Yanlış mesaj

22 Mayıs 2005

AKP'liler halkoyuna gidilmesine pek meraklılar ya, keşke Emine Erdoğan'ın türbanı için de bir referandum yaptırsalar..Şam'da düzenlenen Uluslararası İş Kadınları Forumu'na katılan Başbakan'ın eşi Emine Erdoğan'ın Mısır ve Suriye devlet başkanlarının eşleri ve Pakistan eski Başbakanı Benazir Butto ile çekilmiş fotoğrafları dünkü büyük gazetelerde yer aldı.Mısır Devlet Başkanı Mübarek'in eşi Suzan Mübarek ile Suriye Devlet Başkanı Esad'ın eşi Esma Esad'ın başları açıktı. Benazir Butto beyaz örtüsünü, saçlarının bir kısmını açıkta bırakacak şekilde gevşekçe bırakmıştı.Emine Erdoğan ise standart disipline sımsıkı bağlı türbanı ile öteki "first leydiler"den ayrılıyordu.Bu resmin uluslararası topluma verdiği mesajın önemli bir kesimi incittiği okur tepkilerinden belli oluyor.Türkiye hakkında fikri olmayan bir Batılı bu fotoğrafa baktığında dini tutuculuğun bu dört ülkeden sadece Türkiye'de sorun yarattığına inanır. Ve Türkiye'nin seksen yıllık laiklik deneyimi ile İslâm dünyasına liderlik etmeye tek yeterli ülke olacağına kesinlikle ihtimal vermez.Evet evet, AKP "Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın eşi bu üç farklı modelden hangisini benimsemeli?" sorusunun cevabını aramalıdır.Çünkü örtünüp örtünmemenin, başını sımsıkı bağlamakla Benazir gibi yarısını açık bırakmanın dinle, imanla fazla ilgili olmadığına artık insanlar uyandı.Meselenin örtünmekten öteye dini bir simgeyi siyaseten dayatmak olduğu, türbanın tek tip oluşundan bellidir.Atatürk ile çağdaş yaşamı yakalayan Türkiye'yi, şimdi Suriye, Mısır ve Pakistan'dan bile geriye düşmüş gösteren inat kadınların sağduyusu ile aşılabilir."Kadının yeri evidir. İşi de eşine ve çocuklarına bakmaktır" diyen tutucuların daha çok erkekler arasında bulunduğu düşünülecek olursa çözümün adresi bellidir.AKP sorunun cevabını, erkekleri işe karıştırmadan sadece kadınlar arasında aramalıdır.Bir Türk neye bedel?Diyarbakır'da düşen uçağın ölen yolcuları için yapılan tazminat ödemeleri bir rezalet!Yabancı yolcuların her biri için 291 milyar lira ödeyen THY, kurbanların Türk olanlarına 33 milyar lirayı yeterli görmüş.Buna Türk vatandaşının kendi ülkesinde aşağılanması denir ve kabul edilemez.Bize çocukken "Bir Türk dünyaya bedel" diye öğrettiler. Şimdi devlet ancak 9 Türk'ün bir yabancıya eşit olduğunu söylüyor.İnsan haklarına saygısız, ırkçı aşağılama kokan, hastalıklı bir değerlendirmedir."Türk'ün fiyatı"nı belirleme yetkisini THY kimden alıyor?

Devamını Oku

Keyfini çıkarın

21 Mayıs 2005

Artık kuruntuları aşıp kendimize güvenmeyi öğrenelim ve hayatın güzel anlarını kaçırmayalım.Geçen hafta Fenerbahçe ile Galatasaray'ı karşı karşıya getiren kupa finalinin ihtişamını abartılmış korkularımıza feda ettik. 70 bin kişilik olimpiyat stadında bu heyecanı 8 bin polisin gözetiminde sadece 19 bin futbolsever paylaşabildi.Yazık oldu..Futbol dünyamız için yine tarihi bir gündeyiz. Ligin düğümünü çözecek maç yine Fenerbahçe ile Galatasaray arasında..Fenerbahçe yener veya berabere kalırsa şampiyonluğunu bugünden ilân edecek, yenilirse Konya'daki son maçını kazanması gerekecek. Ama Fenerliler, mutlaka Galatasaray galibiyeti ile gelecek bir şampiyonluk istiyorlar.Galatasaray için ise kazanmak, ezeli rekabeti besleyen tutkudan daha fazla bir şey.Çünkü bugün kazanamaması durumunda Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'ne gidecek ikinci Türk takımı olma şansını Trabzonspor'a kaptırabilir.Bu heyecanı kimseye zarar vermeden, küfür edip düşmanlık yaratmadan yaşamayı başarmalıyız.Bunda güvenlik güçlerinin olduğu kadar taraftaların da sorumluluğu var. Tribünlere onlar sahip çıkacaklar ve hayduta, küfür-baza alan bırakmayacaklar.Güzel şeylere lâyık olmanın bedeli vardır çünkü.İstanbul Çarşamba günü Avrupa Şampiyonlar Ligi finaline ev sahipliği yapacak.Bu akşam Kadıköy'de tribünleri dolduranlar Türkiye'nin bu imtiyazı hak ederek aldığını kanıtlarsa fena mı olur?İki takıma da şans, herkese iyi seyirler diliyoruz.Nefes nefes ölüme..Dünyada 15 yaşın üzerindeki nüfusun üçte biri sigara tiryakisi.Bizdeki içicilerin oranı yüzde 51. Bu durum Türkiye'yi, dünyanın en çok sigara içilen ülkesi yapıyor.Sigaranın öldürdüğü konusunda hiçbir şüphe kalmadı. Dev şirketlerin büyük para güçleri bile bu gerçeği örtmeye artık yetmiyor.İnsan hayatına saygılı rejimler, tiryakilerin haklarını çiğnemek pahasına sigara içilen alanları sürekli daraltıyorlar. Bununla yetinmeyip paketlerin üstüne her gün büyüyen etiketlerle caydırıcı, hatta korkutucu uyarılar koyuyorlar.AB ülkeleri bir yıldan beri bu mücadeleyi en etkili biçimde yaparak sonuç alıyor. Ama AB eşiğindeki Türkiye halâ "Sigara kanser yapar, öldürür" diye yazdırmıyor, küçük puntolu "sağlığa zararlıdır" yazısı ile adeta yasak savıyor.Sigara satışından gelen vergileri feda etmektense vatandaşı feda eden çağdışı bir zihniyet fena halde sırıtıyor.Türkiye'yi uygarlığın kara listesinden çıkarmak için hükümet ve meclis acaba neyi bekliyor?

Devamını Oku

Güven belgesi

20 Mayıs 2005

Türban davası AKP'ye kaderin oyunu gibi..AİHM'de Leyla Şahin davacı, Türkiye Cumhuriyeti davalı.Devleti savunma sorumluluğu hükümete düşüyor. Yani AKP'nin iktidar olarak sorumluluğu türban yasağını savunmaktır. Ama tabanına taahhüdü tam tersi.Bu durumda ne yapacak; Türkiye'yi AİHM'de savunma zaafına mı düşürecek?Dışişleri Bakanı Gül'ün mahkemeye verilen güçlü ek savunmayı geri çekmesi, ilk davayı kazanan avukatı temyiz aşamasında azletmesi, haftalar boyu şüphe yansıtan haberler ve yorumlar üretti.Ama dün bu endişelerin gerçekleşmediğinden emin olduk.Ha şunu bileydinTürkiye adına Büyük Daire'ye sunulan üç sayfalık savunma, bir hukuk belgesi olarak tatsız, tuzsuz, yavandır, sahibinin düştüğü durumun güçlüğünü yansıtan izler taşımaktadır ama AKP hesabına bir güven belgesidir.Çünkü iktidar, devlet sorumluluğu adına ideolojik tercihini feda etmenin maliyetini göze almıştır.AİHM'den türban yasağını onaylaması talep edilmiştir.AKP Büyük Daire'deki temyiz davasının beklendiği gibi sonuçlanması halinde türban sorununun bir daha gündeme getirilemeyecek biçimde kapanacağını bilmektedir.Savunmanın 3. maddesi vaat değil, iktidara yönelik beklentilerin sınırlarını çizen bir uyarı gibidir.Şöyle deniyor:"Türk Hükümeti, özgürlüklerin genişletilmesi amacıyla başlattığı hukuk reformunu sürdürmeye kararlıdır. Bu süreçte özgürlüklerin genişletilmesi, hükümetin iradesiyle, temel yasaların ve yargı kararlarının bir bileşkesi olarak gerçekleşecektir."Gizli görev gibi..AKP iktidarı ne demek istiyor bu ifadeyle?"Türban yasağını kaldırmaya benim iradem yetmez. Temel yasalara ve yargı kararlarına uymak zorunda olduğumuza göre bizden daha fazlasını beklemeyin.."Türkiye'nin bunca sorunu varken zamanını türban tartışmaları ile harcaması ve gereksiz zıtlaşmalara sürüklenmesi yazıktır.Mahkemede kabul ettiği gerçeği AKP acaba ne zaman halkın önünde cesaretle savunma noktasına gelecek?Galiba bunun için epey bekleyeceğiz. Çünkü...En küçük bir haksız eleştiri karşısında aslan kesilen iktidar Leyla Şahin davası ile ilgili olarak yöneltilen şüphe ve güvensizlik yorumlarına sabır göstermiştir.Kendisine haksızlık yapılması adeta hoşuna gitmiştir.Sebebi ne olabilir?Demek ki mahkemede yaptığı doğru işin seçmeni tarafından bilinmesini istemiyor.

Devamını Oku

Siz yiyin öderiz

19 Mayıs 2005

Formula 1 yarışları, kendine ev sahipliği yapan ülkeler için cazip bir turizm geliri ve mükemmel tanıtma olanakları sağlıyor.İstanbul Tuzla'da yarış pistinin iki buçuk yıl önce temeli atılırken bu nedenle umutlanıp gururlandık.ilk yarışın önümüzdeki 19 Ağustos'ta yapılacağı hayali, bu yüzden heyecan veriyordu.Kimse kötü bir sürpriz beklemedi. Çünkü işi üstlenen şirketi (FÎVAŞ), Türkiye'nin en akıllı tüccar ve işadamlarını çatısında barındıran İstanbul Ticaret Odası (İTO) kurmuştu. Para da, organizasyon yeteneği de onlardaydı.Ama güvendiğimiz dağlara kar yağdı. İTO'nun şirketi büyük hesap hatası yapti.60 milyon dolara çıkacağı tahmin edilen pistin maliyet tahmini çok geçmeden 155 milyon dolar olarak değiştirildi.İptal edilebilir..Bu büyük fark yüzünden soruşturma açıldı, inşaat aksadı, yeni kaynak aranması gerekti. iTO'nun sahibi olduğu Formula l Yatırım AŞ'ye Odalar Birliği'nden sonra istanbul Belediyesi ile Valilik de ortak edildi. Sermaye 50 trilyondan 105 trilyon liraya çıkarıldı.Peki bu durum, Türkiye'yi uluslararası çapta bir başarısızlığın utancını yaşamaktan kurtaracak mı? Biraz şüpheli..Çünkü pistin yarış gününe yetiştirilememesi tehlikesi aşılamamıştır.Türkiye yarışların bu yıl gerçekleşeceği varsayımı ile organizasyon şirketi FOA'ya çeşitli kalemlerde 42,5 milyon dolar ödeme yapti.Şirket Türk tarafının pisti zamanında teslim etmediğini gerekçe göstererek yarışları iptal ederse bu para havaya gidecek.Ardından suçlamalar, soruşturmalar, mahkemeler..Yiyenler yedikleriyle, Türkiye de dünyaya rezil olduğu ile kalacak.Sorma ver vergisi"Yediğimiz kazığın acısı kimden çıkacak?" diye sormanın gereği yok. Adresi herkes biliyor. Halk ne zaman bir yolsuzluk haberi duysa, iktidarın birkaç gün içinde yeni bir vergi salacağını tahmin ediyor artık.Ülkedeki yaklaşık 25 milyon cep telefonu kullanıcısı dün beklemedikleri bir gol yediler. Çevre Kanunu'na sokuşturulan bir madde komisyondan geçtiği şekliyle yasalaşırsa cep telefonu kullanan herkes ayda 1 milyon lira çevre vergisi ödeyecek.Telefonun çevreyle ne alâkası var diye sormayın.Körü yönetilmenin bedeli vardır. O bedeli de yönetenler vergi salarak kendilerini seçenlere ödetirler. Öyle bir gün gelir ki iktidar koyduğu vergiye ad bulamaz hale düşer.O günler ya geldi veya çok yakındır.Cep telefonuna çevre vergisi "sorma ver vergisi"dir.Yolsuzluğa ve israfa seyirci kaldıkça bu ceremeyi hep ödeyeceğiz!

Devamını Oku

Altta Kalanın Canı Çıksın Cumhuriyeti

19 Mayıs 2005

Güneşin her gün yeni sürprizlerle doğduğu bir ülkedir Türkiye. Buna alıştık artık.Ama bazen hakkın, hukukun, aklın ve sabrın sınırları öylesine zorlanıyor ki, derviş tevekkülü bile yetmiyor.Örnek mi; işte içişleri Bakanlığı'nın yayınladığı son genelge..Bir hakime trafik cezası yazılmış. Hakim de polisin kendisine ceza yazma yetkisi olmadığı gerekçesiyle dava açmış ve kazanmış. Kararı Yargıtay da onaylamış.İçişleri Bakanlığı genelgesi, Adalet ve Savunma bakanlıkları ile Yargıtay'dan alınan görüşler çerçevesinde trafik polislerine şu talimatı veriyor:"Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, Danıştay, Yargıtay başkanlan, üyeleri ve savcılan, tetkik hakimleri, raportörleriyle asker ve sivil tüm hakim ve savcılar, milletvekilleri ve diplomatik görevlilere trafik suçu işlediklerinde trafik ceza tutanağı yazılmayacak."Hani eşitlik vardı?Demokrasi çekiciliğini özgürlük, adalet ve eşitliğe dayanmasından alır.Anayasamız da (madde 10) herkesin kanun önünde eşit olduğunu, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz, yani ayrıcalık tanınamayacağını söyler.Ama eski Yunan filozofu Aristo'nun 2300 yıl önce saptadığı bir gerçek bizde hâlâ hükmünü ve egemenliğini sürdürüyor:"Zayıflar daima adalet ve eşitlik isterler ama bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir."Bu gerçeğin Aristo'dan 23 asır sonra, AB eşiğine gelmiş Türkiye'de yaşıyor olması acı vericidir. Türkiye eşitliğin yaygınlaştığı bir toplum yaratmak yolunda ilerleyecek yerde, ayrıcalıklardan yararlanan sınıfları genişletmek suretiyle geriye gidiyor.Şu garipliğe bakın ki yıllardan beri milletvekillerinin adi suçlarda dokunulmazlık hakkı kullanmasının kirlilik yaratan bir ayrıcalık olduğunu öne sürerek karşı çıkan yargı mensupları, şimdi kendileri ile çelişiyorlar.İşsizlerden utanınYargı mensupları bu ayrıcalığı reddetmelidir. İmtiyaz yaratma konusunda siyasetçileri durduramayız aksi halde.Zaten bu ülkede güçlülerin zayıflara, gizli ilişkilerin hak ve hukuka baş eğdirdiği bir düzen yürüyor; işte Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu' nda profesyonel sporcuların ücretlerinden alınan gelir vergisinde muafiyet uygulanması ile ilgili ayncalığı 2015 yılına kadar uzatan bir öneri kabul edilmiştir.Bu kararı verenler, ayda 488 milyon lira asgari ücret alanların bile 65 milyon lira gelir vergisi ödediklerini, milyonlarca okumuş gencin o paraya razı olduğu halde iş bulamadığını bilmiyorlar mı?Biliyorlarsa milyon dolarlık transfer ücretlerini niçin vergiden muaf tuttuklarını bu millete açıklamak zorundadırlar.Atatürk'ün gençliğe hitabesindeki "gaflet ve dalâlet" pek çok alanda kendini belli ediyor. Ülke gitgide "Altta Kalanın Canı Çıksın Cumhuriyeti" haline geliyor. Dikkat!

Devamını Oku

Mazeret kalmadı

17 Mayıs 2005

Türban tartışmalarına son noktayı koyacak AİHM kararının temyiz duruşması bugün gerçekleşiyor.Mahkemenin kararını hemen açıklaması ihtimali yüksek değil ama bağlayıcı kararın bugün oluşacağı kesin..Bilindiği gibi üniversitelerdeki türban yasağına karşı Leylâ Şahin AİHM'de dava açmış, Türkiye kendini "Türban özgürlük sorunu değil, şeriat amaçlı, temelinde zorlama olan bir dinsel, siyasal simgedir" diye savunmuştu.Mahkemenin istediği ek savunma Dışişleri Bakanı Gül tarafından geri çekildiği halde AİHM, türban yasağını uygun bulan kararını oybirliği ile aldı.Büyük Daire'nin bakacağı bugünkü temyiz duruşmasında Türkiye'yi, başarılarını daha önce kanıtlamış tecrübeli avukatlar temsil edemeyecek.Onlar kovuldu, yerlerine bu alanda deneyimsiz bir bürokrat getirildi.AİHM'deki davalar konusunda uzman bir hukukçu olan Prof. Bakır Çağlar, ilk mahkemenin türbanı "zorlamanın sembolü" saydığını hatırlatarak Büyük Daire'nin de aynı şeyi söyleyeceğini tahmin ediyor.. Ne olacak o zaman?Türban meselesi temelli kapanacaktır. Prof. Çağlar'a göre "Anayasa'yı değiştirseniz bile" bu gerçeği değiştirme imkânı kalmayacaktır.AKP iktidarı, tabanına verdiği söz uğruna devleti AİHM'de savunma zaafına sokmuş, buna rağmen istediği sonucu alamamıştır.Bir iktidar, gerçekleşmeyecek siyasi vaadleri uğruna devletle, yasalarla ve mahkeme kararlarıyla sonsuza kadar çatışamaz.AKP bunu bir kez yapmıştır."Türban yasağını kaldırmanın imkânsızlığını kanıtlamak için bu zorlamayı göze aldık" demenin mazeret olarak belki bir değeri olabilir.Ama tekrarı hiçbir şekilde iyi niyetle açıklanamaz.Bu istismar bitmeyecek mi?Özel okulların velilerle çatışma mevsimi geldi..Talep edilen zamlar, yine fahiş oranda. Fiyatları arz-talep dengesi oluşturuyor. Devlet okullarının veremediği kalite için halkın göze aldığı fedakârlığı özel okullar insafsızca istismar ediyorlar.Enflasyonun neredeyse yüzde 50'si üstünde zam istiyorlar. Hepsinin verimliliği aynı olmadığına göre demek ki ücretleri ortaklaşa belirliyorlar. Bu, rekabet hukukunun çiğnenmesidir. Ama kim hesap soracak?O bakımdan bir ilkokul öğrencisi için 10 milyar lira talep eden özel okullara karşı savunma tedbirlerini çeşitlendirmek gerekiyor.Mesela özel okul sahiplerinin yapüğı gibi velilerin de örgütlenmesi..Devlet okullarına kalitede rekabet gücü kazandırılması..Yoksa bu istismarın bittiğini görmeye ömrümüz yetmeyecek.

Devamını Oku

Siyaset dışarı!

17 Mayıs 2005

Türkiye meclis çoğunluğuna dayalı bir tek parti hükümeti ile istikrar sorununu çözdü.Ama bu defa da muhalefet sorunu başımızı ağrıtıyor.Ulusal meselelerde bile iktidarla işbirliği davetini kabul etmeyen, üstelik muhalefetini doğru bilgiler üzerine kurmayan CHP, sorumlu muhalefetin ne kadar önemli olduğunu ters örneklerle topluma öğretiyor.Adalet Bakanı Cemil Çiçek CNN Türk'e önemli bir açıklama yaptı:Apo karan açıklanmadan bir hafta önce Dışişleri Bakanı Gül'le beraber CHP lideri Baykal'ın evine gitmişler.Görüşmede meselenin hukuk zemininde soğukkanlılıkla çözülmesi için CHP'nin yardımcı olmasını istediklerini biliyoruz.Çünkü olayı Apo yandaşlarının bölücü propaganda amacıyla, milliyetçi hassasiyeti kaşıyanların da AB muhalefeti için kullanmak isteyecekleri bellidir.Ne işe yaradı bu yardım ve işbirliği çağrısı? Hiç..Hatta tam ters sonuçlar doğurdu..Farklı resimler..Baykal "Öcalan'ı yeniden yargılamak ülkeyi kırar, böler, döker" dedi.Grup Başkanvekili Koç AİHM kararına uymanın ülkeyi yüksek derecede "ateşe atma riski" doğuracağını söyledi.Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen "Baskı yapalım ve kararın uygulanmaması için Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ni ikna edelim" dedi.Ana muhalefetin tavrından yansıyan tespit ve önermeler her gün biraz daha açığa çıkıyor ki ya bilgisizlik ürünüdür veya Türkiye'nin AB yolculuğuna kurulmuş tuzaklardır.CHP bu sorunun çözümüne katkıda bulunmamıştır ama kılavuzluğunda Türkiye'nin nereye gideceği hakkında yeterli kanaati vermiştir.Görüş açıklayan hukuk otoritelerinin çizdiği resim CHP'ninkine hiç uymuyor.Prof. Süheyl Batum, Prof. Bakır Çağlar ve AİHM'deki Türk yargıç Rıza Türmen kararın kesin olduğu, Türkiye'nin bu mahkeme kararına uymak zorunda bulunduğu noktasında birleşmişlerdir.Gölge etmesinlerPeki CHP'nin üstün güçler vehmettiği Bakanlar Komitesi'nin durumu ne?Onun görevi de, AlHM tarafından saptanan ihlâlin ortadan kaldırılmasına yönelik adımları izlemek ve denetlemek..Dün CNN Türk'e durumu değerlendiren AİHM yargıcı Rıza Türmen, sanki CHP'nin ürettiği kâbus senaryolarını da yalanlıyordu.Türmen mahkemenin yeniden yargılama yanında ikinci bir yol daha gösterdiğini hatırlatarak şunu dedi:"Başvuru halinde Türk mahkemesi sanık avukatlarına savunma için ek süre verebilir ve o sürenin sonunda delilleri değerlendirerek bir sonuca ulaşabilir."Yani ülkeyi kırıp dökmeden çözüm şansı vardır.Yeter ki siyasetçiler hukukçuların işine karışmasın ve bu meseleyi oy uğruna kaşımaya kalkışmasın..

Devamını Oku

Hükümet eskidi

15 Mayıs 2005

Başbakan Erdoğan, çağdaş bir liderin niteliklerini taşıyor mu? Lider, insanları arkasından sürükleyen kişidir. AKP=Erdoğan formülü bir gerçek olarak yaşadığına göre bu kriteri yerine getirdiği söylenebilir.Ama lider sorumluluk verdiği çalışma arkadaşlarını seçerken sadakattan çok birikim, beceri ve performansa önem verir.Meselâ Amerikalı çelik kralı Andrew Carnegie, mezar taşına şu sözlerin yazılmasını istemişti: "Burada kendisinden daha vasıflı kimseleri emrinde çalıştıran bir insan yatıyor.."Başbakan Erdoğan'ın liderliği işte bu noktada zaaf gösteriyor.Lider icraat, performans ve standartlar konusunda acımasız olmak zorundadır. Kurduğu hükümet iki yıl geçti, hiç değişmedi.Bütün bakanlarının başarılı olduklarını iddia edemeyeceğine göre kendi zaafı yüzünden başarıyı riske sokuyor demektir.Ağa kâhyasına hoşgörü gösterebilir ama lider tekleyen bir bakanın koltuk işgal etmesine hiçbir nedenle razı olamaz.Başbakan'ın iki yıllık performansı değerlendirdikten sonra geç bile kaldığı kabine revizyonunu gerçekleştirmesi artık mecburiyet halini almıştır. Çünkü bu ihtiyaç sokağın nabzında atmaya başlamıştır.En önemli üç sorun..Ankara Ticaret Odası'nın, orta sınıfı oluşturan esnaf ve tüccar ağırlıklı çevrede düzenlediği kamuoyu araştırması en önemli toplumsal sorunları ortaya çıkarmıştır.Ankete katılanların yüzde 39,5'i Türkiye'nin birinci öncelikli sorununun işsizlik olduğunu söylemiştir.İkinci büyük sorun yüzde 31,7 ile kişisel güvenlik ve artan suçlardır.Üçüncü büyük, öncelikli ve bıktırıcı sorun ise yüzde 27,8 ile devlet dairelerindeki rüşvet..AKP'yi işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluğa karşı biriken toplumsal tepki iktidara getirdi. Son yıllarda benzeri görülmemiş siyasi istikrar imkânını işsizlik ve rüşvet sorunlarını çözmek yolunda değerlendiremeyen iktidar başarılı olduğunu iddia edebilir mi?Asayiş sorunları ülkenin ikinci büyük meselesi durumuna bu iktidar döneminde yükselmiştir. Büyük kentler suç örgütlerinin egemenliği altına girmiş, insanlar hangi köşede gaspa veya kapkaça uğrayacakları korkusu ile sokakta dolaşamaz olmuşlardır.AKP'yi iktidara getiren iki büyük sorun aynen duruyor. Bunun üzerine bir de asayiş ve güvenlik sorunu eklenmiştir.Bakanlar ne yapıyor? Sadece bakıyor!Başbakan'a, Alman filozof Kant'ın bir sözünü hatırlatmak isterim: "Zaman sessiz bir testeredir..'O genellikle gazete okumadığını söylüyor ama kısa ziyaretlerde bulunmak üzere Türkiye'ye döndüğünde (şimdi Polonya'da) belki bir vesile ile gözüne ilişir.Biz görevimizi yapalım!

Devamını Oku