Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Sezer'in veto ettiği izinsiz Kuran kurslarıyla ilgili düzenlemede ısrar edeceklerini açıkladı.Amerika yolunda arkadaşımız Bilâl Çetin'e özel demeç veren Başbakan "Yasayı aynen geri göndereceğiz" dedi. Acaba neden?Sezer birçok veto gerekçesi saymıştır.Mesela yasa izinsiz kurs açanlara verilen hapis cezasını para cezasına indirmiştir;Bile bile bu işe giren öğretmenleri cezasız bırakmıştır;Eski yasa bu tür kurs ve okulları kapatırken yenisi kapatma konusunda kesin hüküm getirmemiştir.Cumhurbaşkanı "Devletin görevi yasalara aykırı eğitim kurumlarını yaşatmak değil temelli ortadan kaldırmaktır. Devlet yasaya aykırı eğitim kurumlarının açılmasını, başından önlemek zorundadır" diyor.Bu uyarıda irtica tehlikesini ciddiye almayan veya din istismarından oy çıkarmak isteyen zihniyetin geçmişte bu ülkeye ödettiği bedellerin ibreti vardır.Sadece Sivas'ın Madımak Oteli'nde yakılan aydınları ve Hizbullah'ın mezar evlerini hatırlamak bile "vetoya rest" çekerken Başbakan Erdoğan'ı borç altına sokuyor.Bu lânetli anılar acaba "gönlünün derinliklerinde yatan hıçkırıklardan hiç pay almamış mı? Alması gerekirdi.Devletin açtığı 5 bin Kuran kursu yetmiyor. Çünkü amaç din öğretmek değil cumhuriyet düşmanları yetiştirmektir.Başbakan Cumhurbaşkanı ile niçin restleştiğini açıklamak zorundadır. Vetonun gerekçeleri belli ama iktidarın resti neye dayanıyor; karanlıkta!Vatandaş olarak aydıntılmayı hak ediyoruz.Parti grubuna "Vetolu yasayı aynen gönderin" demeden önce Tayyip Erdoğan, ısrarının nedenlerini ayna karşısına geçip kendine anlatmalıdır.İnanıyoruz ki rest çekmekten vazgeçecektir.Beyninin derinliklerindeki sorumluluklar, gönlünün derinliklerindeki hıçkırıklara ağır basabilir!Dostluğun şartı..Başbakan m ABD ziyareti, ilişkilere dostluğun ve stratejik ortaklığın eski derinliğini kazandırabilir mi?Bu Washington'in tavrına bağlıdır.Çünkü ilişkileri bozan yanlışların Ankara tarafı durumu tespit edip hızlı bir onarım gerçekleştirmiştir ama Amerikan tarafı, süper güç olmanın kibri ile hâlâ bazı yanlışlarının farkında değildir.ABD Başkanı'nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Hadley, Türk-ABD ilişkilerinin soğuk savaş döneminden bile önemli hale geldiğini belirttikten sonra bu dostluğun halka benimsetilmesin!, sevdirilmesini ve Amerika'nın "akıl almaz suçlamalarda karşı savunulmasını istemiştir.Erdoğan bugün Başkan Bush'a bunu küçük ama samimi çabalarla ancak ABD'nin başarabileceğini açıkça söylemelidir.Türk halkı Amerika'nın Kuzey Irak'ta barınan PKK'ya karşı neden harekete geçmediğini kendi kendine soruyor.Dünyaya nizam verme iddiası taşıyan süper askeri gücün 4-5 bin terörist karşısındaki çaresizliğini kabul edemiyor.PKK'nın kalleş pusuları yüzünden yine bayrağa sarılı cenazeler kalkmaya başlamıştır.Amerika dostluk istiyorsa dost gibi davranmalıdır!
Avrupa Birliği hedefinden asla kopmamalıyız. Çünkü istikrarı güvence altına alacak daha etkili bir sigortaya sahip değiliz.İktidar partisinin algılama biçimi sık sık çatışma yarattığından laiklik kendi başına koruyucu olamıyor..İzinsiz Kuran kurslarını cezasız bırakarak tekke ve zaviyelerin açılışını dolaylı teşvik eden düzenleme ile ideolojik kadrolaşma tırmanışı Cumhurbaşkanı ile iktidarı karşı karşıya getirmiştir.Şu anda AKP'nin seçmen tabanındaki "Milli Görüş" çekirdeğini sabırlı bir bekleyişe razı eden umut, iki yıl sonra Sezer engelini kaldıracak olan Cumhurbaşkanlığı seçimidir.Ne olacak o zaman?Başbakan'ın "gönlünün derinliklerinde yatan hıçkırıklar" dinecektir. Çünkü sistem tümüyle kontrol altına girecektir!AB'ye inanmak..Din istismarının mubah sayıldığı bir zeminin ne kadar kaygan olduğunu geçmiş kötü tecrübelerden biliyoruz. Tarih bize dinle oynayan partilerin en büyük zararı kendilerine verdiklerini öğretmiştir.Bugünden belli ki Sezer gittikten sonra cumhuriyet değerleri ve anayasal düzen, irticai baskı ve taleplere karşı eskisi kadar iyi konulamayacaktır.Ortaya çıkacak boşluğun risklerini ancak AB sürecine bağlılık göğüsleyebilir. O nedenle Avrupa Anayasası'nın iki referandumdan aldığı darbe ardından ortaya çıkan moral bozukluğu Türkiye'nin motivasyonunu etkilememelidir.Unutmamak lâzım, AB global bir güç olmak istiyorsa Türkiye'yi içine almak zorundadır. O nedenle Türkiye'yi ucuza kapatmaya yarayacak "imtiyazlı ortaklık" türü tuzaklara asla düşmemek gerekiyor.Demokratik rejimin güvenliğini ancak, Avrupa değerlerini bütünüyle kapsayan tam üyelik garanti edebilir.Uzlaşmanın yoluRejim için Çankaya'nın taşıdığı önemi Sezer'in duruşundan daha iyi anlıyoruz. Sezer sayesinde karşı ağırlığın sivil karakterli olması sağlanıyor. Giderse ne olacak?AB değerleri müzakere döneminde yetersiz kalabilir. O zaman demokratik çıkış yolunu nerede arayacağız?Başbakan farklı görüşlerin çatıştığı her sorunda toplumsal uzlaşmadan söz ediyor.AKP kayıtlı seçmenin dörtte birinin, sandığa gidenlerin üçte birinin oyu ile mecliste üçte iki çoğunluk elde etti.Özürlü de olsa bu aritmetik AKP'ye Cumhurbaşkanı'nı seçme hakkını tanıyor. Ama bu seçimin toplumsal uzlaşmayı yansıttığını kimse iddia edemeyecektir.Bizce toplumsal uzlaşmayı temsil eden bir Cumhurbaşkanı'nı ancak yenilenmiş bir meclis seçebilir.Ondan daha iyisi ise Cumhurbaşkanı'nı iki turlu seçimle halka seçtirmek ve Çankaya'ya, halkın en az yarısının oyunu almış birini çıkarmaktır.AB sürecine bağlılık ve halkın seçeceği Cumhurbaşkanı..İktidar keşke bu iki sigortayı birlikte kullanabilse..
Sezer'den sonraki Cumhurbaşkanı'nı belirleyecek seçim iki yıl sonra yapılacak ama tartışması çoktan başladı..Başbakan "Gündeme böyle bir konuyu düşürme niyetimiz yok" dediği halde "Buna bağlı bir gerilim olduğunu da kabul etmek" gerektiğini söylüyor.Aslında iki yıl sonraki Cumhurbaşkanı seçimini bugünden dert edinmemek gerekir. Çünkü kâğıt üzerinde hiçbir risk yoktur. AKP ister genel başkanını, ister başka birini Çankaya'ya çıkaracak oy gücüne fazlasıyla sahiptir.Tayyip Erdoğan adı etrafında üretilen haberler için "hepsi yalan" diyor ama samimi bir ortamda (Yeni Şafak yazarlarıyla mülakatı) içini dökerken söyledikleri gönlünde yatan aslanı ele veriyor:"Biz seçilirken kimliğimiz belli olarak seçildik. Aile yaşamımız, geldiğimiz orijin apaçık. Bu millet bizi seçti. Bu milletin bize verdiği yetkiyi biz de sonuna kadar kullanacağız."Olmayacak dua..Burada durup sormak lâzım. Hangi orijinden söz ediyor? Orijinal Tayyip Erdoğan hangisi?Eğer "Milli Görüş gömleğini çıkardık" dediği günü milât sayacaksak, tekke ve zaviyelerin açılmasına cüret kazandıracak olan TCK değişikliğini nasıl açıklayacağız?Dinsel ideoloji doğrultusundaki kadrolaşma sürerken ve "Cumhuriyet değerlerinin yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini" savunan kişi Başbakanlık Müsteşarı koltuğunda otururken Erdoğan'a nasıl güveneceğiz?Eski Cumhurbaşkanı Demirel CNN Türk'e son siyasi gelişmeleri değerlendirirken, Cumhurbaşkanı eşine kıyafet kuralı konulmasını önerdi.Eşinin türbanlı olmasının Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesine engel oluşturmadığını söyleyen Demirel, engel olması için kural bulunması gerektiği belirterek şöyle dedi:"Bir kural konulmalı tabii. Çünkü zaten Devrim Kanunları var. Devrim Kanunları'na bir şey ilâve getirin.."Saygı ve fedakârlıkDemirel bu ihtiyacı 28 Şubat'ta keşfetseydi neyse de, Cumhurbaşkanı eşinin kıyafetine kural getirecek iradeyi bugün kim nerede bulacak?Meclisteki sayılar ışığında en kolay geçmesi gereken önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi, en tartışmalı ve gerilimli geçitlerimizden biri olacaktır.Bu köprüyü kaza yapmadan geçmek için özveri ve uzlaşma ruhunu geliştirmemiz gerekecektir.Başbakan dün "Bu ülkede hâlâ neden başörtüsüne saygı duymayı öğrenemediler?" diye sordu.Yanlış.. İtiraz başörtüsüne değil, din istismarına dayalı siyasetin simgesi olan türbanadır.Başbakan türban konusunda "toplumdaki bütün hassasiyetleri düşünerek" adımlar attıklarını, nihai çözüm için geniş uzlaşmanın sağlanmasını bekleyeceklerini söylüyor.Ne çıkıyor bundan?Tayyip Erdoğan, türban meselesi çözülmeden Çankaya'ya çıkmaya teşebbüs etmeyecektir.Doğru olan da budur!
Cumhurbaşkanı Sezer galiba önemli bir zamanlama yanlışı yaptı. Keşke veto ile mektubun açıklanması aynı güne denk getirilmeseydi.İzinsiz Kuran kurslarına yönelik vetonun açıklandığı gün partizan kadrolaşmanın ayak oyunu olan "vekâleten atama" lara yönelik Cumhurbaşkanlığı mektubunun medyaya verilmesi karambola sebep olmuştur.İki sorun da önemli ama vetoya konu olan mesele daha büyük öncelik taşıyor. Çünkü yasa maddesi mecliste yeniden ele alınacaktır.Madde din devleti kurmak isteyenlerin, bölücü terör örgütlerinin ve misyonerlik faaliyeti yapanların yasa dışı okul ve kurs açmalarını önlemek şöyle dursun onları teşvik eden haliyle meclisten geçerse ülkenin temeline saatli bomba konmuş olacaktır.Yapılan büyük yanlışı ve tarikatları memnun etmek uğruna iktidarın yüklendiği vebali Cumhurbaşkanı Sezer veto gerekçesinde çok inandırıcı ifadelerle ortaya koymuştur.Savunması zorduBaşbakan Erdoğan'ın halkın karşısına çıkıp Cumhurbaşkanı'nın söz ettiği kaygıların gerçekçi olmadığını savunması gerekirdi.Fakat o zaman da büyük çoğunluğun gözünde inandırıcı olma şansını elde edemeyecekti. Çünkü Türkiye'de kökten dinci eğilimde olanların oranı, bir elin parmaklarını geçmez.Dinine bağlı olan çoğunluk da çocuklarının dinini öğrenmesini ister ama onların tarikat kurslarında Atatürk ve cumhuriyet düşmanı olarak yetişmesini istemez.Başbakan Erdoğan dün bir çok konuşma yaptığı halde izinsiz Kuran kurslarına yönelik vetoya hiç değinemedi.Çünkü o meseleye girerse çıkması kolay olmayacaktı. Onun yerine Sezer'in vekâleten atanan bürokratlar konusunda kendisine üç ay önce gönderdiği mektuba kürsüden cevap vererek bir taşla iki kuş vurdu.Yani hem Cumhurbaşkanı'ndan gelen salvolar karşısında susup oturmuş olmadı, hem de bu karambolda izinsiz Kuran kursları ile ilgili maddeyi savunmanın sıkıntısından kurtuldu.Liderlik zamanıdır..Peki Başbakan tartışmayı kabul ettiği alanda puan kazandı mı? Bizce hayır.Çünkü Cumhurbaşkanı, atama kararnamesini imzalamadığı 306 bürokrattan bir kısmının "kamu yararı açısından o görevlerde bulunmaması gereken kişiler" olduğunu belirtmiştir. Ama bu kişileri iktidar önemli mevkilerde "vekâleten" oturtmaya devam ediyor.Sezer Başbakan'a "Bunu yapmayın, devlete ve hukuka olan güveni ve saygıyı zedelemeyin" anlamında çağrı yapmıştır.Başbakan'ın dün verdiği cevap, yandaşlarına ancak "Aferin bizimkine, altta kalmadı" dedirtebilir. Fazlasını değil. Çünkü itirazı akla, hukuka, devlet geleneğine sığmıyor.Siyasette lâf cambazlığı olur. Başbakan da bundan yararlanmaya çalışacaktır.Önemli olan eksiğini, yanlışını görmesi ve liderliğini yapıcı yönde kullanmasıdır.Biz sadece son zamanlarda AKP'nin din istismarcılarına ipleri kaptırmaya başladığını gördüğümüzü söylüyor ve Başbakan'ın bu gidişi seyretmemesini diliyoruz.
Cumhurbaşkanı Sezer kendisine güvenenleri düş kırıklığına uğratmadı.Ve yeni TCK'da değişiklik yapan yasanın "izinsiz Kuran kursları" ile "insan kaçakçılığını düzenleyen maddelerini veto etti.Sezer'in yasayı geri göndermesi, irticai ve bölücü örgütlere imkân yaratılacağından korkan çevreler için rahatlatıcı bir haber oldu.Bundan önceki yasa, izinsiz "eğitim kurumu" açanları caydıracak ağırlıkta hapis cezası verirken yenisi para cezası ile kurtanyor.Önceki, izinsiz kursların öğretmenlerini de cezalandırırken yeni yasa takipsiz bırakıyor.Aynı şekilde bu tür okul ve kurslar eskiden kapatılıyordu, yeni yasa faaliyetini sürdürmesine imkân tanıyor.Cumhurbaşkanı Sezer "ayrılıkçı terör örgütlerinin, misyonerlik etkinlikleriyle uğraşanların ve din devleti yansılı tarikatların yasa dışı yollarla okul ya da kurs açmalarının önlenmesi" amacının zaafa uğratıldığını eleştirel ifadelerle vurguluyor. Bakın:Değer mi, söyleyin.."Yasaya aykırı eğitim kurumlarının açılıp işletilmesi özendirilmekte ya da çalışmalarını sürdürmesine olanak sağlanmaktadır.""Devletin görevi yasalara aykırı eğitim kurumlarını yaşatmak değil, temelli ortadan kaldırmaktır.""Devlet, yasaya aykırı eğitim kurumlarının açılmasını, yapacağı düzenlemelerle başından önlemek zorundadır."Şu gerçeği herkes biliyor:AKP'nin oldu bitti yaratarak meclisten geçirdiği bu düzenlemenin amacı, çocuklarına Kuran öğretmek isteyen ailelerin ihtiyacını cevaplamak değildir.Çünkü Diyanet'in yurt çapında 5 binden çok Kuran kursu var ve bir kısmı talep olmadığı için tatil edilmiştir, izinsiz kurslara karşı devletin çaresiz duruma düşmesini tarikatlar ve teröre bulaşmış örgütler istiyor.Çünkü Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı fikirlerle çocuklar ancak bu tür kurs ve okullarda zehirlenebiliyorlar.AKP'nin bu gerçeği göremiyor olması şaşılacak şeydir. Görüp de oy uğruna maşa oluyorsa durum daha da vahimdir.Dua edelim de Sezer'in veto gerekçeleri, tamah edilen siyasi çıkarla göze alınan kötülüğün vebali arasında AKP'yi akılcı bir kıyaslama yapmaya mecbur etsin.Ya Sezer gidince?Veto gerekçelerinin aydınlığında iktidarın yanlışta ısrar etmesi gerilim ve çatışma sebebi olacaktır.Başbakan Erdoğan, izinsiz kurslara yönelik yaptırımları ağırlaştırma yönündeki talebi yerine getirmekten gocunmamalıdır.Çünkü Cumhurbaşkanı dindarları rencide edecek bir şey istemiyor, sadece şeriat devleti hayali kuranların çocuklarımıza zarar vermemesi için tedbir istiyor.AKP Meclis Grup Başkanvekili İrfan Gündüz "Sezer veto ederse yasayı aynen geçiririz" demişti. Umarız böyle bir yanlışa düşmezler.Aksi takdirde Sezer'in görev süresinin sona ereceği 2007 Mayıs'ında yapılacak seçim, sanki bir cumhurbaşkanlığı seçimi değil de rejim seçimi gibi algılanmayı hak edecektir.Başbakan'in bir hafta önce yaptığı şu konuşma unutulamaz:"Gönlümün derinliklerinde yatan hıçkırıklar var. Fakat şunu bilmenizi istiyorum, her şey zamana gebe. Millet iradesi birçok şeyi halledecektir. Sabırlı olmaya mecburuz.." Sabır ne için?Ayak bağı görülen Sezer'in görev süresinin sonunu beklemek için mi?
AKP iktidarının laikliğe bağlılık sözlerini takıyye sayanlar sonunda haklı mı çıkacak?Bunu aklı başında hiç kimse istemez. Ama son günlerde peş peşe açığa çıkan teşebbüsler, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oymaya yönelen heveslerin eyleme geçtiklerini düşündürüyor.Bilindiği gibi iktidar grubu mecliste bir son dakika oldu bittisi yaratarak izinsiz Kuran kurslanna "dolaylı teşvik" yerine geçecek bir maddeyi TCK'ya ekledi.Diyanet'in ülkede 5 bin kadar Kuran kursu var. Bunların önemli bir kısmı talep olmadığı için kapanmış durumda.Demek ki amaç Kuran öğretmek değil, yasa dışı tekke ve zaviyelerle tarikat okullarında militan yetiştirmektir. Bu faaliyetleri hapis cezası kapsamından çıkarmak, iyi niyetle açıklanamaz.Çocuklara, rejime, hatta dine zarar verecek bir boşluk yaratılmıştır.İmam hatipleştirmeTürkiye bu olayı tartışırken Milli Eğitim Bakanlığı'nın uygulamalı din eğitimi ile ilgili hazırlığı gürültüde kayboldu.Bakanlığın yeni öğretim yılı ile ilgili "Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi" dersi müfredatı, camide abdest ve namaz uygulaması, okulda Kuran okunması ve kabir ziyaretine kadar ayrıntılar içeriyor.Sanki gizli bir irade, imam hatiplerin orta kısmını kapatan karara karşı bütün okulları imam hatip haline getirerek 28 Şubat'in rövanşını alıyor!Akıl dışı tırmanışı izlemekte zorlanmaya başladık.Dün Emin Çölaşan'ın açıkladığı bir anket, Milli Eğitim Bakanlığı'nın koruyucu olmadığını, tam tersine "korunmayı gerektiren tehdit"oluşturduğunu düşündürecek bir ibrettir.Bakanlığın uygun görerek öğrenci velilerine sorulmasına izin verdiği sorulan sormak suçtur. Kişinin dini inançlarını deşifre etmeye yönelik sorulara laik devletin eğitim bakanlığı nasıl aracılık eder?Bu soruların sorulması bile devlet terörüdür.Lütfen bugünkü VATAN'da ayrıntıları ile verilen anket sorularını dikkatle okuyun.Org. Özkök uyarmıştıÇocuğu kafayı bu meselelere takmış bir zihniyetin elinde iken kimse huzurlu olamaz.Başbakan millete huzur ve güven vermek zorundadır. Gerici özlemleri anket kılığına sokup kitlelere yayanlar ülkenin başkentinde bu cüreti gösterebiliyorsa gözden uzak yerlerde neler yapmazlar?Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök 20 Nisan'daki konuşmasında dikkat çekici bir uyanda bulunmuştu.İrticai unsurların demokrasinin hoşgörüsünü ustalıkla kullanarak bir aldatma içine girdiklerini belirtmiş ve şöyle demişti:"İrticai hareket dini, bireysellikten çıkararak onu toplumun talepleri olarak siyasete yansıtma gayretlerini yoğunlaştırmıştır. Bu gayretlerde demokrasinin tüm meşru vasıtaları, bu kapsamda okul, yurt, şirket, dernek, vakıf, yazılı ve görsel medya, toplumu örgütleme ve yönlendirmede etkili olarak kullanılmaktadır."İktidarın görevi bu yanlışı düzeltmektir.Ama yazık ki yanlışın büyüğü iktidardan ve onun Milli Eğitim Bakanlığı 'ndan ürüyor. Nasıl olacak?
Ankara'dan gelen haber telefon ve internet üstündeki izlemenin bittiğini bildiriyor.Bu teselli, yarın öbür gün tekrar dinlenmeyeceğimiz konusunda bir güvence taşıyor mu? Hayır..DHA'ya Diyarbakır Adliyesi'nde açıklama yapan bir yetkili MİT'in talebi üzerine mahkemece verilen izleme kararının 70 milyon insanın dinlendiği anlamına gelmediğini, tamamen terör örgütü mensuplarının yurt dışı bağlantılarını çözme amacı taşıdığını anlatmış.Keşke öyle olsa. Ama öyle olmadığını düşündürecek başka bir olay var.VATAN muhabirleri, benzer bir ideme kararı çıkarmak üzere mart ayı sonunda MİT'in Ankara'da yargıya başvurduğunu tespit etti.Ankara'daki mahkeme, somut bir olaya ve o olayla bağlantılı kişilere dayanmadığını gerekçe göstererek talebi geri çevirmiştir.Ankara'da refüze olan MİT, istediği izni mayıs ayında Diyarbakır'dan elde etmiştir.Diyarbakır Barosu Başkanı Tannkulu'nun dediği gibi VATAN'ın haberi sayesinde herkes, bir mahkeme karan ile ülkede bütün iletişim araçlarının dinlenebileceğini öğrenmiştir.Evet, güvenlik güçleri her ülkede suç örgütlerini ve şüpheli kişileri izlerler. Ama bu yetki, kötüye kullanmalara imkân tanımayacak biçimde tarif edilir ve yargıçların takdirine verilir.Karşılaştığımız sorun, takdir hakkının doğru kullanılmaması olabilir. Demek ki kanun koyucunun takdir hakkını daha fazla sınırlaması gerekiyor.Evet, bunu ayarlamak zordur. Ama demokrasi de zaten bu yüzden kolay değil.Devlet olarak hem suça önlem alacaksın hem de vatandaşın hak ve özgürlüklerine zarar vermeyeceksin. İletişim özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği çağdaş bir toplumun vazgeçilmezidir.Bu hakkın gaspı anlamına gelecek hiçbir müdahalenin bahanesi olamaz!Bağcı dövmek-üzüm yemekSümerbank'ın eski sahibi Garipoğlu dün 27 yıl hapis cezasına hüküm giydi.Batık bankalardan doğan kamu alacağını tahsil etmek için çare aradığı günlerde iktidar sözcülerinden hep şu sözleri dinlerdik:"Aklı selim, bağcıyı dövmeyi değil üzüm yemeyi emreder.."Ama devlete olan borçlarını ödemek üzere anlaşma yapan batık patronların ceza infazlarını askıya alan yasal düzenleme popülist kaygılara feda edildi.Hayyam Garipoğlu devlete olan 373 milyon dolar borcunu 12 yıl içinde ödeyeceğine dair anlaşmayı BDDK ile bir yıl önce yapmış, devlet de tahsilata başlamıştı.Mahkeme dün 27 yıl hapis cezasını açıklarken derhal hapse atılması için Garipoğlu hakkında yakalama emri de çıkardı.Sırada daha pek çok benzer dava var. Ağır hapis tehdidi altındaki patronlar, kendi yönetimlerinde değer taşıyan varlıktan temsil ediyorlar.Başkasına satıldığında değeri kamu alacağının onda birini bile karşılayamayan bu şirketler, ancak patronları başında olduğu zaman üretim, istihdam ve borç ödeme kabiliyeti taşıyabiliyorlar.Yasa değişmediği takdirde onlarca şirket, binlerce çalışan ortada kalacak, devlet de alacağını tahsil etme şansını kaybedecektir."Cezaevinde öleceğini bilen bir adam niçin borç ödesin?" diye soranlar olabilir.Bu kışkırtıcı bir sorudur. Daha gerçekçi olalım:"Nasıl ödesin?"İktidar daha fazla gecikmeksizin tercihini intikamdan yana değil tahsilattan yana kullanmalıdır.
Türkiye'yi "gazeteci hapishanesi" haline sokacağından korkulan yeni Türk Ceza Yasası bugün yürürlüğe girdi.Hayırlı olsun. Bakalım neler göreceğiz..Oktay Ekşi Basın Konseyi Başkanı sıfatıyla ve ilerde "Biz uyarmıştık" deme hakkını saklı tutmak amacıyla Başbakan'a "Sizi tarihi sorumluluğunuzla baş başa bırakıyoruz" diyen bir mektup göndermiş.Gerçekten de yeni TCK, iletişim özgürlüğünü kısıtlayan ve gazetecileri hapse atmak için fırsat kollayan zihniyet tarafından sakatlanmıştır.Gönül, gazetecilerin mesleki faaliyetleri nedeniyle hapse atılmadığı bir ülkede yaşamayı arzu ederdi. Ama bunun için biraz daha sabır göstermemiz gerekecek.AKP iktidarı egemenliği yanlış algılıyor. Çoğunluğu ele geçiren partinin bu gücü dilediği gibi kullanacağını sanıyor. Oysa anayasamız Türk Milleti'nin egemenliğini "anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle" kullanacağını belirtiyor.Yani yasama ve yürütme erklerinin yanında bağımsız bir yargı erki de vardır. Türkiye şükür ki "kanun devleti" devrini tamamlayıp "hukuk devleti" dönemine girmiştir artık. Çağdaş hak ve hukuk ölçülerine uymayan yasaların insanlara zarar vermesi riskleri azalmıştır.Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nden çıkan bir karar, umudumuzun temelsiz olmadığını kanıtladı.İki yıl önce buğday taban fiyatına itiraz eden köylülere "Gözünüzü kara toprak doyursun" diye çıkıştığı için "Atılım" gazetesi Tarım Bakanı Güçlü'ye sert eleştiriler yöneltmiş, bakan da hakaret davası açmıştı.Gazeteyi 5 milyar lira tazminat ödemeye mahkûm eden yerel mahkemenin kararını Yargıtay bozarken şunu dedi:"Davacı siyasi bir kişidir. Davranış ve icraatları konusunda basının, sert şekilde de olsa eleştiri hakkı bulunmaktadır."Avrupa normlarına uyum sağlamakta yargının siyasetçilerden daha açık fikirli olması şansımızdır. Aslında bu iktidarın da şansıdır.Fakat bizi baskıcı zihniyetin bu gerçeği kavrayamayıp yargının bağımsızlığına kafayı takması ihtimali korkutuyor!Korkunç şüphe..Güven duygumuzu artıran bir Yargıtay kararı yanında kaygı ve korku uyandıran bir mahkeme kararı da dün gündeme damgasını vurdu.Bir yerel mahkeme, MİT'in talebi üzerine iki aya yakın bir süre için tüm telefon konuşmaları, bütün internet ve faks yazışmaları kapsamındaki bilgilerin izlenmesine karar verdi.Anayasamıza göre haberleşmenin gizliliğine dokunulamaz. Asayiş ve milli güvenlik gerekleri ile dinleme yapılabilir ama bu hakim kararı ile olur ve sadece şüpheli kişileri hedef alır. Bütün bir kent veya ülke halkı potansiyel suçlu yerine konulamaz.MÎT''in talepte bulunurken ve mahkemenin de karar verirken kötüye kullanmaya açık bir uygulamaya fırsat tanımaması büyük önem taşıyor. Haberleşme gizliliğine saygısız bir rejim demokrasi olamaz. Yargı dinleme izni verirken çok titiz ve kıskanç davranmalıdır.Bugün manşetimizde yer alan haber, iyi korunmadığımızı düşündürüyor.Türkiye, devlet yetkisi kullananların bile "Galiba telefonum dinleniyor" şüphesi taşıdıkları bir ülke olmasın!