Başbakan ikide bir şunu diyor: "Halkla mutabakat var, kurumlar arasında yok.."Bu şekilde her icraatlarının halkın beklentilerini cevapladığını, karşı çıkanların halkla çatıştığını söylemeye çalışıyor.inanarak söylüyorsa fena halde yanılıyor. Bakın neden:AKP mecliste üçte iki çoğunluğa sahiptir ama bu gücü sandığa giden seçmenlerin üçte birinin oyunu alarak elde etmiştir. Sandığa gitmeyenler hesaba katıldığı zaman AKP tüm seçmenin dörtte birini temsil etmektedir.Yani iktidarın ideolojik beklentileri cevaplayan icraatı konusunda "halkla mutabakat" içinde olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Hatta AKP'ye oy verenlerin tümünü kucaklayan bir mutabakatın varlığını iddia etmek bile hata olur.Çünkü Tayyip Erdoğan'ın topladığı oyun büyük kısmı, değiştiğine ve Milli Görüş gömleğini çıkardığına inandırdığı merkezdeki yığınlardan gelmiştir.Kurumların teşhisiiktidar anlaşılmaz biçimde din sömürüsüne saplandı.Kadrolaşma gözü kara tırmanıyor. İmam hatip okullarını cazip hale getirmeye ve türbanı üniversiteye sokmaya yönelik iktidar çabaları, YÖK'ü siyasi hasım konumuna sürüklemiştir.izinsiz Kuran kurslarını teşvik eden yasanın Cumhurbaşkanlığı vetosuna ve herkesin bildiği sakıncalarına rağmen meclisten geçirilmesi, AKP'ye kredi açan ve umutlarını korumaya çalışan çevrelerde çözülme yaratmıştır.Başbakan "Kurumlar arasında mutabakat yok" diyor. Yanılıyor..Çankaya Köşkü'nden yargıya, üniversite dünyasından askere, iş dünyasından sivil toplum kuruluşlarına kadar yaygın bir mutabakat vardır.O mutabakat da iktidarın yanlış yolda ilerlediğine dair inançtır, teşhistir.Bu inanç ve teşhisin uyandırdığı tedirginliğin halk yığınları tarafından paylaşılmadığını iddia etmek için Turizm Bakanı gibi sürekli uyumak gerekir.Yargıtay'ın uyarısıYargıtay Başkanlar Kurulu'nün dün yayınladığı sert açıklamayı aynı hassasiyetin tepkimesi olarak görmek lâzım.Yüksek yargıçlar, Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda yapılan değişiklikleri "iktidarın yargıyı etki altina alma düşüncesi" nin eyleme geçirilmesi olarak değerlendiriyor.Açıklamada 4 bin yeni hakim kadrosu ile "önümüzdeki otuz-kırk yıllık bir dönemin şekillendirilmek istendiği" belirtilirken atamalarda iktidarın belirleyici olmasının yargıda siyasallaşma sorunu yaratacağına özellikle dikkat çekilmiştir.Öyle bir durumda ne olur? Açıklamada cevabı var:"Bu durum laikliğe ve ulusal bütünlüğe aykırı söylemleri hayata geçirmeye çalışanlara destek yaratacak ve belirtilen değerler korumasız kalabilecektir!"Kurumlarla çelişerek halkla mutabakat içinde olmak mümkün değildir.Başbakan kendini kandırmasın..
Zamana sıkışınca, hava biraz sertlenince siyasetçilerin kalitesi ortaya çıkıyor.İktidar rahat zamanlan din istismarına dayalı politikalarla israf etti. Yalnız zamanı harcamadı, değişim sloganlarına kredi açmış merkezdeki seçmen yığınlarının güvenini de harcadı.Özellikle izinsiz Kuran kurslarını teşvik eden yasada vetoya rağmen ısrar edilmesi, AKP için dramatik bir dönüm noktası olacaktır.Meclisteki sayısal çoğunluk iktidara böyle bir hakkı vermemeliydi.Yanlış, siyasette sâri hastalık gibidir. Zihniyeti yozlaştırır, yoldan çıkarır. Çoğunluk diktatörlükleri hep böyle doğmuyor mu?Meclisin tatil vakti geldiği halde IMF'nin şart koştuğu Bankacılık ve Sosyal Güvenlik reformu yasaları çıkarılamadı.Böyle durumlarda iktidarlar içtüzüğü değiştirirler ve "temel kanun" kapsamına soktukları tasarıları madde madde görüşmeden meclisten geçirirler.Ecevit hükümeti buna başvurduğunda muhalefetteki AKP kıyamet koparmıştı.Anayasa Mahkemesi'nden geri döneceğini bile bile aynı yanlışa dün onlar düştüler.Tepki göstermek CHP'nin görevi idi ama bu defa da Baykal kantarın topuzunu kaçırdı."Kalkın ey ehli vatan!" tonunda bir feryat, ancak "sonun başlangıcı" için geçerli olabilir. Böyle bir vahamet yok, hukuk devletinin kurumları çalışıyor.Baykal alarm düğmesine basarken dikkatli olmalıdır.Yoksa gerekli hale geldiği takdirde yapacağı uyarıya kimse inanmaz!Uyuyan bakan sıktı artık!Turizm Bakanı'nın uyuma sorunu sınırlarımızı aştı.Atilla Koç, Sisam'da düzenlenen Türk-Yunan Forumu'nda da uyumuş. Talihsizliğe bakın ki "uyursam uyandırır" diye yanında götürdüğü eşi de uyumuş. Yan yana uyurlarken fotoğrafları çıkti.İngiltere'de hukuk mastın yapan genç bir okurumuz yazıyor:"Intemette haberi okurken gösterdiğim tepki nedeniyle evi paylaştığımız Çinli arkadaşım 'Kim bu?' diye sordu. Cevap verdiğime pişman oldum. Gülmekten kınldı. Çok utandım, rezil oluyoruz!"Yerden göğe haklı.. Bakan Koç espri yeteneği sayesinde sempatik olabiliyor.Nitekim Topkapı Sarayı'ndaki soygunu yorumlarken "Bakanları uyuyorsa bürokratları da uyuyordur" diyerek dün yine güldürdü birçoğumuzu.Ama sorun şaka kaldıracak boyutu aşmıştır artik.Yaptığı işin ciddiyeti kalmadığı için toplum katında saygınlığı sürekli eriyor. Devlete, siyaset kurumuna ve partisine zarar veriyor.Acaba gözü açıkken de mi uyuyor? Çünkü gerçekten uyanabilse yarattığı tahribata görecek ve istifa edecektir.Asıl merak edilen, Başbakan'ın bu rezalete niçin katlandığı..Başbakan yanlış bir atama yaptığını farketmek için Koç'un daha ne yapmasını bekliyor?
Başarısızlığa uğramış bir icraatları veya sorumluluk doğuracak bir açıkları ortaya çıktığında siyasetçiler ne yapar?Ya sırra kadem basar, ya heykel gibi susar veya tehdit ederler..Doğalgaz kazığı ile ilgili dünkü manşetimize Enerji Bakanı Hilmi Güler'in tepkisi, hiçbirine tam uymadı ama hepsinden biraz pay aldı.Cevabının hazırlanmakta olduğunu ve noter kanalı ile gönderileceğini söylemesi, hem yalanlama sinyalidir, hem de ilişkiyi hukuk yoluna dökme tercihine iliştirilmiş gözdağıdır.Oysa bu dolambaçlı yollara hiç gerek yok. Biz habercilik yapıyoruz. Dün Rus doğalgazın-dan kazık yediğimizi, faturayı ödeyecek olan halkın öğrenmeye hakkı olduğuna inandığımız için haber verdik.Enerji Bakanı Güler "Ruslarla pazarlıktan Türkiye sizin söylediğiniz gibi zararlı değil kazançlı çıktı" dese ve kanıtlasa, bu güzel haberi aynı heyecanla okurlarımıza duyururduk. Dolambaçlı yollara ne gerek var?Neden teslim oldu?Rusya'dan aldığımız doğalgaz dört anlaşmaya dayanıyor.Rus tarafının mızıkçılık çıkarması üzerine Enerji Bakanı Hilmi Güler bir siyasi tercih kullanmış, danışmanlık yapan hukuk büroları "Botaş haklı, tahkime gitmek Türkiye'nin yararına olur" dediği halde o Ruslarla pazarlık masasına oturmuştur. Sonuçta bin metreküp gazın paçal maliyeti 120,9 dolardan 123,5 dolara çıkmıştır.O kadarla kalsa yine iyi..Gaz fiyatı petrol fiyatına endeksli hale getirildiği için petrol arttıkça kazık da büyüyecek. Örneğin petrol 40 dolar olduğunda Türkiye'nin Ruslara ödeyeceği ek fatura 7 milyar dolara yükselecek. Mazallah şimdiki gibi 60 dolar civarında kalırsa kazık 10 milyar doları bulacak.Hesap verme borcuEnerji Bakanı'nın hazırlattığı cevapta umarız tahkime gitme hakkımızı niçin kullanmadığımıza dair doyurucu açıklamalar buluruz.Dokunulmazlıklar nedeniyle yargı bu soruyu Bakan Hilmi Güler'e uzun bir süre soramayacaktır ama meclis herhalde millet adına gerçeği merak edecektir.Aslında kamuoyuna karşı sadece Enerji Bakanı değil, enerji alanındaki işlemleri kamu menfaati açısından denetlemekle yükümlü özerk kuruluş T.C. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu da borç altındadır.Bu kurum, devlet hazinesine ağır bir ek yük getiren anlaşmaya nasıl onay vermiştir?Tahkime gitme tercihinin ihmal edilmesini niçin mesele yapmamıştır?Bunlar hep cevap bekliyor.Doğalgaz isi, kurumu olmayan temiz bir yakıttır. Ama bizde duman çıkarıyor.İkna edici açıklamalar kanıtlarıyla birlikte ortaya konulmadığı takdirde kirlenmeye bağlı çok hasar olacaktır!
Time dergisinin Iraklı intihar bombacısı ile yaptığı röportajın çevirisini dünkü VATAN'da okudunuz mu?İktidar milletvekilleri, izinsiz Kuran kurslarını teşvik ettiği için Cumhurbaşkanı'nın veto ettiği yasayı ikinci kez Çankaya'ya göndererek kesinleşmesini sağlamaya hazırlanıyorlar ya...Keşke oy kullanmadan önce 20 yaşındaki intihar bombacısının söylediklerini onlara okutmak mümkün olabilse..Zarkavi'nin Tevhid ve Cihad adlı örgütüne katılan Marvan adlı gencin anlattıkları, çocukların din adına vehim ve hurafelerle yüklenmesinin doğurduğu korkunç neticeleri kanıtlayan tüyler ürpertici bir ibret!Şu dediklerine bakınız:"Bize özgürlük savaşçısı ya da direnişçi denilmesini saçma buluyorum. Ben bir teröristim. Çünkü Kuran'da yer alan El Enfal suresi mücahitlerin düşmanlarına karşı terör estirmesini emrediyor. Yani terörist olmak beni daha iyi bir Müslüman yapıyor..""ilk amacım şehit olup cennete kabul edilmek. Irak için savaşmak ikinci planda kalıyor. Bir şehit yanında 70 kişiyi daha cennete götürme hakkına sahip. Hepimiz yakınlarımızın isimlerini yazdığımız 70 kişilik cennet listeleri oluşturuyoruz.."Vetolu yasayı inadına Çankaya'ya gönderecek olanlar, denetim dışı kurslarda radikal örgütlerin ve bazı tarikatların beyin yıkayarak aynı standartta militanlar yetiştirmek istediklerini bilmiyorlar mı?Biliyorlar.. Bunu başka bir boyutta biz de yaşadık. Hizbullah'ın mezar evleri ve Sivas'ta bir otel dolusu aydının yakılıp yok edilmesi, aynı zihniyetin yarattığı cehalet ve vahşet tablolarıdır.İktidar sorumluları bir yandan "Kuran eğitimi veren yaz kurslarına 12 yaşından küçükler devam edebilsin ama bu kurslar mutlaka devletin denetiminde olmalıdır" diyorlar, sonra yaş sınırını indiremeyince devlet denetimini, yasağı, cezayı gevşetiyorlar.Yani daha özenle korunmaları gereken küçük çocukları tamamiyle savunmasız bırakmayı göze alabiliyorlar.Gaflettir bu. Dileriz ülkeye sorumlulukları ve çocuklara merhametleri ile yenerler yanılgılarını.Çünkü yaptıkları siyaset değildir. Dindarlık hiç değil!CHP: Egoizm Prensliği..CHP bir milletvekilini daha kaybetti.Mersin Milletvekili Hüseyin Güler "Kitlelerin beklentilerini cevaplayacak politikalar üretmek yerine tüm enerjiyi içe dönük harcamak" saçmalığına ve haksızlığına katlanamadığını söyleyip dün partiden ayrıldı.CHP böylelikle iki buçuk yılda 19'uncu kaybını verdi.AKP iktidarın aşındırıcı etkilerine açık.. Fakat buna rağmen istifalarla uğradığı kayıplar CHP kadar ağır değil. Niye?Çünkü CHP'de dar anlamda bir iktidar kavgası hiç bitmedi ve o daha yıpratıcı oluyor. Parti, ideolojisi egoizm olan bir prensliğe benziyor.Eleştirisi olanı dinlemek, gitmeye karar vermiş olanı kalmaya ikna etmek artık unutulmuştur.CHP parti olmayı unutmuştur.Deniz Baykal, en çok ihtiyaç duyduğu dönemde rejimi ana muhalefet sigortasından yoksun bıraktı.
Devletin özerk kurumları ile sürekli çatışan bir siyasi iktidar olur mu?AKP bunun mümkün olduğunu kanıtlıyor.İmam hatiplerin üniversitelere girişini kolaylaştırma baskılarına direneceği anlaşıldığında Milli Eğitim Bakanı Çelik YÖK'ü şöyle tehdit etti:"Bugünkü sistemde yetki YÖK'te, çünkü yasa böyle diyor. Ama yasa bu haliyle kaldığı sürece.. Ne demek istediğimi anladınız!"Bir siyasetçi "İstediğimi yap, yoksa yakarım" mesajını daha açık veremez.YÖK Genel Kurulu, Başbakan'ın üniversiteleri zulüm yapmakla suçlayıp hedef gösterdiği bir havada toplandı. Buna rağmen akademik irade direndi. Milli Eğitim Bakanı da "Kamuoyunun tatminsizliği devam ediyor. Kamuoyunu tatmin etmediğiniz sürece bu tartışmalar devam eder" dedi.Üniversite dünyasına yönelik yıpratma politikasını sürdürmekten iktidarın vazgeçmeyeceğini görülüyor.Çünkü AKP'nin lügatında uzlaşma mutlaka karşı tarafın kayıtsız şartsız teslim olması anlamına geliyor.El koyma merakıAKP'nin demokratik hukuk devletini hazım konusundaki yetersizliğine her gün yeni bir kanıt ekleniyor."Akaryakıta yirmi gün içinde 3-4 kere zam olmaz. Altı ay mühlet verdik. Böyle sürerse yeni bir kanunla akaryakıt işini hükümet olarak üzerimize alırız.."Başbakan kimi tehdit ediyor?Lisedeyken bir öğretmenimiz, yaramazlıkları ile kendisini canından bezdiren bir arkadaşımıza sık sık hakaret dolu tehditler yöneltirdi. Ama arkadaşımız hiç üzerine alınmış görünmez, en son sırada oturduğu halde arkasında birileri var da uyarılar ona yapılıyor gibi davranarak hocayı daha beter çileden çıkarırdı.Başbakan aynı taktiği uyguluyor.Vergiyi indirseneOrtada bir yanlışlık, haksızlık varsa iki sebebi olabilir:1. Fahiş fiyat rekabetin işlememesinden kaynaklanıyordur, o durumda hükümetin yapacağı iş, suç duyurusunda bulunarak Rekabet Kurulu'nu harekete geçirmektir;2. Sorun, ham petrol fiyatının aşın yükselmesindendir, o durumda da samimi bir iktidarın başvuracağı tek çare vardır, akaryakıta uyguladığı vergi oranını indirmek..İktidar, muhalefeti de kimseye bırakmamanın kurnazlığına oynuyor.Bu, okumuş, aklı başında insanların desteğinden vazgeçmektir.Siyasi iktidarlar için sonun başlangıcı hep böyle olur.
Ecevit hükümetinin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün eşi Fatma Türk'ten düşündürücü bir mektup aldım.Bayan Türk, türban sorununun çağdaş Türkiye için gitgide büyüyen bir tehlike halini aldığını yazıyor, Atatürk'e kendini borçlu hisseden bir aydın olarak da boş durmuyor.Erkeklerden yüzünü saklayan ve kara çarşafa giren kadınlar ile kadın eli sıkmayan erkeklerin sayısında hızlı bir artış gözlediğini belirten Fatma Türk, Başbakan'ın ve bazı bakan eşlerinin de -basınımızın "şık" bulduğu- türbanlarıyla bu tırmanışa öncülük ettiklerini düşünüyor.Uzlaşma ve uyanmakta gecikmenin sonuçları konusunda Bayan Türk karamsar bir tablo çiziyor:"Eğer Sayın Erdoğan 2007 yılında Cumhurbaşkanı seçilir ve Emine Hanım ısrarla başını açmamakta direnirse, bu ülkeyi iyi tanıma fırsatı bulmuş bir kimse olarak diyebilirim ki, Çankaya resepsiyonlarındaki boykot bu kez ters yönde işleyecektir. Korkarım o zaman protokol sadece türbanlıların tekelinde olacaktır. Böyle bir görünümle çağdaş Türkiye'ye kötülük yapmaya hakkımız var mı?"Emine Hanım'a..Bu arada bir hatırlatma ve ardından bir çağrı yapıyor:"Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Süleyman Ateş'in 29.9.2004 tarihli VATAN'daki köşesinde belirttiği gibi başörtüsü, kölelik sisteminin hüküm sürdüğü bir dönemde hür kadınların cariyelerden ayırt edilmeleri ve tacizlerden korunmaları için Ahzab suresinde öngörülmüş bir toplumsal simgedir.Dolayısiyle dinimizce ne bir şart, ne bir farz olan bu simge, istismar aracı yapılmaya devam ediyor.Türkiye Cumhuriyeti Başbakan ve bakanların eşlerine uymaz. Eşler Türkiye Cumhuriyeti'ne, bu arada onun laik niteliğine, kurallarına ve geleneklerine uymak zorundadırlar."Dün mektubu üzerinde telefonda konuşurken Fatma Türk'e bu düşüncelerini ve dileğini böyle dolaylı biçimde değil, Emine Erdoğan'a doğrudan yazmayı niçin düşünmediğini sordum.Bunu düşündüğünü ve bir hafta içinde yerine getireceğini söyledi.Kör müsünüz?Emine Erdoğan'a AB'ye girme iradesi ile türban inadı arasındaki çelişkinin doğurduğu zararı anlatmak için önce Fransız "TV 5 Europe" kanalındaki bir açık oturumu aktaracak.O programda Başbakan ve bakanların eşlerinin türbanlı oldukları vurgulandıktan sonra RPF Başkanı ve eski İçişleri Bakanı Charles Pasque Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkarken şöyle demiş:"Türkiye bizimle aynı değerleri paylaşmıyor. Bunu görmüyor musunuz? Kör müsünüz?"Fatma Türk "Türbanlı eşlerin çağdaş Türkiye için nasıl bir görünüm yarattığı ortadadır" diyor. Bakanlık yapmış bir siyasetçinin eşi olarak Emine Erdoğan'a şunu sormaya hazırlanıyor:"Ülkemizi ziyaretleri sırasında gördüğümüz gibi Ürdün Kralı, Suriye Cumhurbaşkanı, Pakistan Devlet Başkanı gibi İslâm ülkeleri devlet başkanlarının eşlerinin başları açıkken sizin başınızı açmanız bu kadar zor mu?"Emine Erdoğan herhalde Fatma Türk'ü cevapsız bırakmayacaktır.
Şahap Kocatopçu devletçiliğin hüküm sürdüğü dönemlerde bile kendini gizlemeyen bir özel sektörcü idi.Dün onun "Erdemir'in özelleştirilmesi konusunu merak ve üzüntüyle takip ediyorum" diye başlayan demecini görünce ben de meraklandım.Bu fabrikanın 1960'lı yıllardaki kuruluşuna Sanayi Bakanı olarak öncülük etmiş bir duayenin duygusallıkla malûl itirazları mı diye yaklaşırken ciddiye alınması gereken durumlar gördüm.Kocatopçu, özelleştirmelerin ve yabancı sermaye girişinin ekonomik kalkınma için gerekliliğini daima savunduğunu belirttikten sonra Erdemir'in yassı çelik tüketicisi olan otomotiv, beyaz eşya ve gemi inşa sanayicisi yerli kuruluşların ortak girişimi ile saün alınmasını temenni ediyordu."Yabancıya gitmesin" çekincesi, Erdemir'in kurucusu olmasından ileri gelen bir kıskançlık olabilir ama hepsi o değil. Çünkü...1. Yüzde 40'tan fazlası halka açılmış olduğu için şirket zaten klâsik anlamda KİT değildir. Zarar etmiyor, devlete yük olmuyor.2. Zarar bir yana çok iyi kâr ediyor. Kârlılığını da rekabeti bozan bir devlet koruması ve tekel şartları getirmiyor, verimlilik ve rekabet üstünlüğü getiriyor.3. Konuşulan satış rakamları, bu işlerden anlayanları rahatsız ediyor.Biz "bu özelleştirmeden vazgeçilsin" demiyoruz. Sadece iktidarın "niçin sattığını" sabırla ve milleti ikna ettiğinden emin oluncaya kadar döne döne anlatmaya mecbur olduğunu hatırlatıyoruz.Margaret Thatcher İngiltere'de on yılda 150 milyar dolarlık özelleştirme yaptı. Kimsede kayırma ve hırsızlık yapıldığı şüphesi uyanmadı. Çünkü "Demir Lady" halkın malını sattığını düşünerek onları ikna etme çabasında hiç bezginlik göstermedi.AKP hükümeti de Erdemir için aynı borcun altındadır.Hele Kocatopçu gibi bir özel sektörcü bile soru işaretleri taşıyorsa..Her ile lâzım mı?YÖK Genel Kurulu bugün İstanbul'da toplanacak.Geçen gün YÖK'e sopa gösteren Milli Eğitim Bakanı da katılacak toplantıya.iktidarın iki talebi var. Biri imam hatiplerin üniversiteye girişini kolaylaştıracak katsayı vizesini, ikincisi de 15 yeni üniversitenin açılış kararını YÖK'ten çıkarmak.Yetiştiği okula duyduğu bağlılıktan ötürü Başbakan'in gerçekçi düşünememesi hoşgörülebilir ama Milli Eğitim Bakanı Çelik imanı hatiplerle ilgili "imkânsız"ı isterken nasıl bu kadar cüretkâr ve tehditkâr olabiliyor?İkinci istek de üniversiteye iktidarın bakışındaki sığlığı dışa vurmaktadır. Öğretim üyesi eksiği var, bütçede hiç ödenek yok ama iktidar 15 yeni üniversite açmak istiyor.işportacılar ne satarlarsa "Her eve lâzım" diye bağırırlar ya; bizdeki iktidarlar da üniversiteyi işportaya düşürmüşlerdir:Bu ülkenin üniversite diploması dağıtacak barakalara değil, üniversite eğitimi verecek kurumlara ihtiyaç duyduğunu düşünmemişlerdir.Çocuklarını Amerikan üniversitelerinde okutan Tayyip Erdoğan'ın görgüsü fark yaratır derken o umut da boş çıkmıştır. Bizi görgü ve bilgi değil huy yönetiyor çünkü. Huyumuz kurusun!
Siyasi iktidar izinsiz Kuran kurslarına kol kanat germeyi inat meselesi yaptı.Yasa kaçak kurs açanların cezalarını indirdiği ve eskisi gibi kapatmadığı için Cumhurbaşkanı veto hakkını kullanmıştı.Meclis Adalet Komisyonu, Sezer'in veto gerekçesini bile doğru dürüst okumadan yasayı aynen geçirdi. Çünkü ikinci kez giderse Cumhurbaşkanı'na imzalamaktan başka bir yol kalmıyor.Sezer Anayasa Mahkemesi'ne gidebilir ama o zamana kadar atı alan Üsküdar'ı geçecektir!Taliban ve Hizbullah yetiştirmek için pusuya yatmış örgütler ve tarikatlar yasa imzadan çıkar çıkmaz ağlarını atacak, avlarını kapacaktır.Kolibasili ikramı..Komisyonda Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in yaptığı konuşma hem aydınlatıcı hem uyarıcı geldi bana.Bakan kontrol dışı din eğitimine izin vermenin sakıncalı olduğunu söyledi. Tecrübeyle sabit önemli bir tespittir. İkinci olarak, yasa gereği 15 yaşından küçüklerin Kuran kursuna gidememesinin önemli bir ihtiyaç boşluğu yarattığını belirterek şu ilginç benzetmeyi yapti:"Sağlıklı su veremezseniz kolibasili olan suyu içenleri suçlayamazsınız!"Devlet çocukların cahil ve kötü niyetli ellere düşmemesi için Diyanet denetiminde 7 bin 341 Kuran kursu açmış.. Bunların 4 bin 300'ü ehil hocalar yönetiminde eğitim veriyor, geri kalanları talep olmadığı için kapalı.Kurslara 15 yaşından küçüklerin alınmasında bir sakınca olmadığına siyasetçiler değil çocuk sağlığı ve gelişimi ile ilgili uzmanlar karar verecektir.İktidar bu vizeyi elde edemiyor.Oylar toptancıdanBöyle durumlarda sorumlu bir iktidarın görevi öncelikle çocukları korumaktır. Ama iktidar ne yapıyor?Adalet Bakanı Çiçek'in benzetmesi ile su isteyenlere "kolibasili olan su" içiriyor.Kontrol dışı din eğitiminin sakıncalı olduğunu bile bile..Bu vetolu yasayı oylan ile meclisten geçirecek olanlar, kendi çocuklarını kaçak kurslara gönderirler miydi?Çocuklarını sakındıkları bir tehlikeyi, partilerini iktidara getiren insanların çocuklarına nasıl reva görecekler?Ben bu inadı, bilinçli olarak günah ve suç işlemek sayıyorum.Ortadaki büyük sakıncayı bildikleri, gördükleri halde iktidar milletvekilleri kaçak kursları koruyan yasada ısrar ediyor.Çocuklardan yana olacak yerde bunun böyle olmasını isteyen tarikatlardan yana ağırlık koyuyor.Neden?.Çünkü tarikatlar oy deposudur.Oyu toptancılardan almak daha mı kârlı geliyor? Yapmayın!