Lider lâzım!

26 Temmuz 2005

Ordu'daki kına gecesinde iki AKP milletvekilinin havaya ateş ettikleri anı gösteren fotoğraflar ilkelliğin belgesidir.Ama tetiklediği toplumsal tepki doğru adreslere kanalize edilebilirse belki hayırlı bir gelişmenin müjdecisi olabilir.Düğüne misafir olan Enerji Bakanı Hilmi Güler havaya yüzlerce kurşun sıkılarak karşılanmış, damadın kardeşi olan AKP milletvekili Enver Yılmaz ile AKP Meclis Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa bu gösterinin ön safında yer almıştı. VATAN Gazetesi de olayın fotoğrafını dün birincisi sayfasına koymuş ve "Vatandaş yapsa maganda derdik" başlığı ile tepkisini göstermişti.Düğünlerde ve sportif kutlamalarda alışkanlık haline gelen bu ilkelliğin kaç masum hayata son verdiğini biliyoruz. Yeni ceza yasasında meskûn yerde ateş açmanın 2 yıla kadar hapis gerektiren bir suç olduğu yazıyor. Ve bu yasayı kabul eden meclisin iki üyesi adeta toplumu hor görerek hukuk devletine meydan okuyor.Çünkü dokunulmazlıkları var!Halka kötü örnekDokunulmazlık, siyasetçiye yasalan çiğneme hakkı verir mi?Hukuk devletinde bir zümreye suç işleme imtiyazı tanınabilir mi?Türkiye'de bu akıl dışı olumsuzluklar fiili olarak yaşanmaktadır. O kadar ki milletvekilleri yasaları ve içtikleri andı çiğneyerek topluma kötü örnek olmaktadır.Siyasileri taklit ederek halkın can güvenliğini tehdit eden magandalara polis ve jandarma ne diyecektir şimdi?Eğer masum bir vatandaş hayatini kaybederse bu milletvekilleri "azmettiren" suçunu da işlemiş duruma düşmeyecekler mi?Terör olaylarının tırmanışa geçmesinden kaynaklanan gerginliğin de etkisiyle olmalı, iki AKP milletvekili büyük tepki aldı. internet ve telefon mesajları, okurların öfke ve eleştirilerini akşama kadar gazetemize taşıdı.Silâhsızlanma mücadelesi yapan Umut Vakfı, milletvekillerine "Kime karşı silâhlanıyorsunuz?" diye sorarken bir VATAN okurundan şöyle bir öneri geldi:"Bunları Güneydoğu'ya yollasınlar. Belki bir işe yararlar!"Başbakan nerede?Okurlarımızdan dileğimiz, tepkilerini doğrudan adresine, yani AKP'ye yöneltmeleridir. Aksi halde hiçbir şey değişmeyecektir.Belli ki iktidar partisi dokunulmazlıkları kaldırmayacaktır. Ama şiddeti her vesile ile kınayan Başbakan dan, şiddeti özendiren bu son olayı kınamasını beklemek, çok fazla bir şey istemek mi olur?Umut Vakfı yöneticisi Ayhan Akçan "550 milletvekilinde yaklaşık 10 bin silâh olduğunu tahmin ediyoruz. Silâhları alıp yakınlarına dağıtıyorlar" dedi.Başbakan bu rezalete el koymalıdır. Lider, arkasından gidenlere doğru şeyler yaptıran adamdır.Fenerbahçe'nin yeni transferi Ganalı futbolcu Appiah geçen gün Türkiye'yi on yıl öncesinden, taraftarların galibiyeti havaya ateş ederek kutladıkları bir ülke olarak hatırladığını anlatıyordu.Afrikalıların bile garipsediği bu ilkelliği "gelenek" diye daha kaç yıl taşıyacağız?

Devamını Oku

Samimiyet sınavı

24 Temmuz 2005

Dinci terör dünyayı tahakkümü altına almak için her yeri cehenneme çeviriyor.Siyaset adamları da bu vahşeti lanetliyorlar.. Ama tekran sıklaştıkça mesajlar, anlamını yitiren basma kalıp sözler haline geliyor.El Kaide'nin Mısır'da gerçekleştirdiği katliamdan sonra Başbakan Erdoğan "bu son saldırıyı da nefretle kınıyor, uluslararası camiaya hiçbir ayrım yapmaksızın teröre karşı ortak mücadele çağrımızı tekrarlıyorum" dedi.Ne demek bu? Başbakan "kökten dinci teröre karşı mücadelede bizi yanınızda görmek istiyorsanız siz de PKK terörü ile mücadelede bizim yanımızda olun" demek mi istiyor?Eğer öyleyse terörle mücadeleyi siyasete alet etmektir bu.Zehirlemek serbest ise..Kararan ve kana bulanan tablo, hayalet taşlama beyhudeliğine katılmaktan daha ciddi sorumluluklar yüklüyor liderlere.Mesela nefretle kınamak yerine akılla mücadele etmek gibi.. Çünkü yeni düşman, teknolojinin imkânları yanında modern toplumun zayıf yanlarını ve boşluklarını kullanmakta şeytani yeteneklere sahip.Klasik lanetleme ve salt güce dayalı mücadele yöntemleri artık basan getiremez.Başbakan Erdoğan, başkalarına çağrı yapmadan önce kendi üzerine düşeni yaptığından emin olmalıdır.Haftalık Dergisi, Mısır'daki saldırıyı üstlenen örgüte adını veren Abdullah El Azzam'ın gençleri teröre ve intihar eylemlerine özendiren beyin yıkama kitaplarının Türkiye'de peynir ekmek gibi satıldığını yazıyor.İngiliz medyası da son günlerde aynı ihmalin günahını çıkarıyor: Kökten dinci şiddeti kışkırtan yayınlar (kitaptan kasete) öylesine başıboş kalmış ki Londra'yı kana bulayan bombacılar Pakistan'a çağrıldıklarında çoktan beyinleri yıkanmış, hazır haldeydiler!Kaçak Kur'an kurslarıİktidar kendine şunu sormalı:Çocukları, gençleri korumak için ben ne yapıyorum? Cevap olumluysa terörü kınamanın bir anlamı vardır; yoksa boşuna...İzinsiz Kur'an kurslarına son tecrübeler ardından hâlâ hoşgörü ile yaklaşmak gafletten daha ağır bir vebaldir,"Kaçak da olsa bu kurslarda silahlı eğitim verilmiyor" denebilir. İşte bu aldatmacadır.O karanlıkta zehirlenecek olan gençler sonra ne yapacak?Ya Cumhuriyet düşmanı akımların siyasi kanadına hizmet edecek veya daha aşırılığa sapanlar şiddet örgütlerinin hazır fedaileri olacaktır.Kaçak Kur'an kurslarıyla ilgili düzenlemeden vazgeçmedikçe iktidarın kökten dinci terör karşısındaki tavrını samimi bulmak mümkün değildir.

Devamını Oku

Nüfus bombası

23 Temmuz 2005

Nüfus artışı kontrolden çıkmış bir ülke, dik yokuşta freni patlayan kamyona benzer!Aşırı nüfus artışı ve büyük kentlere göç olgusunu işlediğimiz günlerde okurlardan gelen olumlu tepki ve düşünsel katkı, şaşırtıcı boyutlar gösterdi.Gerçekten de bu sorun geçen yüzyılın başından beri sürekli gündemdedir. Ama son yıllarda terörün, devlet ve toplum yapısı en güçlü ülkeleri bile vuracak cüret ve olanakları kazanması sorunun önemini artırmıştır.Hepimiz biliyoruz ki cahil ve mutsuz kalabalıkların fışkırdığı insan tarlalarını terör örgütleri biçiyor. Çünkü bu hasattan sevgisiz, güvensiz, geleceği olmayan çocuklar elde ediliyor.Eğitim alamayan, iş ve aş bulamayan, umutları da olmayan bu çocuklar ya büyük kentlerin ormanında kayboluyor veya kapkaç ve terör organizasyonlarının karanlık girdabında yok oluyor.Yerel asgari ücretGıdasını, bakımını, sevgisini ve eğitimini garanti etmedikleri çocukları dünyaya getiren anne babalar...Evet onların sorumluluğu, terörün faili olmak kadar ağırdır.Bu çağda bu garantilerden yoksun çocukların dünyaya gelmesini durduramayan toplumları, bedeli asayişsizlik ve terör olacak bu sorumluluktan ötürü başka ülkeler mesul tutacaklardır.Türkiye, nüfus artışını kontrol altina alacak çareleri "nüfus bombası" patlamadan önce mutlaka hayata geçirmelidir. Bu politikalar eğitim yanında mutlaka vergi tedbirleri ile de desteklenmelidir.Bir uzman okurumuz "yerel asgari ücret" öneriyor. Gerçekten de göçe karşı etkili bir tedbir olabilir.Türkiye'de işçi asgari ücreti her yerde aynı. O nedenle yatırımcı fabrikasını tüketiciye yakın büyük kentlerde kuruyor. Bu durum işsizleri büyük kentlere çekiyor. Gelenlerin çok azı iş bulduğu için ötekiler, kent varoşlarında sefalet ve yoksulluğa mahkûm oluyor.Çin yerine Hakkâriİstanbul'da 350 milyon liralık asgari ücret bir sefalet ücretidir ama Muş, Ağrı, Bitlis gibi yerlerde iyi paradır. Bölgedeki kişi başına düşen ortalama gelirin birkaç katıdır.Yerel asgari ücret yasallaştığı takdirde emek yoğun işlerde üretim yapan müteşebbisler büyük kentleri değil, ucuz emeğin bulunduğu yerleri tercih edecektir.Yüksek işçilik maliyetinden kaçmak için Çin'e gitmeye başlayan Türk işadamları kendi ülkelerinin az gelişmiş bölgelerine gitmeyi tercih edeceklerdir.Göç baskısı, en azından yaratılan istihdam kadar ve onun etkisiyle canlanacak olan yeni umutlar ölçeğinde azalacaktır.Hükümetin az gelişmiş bölgeler için başlattığı teşvik uygulaması "yerel asgari ücref'le desteklenmelidir.İstihdam yaratan yatırımı yönlendiremeyen bir idare, nüfusu da, nüfus hareketlerini de kontrol edemez.

Devamını Oku

Kusur değil suç!

23 Temmuz 2005

Bu iktidarın ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum. Zihnimi kemiren soru şudur:Radikal seçmenlerini mutlu etmeye yönelik icraatı "Türkiye'ye bir şey olmaz" gafleti içinde mi yapıyorlar, yoksa tehlike yaratacağını bile bile, yani bizim tehlike saydığımız durumları kendileri hedef olarak seçtikleri için mi?Radikal dinci çevrelere yeni olanaklar hazırlama yolunda atlan son adım, ilköğretim müfettişlerinin Kuran kursları ile dernek ve vakıflara ait öğrenci yurtlarını denetleme yetkisinin kaldırılmasıdır.AKP iktidarı 28 Şubat rövanşı alırken milleti saf yerine koyan bir gerekçe uydurmuştur: Kuran kurslarını sağlıklı denetleyemedikleri için ilköğretim müfettişlerinin yetkisini kaldırılmışlar!İktidarın sicilini bilmeden bu gerekçeyi okuyan biri, AKP'nin kökten dinci teröre karşı örnek bir hassasiyet içinde olduğunu zanneder.Oysa bilen biliyor ki amaç, küçük çocukların beynini diledikleri gibi yıkamaları için tarikatlara, çeşitli cemaatlere imkân tanımaktır.Bu denetim, ilköğretim müfettişlerinin bildikleri konu değilmiş! Peki meydanı tamamiyle boş bırakmak daha mı iyi?Operasyonun Kuran kurslarını kamuoyunun dikkatinden kaçırma tertibi olduğunu savunan Eğitim-Sen Başkanı Dinçer'in sözlerine mim koymalı!İktidar izinsiz kurs açanları cezadan, kursları da kapatılmaktan kurtaran yasa değişikliği ile zaten bu yanlışları kasıtla yaptığını göstermiştir.Son birkaç ayın terör olayları iktidan uyandırmalıydı. Londra'yı kana bulayan teröristler, El Kaide'nin Pakistan ve Afganistan'daki kamplarına gittikten sonra canlı bomba haline gelmişler..Bu tecrübe bile çocukların ve gençlerin, dinle oynayan canavar ve sahtekârlardan korunmaları gerektiğini bize öğretmedi mi?Onurlu fren yargı denetimidirAKP iktidarı meclisin ezici çoğunluğunu kontrol ediyor.Ama yetmiyor. Kurulan hayal, ancak Çankaya ile yargı da ele geçirildikten sonra gerçekleşecektir. Bu açıkça söylendi.Tayyip Erdoğan ileriyi gören bir lider ise sının çizmelidir. Parti tabanında bir kesim, cumhuriyet değerleri ile çatışan özlemler peşindedir.Siyasi ihtirasların kontrölden çıkması tehlikesine karşı etkili sigorta bağımsız yargı denetimidir. Oysa AKP tam ters yollarda geziniyor.Mesleğe alınacak hakim ve savcıların bakanlıkça belirlenmesini öngören yasa değişikliği Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmiştir.Yüksek yargının bütün sözcüleri ve son olarak dün Yargıtay Başsavcısı Nuri Ok bu itirazın haklılığını savunmuşlardır.İktidar uyanlara saygı göstermelidir.Demokrasi için değilse bile kendi güvenliği için..

Devamını Oku

Meydan okuma!

21 Temmuz 2005

Time dergisi 11 Eylül saldırısının yıldönümünde El Kaide'yi bir "sanal devlet" olarak tarif etmişti.Dergiye göre bu sanal devlet, modern toplumların şimdiye kadar hiç görülmedik biçimde savunmasız kalabildiklerini kanıtlamıştı.Yani yüzyıla damgasını vuran yeni terör biçimi karşısında başımız dertte idi.."Aleni bir devletin desteğini almaksızın faaliyet gösteren az sayıda bir grup insanın, modern bilgisayarlar, hatta küçük nükleer silahlar kullanmak suretiyle çağdaş açık toplumların çok sayıda var olan zayıf yanlarını istismar edebileceği bir döneme giriyoruz."Tek kişilik ordulardan oluşmuş bu hayalet güç Londra'ya iki hafta önce yaşattığı kâbusu dün tekrarladı. Bu defa öldürmedi, sadece korkutmakla yetindi.Örgüt "yine biziz" dedirtmek için ne lazımsa yaptı. Birinci saldırıdaki gibi üç metro istasyonu ile bir otobüs hedef alındı.Eylemin anlamı belli. El Kaide meydan okuyor: "Hangi tedbiri alırsanız alın her zaman sizi vurma kabiliyetine sahibiz!"Birbirinden beterDünkü kayıp tablosu, örgütün iki hafta ara ile aynı büyüklükte darbe vurma yeteneğine sahip bulunmadığını mı gösteriyor yoksa psikolojik etkileme amacı olan yeni bir politika mı deniyor?Çünkü pek âlâ bu durum "Örgütün maksadı ille de katliam yapmak değil" yorumlarına da davetiye çıkarabilir.Nitekim Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone'un tepki doğuran sözleri, dünkü korkutma eyleminden bile önce söylenmiştir.Livingstone, Batı'nın Ortadoğu politikalarının radikal İslamcıların artmasına ve El Kaide'nin güçlenmesine sebep olduğunu belirtirken canlı bombaları adeta kutsadı:"Orada olanlar İngiltere'de olsaydı bizde de birçok intihar bombacısı ortaya çıkardı..'Adaletsizliğe ve horlanmaya karşı oluşan isyan, zavallı bir insanı öldürücü bir silâh haline getiriyor. Bu gerçeği görmemek felâket getiriyor.Ama "çağdaş toplumlar aynı gerçeği terör olmadan algılamıyor" kanısının yaygınlaşması daha büyük felâket getirmeyecek mi?Huzur çok uzakBaşbakan Blair'in itirazlan tatmin edici olamamıştır. Acaba bu tartışma, terörizmle mücadeleye, sömürdüğü sebep ve bahanelerden terörü yoksun bırakmak biçiminde yeni bir tarif kazandırabilir mi?Bunu bilmiyoruz.Büyük ekonomik ve stratejik çıkarlan yönetmek adına terörü bedel olarak ödemeye razı siyasetler bir yöne çekecek, terör vahşetinin korkuttuğu halkın hükümetler üstünde yarattığı baskı başka bir yöne..Batı dünyasının bir kısır döngüye doğru gittiğini görmek lâzım.Terör güvensizliği, o da sıkı tedbirleri davet ediyor. Yeni terörün aletleri okumuş, iş-güç sahibi Müslümanlardır. Bir süre sonra bütün Müslümanları potansiyel terörist gören bir güvensizlik doğacak olursa, ortaya çıkacak baskı ve dışlama, El Kaide'nin eylemci bulma yeteneğini daha da artıracaktır."Kaderimizde, ele geçirilmesi son derece güç düşmanlarla yapacağımız uzun bir çatışma dönemi yatıyor.."

Devamını Oku

Çoğalarak tükenmek

20 Temmuz 2005

Türkiye'nin nüfusu beş yılda yüzde 6,3 artarak 72 milyona ulaşmış. Korkunç!Hızlı nüfus artışına ülkenin kaynaklan yetmediği için büyük çapta bir göç hareketi yaşanıyor. Ekonomisi gelişmemiş, istihdam olanakları yetersiz olan illerin işsiz ve çaresiz insanları seller gibi büyük kentlere akıyor.Çare mi bu? Hayır..Çünkü gittikleri yerin imkânları zaten oradaki yerleşik nüfusa yetmiyor. Göç ekonomik ve sosyal dengeleri daha da bozuyor.Başımıza gelen her kötü olayın ardından oturur sebep arar ve yığınla gerekçe buluruz. Oysa tüm olumsuzlukların tek kaynak sebebi, kontrol etmeyi bir türlü öğrenemediğimiz hızlı nüfus artışıdır.Doğurganlığını kontrol altına almadan refaha ulaşmış bir tek ülke yoktur dünyada. Türkiye'nin bir istisna yaratması da mümkün olmayacaktır.Bizim meselemiz kaliteli insan oranını hızla çoğaltmaktır. Nüfus artışını imkânlarımıza uyumlu hale getirmedikçe bunu yapamayız.Bilinçli bir anne babanın sorumluluk duygusundan nasibini almamış, yani hasretle istenmeden dünyaya getirilmiş bir çocuktan kaliteli insan yetiştirilemez. Bunu öğreninceye kadar yoksul kalacağız ve gelişmiş ülkeler tarafından horlanacağız.Dün ÖSS sonuçlan açıklandı. En az 11 yıl okutup meslek bile veremediğimiz bir milyonu aşkın gencimizi bu yıl da üniversite kapısından çevirip işsizler ordusuna kattık. Daha ne kadar işleyeceğiz bu günahı?En büyük istikrar, yerine, yurduna oturmuş bir nüfustur. Türkiye sürekli hareket halinde. Çağdaş insanlar üremeden sevişiyor. Bizim çoğunluğumuz sevişmeden ürüyor ve sonra büyük kentlere üşüşüyor.İktidarın bu konuda ne düşündüğünü merak ediyorum. Merakım ne yazık ki kaygı yüklüdür. Çünkü Tayyip Erdoğan 2002 şubatında AKP'nin Sultanbeyli ilçe binasını açarken şunu demişti:"Bu millete 'çoğalmayın' tavsiyesi adeta bir ihaneti vataniye, adeta bu milleti azaltarak tarihten, dünyadan silme projesidir. 'Nüfus olmazsa ekonomik sorun olmaz' diyorlar. Bu milletin çoğalması lâzım. Biz böyle düşünüyoruz. Sakın ha, Allah ne verdiyse!"Aslında Allah'ın insana verdiği en büyük ayrıcalık akıl ve sorumluluktur.Başbakan'ın çoğalma konusundaki fikirleri geçirdiği değişimden payını almış mıdır acaba?Almadıysa halimiz yamandır..Seçim usulü yanlışAnayasa Mahkemesi, kırk tur oldu hâlâ başkanını seçemiyor.Bu durum kamuoyunda olumsuz duyguların, çeşitli şüphelerin oluşmasına yol açıyor. Üyelerinin 40 turda başkanlığa lâyık biri üstünde anlaşmaya varamamaları, kolay açıklanabilecek bir mesele değildir.Yüce mahkemedeki boş üyelikler Cumhurbaşkanı'nın atamaları ile dolmuştur nihayet. Anayasa Mahkemesi önümüzdeki birleşiminde bu sorunu çözmelidir.Ama yaşanan tecrübe, seçim usulünün yanlışlığını göstermiştir. Seçim ucu açık bir süreç olmaktan çıkarılmalıdır.Meselâ 5 tur tüm adaylar yansır, sonraki 3 tur en çok oy alan üç aday arasında yapılır, yeterli oyu alan yine çıkmamışsa son tur iki aday arasında geçer ve iş biter.Post kavgası görüntüsü özellikle yargı kurumlarından uzak durmalı..

Devamını Oku

ABD samimi mi?

19 Temmuz 2005

PKK'nın verdiği rahatsızlık gücünden değil, yararlandığı şemsiyeden geliyor.Amerika'nın işgal otoritesi olarak bulunduğu Irak'ın kuzeyinde üç bin PKK teröristi barınıyor. Bunlar patlayıcılarla Türkiye'ye geçiyor, asker ve sivil kayıplara sebep olan alçakça sabotaj eylemleri yapıyor ve tekrar geldikleri yere kaçıyorlar.Aslında bir tokatlık canı olan bir tacizci gruptur; ama o iki yüzlülük yok mu!"Bunların terörist olduğunu sen de biliyorsun, yok et" diyoruz, Amerika "Sorunlarım var, daha ona sıra gelmedi" diyor."Peki bırak ben halledeyim" diyoruz ona da izin vermiyor.Tehdit gördüğü Saddam'ı dünyanın öbür ucundan gelip vurdu, biz burnumuzun dibindeki katillere elimizi kaldıramıyoruz.Türk halkındaki Amerikan dostluğunu Washington yönetiminin bu kaypaklığı tahrip etmiştir. Hiçbir millet, ulusal bütünlüğüne saldıran ırkçı bir terör örgütünü gölgesinde yaşatan bir ülkeyi dost ve müttefik saymaya devam edemez.Bush yönetiminin bu gerçeği nihayet fark ederek PKK'ya karşı harekete geçmeye karar verdiği anlaşılıyor.Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Başbuğ dün, Pentagon'un bölgedeki askeri yetkililere PKK'nın lider kadrosunun yakalanması konusunda "direkt emir" verdiğini açıkladı.Terörle mücadele bu kadar seçici olamaz. Ne yani, lider kadroyu yakalayıp ayak takımına ilişmeyecekler mi?Ankara bu konuda şüpheci davranmamıştır. Çünkü ABD'nin yanlışını anlayıp harekete geçme iradesi göstermesi bir ilerlemedir.Bir yandan da Kuzey Irak'ta temizlik operasyonu için Bağdat yönetiminden görüşme talep edilmiştir.Makul bir sürede PKK tehdidi ortadan kaldırılamadığı takdirde Türkiye'nin sınır ötesi harekâta girişmeye artık mecbur kalacağını bilmek, gerek Washington'ı, gerekse Bağdat'ı yapıcı bir işbirliğine yöneltebilir.Terörle mücadele gibi bir konuda Amerika ile anlaşmanın bu kadar zor olması bile başlı başına ibrettir ama ne yapalım?..Siyaset ne yazık ki faziletlerde değil menfaatlerde ortaklık arıyor!Ecevit ve VahdettinEcevit'in "Cumhuriyet ve Atatürk sevgisi ile yoğrulmuş" bir şahsiyet olduğunu biz de biliyoruz.Ama Sultan Vahdettin'e ne borcu vardı ki bu yaşında onun hain olmadığını ispata kendini mecbur hissetmiştir?Türkiye'nin geleceği için Atatürk ne kadar aksa Vahdettin o kadar karadır.Vahdettin'i parlatmaya çalışmak, Atatürk'e ve simgelediği değerlere yan bakan bir şaşının şaşkınlığı sayılır.Vahdettin hain değilmiş. Çünkü ne kadar zor koşullar altında padişahlık yaptığını Ecevit biliyormuş.Millet de şunu biliyor: Anadolu'daki direniş hareketini bastırmak için özel birlikler kurduran, Sevr'e boyun eğerken Milli Mücadele'ye karşı tutumunu Mustafa Kemal'in gıyabında verilen idam hükmünü onaylayacak kadar ileri götüren Vahdettin'dir.Dünkü basın toplantısı sırasında bir gazeteci Atatürk'ün Nutuk'ta ondan "sefil ve hain" diye söz ettiğini hatırlatınca Ecevit şöyle demiş:"Geçmişi fazla karıştırmanın yararlı olacağını sanmıyorum.."Doğru ama görüldüğü gibi bunu geç anlamıştır ve kendisi de zarar görmüştür.Tarihin derinliklerinden ne gibi bir çağrı aldı da kendini birdenbire ortalara atıverdi Bülent Ecevit?Onu Vahdettin'in kötü şöhretini düzeltmeye yönelten fedailiğin kaynağı, ikisinin de ortak özelliği olan sanatçı ruhları mıdır?Yoksa Vahdettin'in içinde yaşadığı zor şartlar mı kendini ona yakın hissettirdi?Çünkü Ecevit de, sıkı solcu bir devlet adamı olarak uzun siyasi yaşamını IMF'ye tam teslimiyetle noktalamış kişidir.Onu Vahdettin'i koruma bahtsızlığına sürükleyen, çaresiz hükümdarlara duyduğu doğal yakınlık olabilir!

Devamını Oku

Bu kafa ile zor!

18 Temmuz 2005

Teröre karşı olanların bölünmemesi lazım. Ama insanoğlu bölünmeye o kadar müsait ki..İngiltere'de hukuk öğrenimi gören bir Türk öğrenciden (adı saklı) İngiliz yayın kuruluşlarının iki yüzlülüğünü iğrenerek eleştirdiği bir mektup aldım."İngiliz medyası, Kuşadası'nda minibüs bombalayan PKK'ya terör örgütü diyemedi. El Kaide'nin Londra'da patlattığı bombaların dumanı tüterken BBC'nin ve yazılı medyanın PKK'ya bulduğu isim 'ayrılıkçı milisler' ve 'Kürt İşçi Partisi' idi.Kuşadası kurbanları arasında İngilizlerin de bulunduğu anlaşılınca BBC biraz ağız değiştirdi.Pazar günkü ana haber bülteninde bombalamanın 'PKK adı verilen bir grup' tarafından yapılması olasılığının yüksek olduğu ifade edilirken PKK'nın 'AB tarafından terörist olarak nitelendirilen bir örgüt' olduğu belirtildi.Kendi vatandaşlarının öldürülmesi bile BBC'yi PKK'nın bir terör örgütü olduğuna ikna edemiyor!"Genç okurum bu kibirli aymazlığa Türk medyasının IRA'yı "ayrılıkçı direnişçiler", Londra'yı bombalayanları da "Müslüman milisler" diye tanımlayarak karşılık vermesini öneriyordu.Türkiye, misilleme hakkı doğsa bile terör suçuna meşruiyet kazandıracak bir yanlış yapamaz. Acısını biliyoruz çünkü.Ayrıca terör konusundaki günahların bedelini ödemek öbür dünyayı beklemiyor. İlâhi adalet şaşırtıcı bir hızla işliyor. Yanlış yapanlar, koyunlarında yılan besleyenlerin akıbetine uğruyorlar.Basın özgürlüğünü adil ve sorumlu kullanma konusunda şükür ki "iyi örnekler" de var.Avrupa'nın en yüksek tirajlı gazetesi Alman Bild, Türk gençlerini rencide eden bir "aptallık" karşısındaki tepkisi ve Kuşadası'ndaki saldırı nedeniyle "Türkiye'ye gitmekten vazgeçmek terörün amacına hizmet olur" yorumu ile takdir ve şükranımızı hak etti.Bild'in gösterdiği duyarlılığın ülkelerini PKK'ya yıllardır eylem üssü ve av sahası gibi kullandıran Alman siyasetçileri de uyandırmasını dileriz.Türkiye'ye sigorta yok...Böyle bir fotomontaj Türkiye'de bizim siyasetçilere yapılsa ne olurdu acaba?En azından Başbakan'ın yüklü bir tazminat davası açacağını biliyoruz. Kedi karikatürüne ne yaptığı, bundan sonra yapacaklarının teminatadır!Londra'yı kana bulayan teröristlerin güvenlik kamerası görüntüsü, olayın uğursuz anısı olarak zihinlere kazındı.The Independent gazetesi fotoğraftaki teröristlerin yerine Bush'u, Blair'i ve Irak'taki müttefikleri Berlusconi ile Aznar'ı monte etti. Gazete bu şekilde terörü bu dörtlünün davet ettiğini anlatmış oluyordu.Doğrudur, yanlıştır ama eleştiri özgürlüğünün kıskançlık veren örneğidir bu olay.Uluslararası sigorta şirketleri hedef olacakları tazminatlara karşı gazetecileri sigorta ederler demokratik ülkelerde.Yasaların hoşgörü düzeyine göre talep ettikleri risk primleri yani fiyat ülkeden ülkeye değişir.Biliyor musunuz, Türkiye'de fiyat bile vermiyorlar.İktidar, eleştirilere karşı kendine "güvenli bir ülke" yarattı.Ama onur verici bir güvenlik değildir bu!

Devamını Oku