Başbakan dışarı!

2 Ağustos 2005

Her şeyi güllük gülistan göstermeye çalışmak iktidarın kötü alışkanlığı..Çünkü gerçek bu değil. İşte son tecrübeyi dün yaşadık:Fransa Başbakanı Villepin, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımamakta diretmesi halinde 3 Ekim'de başlayacağı ilân edilen üyelik müzakerelerinin ertelenebileceğini söyledi.Fransa'nın çıkışı Ankara'yı karıştırdı. Çünkü Türkiye ek protokolla ilgili adımı oldu-bitti yaratarak değil danışarak atmıştı. Türkiye'nin ayağına Kıbrıs koşulu prangası bağlanmayacağı, taa adaylığının kabul edildiği 1999 Helsinki Zirvesi'nde kabul edilmişti.Fransa "Türkiye Kıbrıs'ı tanımalı" şartını Müzakere Çerçeve Metni'ni müzakere etmek üzere eylülde AB liderlerini bir araya getirecek olan Konsey toplantısında ortaya atabilir.Yunanistan Başbakanı Karamanlis 22 Ağustos'ta yapacağı Türkiye ziyaretini ertelediğine göre belli ki Fransa engelleme girişiminde yalnız kalmayacak.Ne yapacağız?"Bize diz çöktürmek istiyorlar" diye yakınanlardan başlayıp "Nasıl olsa almayacaklar, bugünden bu işi bitirelim" diyenlere kadar giden geniş bir yelpaze her geçen gün daha büyük kalabalıkları gölgesine topluyor.İnsan ister istemez şüpheleniyor: Acaba AB yolunu, kışkırtmalarla sabrını taşırmaya çalıştıkları Türk halkına mı dinamitletmek istiyorlar?Zaman, popülizmi tatil edip diplomasiye yoğunlaşma zamanıdır.Türkiye'nin kazanılmış hakları var. Bunları savunmak Ankara'dan atıp tutmakla olmaz.Başbakan asıl şu iki ay hiç oturmamalı, hiçbir komplekse kapılmadan çatlak ses veren her Avrupa başkentine mümkünse ertesi gün gitmelidir.Ama "padişah kervanı" gibi değil. Küçük uçakla. Eşini bile almadan. Gerekirse tek başına. Avrupalı gibi.Göster kendini Trabzon!Trabzonspor, Kıbrıs'ta yenildiği Rum takımı ile bugün evinde rövanşı oynayacak.Elbette hepimizin dileği takımımızı Şampiyonlar Ligi'nde oynuyor görmektir. Bunun için Trabzon'un ya gol yemeden iki gol atması veya gol yerlerse üç farklı bir galibiyet alması gerekecek.Bir yandan da Türkiye'yi utandıracak ve karşıtlarımıza kötüleme bahanesi yaratacak olaylara fırsat tanımamak mecburiyetimiz var.Trabzon şimdiye kadar pek çok yabancı takımı ağırladı, kimsenin burnu kanamadı. Yine öyle olmalı.Sporcuların sahada, Trabzonluların tribünde Türkiye'nin kendilerinden beklediği şeyi gerçekleştireceğine bütün kalbimizle inanıyoruz.Aklımız, kulağımız, kalbimiz bugün Trabzon'da..

Devamını Oku

Yarınlar kimin?

2 Ağustos 2005

Türkiye Gümrük Birliği'ni AB'nin on yeni üyesini de kapsayacak şekilde genişletmek zorundaydı.Aksi halde üyelik müzakerelerine başlama şansını kaybedecekti.Bir an için "AB cehennem olsun" dediğimizi düşünelim; bunu yapmak Kıbrıs'ta bize bir şey kazandırmayacaktı..Türkiye, Gümrük Birliği'ni genişleten pro-tokola, bunun Kıbrıs Rum yönetimini tanımak anlamına gelmeyeceğini belirten bir deklarasyonu ekledi.Ama böyle bir tedbirin Türkiye'nin Kıbrıs'taki haklarını garanti alüna almayacağına dair itirazlar dışardan önce içerden geldi.Her fırsatı Türkiye'nin AB sürecini geri döndürmek amacında sömüren ideolojik muhalefete denilecek bir şey yoktur. Ama eski Cumhurbaşkanı Demirel'e ne demeli?Baba'ya yakışmadıDemirel'in CNN Türk'e söyledikleri şu:"Türkiye bu anlaşmayı imzaladığı zaman Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ni kabul ediyor. Fakat bunun tanıma anlamına gelmediğini de bir deklarasyonla beyan ediyor. Bu kolay anlaşılabilir bir iş değil... Bu işin içinden Türkiye'nin nasıl çıkacağını ben de merak ediyorum!"Ankara'nın tezini çürütmek için Rumların nefes tüketmesine, diplomasi kulislerinde terlemesine gerek yok. "Bize inanmıyorsanız eski Cumhurbaşkanınızı dinleyin. Hem onun adı 'Bir Bilen' değil miydi?" diye sorsalar ne cevap vereceğiz?Cumhurbaşkanlığı yapmış bir siyasetçiye eğer konuşacaksa yol göstermek düşer. Aksi halde konuşmaması daha iyi olur.Kıbrıs'taki çözümsüzlük politikaları ile Türkiye'ye bedel ödeten, statüko bağımlılığını ulusal onur bahanesi ile gizleyerek Türkiye'yi AB treninin son vagonu olmaya mahkûm eden günahkârlar arasında Demirel de yok mu?Zorluklar elbette olacaktır ama Türkiye'nin AB süreci hiçbir bahane ile kesintiye uğratılmamalı.Geleceğin sahipleri"AB'nizi başınıza çalın" demek yaşını başını almış siyasetçilere kolay. Ama geleceğin sahipleri olan gençler umutlarını AB'ye bağlamıştır.Türk Sosyal Bilimler Derneği tarafından lise öğrencileri arasında yapılan bir araştırmaya göre gençlerin yüzde 76,8'i Türkiye'nin AB üyesi olması halinde işsizlik sorununun hafifleyeceğini, yüzde 75,6'sı eğitimdeki sorunların azalacağını, yüzde 71,6'sı ise kamu hizmetlerindeki yetersizliğin düzeleceğini beklemektedir.Kıbrıs meselesinin "Türkiye'nin AB'ye girmesini zorlaştıracak bir etmen" olduğuna inananların oranı binde l'in altındadır.Yani araştırmaya katılan 4 bin 542 öğrenciden sadece 3'ü Demirel gibi düşünmektedir.AKP iktidarının laiklik başta olmak üzere Cumhuriyet değerlerine yaklaşımları eleştiriye müstahak, düzeltilmeye muhtaç olabilir.Ama Kıbrıs'ta çözüm ve AB sürecinde ilerleme iradesi, iktidarı gençlerin öz-lemleriyle buluşturuyor!

Devamını Oku

Biber gazı..

1 Ağustos 2005

Toplumların uygarlık düzeylerini ölçümlerken kullanılan parametrelerden biri de polisin vatandaşlara davranış biçimidir.Amerikan filmlerinde polisin suçlulara haklarını okuduklan sahneleri yakın zamana kadar imrenerek izlerdik. Artık bizim yasalarımız da aynı şeyi emrediyor.Henüz yaygın olarak uygulanmıyor ama uygulanacak. Çünkü yasaya giren bir kurala direnilemez, önünde sonunda uyulacaktır.Polisin belki tuhafına gidiyor, hatta bazıları halkı bu kadar özene lâyık görmüyordur kimbilir?.. Çünkü Türkiye'de polis eskiden beri suçluları yakalamak, hatta mahkemeye gitmeden cezalandırmak için var oldu.Oysa uygar ülkelerde polisin birinci görevi vatandaşı ve düzeni korumaktır.Az gelişmiş toplumun polisi için ise öncelik suçluyu yakalamaktır; halkın bu sırada zarar görüp görmemesi teferruattır..Sezen Aksu'nun Antalya'da konser verdiği kulübün önünde tatsız bir olay yaşandı. Bazı müşterilerle özel güvenlik elemanlan arasında çıkan kavgayı ayırmakta yetersiz kalan polisler biber gazı kullandılar.Kavgadan habersiz izleyiciler, konser alanına yayılan gazın etkisiyle gözleri yaşatıp solunum güçlüğü hissedince, kimyasal silâh kullanan teröristlerin saldırısına uğradıklarını sandılar.Geçen yıl polis İnönü'deki bir maçta kavga bastırırken biber gazı kullanmış ve o tecrübeyi ben de yaşamıştım. Korkunçtu..Eğitim sırasında polislerin bu tür silâhların etkilerini kendi üzerlerinde denemeleri sağlanmalı. O zaman kadınlara, çocuklara ve yaşlılara zarar vermeden önce çarelerin tükenip tükenmediğine dikkat edeceklerdir.Askeri uçak kazalarının yansından fazlasına aynı kahramanlık hikâyesi yazılır:"Atlayıp kurtulabilirdi ama köyü kurtarmak uğruna kendini feda etti.."Öyle midir, değil midir kimse bilemez. Ama halk, askeri ve polisi böyle kritik karar anlarında öyle görmek istiyor. Onlara fedakârlık ve cesaretle örülmüş bir kahraman rütbesi verirken, geride kalanlara da bu örnek yardımıyla misyon yüklüyor.Aslında hak ettiği şeyi istiyor.Fedakâr ve cesur olmak, devletin silâh verdiği insanlar için bir tercih değil görevdir!Böyle uyarı olmazÜniversitelerarası Kurul Başkanlığı'nda nöbet değişikliği oldu.Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. ismet Vildan Alptekin, görevi Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Emin Alıcı'ya devrederken önemli mesajlar verdi.Ama değerlerine sahip bir toplumda kıyamet koparacak uyanlar, hiçbir yankı yaratmadan kaybolup gitti.Prof. Alptekin'e göre üniversiteler "kaygı verici saldırılara hedef" olmaktadır.Amaç da "üniversitelerin çağdaş, laik, Cumhuriyet ilkelerine bağlı yapılarını bozmak ve onları ele geçirmek"tir.Bazı makamlar, topluma açık mesajları, ilerde "Ben uyan görevimi yapmıştım" diyebilmek için vermezler.Tehlike karşısında korumakla yükümlü oldukları kurumlan ve değerleri savunmakta halkın yardımını almak için verirler.Üniversitelerarası Kurul tehlike "ihbar" ettiğine göre tehdidin kaynağını kanıtlarla ortaya koymak zorundadır.Aksi halde toplumdan yardım almak mümkün olmayacaktır!

Devamını Oku

Aydın onuru

31 Temmuz 2005

Kuzey İrlanda için İngiltere'yi6 savaşan IRA'yı silâh bırakmaya mecbur eden sebepler belli.Örgüt terörle bir yere yanlamayacağını görmüştür.Masum hayatları söndüren alçaklığın, değil devleti savunmasız insanları bile dize getiremeyeceğini anlamış olmalılar.Bu haberden umuda kapılmamış tek Türk vatandaşı yoktur herhalde.Çünkü IRA'yı terörden vazgeçiren nedenler PKK için de geçerli. Hem de fazlasıyla.. IRA'nın 36 yıllık bilançosu 3600 kurban iken PKK'nın 15 yılda söndürdüğü hayatlar on katını buldu.IRA'yı terör zemininde El Kaide ile bir arada görünmekten uzaklaştıran duygu ve düşünceler, acaba PKK'ya hiç uğramayacak mı?Düne kadar böyle bir umudu besleyemezdik. Ama romancı Adalet Ağaoğlu'nun "PKK yanlısı politika izliyorlar" diyerek kurucusu olduğu İnsan Hakları Derneği'nden istifa etmesi, bir şeylerin değiştiği, değişeceği işaretidir.Eski HADEP Genel Başkan Yardımcısı Hikmet Fidan, Apo'ya ve şiddet politikalarına karşı çıktığı için öldürüldü. Derneğin cinayet karşısındaki suskunluğu, Ağaoğlu'nu şüphelerini aşarak karara götürdü:"En temel hak olan insanın yaşama hakkını korumak amacıyla kurduğumuz bir dernek, öldürülen insanlara sahip çıkmıyor. O zaman kimin insan haklarını savunuyoruz sorusu geliyor akla. PKK terörü karşısında tavır almayan insan hakları derneği olur mu?"IRA'nın evrimini PKK'nın da geçirmesi mümkündür. Ama bunun şartı, aydın onurunu savunacak birikim ve cesarettir.Adalet Ağaoğlu değerli bir öncülüğe imza atfa. Maskeleri indirmenin ve kuzu postuna girmiş sırtlanlara karşı halkı uyandırmanın maliyetinden korkmadı.Benzer konumda olanlar onu örnek alsınlar, bir şey yapamıyorlarsa bari aydın diye ayak altında dolaşmasınlar!3 Ekim'in yolunu açmakGümrük Birliği anlaşmasını Kıbrıs Rum kesimini de içine alacak şekilde genişleten protokolü imzaladık.Statükoya bağlı muhalifler, kıyamet senaryolan eşliğinde atıp tutuyorlar şimdi. Oysa protokole, bu eylemin Kıbns Rum yönetimini Türkiye'nin tanıdığı anlamına gelmeyeceğine dair deklarasyon da eklenmiştir.Muhaliflerin kuruntuları hilâfına bu başanlı bir icraattır. Çünkü dünyada örnekleri vardır. Daha önemlisi bu şartlı adım ile Türkiye, üyelik müzakerelerine 3 Ekim'de başlamak için son engeli aşmıştır.Galiba asıl itiraz da bunadır.Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkarak daha çok oy alacaklarını zanneden siyasetçileri, seçime değil IQ testine sokmak lâzım!

Devamını Oku

Turizm cinayeti

29 Temmuz 2005

Türkiye'de çalışma çağına gelmiş nüfusun yarısı ya açık işsizdir ya gizli işsiz.Ülkenin lise ve harta üniversite bitirmiş gençleri asgari ücretli bir iş bulmak hayali ile günlerini ve umutlarını tüketiyorlar.Petrolümüz yok. Ama değerini takdir ederek koruduğumuz sürece Tanrı bu coğrafyaya petrolden daha değerli bir hazine vermiştir. O hazineyi paraya çevirecek alet turizmdir ve bu sektör Türkiye'nin geleceğidir.Şu anda bile ülkenin istihdam yükünü turizm taşıyor, iki milyonun üstünde genç insan geçimini buradan sağlıyor. Bu faaliyet alanının geçen yılki rekoru aşarak bu yıl 17 milyar dolar döviz geliri getirmesi bekleniyor.Karnımızı doyurduğumuz sofra, bizim kültürümüzde kutsaldır. Turizme zarar verenlerin yaptığı sofraya saygısızlıktır. Ekmeğini bu sektörden çıkaran insanların rızkına, geleceğini bu işten kazanacak gençlerin istikbaline ve umutlarına saldırıdır.Önceki gün Alanya'da iki turistik otelin arasındaki plajda, su sporları araçlarını kiraya veren iki grubun rekabeti, küçük çaplı bir meydan savaşına sebep oldu.Gece olsa silâh sesini duyan turistler "Milletvekilleri bir şey kutluyor galiba" der, korunurlardı. Ama sabah plaja inmişlerdi. Karşılıklı olarak tabanca ve bıçak çeken 20 haydudun ortasında kaldılar.Türkiye'nin birkaç yıl içinde İspanya düzeyine gelmesinin önündeki tek engel bizleriz.Bu cenneti dışarıya "plajlarında mafya savaşları" nın yaşandığı, denizlerinde kaçak tur teknelerinin battığı, insan hayatının ucuza gittiği bir cehennem olarak tanıtıyoruz. Ayıptır, günahtır..Mükemmel oteller, tesisler ve bunların çevresinde orman kanunu.. Bu kadar büyük çelişki olur mu?Sorduğunuz zaman "polis az, personel yetmiyor" cevabı alıyorsunuz.Jet ski ve deniz paraşütü gibi araçları kiralayan, tekne turu düzenleyen şirketler bir otoriteye bağlı olsalar, mesela TURSAB'dan ruhsat almak yükümlülüğü altına sokulsalar bu yamyam düzeni önlenemez mi? Önlenir.Bunun için polis mi lâzım?İmam hatiple bozmuşlarKonya İl Milli Eğitim Müdürlüğü, 233 ilköğretim okulunun müdürünü değiştirmiş.Eğitim-Sen'in "Öğretim tarihinin en utanç verici ataması" dediği bu icraat gerçekten de ibret verici bir tablo ve zihniyet sergiliyor. Çünkü müdür seçimleri 22 branşın öğretmenleri arasından yapılmıştır. Meselâ Türkçe'den 3, Fen Bilgisi'nden 7, Tarih'ten 9 öğretmen müdür olarak görevlendirilirken Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi'nden 20, imam hatip lisesinden 31 öğretmen okullara müdür olarak atanmıştır.Eğitim-Sen'in tepkisine Milli Eğitim Müdürü Mehmet Özer'in cevabı, cüretini iktidardan alan bir meydan okumayı seslendiriyor:"İstediği kişiyi atama yetkisine müdürlük sahiptir!"Mesele o değil ki, bu yetkinin nasıl kullanıldığıdır..Laik eğitime ne kadar anti-pati ile bakıldığıdır.

Devamını Oku

Sınırdayız!

29 Temmuz 2005

Başbakan Erdoğan PKK konusunda "Sabrımızın bir sınırı var" dedi.Irak'ta barınan 5 bine yakın bölücü terörist Türkiye'ye seçip geçip kan döküyor ve işgal otoritesi olan dünya gücü, yarım yüzyıllık müttefikimiz Amerika bu cinayetleri sadece seyrediyor.Onuruna düşkünlüğü ile tanınan bu ulus, bu alçakça saldırılara daha ne kadar dayanacaktır?Başbakan Erdoğan İngiliz The Times Gazetesi'ne verdiği demeçte bıçağın kemiğe dayanmak üzere olduğunu yeteri kadar açık belli etmiştir.PKK kalleş ve korkak pusular kuruyor, turistik yerlerde kanlı eylemler yapıyor, bir askeri kaçırmışlardı, dün bir belediye başkanı kaçırdılar.Amerika'nın gölgesinde belini doğrultan bölücü örgütün, kendini savunma hakkı kısıtlanan Türkiye'yi taciz etmesi Türk halkı için katlanılabilir bir kader olamaz!Onursuz bahanelerWashington söz verdiği halde PKK'ya dokunmuyor. Sebebi ne olabilir?1. Amerika Irak'ta yeteri kadar batmıştır ve yeni bir belâ istemiyordun..2. Savaşta sözünü aldığı desteği görememenin acısını Türkiye'den PKK eliyle çıkarmaya hâlâ devam etmektedir.İki sebep de bir süper ülkeye yakışmayacak onursuz bahanelerdir. Washington, her şehit cenazesinde katillerin arkasındaki gücü halkıngörüp lanetlediğini, hükümetin böyle giderse "dur, otur" uyarısı dinleyemeyecek duruma geleceğini bilmelidir.Başbakan, Amerika'dan beklediğimiz çabayı görmediğimizi açıkça belirttikten sonra kendini korumanın uluslararası hukuka göre Türkiye'nin hakkı olduğunu söyledi The Times'a.Gazete bu sözleri Kuzey Irak'a yönelik operasyon konusunda Amerika'ya uyarı olarak değerlendirdi.The Times desteğiFakat saygın ve etkili İngiliz gazetesi yansız bir duruş göstermedi.PKK'nın yeniden şiddete yönelme taktiğinin başarılı olmasına izin verilmemesini isteyen gazete, başyazısında Türkiye'nin tehdidi ortadan kaldırmak için Amerika'nın ve Avrupa'nın desteğini hak ettiğini belirtti.Evinde uğradığı terör saldırısı üzerine kendine göre dünyanın öbür ucu olan Afganistan'ı yerle bir eden, terör bağlantısı bahanesi ile Irak'ı işgal eden Amerika'nın Irak'tan vur-kaç yapan PKK'yı durdurmak isteyen Türkiye'ye uyguladığı çifte standardı Batı kamuoyuna duyuran The Times'a teşekkür borçluyuz.Sorunu ya kendi halledecek ya da Türkiye'nin önünü açacaktır Amerika. Erdoğan'ın ziyareti, haklılığımızı Batı kamuoyuna aktarırken PKK terörü nedeniyle Türk-Amerikan ilişkileri de kritik bir eşiğe gelmiştir.Ya işbirliği ve yakınlaşma veya tek yanlı hareket mecburiyeti ve dostluk ilişkilerinin tamiri zor yaralar alması..

Devamını Oku

Çocuklarımız hedef olmasın

27 Temmuz 2005

Times Gazetesi'nin Türkleri Avrupa'daki Müslüman toplumun içinde ayrı bir yere koyması sizi nasıl etkiledi?Uyandırdığı tedirginlik, verdiği övünçten daha ağır bastı bende..Korkum, El Kaide'nin Türkiye hakkındaki olumlu tezleri çürütmek için kendini mecbur hissetmeye başlamasıdır.Times, Avrupa'daki Türkleri "bulundukları topluma kolayca uyum sağlayabilen Batılı ve laik bireyler" diye tanımladıktan sonra şu değerlendirmeyi yapmış:"Almanya'da yaşayan milyonlarca Türk, radikal İslâm'a kapılmadan hayatını sürdürüyor. Asıl problem, nüfusu çok düşük olmasına rağmen Arap azınlıktan çıkıyor.."El Kaide ve benzeri grupların nefretini azdıracak tespitlerdir bunlar. Türkiye zaten laik geleneği ve Batı'ya dönük yüzü ile dinler ve kültürler arasında köprü simgesi olarak görülüyor. Kaide'nin İstanbul'a saldırma kastı bu köprüyü yıkmak değil miydi?Başbakan Erdoğan dün Londra'da Blair'le buluştuktan sonra Türkiye'nin bu ayırıcı özelliğini parlatan ve AB'ye üyelik yolunda avantaj sayan sözler söyledi:"Türkiye'nin birliğe katılımı, medeniyetler arası ittifakın Avrupa Birliği'nde gerçekleşmesidir. Türkiye'nin üyeliği İslâm dünyasının AB ile bu noktada ittifakını sağlayacaktır."Bu tespite Avrupa'daki karşıtlarımız bile hak veriyor. O nedenle kökten dinci örgütler, içerdeki ve dışardaki vatandaşlarımızı, özellikle de gençlerimizi rahat bırakmayacaklardır.İktidar Türkiye'yi öteki Müslüman toplumlardan ayıran özelliklerin avantajını kullanıyor.Kullansın tabii ama korumayı da bilsin.Türkiye'nin ayrıcalığı geçmişten gelen bir mirastır, AKP'nin bunda emeği yoktur.Şu sorunun cevabı önemli:Acaba bu iktidar devraldığı mirası kendinden sonra geleceklere sağlam devredecek mi?İktidarın Kuran kurslarını Milli Eğitim müfettişlerinin denetiminden çıkaran kararı ve küçük çocukları cumhuriyet düşmanı olarak yetiştiren izinsiz kurslara cezaları kaldıran yasa ortada iken hiçbir şeyden emin olamayız.AKP iktidarı Türkiye'yi yücelten değerlere sahip çıkmalıdır.Çünkü hedef olarak seçilmemiz için sebepler artmıştır!Silâhlı adamla şaka olmaz!Havaya ateş eden milletvekillerinden biri dün TV'de konuşuyordu.Dikkat ettim halktan özür bile dilemedi. Neymiş, böyle bir olayla gündeme geldiği için rahatsız olmuş. Bundan dolayı bizden özür mü bekliyor acaba?!Oysa suç işlemiştir, halkı suça özendirmiştir. Havaya açılan ateş sonucu can verecek masumların sorumlusu onlar olacaktır. Bu görüntüler dünyanın her yerinde izlendi. Yarattıkları olumsuz imajla Türkiye'nin menfaatlerine zarar vermişlerdir.Avrupa'daki Türkiye karşıtlarına bundan iyicephane verilmezdi!Baba-oğul iki okurumuz dün bir manşet önerisi yaptılar:AKP'li milletvekillerinin o resmi ile Irak'ın devrik diktatörü Saddam'ın havaya kurşun sıkarken çekilmiş çok bilinen resmini yan yana basıp üstüne de "Birbirlerine ne kadar çok benziyorlar" başlığı atın!Fikir iyiydi ama Türkiye'de gündem çabuk değişiyor. Bir dahaki sefere..Bu arada önerenlerin adını, adresini sormayın.Eleştirilen kişiler silâhlı oldukları için okurlarımızın adlarını güvenlik gerekleriyle saklı tutuyoruz!

Devamını Oku

Ateşle sınav

27 Temmuz 2005

El Kaide adlı hayalet devletin yarattığı korku ve güvensizlik Avrupa'yı tanınmaz hale getirdi.İnsan şaşırıyor; tarih boyunca uygarlığı taşıyan bir ruh bu kadar çabuk pes eder mi?The Times Gazetesi'nin yaptırdığı son araştırma, Londra halkının kendilerini intihar eylemleriyle iç içe bir yaşamın beklediğine inandığını gösteriyor.Halkın yüzde 74'ü, bombalı saldırı dehşetinin "kentin bir gerçeği" haline geleceğine inanıyor.Londralıların yarısı radikal görüşlere sahip Müslümanların sınır dışı edilmelerini, yüzde 70'i terörle mücadeleyi güçlendirmek üzere hükümetçe talep edilen her tedbirin desteklenmesini ve gözaltı süresinin 14 günden 90 güne çıkarılmasına olanak tanınmasını istiyor.Uğursuz teori..Korku ve güvensizlik tek taraflı değil. Müslümanlar da toptancı yargıların ayrımcı ve horlayıcı tepkimeleri ve intikam saldırılarına hedef olma ihtimali nedeniyle diken üstünde yaşıyorlar.The Guardian Gazetesi'nin anketi son iki hafta içinde Londra'da Müslümanların "İslam fobisi"nden doğmuş sözlü ve fiziksel 1200 saldırıya hedef olduklarını ortaya koydu.Aynı anket Müslüman İngiliz vatandaşlarının yüzde 63'ünün kendilerine bu ülkede bir gelecek kalmadığını ve İngiltere'den ayrılma planları yaptıklarını gösteriyor.Söylevlerde tüketilen fazilet sözcüklerinin ateşle sınanacağı bir dönem var önümüzde.Uygarlığın derinliği, kalitesi bu sınavda ortaya çıkacak.Radikal dinci terörün asıl hedefi Baü değerleri ve yaşam tarzıdır. Terörle mücadele uğruna bu değerin bir kısmından bile vazgeçmek El Kaide'ye darbe vurmak değil onun değirmenine su taşımaktır.Din temelinde gelişecek bir ayrımcılık, Huntington'un uğursuz "medeniyetler çatışması"na davetiye çıkarmaktır!El Kaide tuzağıİngiltere Başbakanı Blair dün aylık basın toplantısı sırasında, buhran dönemlerine özgü bir lider havasında idi.El Kaide'nin kendilerine ne yaptırmak istediğini bilen bir devlet adamı olarak, değerlerini feda etmeyeceklerini söyledi.Teröristlerin yapmaya çalıştıkları şeyin "Halkı normal yaşamdan koparmak, toplumu din temelinde bölmek" olduğunu anlatan Blair, bu tuzağa karşı akıllıca uyarılar yaptı.Teröre asla taviz verilmemesi gerektiğini belirterek, Londra saldırısı ile Irak'ın işgali arasında bağlantı kuranlara şunu hatırlattı:"11 Eylül saldırıları Irak ve Afganistan operasyonlarından önce gerçekleşti."Müslümanlara Avrupa'yı dar eden panik kararlarının El Kaide'ye teslim olma zilleti yaratacağını yalnız Blair değil bütün liderler görecektir!Akıl mutlaka korkuyu yenecektir.

Devamını Oku