PKK'nın verdiği rahatsızlık gücünden değil, yararlandığı şemsiyeden geliyor.
Amerika'nın işgal otoritesi olarak bulunduğu Irak'ın kuzeyinde üç bin PKK teröristi barınıyor. Bunlar patlayıcılarla Türkiye'ye geçiyor, asker ve sivil kayıplara sebep olan alçakça sabotaj eylemleri yapıyor ve tekrar geldikleri yere kaçıyorlar.
Aslında bir tokatlık canı olan bir tacizci gruptur; ama o iki yüzlülük yok mu!
"Bunların terörist olduğunu sen de biliyorsun, yok et" diyoruz, Amerika "Sorunlarım var, daha ona sıra gelmedi" diyor.
"Peki bırak ben halledeyim" diyoruz ona da izin vermiyor.
Tehdit gördüğü Saddam'ı dünyanın öbür ucundan gelip vurdu, biz burnumuzun dibindeki katillere elimizi kaldıramıyoruz.
Türk halkındaki Amerikan dostluğunu Washington yönetiminin bu kaypaklığı tahrip etmiştir. Hiçbir millet, ulusal bütünlüğüne saldıran ırkçı bir terör örgütünü gölgesinde yaşatan bir ülkeyi dost ve müttefik saymaya devam edemez.
Bush yönetiminin bu gerçeği nihayet fark ederek PKK'ya karşı harekete geçmeye karar verdiği anlaşılıyor.
Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Başbuğ dün, Pentagon'un bölgedeki askeri yetkililere PKK'nın lider kadrosunun yakalanması konusunda "direkt emir" verdiğini açıkladı.
Terörle mücadele bu kadar seçici olamaz. Ne yani, lider kadroyu yakalayıp ayak takımına ilişmeyecekler mi?
Ankara bu konuda şüpheci davranmamıştır. Çünkü ABD'nin yanlışını anlayıp harekete geçme iradesi göstermesi bir ilerlemedir.
Bir yandan da Kuzey Irak'ta temizlik operasyonu için Bağdat yönetiminden görüşme talep edilmiştir.
Makul bir sürede PKK tehdidi ortadan kaldırılamadığı takdirde Türkiye'nin sınır ötesi harekâta girişmeye artık mecbur kalacağını bilmek, gerek Washington'ı, gerekse Bağdat'ı yapıcı bir işbirliğine yöneltebilir.
Terörle mücadele gibi bir konuda Amerika ile anlaşmanın bu kadar zor olması bile başlı başına ibrettir ama ne yapalım?..
Siyaset ne yazık ki faziletlerde değil menfaatlerde ortaklık arıyor!
Ecevit ve Vahdettin
Ecevit'in "Cumhuriyet ve Atatürk sevgisi ile yoğrulmuş" bir şahsiyet olduğunu biz de biliyoruz.
Ama Sultan Vahdettin'e ne borcu vardı ki bu yaşında onun hain olmadığını ispata kendini mecbur hissetmiştir?
Türkiye'nin geleceği için Atatürk ne kadar aksa Vahdettin o kadar karadır.
Vahdettin'i parlatmaya çalışmak, Atatürk'e ve simgelediği değerlere yan bakan bir şaşının şaşkınlığı sayılır.
Vahdettin hain değilmiş. Çünkü ne kadar zor koşullar altında padişahlık yaptığını Ecevit biliyormuş.
Millet de şunu biliyor: Anadolu'daki direniş hareketini bastırmak için özel birlikler kurduran, Sevr'e boyun eğerken Milli Mücadele'ye karşı tutumunu Mustafa Kemal'in gıyabında verilen idam hükmünü onaylayacak kadar ileri götüren Vahdettin'dir.
Dünkü basın toplantısı sırasında bir gazeteci Atatürk'ün Nutuk'ta ondan "sefil ve hain" diye söz ettiğini hatırlatınca Ecevit şöyle demiş:
"Geçmişi fazla karıştırmanın yararlı olacağını sanmıyorum.."
Doğru ama görüldüğü gibi bunu geç anlamıştır ve kendisi de zarar görmüştür.
Tarihin derinliklerinden ne gibi bir çağrı aldı da kendini birdenbire ortalara atıverdi Bülent Ecevit?
Onu Vahdettin'in kötü şöhretini düzeltmeye yönelten fedailiğin kaynağı, ikisinin de ortak özelliği olan sanatçı ruhları mıdır?
Yoksa Vahdettin'in içinde yaşadığı zor şartlar mı kendini ona yakın hissettirdi?
Çünkü Ecevit de, sıkı solcu bir devlet adamı olarak uzun siyasi yaşamını IMF'ye tam teslimiyetle noktalamış kişidir.
Onu Vahdettin'i koruma bahtsızlığına sürükleyen, çaresiz hükümdarlara duyduğu doğal yakınlık olabilir!
ABD samimi mi?
PKK'nın verdiği rahatsızlık gücünden değil, yararlandığı şemsiyeden geliyor.
Haberin Devamı

