Avrupa Birliği hedefinden asla kopmamalıyız. Çünkü istikrarı güvence altına alacak daha etkili bir sigortaya sahip değiliz.
İktidar partisinin algılama biçimi sık sık çatışma yarattığından laiklik kendi başına koruyucu olamıyor..
İzinsiz Kuran kurslarını cezasız bırakarak tekke ve zaviyelerin açılışını dolaylı teşvik eden düzenleme ile ideolojik kadrolaşma tırmanışı Cumhurbaşkanı ile iktidarı karşı karşıya getirmiştir.
Şu anda AKP'nin seçmen tabanındaki "Milli Görüş" çekirdeğini sabırlı bir bekleyişe razı eden umut, iki yıl sonra Sezer engelini kaldıracak olan Cumhurbaşkanlığı seçimidir.
Ne olacak o zaman?
Başbakan'ın "gönlünün derinliklerinde yatan hıçkırıklar" dinecektir. Çünkü sistem tümüyle kontrol altına girecektir!
AB'ye inanmak..
Din istismarının mubah sayıldığı bir zeminin ne kadar kaygan olduğunu geçmiş kötü tecrübelerden biliyoruz. Tarih bize dinle oynayan partilerin en büyük zararı kendilerine verdiklerini öğretmiştir.
Bugünden belli ki Sezer gittikten sonra cumhuriyet değerleri ve anayasal düzen, irticai baskı ve taleplere karşı eskisi kadar iyi konulamayacaktır.
Ortaya çıkacak boşluğun risklerini ancak AB sürecine bağlılık göğüsleyebilir. O nedenle Avrupa Anayasası'nın iki referandumdan aldığı darbe ardından ortaya çıkan moral bozukluğu Türkiye'nin motivasyonunu etkilememelidir.
Unutmamak lâzım, AB global bir güç olmak istiyorsa Türkiye'yi içine almak zorundadır. O nedenle Türkiye'yi ucuza kapatmaya yarayacak "imtiyazlı ortaklık" türü tuzaklara asla düşmemek gerekiyor.
Demokratik rejimin güvenliğini ancak, Avrupa değerlerini bütünüyle kapsayan tam üyelik garanti edebilir.
Uzlaşmanın yolu
Rejim için Çankaya'nın taşıdığı önemi Sezer'in duruşundan daha iyi anlıyoruz. Sezer sayesinde karşı ağırlığın sivil karakterli olması sağlanıyor. Giderse ne olacak?
AB değerleri müzakere döneminde yetersiz kalabilir. O zaman demokratik çıkış yolunu nerede arayacağız?
Başbakan farklı görüşlerin çatıştığı her sorunda toplumsal uzlaşmadan söz ediyor.
AKP kayıtlı seçmenin dörtte birinin, sandığa gidenlerin üçte birinin oyu ile mecliste üçte iki çoğunluk elde etti.
Özürlü de olsa bu aritmetik AKP'ye Cumhurbaşkanı'nı seçme hakkını tanıyor. Ama bu seçimin toplumsal uzlaşmayı yansıttığını kimse iddia edemeyecektir.
Bizce toplumsal uzlaşmayı temsil eden bir Cumhurbaşkanı'nı ancak yenilenmiş bir meclis seçebilir.
Ondan daha iyisi ise Cumhurbaşkanı'nı iki turlu seçimle halka seçtirmek ve Çankaya'ya, halkın en az yarısının oyunu almış birini çıkarmaktır.
AB sürecine bağlılık ve halkın seçeceği Cumhurbaşkanı..
İktidar keşke bu iki sigortayı birlikte kullanabilse..
Çifte sigorta
Avrupa Birliği hedefinden asla kopmamalıyız. Çünkü istikrarı güvence altına alacak daha etkili bir sigortaya sahip değiliz
Haberin Devamı

