Önce ikna et!

Şahap Kocatopçu devletçiliğin hüküm sürdüğü dönemlerde bile kendini gizlemeyen bir özel sektörcü idi

Haberin Devamı

Şahap Kocatopçu devletçiliğin hüküm sürdüğü dönemlerde bile kendini gizlemeyen bir özel sektörcü idi.

Dün onun "Erdemir'in özelleştirilmesi konusunu merak ve üzüntüyle takip ediyorum" diye başlayan demecini görünce ben de meraklandım.

Bu fabrikanın 1960'lı yıllardaki kuruluşuna Sanayi Bakanı olarak öncülük etmiş bir duayenin duygusallıkla malûl itirazları mı diye yaklaşırken ciddiye alınması gereken durumlar gördüm.

Kocatopçu, özelleştirmelerin ve yabancı sermaye girişinin ekonomik kalkınma için gerekliliğini daima savunduğunu belirttikten sonra Erdemir'in yassı çelik tüketicisi olan otomotiv, beyaz eşya ve gemi inşa sanayicisi yerli kuruluşların ortak girişimi ile saün alınmasını temenni ediyordu.

"Yabancıya gitmesin" çekincesi, Erdemir'in kurucusu olmasından ileri gelen bir kıskançlık olabilir ama hepsi o değil. Çünkü...

1. Yüzde 40'tan fazlası halka açılmış olduğu için şirket zaten klâsik anlamda KİT değildir. Zarar etmiyor, devlete yük olmuyor.

2. Zarar bir yana çok iyi kâr ediyor. Kârlılığını da rekabeti bozan bir devlet koruması ve tekel şartları getirmiyor, verimlilik ve rekabet üstünlüğü getiriyor.

3. Konuşulan satış rakamları, bu işlerden anlayanları rahatsız ediyor.

Biz "bu özelleştirmeden vazgeçilsin" demiyoruz. Sadece iktidarın "niçin sattığını" sabırla ve milleti ikna ettiğinden emin oluncaya kadar döne döne anlatmaya mecbur olduğunu hatırlatıyoruz.

Margaret Thatcher İngiltere'de on yılda 150 milyar dolarlık özelleştirme yaptı. Kimsede kayırma ve hırsızlık yapıldığı şüphesi uyanmadı. Çünkü "Demir Lady" halkın malını sattığını düşünerek onları ikna etme çabasında hiç bezginlik göstermedi.

AKP hükümeti de Erdemir için aynı borcun altındadır.

Hele Kocatopçu gibi bir özel sektörcü bile soru işaretleri taşıyorsa..

Her ile lâzım mı?
YÖK Genel Kurulu bugün İstanbul'da toplanacak.

Geçen gün YÖK'e sopa gösteren Milli Eğitim Bakanı da katılacak toplantıya.

iktidarın iki talebi var. Biri imam hatiplerin üniversiteye girişini kolaylaştıracak katsayı vizesini, ikincisi de 15 yeni üniversitenin açılış kararını YÖK'ten çıkarmak.

Yetiştiği okula duyduğu bağlılıktan ötürü Başbakan'in gerçekçi düşünememesi hoşgörülebilir ama Milli Eğitim Bakanı Çelik imanı hatiplerle ilgili "imkânsız"ı isterken nasıl bu kadar cüretkâr ve tehditkâr olabiliyor?

İkinci istek de üniversiteye iktidarın bakışındaki sığlığı dışa vurmaktadır. Öğretim üyesi eksiği var, bütçede hiç ödenek yok ama iktidar 15 yeni üniversite açmak istiyor.

işportacılar ne satarlarsa "Her eve lâzım" diye bağırırlar ya; bizdeki iktidarlar da üniversiteyi işportaya düşürmüşlerdir:

Bu ülkenin üniversite diploması dağıtacak barakalara değil, üniversite eğitimi verecek kurumlara ihtiyaç duyduğunu düşünmemişlerdir.

Çocuklarını Amerikan üniversitelerinde okutan Tayyip Erdoğan'ın görgüsü fark yaratır derken o umut da boş çıkmıştır.

Bizi görgü ve bilgi değil huy yönetiyor çünkü. Huyumuz kurusun!

DİĞER YENİ YAZILAR