" diye eleştirdi.Başbakan adresi şaşırdı herhalde. Bu sözleri ayna karşısında kendi yüzüne söylese daha tutarlı olurdu.Sezer'e bakıyorAdalet Komisyonu Başkanı Toptan da rezaletin boyutlarını küçültmek için teselli üretirken başka bir gaf yapmıştır.Neymiş, bu düzenlemenin fazla bir uygulama alanı yokmuş, bu maddeden beş yılda topu topu 230 dava açılmış!Söz konusu olan, çocukların rejime ve insanlığa karşı zehirlendiği yasa dışı eğitim kurumlarıdır. 230 küçük bir rakam mıdır? Yeni maddenin yansıttığı hoşgörü ve azdıracağı cüret bu sayıyı kaçlara çıkaracaktır?Dini siyasete alet edenler çocuklara hiç acımazlar mı?Bir yandan söz konusu yasa dışı faaliyetin suç olduğunu kabul ediyorlar, öbür yandan ceza vermiyorlar.Cumhurbaşkanı, bu iki yüzlülüğü teşhir ederek veto etmelidir.

Devamını Oku

Durun biraz!

27 Mayıs 2005

Sevgilerini kaybetmiş eşler birbirlerine acı vermek için çocuklarını döverlermiş!Ermeni soykırımı iddiaları konusunda oluşan iki cephe bana bunu hatırlattı.Soykırım iddialarını destekleyen bazı hocalar Boğaziçi Üniversitesinde "bilimsel" olduğunu söyledikleri bir toplantı düzenlediler.Ama "soykırım yoktur" görüşünü savunanlardan kimseyi çağırmadılar.Olay CHP'li milletvekillerince meclise getirildi. Adalet Bakanı Çiçek de karşı görüşe yer vermeyen bu toplantıyı düzenleyenler için "milleti arkadan hançerliyorlar" dedi."Nerem doğru ki" diyen deve örneği, düzgün yapılan hiçbir şey yok.Bilim namusuna tecavüz eden bu toplantı keşke hiç düzenlenmeseydi.. Keşke Adalet Bakanı tehdit kokan o konuşmayı yapmasaydı..Toplantı ertelenmiştir.Şimdi özgürlüklerin kısıtlandığı iddialan ile ortalık ayağa kaldırılacaktır. Organizasyonun özürlü oluşundan dolayı toplantının bu ertelemeyi hak ettiğini dışardaki Türkiye düşmanlarına kimse dinletemeyecektir.Vatansever olmakSoykırım suçunu Türkiye'nin sırtına yıkmaya kendilerini adamış görünen tiplerin bilim adamı kimliği taşıyanlar arasından çıkması insana hayret ve acı veriyor.Bilim adamının görevi gerçeklere ışık tutacak belge ve bilgileri ortaya çıkarmaktır.Bu suçlamayı kanıtlamaya yetecek belge de, bir mahkeme karan da yoktur. Hatta Osmanlı'nın tehcir kararını meşru savunma gerekleriyle aldığını ispat edecek belgeler hem daha çok hem daha inandırıcıdır.O zaman bu hocaların Ermeni davasına bu ölçüde angaje olmalarının sebebi nedir?"Medeniyetler çatışması" tezini ortaya atan ünlü bilim adamı Prof. Samuel Huntington İstanbul'un konuğu oldu. Vatansever kimliğinin kendisini objektiflikten bir miktar uzaklaştirabileceğini itiraf etmesi, Huntingtoria kazandırdı mı, kaybettirdi mi acaba?Bunu bilmiyorum ama pek çoğumuzu imrendirdiğini tahmin ediyorum.Belçika'da TürklerTürkiye, Ermeni iddialan konusunda çok uluslu bir kıskaç hareketinin hedefidir. Fransa'dan sonra Belçika'da da Ermeni soykırımını inkâr etmeyi suç sayan bir yasa meclisten geçip senatoya gelmiştir.Yeteri kadar hasmımız var, bilim adamlarımızın şeytanın avukatı olmalarına hiç gerek bulunmuyor. Onlardan Huntington vatanseverliği değilse bile vicdan sahibi bir dünya vatandaşı gibi davranmalarını beklemek hakkımızdır.Meselâ Brüksel Üniversitesi profesörlerinden Olivier Corten, Le Soir gazetesinde siyasetçileri uyardı. Yasanın en azından bu alandaki araştırmaları önleyeceğini yazdı.Yasa senatodan geçerse, Ermeni soykırımını reddedenler bir yıla kadar hapis, 5 bin avroya kadar para cezasına mahkûm olacak.Ülkedeki Türklerin çabaları işe yaramaya başlamış görünüyor. Senato komisyonundaki görüşmeler ikinci kez ertelenmiştir.Aramızdaki kavgayı hiç değilse bu bilim ve adalet cinayetini önleyecek gayretlere zarar vermemek için donduralım!

Devamını Oku

Teröre dikkat

26 Mayıs 2005

Batman'da pusuya düşürülen bir askeri araçta dört kişi şehit oldu.Hayatını yitirenlerimi biri uzman çavuş, biri er, ikisi de köy korucusu idi.Öldü sanılan PKK yılanının yeniden uyanmaya başladığı, son zamanlarda kaldırılan şehit cenazelerinin artmasından belli.Bölücü terör örgütü, kendi ilân ettiği ateşkesi 2004 yılı l Haziranında yine kendisi kaldırmış, geçen bir yıllık sürede terör olayları tırmanırken verilen şehitler 100 rakamına ulaşmıştır.Terör ihmale gelmez. Rahmetli Özal'ın PKK'yı küçümseyen "bir avuç çapulcu" sözleri, otuz bin hayatı söndüren felâketin işaret fişeği olmuştu. Bu unutulmamalı ve asla tekrarlanmamalı.Terörle mücadele dönemi Türkiye'ye pahalıya mal olmuştur ama büyük tecrübeler de kazandırmıştır. Türkiye bütünlüğüne yönelen ihaneti deşifre etmekle kalmamış, onunla mücadele etmeyi de öğrenmiştir.Şimdi önemli olan bu birikimi harekete geçirmektir.Uyanık mıyız?Geçen hafta Siirt'te şehit edilen komando er Selim Karabul'un cenazesinde Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon sitemli bir soru sordu:"Ailenin acısını paylaşmak için gelen insan hakları savunucularından kimse var mı?" Apo'nun İmralı'daki rahatı için kendini paralayan bazı örgütlerin şehit cenazeleri kalkarken dillerini yutması ikiyüzlülüktür. Medya ve öteki sivil örgütleribunun bedelini ödetmelidir.PKK teröristleri Kuzey Irak'ta barınıyor. Sorumlusu işgal otoritesi olan Amerika ve yeni kurulan ulusal yönetimdir.Hükümetimiz ne yapıyor?Irak'taki otorite zaafının bedelini ödemeye nereye kadar razı olacağız?Merhameti hak etmeyen tek suçlu terör suçlusudur. Ama terörist başı Apo, bir komutanın dediği gibi İmralı'da Şam'dakinden daha rahat ve güvenlidir.Dağdaki teröristi de kentteki siyasetçiyi de "devlet güvencesi" altında avukat kuryelerle yönetiyor.Bu kadarı fazla"Savunma hakkı" diyorlar..O yargılanıp idamdan ömür boyu hapse hüküm giymiş bir mahkûmdur. Ne savunma hakkı kalmış?Üstelik savunma hakkını saldın hakkı şeklinde kötüye kullanmak gibi tehlikeli bir oyunun içindedir.Türk halkı intikam duygusuna tutsak bir halk değildir.Otuz bin evlâdının kanına giren bu adamın cehennem azabı yaşamasını talep eden bir kitlesel talep yoktur.Ama madem ki yakalanmış, yargılanmış ve mahkûm olmuştur; devlet bu tehlikeli suçluyu topluma daha fazla zarar vermemesi için izole etme görevini yerine getirmelidir.Bu görev yapılmıyor.Huzur özleyen insanların bunu istemeye hakları vardır.Terörde görülen sinsi tırmanışa alışmayalım. Hele iktidar böyle bir gaflete hiç düşmesin!

Devamını Oku

Yanlış işler..

25 Mayıs 2005

Yanlış gittiği apaçık görünen işleri düzeltmek için bile AB'den, IMF'den hakaret ve azar işitmemiz mi gerekiyor?Başbakan dün buğday fiyatını açıkladı.Bir kilo buğdaya 350 bin lira ödenecek. Çiftçi kilo başına 30 bin lira prim alacak. "Çiftçiye doğrudan destek" adı altında verilen 40 bin lirayı da dahil ettiğiniz zaman bir kilo buğdayın devlete maliyeti 420 bin lira olacak.Un Sanayicileri Federasyonu Başkanı Adnan Hekimoğlu bakın bu durumu nasıl değerlendirdi:"Çiftçiye yapılan ödeme ton başına 303 dolara tekabül etmektedir. Dünya bu kalitede buğdayın tonuna 120 dolar öderken çiftçimize ödenen miktar dünya fiyatlarının üç katı bir meblâğa ulaşmaktadır."Çiftçilerin sevinçten çiftetelli oynamaları lâzım değil mi? Evet ama onlar "Zarar edeceğiz" diye ağlaşıp duruyorlar.Demek ki primli fiyatlarla çiftçilere yapılmak istenen sosyal destek adresine ulaşmıyor.Türkiye, tarım üretiminin zahmetini çekenlerin sürünüp ticaretini yapanların orantısız zengin olduğu benzersiz bir ülkedir. Burada zengin pamuk, tütün, tahıl tüccarları görürsünüz ama zengin pamuk, tütün, buğday çiftçisi bulamazsınız.Her ülke çiftçisini himaye ediyor. Ama gerçekten ihtiyacı olanı..Biz "Doğrudan çiftçi desteği" sistemini bozduk. Çünkü çiftçi envanterinin çıkarılması sistemin doğru işlemesi için şart olduğu halde bizde bu yapılmadı.Muhtaç olanlar küçük çiftçilerdir. Onların da çoğu, başkalarının tarlalarını işleyen yarıcılar, ondalıkçılardır.Devletin sosyal kaygılarla yardım için gözden çıkardığı paralar bu yoksul insanlara gitmemektedir. Çünkü kayıtları yok.Siyasetçiler "Köyden kente bu yoğun göçün sebebi ne?" diye soruyorlar. Gidip bunu toprakla didişenlere sormalılar.Çünkü doğru cevap kentlerde değil, adaletsizliğin yoksulluk ürettiği kırsaldadır!İstanbul'a altın fırsatİstanbul bugün para ile ölçülmeyecek değerde bir turistik tanıtım fırsatı kullanıyor.Şampiyonlar Ligi finali bu akşam Olimpiyat Stadı'nda yapılacak. Bu maçı 200 yabancı TV kanalından 3 milyar dolayında futbol meraklısı izleyecek.İstanbul belki de tarihinde ilk kez 50 bin yabancı konuğu aynı anda ağırlıyor.Bu konukların arasında 1700 yabancı medya mensubu var.İstanbul onların yorumlarına, çektikleri görüntülere acaba nasıl yansıyacak?Bu biraz da bizlerin güzellikleri konuklarımıza göstermekteki başarımıza bağlı.Ev sahipliğini yaptığımız büyük şöleni güvenlik ve düzen içinde gerçekleştirmemiz İstanbul'u bundan sonraki benzer organizasyonlarda ilk hatırlanan kentler arasına sokacaktır.Güvenlik güçleri ve esnaf, başarının anahtarıdır. Allah utandırmasın..

Devamını Oku

Özürlü ortaklık

24 Mayıs 2005

AB yolundaki en büyük destekçimiz olan Almanya Başbakanı Schröder ağır bir seçim yenilgisine uğradı.Partisi SPD, Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde iktidarı Hıristiyan Demokratlara kaybettiği için Başbakan Schröder sonbaharda erken genel seçime gitme kararı verdiklerini açıkladı.Bu durum, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı çıkan, onun yerine "ayrıcalıklı ortaklık" öneren Angela Merkel'in Hıristiyan Demokrat Partisi'nin beklenenden bir yıl önce Almanya'da iktidara gelmesi sonucu doğuracaktır.AB yolunda önemli bir destekten yoksun kalmak demektir bu.Önümüzdeki pazar günü AB Anayasası Fransa'da halk oyuna sunulacak. Benzer bir düş kırıklığı bizi orada da bekliyor. Kamuoyu araştırmaları "hayır" diyenlerin hâlâ önde olduğunu gösteriyor.Ve "hayır"cılar Türkiye karşıtlığında buluşuyorlar.Tatsız gelişmeler ama dünyanın sonu değil.AB bir hukuk ortamıdır ve Türkiye 3 Ekim'de başlaması karar altına alınmış müzakerelerin şu veya bu nedenle etkilenebileceği korkusuna asla kapılmamalıdır.Hele "ayrıcalıklı ortaklık" önerisini kendi aramızda tartışmaya başlamak bile büyük hatadır. Bu yanlışa düşenler oluyor.Neymiş?. Türkiye 15-20 yıl beklemeden imtiyazlı ortak olur, Avrupa'nın sağlık ve çevre standartlarına uyum için harcayacağı 10 milyar dolan ödemekten kurtulduğu gibi Kürt, Ermeni, Kıbrıs sorunlarında taviz vermeden ekonomik yardımları da cebe indirilmiş..Bize önerilen şeyin "ikinci sınıf üyelik" olduğu gerçeğini, altınla bile kaplansa değiştirmek mümkün değildir. Bu tuzağa düşmemek gerekir.Türkiye'yi eksikleri ve yanlışları ile AB'ye kabul etmenin bir yolu bulunduğu ümidini yaratmak, Türkiye'nin yolunu Brüksel'de değil, kendi içinde kesmenin oyunudur.Dışarda ne olursa olsun Türkiye 3 Ekim'deki müzakere gününe yoğunlaşmak, ödevlerini tamamlamalıdır.Ve kimse "imtiyazlı üyelik" veya "ayrıcalıklı ortaklık" denilen şeyin bir onurlandırma payesi olduğunu sanmamalıdır. O nitelemenin Türkçesi "özürlü ortaklık"tır.Kendimize bu hakareti reva görmeyelim!Yaratıklar..Sevinirken başkalarına zarar vermek insan davranışı olamaz.İnsanlıktan çıkmış yaratıklar, şampiyonluk kutladıklarını zannederken pazar gecesi iki aileye evlât acısı yaşattılar.Sokaklara dökülen taraftar kalabalıkları arasından havaya kurşun sıkan iki kişi, kutlamaları balkon ve pencerelerinden izleyen 11 ve 14 yaşında iki çocuktan birini başından, ötekini göğsünden vurdu.İki küçük yürek umutsuz bir savaş veriyor.Allah yardımcıları olsun.Peki bu canilerin kurban adayı durumunda yaşamaya daha ne kadar razı olacağız? Cahil ve sorumsuz insanların elinden o silâhlan alamıyoruz, bu cinayetleri işleyenleri cezalandıramadığımız için etkili ibret de yaratamıyoruz..Ne yapacağız?Kutlama günlerinde kendimizi evlerimizin en kuytu odalarına hapis mi edeceğiz?Böyle kamu düzeni olur mu?Bu çocuklar -Allah korusun- ölürse, yakalandığı takdirde katilleri 2 ile 4 yıl arasında hapis yiyecektir. O cezanın da çekilen her iki günü üç gün olarak sayılacaktır.Bu kanunlarla daha çoook kurşun yeriz!

Devamını Oku