Önümüzdeki Cumhurbaşkanı seçimi, 84'üncü yılında Cumhuriyet'in kırılma noktası mı olacak?Korku budur.Ve Erzurum Atatürk Üniversitesi'ndeki mezuniyet törenine başörtülü bazı annelerin sokulmaması yanlışı üzerine balıklama atlayanların çokluğu, endişeleri onaylıyor.Türban AKP'nin yumuşak karnıdır.Anayasa Mahkemesi ve Danıştay, laiklik ilkesi bağlamında türbana üniversitede ve kamu alanında yasak koymuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu yasağı yerinde bulmuştur.İktidar "Ulusal ve uluslararası mahkemeler kararını verdi, bu sonuca saygı göstermek zorundayız" diyemiyor. Çünkü o zaman "Dinden çıkmak"la suçlanacaklar.Türban umudunu canlı tutmakta AKP önderleri de menfaat görmüşlerdir. "Gönlümün derinliklerinde yatan hıçkırıklar var" Başbakan'ın ilerde gurur duyarak hatırlayacağı bir söz değil.Bu yarayı birileri hep kaşıyacaktır.Bir yandan Erbakan'ın partisi, beri yanda AKP içindeki Erbakan uzantıları her fırsatı "Çöz bakalım" kışkırtması olarak değerlendirecektir.Tuzaklar örülüyorRadikal İslamcı egemenlik arayışları hiç durmayacaktır. AKP'ye Milli Görüş gömleğini yeniden giydirmenin kestirme yolu partiyi Tayyip Erdoğan'ın kontrolundan çıkarmaktır.Bülent Arınç nasıl türban inadının tuzağına çekilerek Meclis Başkanı yapıldı ise aynı tuzak şimdi Cumhurbaşkanlığı için Erdoğan'a kurulmaktadır.Düne kadar sabır telkinlerine riayet eden radikallerin bildiklerini okumaya hazırlandıkları gözleniyor.Kendilerine "Başörtüsüne Özgürlük Yürüyüşçüleri" adını veren bir grup kadın Çankaya Köşkü'ne yürüdü. Sezer'i din ve vicdan özgürlüğünün önünde durmaktan vazgeçmeye, bunu yapamıyorsa istifaya davet eden grup, Cumhurbaşkanı'na verilmek üzere kapıya bir Kur'an-ı Kerim ile türbana özgürlük dilekçesi bıraktı.Tayyip Erdoğan'ı Cumhurbaşkanı seçimine itenler, bir yandan da türban için referandum baskısı uyguluyorlar.Türbanla ilgili yargı kararının laiklik ilkesine dayanıyor olduğunu bile bile iktidar referandumda laikliği mi oylayacak?Asaletin gerekleriÜlkeye, partisine ve hatta kendisine zarar verecek bir tuzağın varlığını Başbakan acaba görecek mi diye merak ediyordum.Aradığım cevabı, Tayyip Erdoğan'ın son grup konuşmasında vermiş olabileceğini düşünüyorum.Cumhurbaşkanını "yorgun bir parlamento" seçmesin diye 2007 nisanında genel seçim öneren Baykal'a Başbakan Erdoğan şu cevabı vermiştir:"Bu parlamentonun enerjisini ölçme aleti kimsenin eline verilmemiştir. Bu parlamento bu görevini gayet asil bir şekilde yapacak, onlara da gereken dersi vakti-saati geldiğinde verecektir."Konuşmada şifre sözcük "asil"dir.Başbakan, meclis çoğunluğunun lideri olarak bir garanti vermekte, en azından kendi parti grubunu asalet taşıyan bir çözüme angaje etmektedir.Bugünden "Ben Cumhurbaşkanı adayı olmayacağım" diyemez. Bu zaafiyet yaratır. Ama günü geldiğinde toplumsal uzlaşma adına gösterdiği feragat duygusunu "Korktu kaçtı" diye aleyhine kullanacak çevrelere karşı da bir kozu bulunmalıdır.Erdoğan "Bunun işaretini 14 Haziran 2005'te vermiştim" diyebilir.Beni fazla iyimser olmakla suçlayanlar olacaktır.Onlara Erdoğan'ın bugüne kadar kritik dönemeçlerde hiç ateşle oynamadığını hatırlatırını..
Türkiye'nin geleceğini türban kavgalarına mahkûm edenlerin bence yatacak yeri yok..Şu halimize bakar mısınız; AB'ye üyelik müzakerelerine başlayacağımız yılın içindeyiz ve gündemimiz türbana dolanmış haldedir.Sanki gönüllü olarak tutsak düştüğümüz bir türban kapanı var.Gönüllü diyorum çünkü siyasetin iktidar ve muhalefet kanatları bu çatışmadan yararlandıklarını, rakipten daha çok kazanç sağladıklarını düşünüyorlar.Rekabetin türban üstünde keskinleşmesi, siyasete ülkenin gelişmesini hızlandıracak bir dinamik asla kazandıramaz.Ama CHP bu sayede Adalet Bakanı Çiçek'in dediği gibi iktidara yönelik korku ve güvensizlik havası pompalıyor, AKP de "türban mağduriyeti" nin ticaretini yaparak çatlaklarını onaran yapıştırıcıyı üretiyor.Çankaya kâbusu..Başbakan Erdoğan dün CHP'yi cevapladı. Verdiği mesaj nettir: "Cumhurbaşkanı'nı bu parlamento seçecek!"Yani erken seçim hayali kuranlara "avucunuzu yalayın" diyor. "Cumhurbaşkanı benim seçtiğim biri olacak" diyor.İktidarın cevabına dün hemen hakaret tonunda bir tepki geldi CHP'den. Grup Başkanvekili Ali Topuz şöyle dedi:"Şimdi bunların son bir hedefi kaldı; Cumhurbaşkanlığı koltuğuna kendileri gibi bir mollayı getirip oturtmak.. O koltuğa çağdaş, Atatürk'ün ortaya koyduğu doğrultuda düşünen, kafasının içi de dışı da öyle olan insanlar yakışır.."Tartışmayı bu doz ve düzeyde sürdürmenin hangi meseleyi çözeceğini merak edenler yakın tarihe baksınlar.Tayyip Erdoğan bağlamında eşi türbanlı bir Cumhurbaşkanı kâbusu üretmek, toplumsal uzlaşmaya dayalı bir çözümün anahtarı olmayacağına göre neye yarayacaktır?Ya tahrik etkisiyle korkulan ihtimalin güçlenmesine veya "demokrasiye paydos" diyen bir yumruğun tepemize inmesine!Rektör Bey dikkatHerkesin dikkatli ve sorumlu davranması gerekiyor.AKP liderliği, türban konusunda "zafer" olarak algılayacakları bir sonucun altından pişmanlığı işe yaramaz korkunç bir yenilgi çıkacağını bilmek zorundadır.Cumhuriyetin laik karakterine neler borçluğu olduğunu takdir etmekte acz gösteren bir iktidar, bu gafletin yıkıntısı altından kalkamaz.Hayatımızı türban geriliminden kurtarmak zorundayız. Bu mesele Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve AİHM kararlarıyla hukuk zemininde çözülmüştür ama Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde görüldüğü gibi, bu yetmiyor.Yaşanan sorun hukuku aşıyor.Başörtülü (türbanlı değil) bazı velilerin mezuniyet törenine sokulmaması, toplum vicdanını rahatsız etmiş, kamu alanında türban yasağını savunanlar bile tepki göstermişlerdir.Üniversite kamu alanıdır ama mezuniyet töreninin yapıldığı yer kamu alanı olur mu? "Olur" diyen kendi kalesine gol atar!Ya hep ya hiç inadına Türkiye'yi mahkûm etmeyelim.
Milletvekilleri ve hükümet üyeleri hakkında 208 dokunulmazlık dosyası meclis komisyonunda bekliyor."Yapmayın, etmeyin, demokrasiyi kirletiyor, kendinizi lekeliyorsunuz, halkın rejime olan güvenini yok ediyorsunuz.."Nafile; hiçbir baskı, uyan, yakarış işe yaramıyor. Milletvekilleri dokunulmazlıklarını asla ve asla terk etmiyor.Tayyip Erdoğan seçimden önce televizyona çıkıp yasama dokunulmazlığını AB normlarına çekecekleri konusunda millete taahhütte bulunmuştu. Ama yasama döneminin yarısı geçtiği halde hâlâ en ufak bir umut ışığı yok.Yargılanmak üzere dokunulmazlıklarının kaldırılması istenen 123 milletvekilinden bir kısmı "milletvekili seçilmeye engel suçlar" işlemekle suçlanıyorlar. Fakat bu durum onların kanun yapmaya devam etmelerine engel olmuyor.Hayaliciye af..Meclis bugün ve yarın harıl harıl çalışıp mali nitelikli yeni bir af kanunu çıkaracak. SSK ve Bağ-Kur prim borçlarının yeniden yapılandırılmasını öngören yasa "Unakıtan Affı" adıyla anılıyor. Niye?Çünkü bu yasa, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ı "naylon fatura düzenlemek" iddiasına dayalı bir suçlamadan ve yargılanma tehlikesinden kurtaracak.Hayali ihracat sahte belge ile yapılır. Tasarıda, sahte belge kullanan imalâtçı veya tedarikçi ihracatçıya ceza öngörülüyor, aracılık eden firma azat ediliyor.Tam da Kemal Unakıtan'ı tarif eden bir düzenlemedir bu. Çünkü Unakıtan siyasete atılmadan önce ihracata aracılık eden bir özel fınans kurumunda çalışmış ve bu suçlamaya hedef olmuştu.Şimdi iktidar, meclisteki ezici çoğunluğundan aldığı gücü bir bakanını kurtarmak için kullanacak. Bir suç ki, güçlü bir bakan işlediği için meclis kararı ile suç olmaktan çıkarılmıştır!Hayali ihracatçılar şimdi "İyi ki bulaştın Keemaaal" diye mum üfleyip pasta kesseler yeridir. Minnet ve şükranlarını ödeyemezler.Adaletsiz güç..Geçmiş dönemde başbakanları, bakanları aklamak çok zor oluyordu. Bir kişiyi kurtarmaya oylar yetmediği için partiler birleşip aklamaları karşılıklı yapıyorlardı.AKP'nin böyle bir derdi yok. Maşallah sayısı yetiyor, istediği kişiyi cımbızla çekip selâmete çıkarıyor!"Birlikten kuvvet doğar" sözü boşuna edilmemiş!Kuvvet adalete hizmet etseydi tabii daha iyi olurdu ama umarız "ampul" yanarsa bu büyük yanlışı da göreceklerdir.Medyanın uyarıları ve ana muhalefetin baskılan AKP'nin ampulünü yakmaya yetmedi. Bu işi ancak millet başarabilir.Sivil toplum örgütleri, dokunulmazlıklarla ilgili direnişi kırmak için geniş tabanlı bir işbirliği kuramazlarsa temiz bir geleceğe hiçbir zaman kavuşamayacağız.Kendinizi, seçtiğiniz adamların hakaretine uğramış hissetmiyor musunuz?
Adalet Bakanı Cemil Çiçek Cumhurbaşkanı seçimini iki yıl önceden gündeme getirmenin "tezgâh" olduğunu söylüyor.Bu tezgâh da AKP'yi Türkiye'nin gündeminden koparmaya, onun etrafında bir korku üretmeye ve karambolda halktan kopuk insanları iktidara getirmeye hizmet edecektir.Doğru teşhis sorun çözmeye yetmez.Önemli olan doğru çözümleri cesaretle ve hızla hayata geçirmektir.Eğer iktidar etrafında korku üretmeye çalışanlar başarılı oluyorsa, siz istemeseniz de sorun gündeme girmiş demektir.Ve onu tartışmak, gündemden kopmak sayılmaz. Yeter ki birbirimizi anlayabilelim ve söylediklerimiz çözüme katkıda bulunsun..CHP sorun çözemez ama bunalımı koklamaktaki şöhreti de inkâr götürmez. Deniz Baykal bakın dün ne dedi:"Türkiye türban, imam hatip ve Kuran kursları üçgenini tartışır hale geldi. Artık bunları konuşacağız. Bu doğru bir yaklaşım değil.."Türban oyunlarıBaykal'a göre türbanlı başbakan ve bakan eşlerinin özellikle dış ülkelerde simge olarak yarattıkları görüntü "Türkiye'nin nereye gittiği mesajı nı veriyor.Cemil Çiçek siyasi iktidarın etrafında korku yaratanları acaba doğru adreste mi anyor?Büyük sorun güvensizliktir. İktidar ve muhalefet birbirlerine güvenmiyor. AKP'ye göre ana muhalefet tezgâh peşinde. CHP de iktidarın türban tezgâhı içinde olduğuna emin.Baykal dün CNN Türk'te, sözünün başörtüsüne değil, siyaset aracı yapılan dini simge türbana yönelik olduğunu belirterek şöyle dedi:"Sorun türbanın resmileştirilmesidir. Devlete türban takılmasıdır. Devlete türban giydirirseniz başı açık dolaşmak mümkün değildir. Önce eşi türbanlı Cumhurbaşkanı, sonra türbanlı bir Cumhurbaşkanı.. Bu Türkiye'ye kimlik krizi getirir."Baykal'ın sözünü ettiği krizi yaşıyoruz zaten. Önümüzdeki mesele, galip-mağlup yaratmayan bir çözüm üretmek, Cumhurbaşkanı seçimini türban savaşına indirgememektir.Galiba riski en az olan çözüm yolu, demokratik bir seçimle sonuca gitmektir.Demirel çözümüEski Cumhurbaşkanı Demirel de, CHP lideri Baykal da 2007'de döneminin sonuna gelecek olan bu meclisin Cumhurbaşkanı seçmesini doğru bulmuyorlar.Seçimi bu meclisin yapmasında elbet teknik ve hukuki bir engel yok ama temsil yetkisi bu kadar eskimemiş bir meclisin Cumhurbaşkanı seçmesi herhalde daha demokratik olur.Deniz Baykal çözümü şöyle formüle ediyor:"2007 nisanında parlamento yenilensin, mayıs ayında yeni parlamento Cumhurbaşkanı'nı seçsin."Demirel ise "Cumhurbaşkanı'nı halka seçtirmek lâzım" diyor.Daha önce belirttik, bizim oyumuz da Demirel çözümünden yanadır.Seçim yasasının cilveleri nedeniyle temsil kabiliyeti daima tartışmalı olan, telkin, teşvik ve korkutmalardan etkilenmesi her zaman mümkün olan bir meclise Cumhurbaşkanı seçtirmek niye?Cumhurun kendisi ne güne duruyor?Aracısız çözüm, en azından siyasetçilerin ürettiği sorunlardan kurtarır bizi!
Cumhurbaşkanı Sezer izinsiz Kuran kurslarını cesaretlendiren yasayı veto etti biliyorsunuz.Ardından Başbakan, aynı metni tekrar göndererek yasalaşmasını sağlayacaklarını söyledi.Çankaya ile iktidar arasında hiç bu kadar açık bir kıyaslama olanağı doğmamıştı.Cumhurbaşkanı şunu diyor:"Terör örgütlerinin, misyonerlikle uğraşanların ve din devleti yansılı tarikatların okul ya da kurs açmalarının önlenmesi devletin görevidir. Bu yasa açılıp işletilmesini özendiriyor, faaliyetlerini sürdürmelerine olanak sağlıyor. Devletin görevi bunları yaşatmak değil, temelli ortadan kaldırmaktır."Takıyye kültüründen gelen kurnazlık "mağdur"u oynamaya bayılır:"Kuran kursunun kaçağı, kanunsuzu mu olurmuş canım? Bu millet çocuğuna dinini öğretemeyecek mi?"Zorlama tezlerBu yalanın mumu yatsıya kadar yanmadı.Diyanetin 5 bin Kuran kursu bulunduğu, bilgili ve yetkili hocaların buralarda hizmet verdikleri, rejim karşıtı bazı tarikatların Cumhuriyet düşmanı fikirlerle çocukları ancak izinsiz kurslarda zehirleyebildikleri gerçeği bu defa çabuk parladı.Etraf aydınlanınca sustular.ANKA'nın dün verdiği haberden öğreniyoruz ki AKP yönetimi, yasanın mecliste ikinci kez ele alınacağı görüşmeler için milletvekillerine "zihinsel cephane" hazırlıyormuş.Haklılar çünkü Sezer'in veto gerekçelerine rağmen o yasada ısrar edebilmek kolay değildir. Nitekim akıllı bir söz duymadık düne kadar.Dünkü haberin içerdiği tezlerden biri şu:"Atatürk döneminde izinsiz kurs açanlara para cezası verilmesi uygulaması 12 Mart dönemine kadar aynı şekilde devam etti."Bu itiraz ikna edici değildir.Demek ki o kadarlık tedbir yeterli olmuş 45 yıl boyunca. Cumhuriyetle kavgalı siyasetçilerin rejim için tehdit halini alması Erbakan'dan sonra olmuştur.Ve din devleti hayali kuranların bugün tehdit oluşturmadığını herhalde kimse iddia edemez.İnanılmaz bir gafANKA'nın haberinde formüle edildiği belirtilen bir savunma var ki, insana "İnşallah biri şaka yapmıştır" dedirtiyor."TCK'da izinsiz, kaçak bar, pavyon, gazino açana hapis cezası bulunmuyor, para cezası veriliyor. Biz TCK değişirken bu tür işyerlerini izinsiz açanlara verilen para cezasını hapis cezasına çevirme yolunu tercih etmedik. Edebilirdik ama etmedik. Kimse bunu görmüyor.."Fenalığa makyaj yapmaya kalkanlar, kendi yüzlerini boyarlar, maskara olurlar! Bu pazarlıkta kefeleri nasıl dengelediklerini açığa vurarak suçüstü yakalanmışlardır.AKP yönetimi bu rezaletin meclis kürsüsüne taşınmasını önlemelidir.Kaçak kursları himaye etmek AKP'ye pahalıya mal olacaktır.Keşke Sezer'i dinleyip tümden vazgeçebilseler..O olmayacaksa bari bu bar, pavyon takasına girmeseler!
CHP lideri Baykal'a göre iktidar, dinci siyaset çizgisinin iş dünyası, medya ve liberal demokratlar tarafından desteklendiği bir ittifaktır.Halk çoğunluğunun Avrupa Birliği'ne üyelik arzusu, bu güç birliğinin motoru olmuştur. Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamak için tarih aldığı 17 Aralık'a kadar dayanışmanın gücü tırmanmış fakat sonra inişe geçerek bugün dağılmanın eşiğine gelmiştir.Çünkü Fransa ve Hollanda'daki anayasa referandumları ardından Türkiye'ye tam üyelik yerine özel statü adı altında ikinci sınıf üyelik verilmesi önerileri açıktan telâffuz edilmeye başlamıştır.Robert Kolej Mezunlar Derneği'nin "Türkiye'nin Gündemi" konulu konferansında konuşan Deniz Baykal Türk halkının acı gerçekle nihayet yüz yüze geldiğini söylüyor.Baykal'a göre kamuoyu ile beraber iktidar da şoka girmiştir. Türban, imam hatip ve Kuran kurslarının gündemde hızla yükselmesine de AB ilişkilerinde yaşanan bu tıkanma sebep olmuştur.Şimdi ne olacak?Liberal demokratların Avrupa Birliği'ne ilerleyiş hatırına verdikleri desteği artık sürdürmeyeceklerini öne süren CHP lideri "Liberal demokrat-dinci siyaset dayanışması artık bu noktada çatlamıştır" diyor.Baykal'ın tespitleri temennileri ile karışmış durumdadır.Birincisi AKP içte ve dışta kazandığı meşruiyeti AB sürecine sahip çıkmasına borçlu olduğunu hiçbir şekilde unutmayacaktır.İkinci nokta, liberal demokrat destek şu anda başka bir alternatif bulunmadığını görecek kadar gerçekçi davranacaktır. Bu da özellikle AB konusunda güven vermeyen CHP'ye yönelmek şeklinde değil, AKP'yi dinci sapmalardan caydırma çabalan ile kendini gösterecektir.Fransa ve Hollanda referandumları AB'nin sonu değildir.Baykal "Çağdaşlaşma kararlılığımızı sürdüreceğiz" diyor ama herkes biliyor ki AB süreci koparsa hemen ertesi günden itibaren reform süreci tersine işlemeye başlayacak, CHP içindeki statükocu kafalar bu geriye gidişe pek güzel gerekçeler icat edeceklerdir!AB feda edilemezBaykal'ın inandırıcı olmayacağını düşünmek iktidara rehavet vermemelidir.Erdoğan'ın AB sürecinden kopma sonucunu doğuracak bir maceraya ülkenin sürüklenmesine razı olacağını düşünmüyoruz.Yasa dışı Kuran kurslarını bir bakıma teşvik eden yasanın Çankaya'dan geri dönmesine Tayyip Erdoğan'ın gösterdiği aşın tepki AB sürecindeki hayal kırıklığının bir sonucu mudur?Bunu bilmiyoruz ama şundan neredeyse eminiz:Ülkede irticai örgütlenmenin değirmenine su taşıyacak olan bu düzenleme, hem kendi başına hem temsil ettiği zihniyet adına AB yoluna mayın döşeme yanlışı doğuracaktır.Siyasetçilerden sorumluluk bekliyoruz.Statükoya bağımlı bir partiye AB'yi, Milli Görüş'ün arka bahçesinde büyüyenlere laikliği samimi olarak sevdiremeyiz.Ama şu kadarını yapabilirler:CHP kötümserlik üretmesin, AKP de tabanındaki radikallerin tahrikine kapılmasın.
Bu internet denilen alet okuyucuyu gazetelerin mutfağına indirdi.Halk her gelişmenin içinde.Fikrini, itirazını söylüyor, soru soruyor, hüküm veriyor.Dünkü mektuplar Başbakan'in Amerika gezisine halkın nasıl baktığını ve hangi meşelere takıldığını merak edenler açısından öğreticidir. Ağırlıklı olarak üç konu var.Birincisi İtalya'dan alınan özel yapım Airbus uçak.Tayyip Erdoğan zaten tarifeli sefere mahkûm değildi. Bir özel uçak vardı. Evet, Berlusconi'den alınan Airbus gibi konforlu, ferah ve daha büyük heyetleri taşıyacak kapasitede değil ama Türkiye de böyle şatafat israflarını taşıyacak güce sahip değil.Okuyucu, uçakta yapılan mülakatlarda, kaça alındığı Meclis KIT Komisyonu'na bile söylenmeyen bu uçağı niçin aldırdığını; milyonları işsiz, borçlu bir ülkenin başbakanı olarak bu harcama iznini verirken vicdanının sızlayıp sızlamadığını hiçbir gazetecinin neden sormadığını merak etmiş.Teşhisi de kendi koymuş:"Çünkü hem o uçağa binip hem de 'çok mu lâzımdı' diye soramazsınız!"Cennette yabancıİkinci konu Başbakan'in medya takıntısıdır. Tayyip Erdoğan, iki ülke arasındaki ilişkilerin rayında gitmesini sağlayacak güvencenin, medya aracılığına dayanmayan doğrudan iletişim olduğunu birkaç kez vurguladı.Yani Başbakanımız Amerikan yönetimine demek istedi ki "Siz medyanın yazıp çizdiklerine bakmayın. Benim ağzımdan duymadığınız sözlere de inanmayın.."Amerika, bir medya demokrasisidir. Tayyip Erdoğan "cennette bir yabancı" durumuna düşmedi mi?O kadarla kalsa yine iyi, yeni TCK'da gazeteci doğrayan maddelerin ilhamı nerede doğdu, onun adresini de verdi.Bu gezide Başkan Bush AKP hükümetinden yerine getirmekte çok zora düşeceği şeyler istedi ve Başbakan Erdoğan da tutamayacağı sözler verdi.Yarın Suriye ve İran'la Amerika'nın gerginliği arttığında Washington ile Ankara arasındaki ilişkilerin rengini medyanın haber ve yorumları mı, yoksa AKP iktidarının yapacağı seçimler mi tayin edecektir?Türban lobisi mi bu?En yoğun tepkiyi alan tutum da Başbakan'in Amerika'da CNN International televizyonundaki türban yakınması olmuş.Erdoğan, kızlarının orada türban sorunu yaşamadıkları için Amerika'da okuduklarını söyledi demecinde. Bütün dünyanın izlediği bir TV kanalında kendi ülkesini şikâyet eden bir başbakan durumuna düştü. Oğlu da Amerika'da okudu, niye?Daha iyi eğitim alsın diye.Başbakan aynı gerekçeyi kızları için de kullanabilir, çok daha sorumlu ve onurlu bir duruş sergilemiş olurdu.AB için Amerika'dan destek istemek, esen rüzgârlara göre bazen doğru, bazen yanlış tercih olabilir.Ama Türkiye'deki türban sorunu için Amerika'da lobi yapmak, her zaman için yanlış bir seçimdir.Hele ABD'nin Türkiye'yi "Ilımlı İslâm" modeline örnek bir ülke olarak görme hevesi deşifre olduktan sonra..
AKP iktidarının siyaset anlayışı insan hafızasının unutkanlığına mı dayanıyor?1 Mart tezkeresi krizi ardından Türk-Amerikan ilişkilerinin hızla kötüleştiği bir dönem yaşadık.Başbakan'ın bu kontrolsuz gidişi önlemek amacıyla Washington'da bulunduğunu bütün dünya biliyor. Buna rağmen Erdoğan şunu diyebilmiştir:"Kamuoylarında iki ülke ilişkilerinin geleceğine dair yapılmakta olan karamsar spekülasyonları anlamakta güçlük çektiğimi belirtmek istiyorum."Başbakan bu kadarla kalmamış, ABD'nin Ortadoğu ve Avrasya politikalarına adeta koşulsuz destek taahhüdü içeren şeyler söylemiştir:"Türkiye'nin ABD'nin vizyonunu ve stratejisini paylaşmasından ve desteklemesinden daha doğal bir şey olamaz."Tayyip Erdoğan, görüşmeye en yakın iki çalışma arkadaşını (Gül ve Babacan) da götürürken, taahhüdünün bu defa daha güçlü olacağını mı anlatmak istemiştir?Bizce iktidarın dış politika üslubu, bin yıllık devlet geleneğine yakışmıyor.Başbakan altı ay önce ABD'nin Felluce'deki operasyonu nedeniyle söylediklerinin unutulduğunu sanmamalıdır.Orada öldürülenlere şehit demiş ve tehdit kokan bir tepki koymuştu:"Güçlerin egemenliği acımasız bir şekilde uygulamasını sürdürürken bunlar karşısında güçbirliği yapması gerekenler hâlâ birbirleriyle uğraşmaya devam ediyorlar. Temennim odur ki, Türkiye bu işin bayraktarlığını yapsın.."Başbakan'ın Amerika'da söyledikleri pişmanlığın abartılı gösterisidir ve bize saygınlık kazandırmayacaktır.Çünkü ABD yaşadığı tecrübeden sonra sözlere değil tutumlara bakacaktır.AKP ile yaşadıkları iki buçuk yıl "Ilımlı İslâm Cumhuriyeti'ne yatırım yapmanın gerçekçi ve akılcı bir iş olmadığını onlara öğrettiyse, gezi amacına ulaşmış sayılır.Türkiye Cumhuriyeti güvenilik bir müttefiktir. Ama onu bozmaya kalkışmazsan!"Sezer'den sonra" korkusuBaşbakan'ın sorusu merakını değil tepkisini yansıtıyor elbet:"Beşir Atalay'ın milletvekili ve devlet bakanı olmasında sakınca yok, milli eğitim bakanı olması nasıl sakıncalı oluyor?' Biz söyleyelim: Kendisi Kırıkkale Üniversitesi'nin rektörü idi. Şeriatçı örgütlenmelere göz yumduğu iddiası da dahil 12 suçlamaya hedef olarak YÖK tarafından görevinden alınmıştı.İsnatlar abartılı bile olsa böyle bir kişiye milli eğitim emanet edilemez.Erdoğan, Çankaya'ya çıkması ihtimaline dayalı endişelere kızmasın.Sebep işte bu: Sezer'in esirgediği değerler savunmasız kalacak korkusu o konuştukça artıyor!