Ana muhalefet partisinin işlevi, iktidarın her yaptığı şeyin tersini savunmak değildir.CHP bu yanlışa sık düşüyor.Meselâ iktidarın yargıyı siyallaşür-ma amaçlı müdahalelerine tepki gösteren yüksek yargı kurumlarına destek verirken doğru bir iş yapan ve prestij kazanan CHP, esnaf ve sanatkârlarla ilgili yasa için Anayasa Mahkemesi'nde iptal davası açarak yanlışa düşmüştür.Sosyal demokrat kimlikli bir muhalefet partisi değişime bu kadar karşı olabilir mi?Haydi oldu diyelim, iktidarla didişeceğim derken çürümüş saltanatları savunarak seçmen yığınlarının gözünde şüphe uyandırır mı?Ağa partisi misin?Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu, başkanların hizmetlerini üst üste iki seçim dönemi ile sınırlıyor.Asrrronomik seviyelere çıkmış maaş ve yolluklarını da asgari ücretin katsayılarına endeksleyerek tavan getiriyor.Solcu geçinen bir muhalefet partisi 17 yıldır Şoförler Federasyonu ve 14 yıldır Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu Başkanı görevlerini yürüten, 28 milyar lira maaş ve yurt dışı görevlerinde günlük 750 Dolar harcırah alan hanedanlaşmış profesyonellerin avukatlığını göze alır mı?Koltuklarını çürütmüş başkanların yeniden seçilmelerini engelleyen yasa maddesinin iptalini isteyen CHP, esnaf ve sanatkâr odalarına kayıtlı milyonlarca vatandaşın alkışına tamah ettiyse "dava"yı yine kaybedecektir.İtibar çok önemli..iktidar, rejimin laik karakterini hedef alan sistematik hamleler yapıyor.Kamuoyundan habersiz yasa çıkarmak mümkün olmadığı için eylemler daha çok kadrolaşma yoluyla yürütülüyor.Başbakan Yardımcısı Şahin "Kadrolaşma diye bir düşüncemiz yoktur" dedi ama Yargıtay'dan Danıştay'a, Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu'ndan Barolar Birliği'ne tüm bu kurumlar durduk yerde aynı kâbusu mu görüyor?AKP böyle durumlarda uyutma taktiği ile bildiğini okumakta ustadır. Yargı uyarıyı yapü, artık kavga gerekiyorsa bunu siyaset üstlenecektir.Bu görevi yürütecek partinin de itibarlı olması gerekir.Derviş Günday için Anayasa Mahkemesi'ne giden bir partiye kimse güvenmez.CHP kendini harcamasın. Zararı hepimize..
Londra bu saldırıyı bekliyordu. Öylesine ki, sivil güvenlik elemanları bile bu ihtimale göre eğitilmişlerdi.Geçen kış Londra'nın bir mağazasında cep telefonumu kullanmak için elimdeki bond çantayı yere bıraktığımda güvenlik görevlisinin kartal gibi üstüme yürüyüp çantayı hemen almam konusunda yaptığı uyarının anlamını şimdi daha iyi kavrıyorum.Ama İngiliz polisi ile istihbarat örgütlerinin efsanevi şöhreti, Londra'yı El Kaide dehşetini yaşamaktan kurtaramamıştır.Belli ki İstanbul'da yaptıkları gibi yerel militanlardan yararlanan El Kaide Türkiye'den farklı olarak İngiltere'de daha titiz davranmak zorunda kalmıştır.Türkiye'deki gibi 500 kilo patlayıcı taşıyan kamyonetleri Londra sokaklarında dolaştıramayacaklarını bildikleri için orada yükte hafif, güçte ağır patlayıcılar kullanmışlardır.Özeleştirinin gücüAjanslar polisin Müslüman yoğunluğu yüksek bölgelerde ev baskınları düzenlediğini, terör zanlısı olarak gözaltına almaların başladığını bildirdi dün.Dinci terörün en büyük haksızlığı burada doğuyor işte.. Amerika'ya ve Avrupa'ya göç etmiş milyonlarca Müslüman, böyle saldırılar ardından nefretin hedefi haline getirilerek izole ediliyor ve potansiyel terörist olarak görülüyorlar.Bu beşeri zaaf yine terör örgütüne yarıyor. Çünkü itilmenin yarattığı duygu, El Kaide'ye hedef seçtiği ülkelerde yaşayan, oraları iyi bilen militanlar kazanmakta kolaylık sağlıyor.Medeniyetler çatışmasını kaynatan kazanın altına odun atmak anlamına gelen bu yanlıştan Batı toplumları nasıl sakınacak?The Independent gazetesi, dün özgürlüğün ve özeleştirinin gücünü ispatlayan cesur bir çıkışın bayrağı oldu.. Gazetenin Ortadoğu uzmanı Robert Fisk, Başbakan Blair'in saldırıları barbarca olarak tanımladığını hatırlattıktan sonra şunu yazdı:"Saldırıları barbarca olarak nitelendirmek kolaydır -elbette ki öyledir- ancak Irak'taki İngiliz-Amerikan işgalinin sivil ölüleri, misket bombalarınca parçalanan çocuklar.. Bunlar nedir peki? Onlar öldüğünde savaş zayiatı deniyor, biz öldüğümüz zaman ise barbarca terör oluyor.."Asıl egoizm öldürürEl Kaide terörünün beraberinde getirebileceği en adaletsiz sonuçlardan biri, ABD'nin demokrasi ve insan hakları için verdiği destekten vazgeçmesi olabilir.Terörün ürediği ülkelerdeki diktatörlük rejimlerini güçlendirmek, Marcos, Suharto ve Şah dönemlerini ihya etmek, terörün hareket alanını kısıtlama çaresi olarak gösterilebilir mi? Aslında bu da Batı sistemi için iflâs yaratacak bir egoizm çukurudur.G-8 Zirvesi'nden çıkan Afrika'ya 50 milyar Filistin'e 3 milyar dolarlık yardım kararları zengin ülkelerin sorumluluklarını, başka bir deyişle çıkarlarının doğru adresini kavramaya başladıklarını düşündürüyor.Horlanan ve haksızlığa uğrayan insan sayısını azaltmaktan daha etkili mücadele yöntemi yoktur teröre karşı.
Tanrı'nın kendilerini bazı insanları öldürmek için görevlendirdiğine inanan sapkınlar bunlar...Kutsal bir savaş yürüttüklerini söyleyenler, Müslüman kimliğinin terörizmle özdeş görüntüye sokulmasından suçludurlar.Barış ve kardeşlik emreden dinimizi bu töhmetten kurtarmak, öncelikle Müslüman toplumlara düşen bir görev oluyor. Kutsal bir görev..Dün sabah TV'ler Londra'nın hedef olduğu terör saldırılarının ilk haberlerini verirken birçoğumuz gazetelerden Başbakan Erdoğan'ın Amerika'da katıldığı toplantıda yaptığı konuşmayı okuyorduk.İnsanlığa suikastBaşbakan özetle şunu diyordu:"Din üzerinden siyaset yapmak, dini amacından saptırmaktır. Bu tutum bana göre dine, demokrasiye ve insanlığa karşı suikastdüzenlemekten farksızdır."Dünyanın artık kökten dincilerle ılımlılar arasında bölündüğünü, fanatik gericilikle uzlaşma olanağı bulunmadığını görmemiz gerekiyor.Bir de idrakimizle ulaştığımız doğrulara, siyasi çıkar dürtüleri ile ihanet etmemek..Çünkü hiçbir sebep, demokratik yaşam biçimimizi hedef alan bir saldırıyı ve masum insanlara katliam uygulanmasını meşru hale getiremez.Yöntemlerinden ve bazı üstlenme mesajlarından El Kaide bağlantılı olduğu anlaşılan bir terör örgütü dün ingiltere'ye saldırdı.Londra seçilmiş bir hedefti. Çünkü İngiltere AB'nin dönem başkanlığını yeni devraldığı gibi G-8 zirvesine de ev sahipliği yapıyordu.Liderler olay ardından teröre karşı dayanışma kararlılıklarını ortaya koydular.Ama sık sık tekrarlandığı için çarpıcı etkisi kaybolmuş sözcüklerin eşlik ettiği bu atıp tutmaların, terör gerçeği ile uzun süre bir arada yaşama mecburiyetimizi değiştirmeyeceğini biliyoruz.Filistin ve Irak halklarının adil ve onurlu bir barışı hak ediyor oldukları nedense hep böyle saldırılar ardından hatırlanıyor. Bu, Batı'nın en açık ahlâki zaafıdır. Adaleti dayak yiyince hatırlamak, terörü, bir yandan söverken bir yandan onurlandırmak değil mi?Müslüman düşmanıEvet Ortadoğu'ya huzur getirecek olan barışlar fanatik dinci terörü bitirmeyecektir belki ama tslâmi terörün beslendiği insan kaynağını büyük ölçüde daraltacaktır.El Kaide, fanatik değilse Müslümanların da düşmanıdır. 15 ve 20 Kasım 2003'te İstanbul'a saldırdılar.Dün, Irak'ta kaçırdıkları Mısır Büyükelçisi İhab El Şerifi öldürdüklerini açıklarken zavallı adamı "Kâfirlerin büyükelçisi" ilân ettiler.Korkunun ecele faydası yok sözü tam da terör için geçerlidir. Üzülelim ama korkmayalım.Toplumlar din temelinde değil de insan hayatına ve onuruna saygı temelinde saflaşmak gerektiğini tam olarak anlayacağı güne kadar acı çekeceğiz.
Türkiye'de petrol yok ama çok sayıda petrol zengini var. Bunlar toprağı delmiyor, Hazine'yi soyuyor!Akaryakıt kaçakçılığını araştırmakla görevli meclis komisyonu raporunu tamamladı. Komisyon Başkanı Vahit Kiler'in açıklamaları hayret, tiksinti ve umutsuzluk yaratacak iddia ve suçlamalar içeriyor.1998-2003 yılları arasında sınır ticareti kapsamında gerçekleşen ham petrol ve fueloil ithalatındaki yolsuzluklar devleti 500 milyon dolarlık zarara sokmuştur. Komisyon Başkanı bu tespitin belgeye dayandığını söylüyor.Komisyon sorumlu bakan ve bürokratlarla suçlanan firmaları raporda belirtmiştir.Vahit Kiler, suçlanan bakanların Ecevit hükümetinde görev yapan Tunca Toskay, Sümer Oral ve Zekeriya Temizel olduğunu açıkladı.Bin bir katakulliAsıl büyük vurgun son iki yılda üç yöntemlegerçekleşmiştir:1. Kayıtlarda Türkiye'den Irak'a 5,8 milyon ton benzin, mazot ve gazyağı gönderildiği görülüyor. Fakat bunun 2,5 milyon tonunun gitmediği ve kaçak olarak yurt içinde satıldığı belirlenmiş bulunuyor.2. Aynı dönemde Irak'ın Türkiye'ye gönderdiği 3,1 milyon ton ham petrol var. Irak "parasını da aldık" diyor ama bu malın girişi bizim kaydımızda görünmüyor. Yani o da kaçağa gitmiş. Komisyonun sadece bu kalemde saptadığı vergi kaybı 8 katrilyon liradır.3. "Irak'tan 2 milyon ton fueloil alıp 17 ülkeye sattık" diyen firmalar saptandı. Bilgi istendi ama sadece Singapur cevap verdi. Ve cevap, ihracatın hayali olduğunu, malın vergisiz olarak Türkiye'de kaçak satılmış olabileceğini ortaya koydu.Bu kafayla zorKaçak petrolden doğan vergi kaybının 10 katrilyon lira olduğu hesaplanıyor.Devlet sınırlarına hakim olabilse iktidar akaryakıta daha az zam yapacak, vergi artışlarını daha insaflı düzeyde tutacak, bütçe bu kadar büyük açıklar vermeyecekti.Vahit Kiler dün "Geçmişte eroin kaçakçılığı yapanlar yavaş yavaş akaryakıt kaçakçılığına girmişler" dedi. Belli ki TV'deki "Kurtlar Vadisi" bir hayalin kurgusu değil, kolları devlete uzanmış olan hayaletin gün ışığına çıkmasıdır.İktidarlar değişiyor ama mafya-siyasetçi-bürokrat şeytan üçgeni baki kalıyor. Eski bakanlar için soruşturma isteyen komisyon, asıl büyük soygunun sorumlularını belirtmemiştir. Neden?Çünkü onları AKP çoğunluğu koruyacaktır.İktidarlar kendi dönemlerini yargı denetimine açmadıkları sürece soyulmaktan, hakaret görmekten kurtulamayacağız!
AKP iktidarının 22 bin bonozedeye çektirdiği işkence ikinci yılını doldurdu.Dile kolay.. Bu insanların büyük çoğunluğu orta gelir grubuna mensuptur. Ya atadan kalan evini sarmış veya emekli ikramiyesi olarak aldığı parayı Hazine bonosunda değerlendirerek yetersiz gelirine destek sağlamayı ummuştur.Bu insanlar, tamamiyle kamu otoritesinden doğan ihmal suçu yüzünden iki yıldır acı çekiyorlar.İktidar, el koyduğu İmar Bankası'nda 50 milyar liralık garanti limitini kaldırarak bütün mudilerin parasını ödemeye razı oldu, hiç mecbur değilken ticari mevduatı bile borç olarak kabullendi, sadece Hazine bonosuna yatırım yapan vatandaşları harcadı.Bonozedelerin yaşadıkları dramı mektuplarından biliyorum. Yaptıkları adaletsizliği bile bile karar vericiler iki yıldır nasıl uyuyabiliyor; asıl bunu çok merak ediyorum.Bir ara mağdurları bastıran bir yavuzluk pek moda olmuştu. Hesap vermesi gerekenler hesap soruyordu:"Yetkisi olmayan bir bankadan niye gidip Hazine bonosu almışlar?"Artık bu taktiğin de ipliği pazara çıktı.Devlet, kendine güvenen vatandaşa ceza verir mi?Bir dava nedeniyle Gaziantep Başsavcılığı İmar Bankası'nın hangi ihalelere katıldığını Hazine'ye sordu. Gelen yazıda İmar Bankası'nın yetkisiz olmasına rağmen 2003 yılı haziranına kadar her ay düzenli olarak katıldığı ihalelerin listesi yanında şu rica yer alıyordu:"Bu bilgiyi lütfen yaymayın, kamu itibarı zedelenir!"Asıl mağdurun ahi kamu itibarını daha fazla zedeler. Değil ki burada 22 bin ailenin ahi söz konusudur..Bu olayın başka bir acayip boyutu daha var:İmar'dan bono alan 3.664 kişi, bankaya el konulmadan önce bonodan mevduata dönmüştü. Hükümet, son bir ay içinde yapılan bu işlemleri geçersiz saydı ve bu kişilerin parasını da ödemedi.Danıştay'ın verdiği yürütmeyi durdurma kararı, iktidarı bu paraları da ödeme yükümlülüğü ile karşı karşıya bırakıyor. Ama Hazine'nin olumlu görüşüne rağmen sorumlu bakan onayını vermiyor.Bu işkence bitmelidir. Bitirici karar oluşturulurken, geride kalacak 22 bin bonozedenin durumu da hakkaniyet duygulan ile ve devletin itibarı düşünülerek değerlendirilmeli.Yargı karar verdiğine göre, son bir ayda bonosunu mevduata çevirenler paralarını, bir anlamda hayatlarını kurtaracaklardır. Peki öbürleri acı çekmeye niçin mahkûm edilecek?Mevduata dönenler Uzan'a, bonoda kalanlar devlete güvenmişlerdir.Devlet kendine güvenenleri cezalandırır mı!
Reform yasalarını Avrupa Birliği "uygulandığını görmeden inanmayız" havalarında karşıladı hep.Bu yorumların yansıttığı şüphe ve güvensizlik çoğumuzda tepki uyandırmıştır. Haksızlığa uğradığımızı düşünmüşüzdür. Ama kabul edelim, hepsini hak ettik!İşte son örneği:İktidar mecliste sayısal sorun yaşamıyordu. Yasaları kolayca geçirebiliyordu. Buna rağmen iç tüzük değişikliği ile muhalefeti devre dışı bırakması, ancak hukuk ve demokrasi geleneğinden nasipsiz kalmanın göstergesi sayılabilir.Demokrasimizi aşağılayanlara artık hangimiz "iftira atıyorsun, kapa cenini!" diyebilir?Bankacılık Yasası, demokratik bir müzakere ortamında en az 96 çalışma saatini alacak bir işti. İktidar 90 dakika içinde geçirmiştir.Demokrasi suçuMuhalefeti yasama faaliyetinden dışlayan iç tüzük değişikliği AKP'nin şimdiye kadar işlediği en ağır demokrasi suçudur.Parti içinde bu vebalin ağırlığı ve utancını fark edenler yazık ki seslerini duyuramamışlardır. AKP Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay'ın "Kendimizi küçük düşürüyoruz" uyarısı işe yaramamıştır. Bakalım Bursa Milletvekili Yalçınbayır'ın "Umarım ki bu antidemokratik düzenleme Anayasa Mahkemesi'nden döner" dileği tutacak mı?Önceki gün CHP lideri Baykal iktidarı eleştirirken şöyle demişti:"İç tüzüğü değiştirdiler kanunlan çıkarıyorlar. Eskiden Hammurabi Kanunlan vardı, şimdi Ham-hum şaralop kanunları çıkarılıyor. Yakışıyor mu Türkiye'ye!"İnandırıcı değilBaykal'a cevabı Başbakan vermedi, biraz hafife aldığını gösterircesine bu görevi Başbakanlık Sözcüsü'ne havale etti. O da Baykal'ın kullandığı argo sözcükleri anlayamadıklarını öne sürerek yasak savdı.Kasımpaşalılığı ile övünen Başbakan'ın bu argo sözcüklerin anlamını çözemediğini iddia etmek bir espri değilse halkın idraki ile alay etmektir.Ham-hum şaralop sayesinde "faaliyet izni kaldırılan İhlâs Finans Kurumu'nun TMSF eliyle tasfiyesini" öngören düzenleme Başbakan'ın isteği doğrultusunda yasadan çıkarılmış, İhlâs mağdurları harcanmıştır.Başbakan Erdoğan mutlaka bir gün "Keşke o gün mecliste muhalefet bulunsaydı da bizi durdursaydı" diyecektir.Dileriz o aşamaya, pişmanlığın işe yarayacağı bir vadede gelir!
Hükümetin karnesi genelde fena değil ama "hal ve gidiş" notu iyiye işaret etmiyor.AB reformları ardı ardına çıkarken iktidarın değişim iddiası kendini kanıtlama imkânı buluyor ve bu durumun yarattığı güven havası birçok olumsuzluğu örtüyordu.Tarikat ve cemaat merkezli kadrolaşma baştan beri sürüyordu. Sadece işler iyi giderken bunları mesele yapmak mümkün olmuyordu.Türban, imam hatip ve kaçak Kuran kursları gibi popülist kavga konularına anayasal kurumlarla çatışmayı göze alarak girmesi iktidarı zayıflatmıştır.AKP'nin meclisteki gücü hâlâ tartışılmaz ama toplumun AKP'ye beslediği güven duygusu da AKP'nin kendine güveni de büyük kayba uğramıştır.O nedenle iktidar sadece ana muhalefet partisi tarafından değil, siyaset dışı kurumlar tarafından da eleştiriliyor, uyarılıyor.İrticai kadrolaşma..Yargıtay Başkanlar Kurulu, alınacak dört bin hakim adayının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından değil de Adalet Bakanlığı tarafından seçilecek olmasının yargıyı siyasallaştıracağı ve laikliğe aykırı söylemleri hayata geçirmeye çalışanlara destek yaratacağı konusunda toplumu alârme etme ihtiyacı duymuştur.Barolar Birliği, AKP'nin 80 bine yakın atamada iktidar gücünü, din sömürüsü yapan çevreleri memnun edecek biçimde kullandığını, halka şikâyet biçiminde ortaya koymuştur.Genelkurmay'da Başbakan Erdoğan'a iç güvenlik brifingi verildi. O brifingte askerlerin irticai kadrolaşmanın önlenmesi gerektiğini vurgulaması sebepsiz değildir.CHP lideri Baykal dün şöyle dedi:"Yargıyı kuşatmanın arkasında nelerin yattığının sorgulanması lâzım. Olay, sıradan bir partizanlık konusu olmayı aştı, cumhuriyetin özüne, temeline yönelik bir tehdit haline dönüşmeye başladı."Sorulara cevaplar..Baykal zahmet etmesin, Fethullah Hoca'nın meşhur kasetinde, merak edilen sorunun cevabı vardır:"Arkadaşlarımızın mevcudiyeti bizim İslâmi geleceğimiz adına işin garantisidir. Bu açıdan adliyede, mülkiyede veya bir başka hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti... Bunlar gelecek adına bizim garantimizdir. Mevcut muhafaza edilmeli, acaba nasıl takviye edilmeli; bu denmeli. Daha bir takviye edilmeli fakat katiyyen zayiata gidilmemeli.."Bir ipucu da Başbakanlık Müsteşarı Prof. Ömer Dinçer'in meşhur tebliğidir."Cumhuriyet değerlerinin yerlerini artık Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini" söyleyen Dinçer orada, İslâmi hareket iktidara gelirse ne yapmalı sorusuna cevap da veriyor:"Modern devleti İslama tercüme ederek kullanmaya kalkışmak veya bürokratik mekanizmada yer alacak memurları dindar insanlardan seçmek.. Modern devletin İslâm'a tercüme edilerek kullanılması bizim açımızdan önemli mahzurlar doğuracaktır.."Cumhuriyetin faziletlerini takdir eden insanların uyanık olması her zaman önemlidir.Ama şu dönemde hayati bir gereklilik taşıyor.
Başbakan dün "Cumhuriyetin kazanımları gibi hassasiyetlere herkesten fazla biz sahibiz" dedi.Bu iktidar, cumhuriyetin bizim bildiğimiz kazanımları ile ya gizli gizli veya açıktan çatışıyor. Kaçak Kuran kurslarına, türbana, imam hatiplere kafayı takmış bir iktidar, laiklikle barış içinde olduğunu iddia edemez.AKP, sandığa giden seçmenin üçte birinin oyunu aldığı halde meclisin üçte iki çoğunluğunu elde etmiştir. İstediği her yasayı rüzgâr gibi geçirmiş, üstelik düne kadar muhalefetten sadece kolaylık görmüştür.Ama bu yetmemiş şimdi içtüzük değişikliği ile muhalefetin yasama sürecine katılımına duvar örülmüştür. Yani iktidar demokrasiden ve hukuktan da çıkmıştır.Önceki gün Yargıtay Başkanlar Kurulu, iktidarın hakim kadrolarını ele geçirerek cumhuriyet değerlerini korumasız bırakacak niyet ve eylemler içinde bulunduğu konusunda kamuoyunu uyarmıştır.Geriye ne kaldı, hiç.. Cumhuriyetin bizim bilmediğimiz hangi kazanımına sahip çıkıyorlar; Başbakan söylese de öğrensek!Demokratik, laik hukuk devleti ilkeleri taciz altındadır. AKP iktidarının neredeyse bütün anayasal kurumlarla kavgalı hale düşmesi boşuna değildir.İktidar daha önce tabanındaki siyasal islamcılara "selâm" gönderir fakat tepki görünce geri çekilirdi. Son zamanlarda ısrar ediyor, kavga ediyor.Bu tutum, istikrar umutlarına zarar verdiği gibi halkın psikolojisini de bozuyor.Dün de Türkiye Barolar Birliği alarm verdi. Başkan Özdemir Özok AKP'nin iktidar gücünü marjinal bir grubun (siyasal İslâm) emrine tahsis ettiğini öne sürerek şöyle dedi:"Yaklaşık 80 bin atama yapan iktidarın göreve getirdiği kişilerin profili incelendiğinde bu acı gerçek ortaya çıkmaktadır."Muhalefeti cevaplarken Başbakan dün ilginç bir benzetme yaptı: "CHP Türkiye'nin sinir uçlanna dokunarak, gerilim yaratarak batmamaya çalışıyor.."Bu söz pek âlâ şöyle de söylenebilir:AKP iktidarı Türkiye'nin sinir uçlarına dokunarak, gerilim yaratarak kendini batırmaya mı çalışıyor?Teröre lanet..Türkiye bir krizden çıkıp yeni bir şans elde edince hep böyle olur..İçerde siyasetçilerin ihtirasları kabarır, dışardan da terör pompalanır.Kuzey Irak'ta Amerika'nın egoizmi sayesinde belini doğrultan PKK bir süredir yeniden Türkiye'ye saldırma gücü kazandı. Gün geçmiyor ki kalleş ve vahşi bir saldırının haberi gelmesin.Dün Bingöl'de bir trene sabotaj yaptılar. Uzaktan kumandalı bomba patlatılarak altı demiryolları personeli şehit edilirken yolcu ve personelden 12 kişi de yaralandı.Kürt kökenli vatandaşların AB sürecinde elde ettikleri kazanımlar ve barış ortamının beraberinde getireceği yeni imkânlar bölücü terör örgütünü hiç ilgilendirmiyor. Çünkü PKK'nın varlık nedeni terör üretip onun rantını yemektir.Bu gerçeği PKK'ya ateşkes çağrısı yaparken devlete de siparişler sunan aydınlarımız görmek zorundadır.Denge gözetmeden terörü hak ettiği şekilde lanetleyen ortak bir gür sesi onlardan ne zaman işiteceğiz?