Vergi terörü

27 Nisan 2005

Her devlet vergi alır ama bizdeki artık soyguna giriyor. İktidar vergi koyma yetkisini adil kullanmıyor.Lüks tüketimi vergilendirmek bahanesi ardında orta sınıfın da kullandığı yüzlerce kalem malın Özel Tüketim Vergisi'ni üç katına çıkaran kararın şoku sürerken dün benzine yılın onuncu zammı geldi.AKP işe başlarken benzinin litresi 1 doların altında idi. İki buçuk yılda yüzde yüzü aşan zamlarla 2 dolar sınırına yaklaştı.İşsizlik azalmıyor, çalışanların ücretleri artmıyor. Vergiler yoksulları açlığa, orta sınıfı yoksulluğa sürüklüyor.Her zam vergi gelirini artırmaz. Adaletsiz vergi, orta sınıfı eritirken ödeme gücüne sahip vatandaşlara vergi kaçırmak için bahane de üretir.Vergi aynı zamanda gelir adaletini dengeleyen bir araçtır. Ama AKP iktidarı bunu unuttu.Zenginden alamadığı vergiyi, köprü başını tutan Deli Dumrul gibi yakaladığı herkesten toplamaya uğraşıyor. Oysa Maliye Bakanlığı'nın raporlan, adalet duygusu taşıyan çağdaş bir iktidara doğru hedefi gösteriyor:Geçen yıl 2,4 katrilyon lira gelir vergisi, 2,9 katrilyon lira kurumlar vergisi toplanmış, buna karşılık 6,5 katrilyon lira gelir vergisi, 4,4 katrilyon lira kurumlar vergisi kaçırılmıştır.KDV deki kaçak oranı da yüzde 26,8 düzeyindedir.Bu kaçakları yakalama basireti gösteremeyen iktidar ne yapıyor?Terörle mücadelede başvurulan köy boşaltma veya köy bombalama benzeri bir yöntem kullanıyor:Vergi kaçıranların suçunu, günahını herkese ödetiyor. Böyle ilkel, dengesiz, adaletsiz bir yönetim anlayışı Afrika'da bile kalmadı.AKP önderleri, kanatlan altında semiren iktidar zenginlerinin "Çok iyi gidiyorsunuz" dolduruşuna gelmemelidir. Yalandır bu sözler.Orta sınıf haksızlığı görüyor, yoksullaşükça gözü açılıyor.AKP iktidarı kendi kuyusunu kazıyor!Böyle adamlar bize yaramaz!Kemal Derviş üniversite öğrenimini İngiltere'de, master ve doktorasını Amerika'da tamamladı.Dünya Bankası'nın yoksullukla mücadele programlarını üreten ve yürüten bölümlerinde yıllarca önemli sorumluluklar taşıdı ve Başkan Yardımcılığı'na yükseldi.2001'de yurda davet edildi, Devlet Bakanı olarak Türkiye'yi ekonomik krizden çıkaran istikrar programını yürüttü. 3 Kasım 2002 seçimlerinde CHP milletvekili seçildi.CHP'ye çağdaş bir vizyon ve ideolojik duruşuna netlik kazandırmak gerekiyordu. Çünkü bu parti her şeye karşıdır ama neye yandaş olduğuna dair halkı ikna edici bir söyleme sahip değildir.Yoksullukla mücadele alanındaki tecrübe birikimi ile uluslararası saygınlık kazanan bu adama CHP hizmet üreteceği bir iş bulamadı.Ve Kemal Derviş dün Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Başkanlığı'na getirildi. Şimdi o, yoksul ülkelerin umudu olacak.İnsanlık için, kendisi için hayırlı, uğurlu olsun. CHP'ye yazıklar olsun. Bize de geçmiş olsun!

Devamını Oku

İyi haber: Zırh eriyor

26 Nisan 2005

Millet Meclisi AKP'li Cemal Kaya'nın milletvekilliğinden istifasını kabul etti.Dokunulmazlık zırhından soyunduğu için yolsuzlukla suçlanan Kaya'nın yargılanması artık mümkün olacaktır.Meclise CHP'den milletvekili olarak giren ve sonra AKP'ye transfer olan Ağrı Milletvekili Cemal Kaya kamu ihalesi alabilmek için bu transferi gerçekleştirdiği ve yolsuzluk suçu işlediği iddialarına hedef olmuştu.Kaya'nın kendi iradesiyle yargılanmak istemesi ve Meclis'in de Anayasa gereği yaptığı oylamada istifasına onay vermesi memnuniyet uyandıran bir gelişmedir.İktidar grubu, dokunulmazlıkları AB normlarına getirmekte hâlâ direniyor ama, toplumun yolsuzluklar karşısındaki hassasiyeti bu zırhı eritmeye başlamıştır.Cemal Kaya örneğinin maliyeti, dokunulmazlıkları toptan kaldırmaktan bile daha ağır olabilecektir.Çünkü suçlanan siyasetçi, milletvekili sıfatını yitirmeden yargılanıp aklanabilecekken, şimdi bu sıfatını baştan kaybedecektir.Suçlandığı halde istifa etmeyenleri kamu vicdanı, mahkemeden kaçtığı için suçlu kabul edecektir. İtibar kaybından partisi de payını alacaktır.İşin doğrusu, meclisin kendisini bir "ön mahkeme" rolünden çıkarması ve dokunulmazlıkları toptan kaldırmasıdır. Belli ki onun için biraz daha bekleyeceğiz.Şimdi sıra CHP Genel Saymanı ve Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Yıldız'da..O da devletten haksız kazanç sağlamakla suçlanıyor. Dokunulmazlığının kaldırılması talebi Adalet Bakanlığı'na ulaşmıştır."Savcılıkça fezleke hazırlanması halinde hem CHP'deki yöneticilik görevimden hem de milletvekilliğinden istifa edeceğim" demişti. Şartlar yerine geldi.Onu da yargıya uğurlayacağımız günü umutla bekliyoruz!Bu vergi geri teperHükümet yüzlerce malın özel tüketim vergisini iki kat artırdı.Amaç, bütçe açığına merhem olacak ek vergi gelirini toplamak, belki biraz da artan ithalâtı kontrol altına almak..Vergi artırımı doğru bir araç mıdır, şüphe ediliyor. Halk "Bu vergileri lüks malları tüketen zenginlerden alacağız" diye uyutulacaktır ama getirilen şeyin "havyar soslu kazık" olduğu kısa zamanda farkedilecektir.Çünkü zenginler pahalanan lüks eşyayı yurt dışından ve türeyecek olan kaçak piyasasıdan temin edebilir. Kazık da sonunda, yaşam kalitesini yükseltmek için almayı hayal ettiği küçük şeylere ulaşma gücünü kaybeden orta sınıflara kalır.AKP'nin geleceği orta sınıfa vereceği umuda bağlıdır.Yaşam kalitesini yükseltmek bir yana yeni vergilerle halkın lokmasını eksilten iktidar, sürekli sermayesini yediğini görmüyor mu?

Devamını Oku

Germeyelim!

25 Nisan 2005

AKP iktidarı dün laiklik konusunda üçüncü kez uyarıya muhatap oldu.Önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı sonra Genelkurmay Başkanı, irticai kadrolaşmanın tehlikeli bir hal aldığını belirtmişken dün Anayasa Mahkemesi Başkanı, türbanla oynamaması için iktidara çağrıda bulundu.Türbanlı kızların üniversitelere öğrenci sıfatıyla, sonra da resmi dairelere kamu görevlisi olarak girmelerini sağlayacak tüm yasal düzenlemeler, Mustafa Bumin'e göre Anayasa'ya aykırı olacaktır.Anayasa değiştirilse bile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olacağı için AİHM'den geri dönecektir.Çünkü türbanın, inanç gereği takılan bir giysi olmayıp dini bir simge olduğuna, resmi daire ve üniversitelerde serbesti tanındığı takdirde zorlamalara yol açacağına dair Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları vardır.Ve bu kararları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi onaylamıştır.Görülmemiş sertlik..Anayasa Mahkemesi Başkanı, hiç dünkü kadar sert ifadeler kullanmamıştı. Bumin, iktidar kaynaklı türban zorlamalarından söz ederken açık bir "din sömürüsü" suçlamasında bulundu:"Yargı içtihatlarını bilmemekten kaynaklanmıyorsa (bu tutum), din duygularını kullanarak siyasi avantaj sağlamaya dönük bir davranış biçimidir!"Bumin, konuşmasını izleyen AKP önderleri üstünde soğuk duş etkisi yapan bir hatırlatma da yaptı:"Geçmişte bu yola başvuran partiler (RP ve FP) laiklik karşıtı bu eylemleri nedeniyle Anayasa Mahkemesi'nce kapatılmış, karara karşı AİHM'e yaptıkları başvurular da reddedilmiştir."Türkiye'nin dış kaynaklı sorunları nedeniyle güçlü olmaya ihtiyaç duyduğu bir dönemde türban gerginliği çıkarmak çok mu lazımdı diye sorulabilir.AKP güven vermeliBu soruyu iktidar da kendine sormalı.Çünkü Anayasa Mahkemesi Başkanı'nı bu konuda konuşturan sebep, İslâmi medyanın türbanı sürekli gündemde tutması ve AKP sözcülerinin türbana serbesti tanınacağı yolunda sık sık demeçler vermesi olmuştur.Üst üste uyarılar, AKP'nin meclisteki gücünü bir oldu-bitti yaratmak amacıyla kötüye kullanacağından endişe eden devlet kurumlarının iktidara yönelik güvensizliğini işaret ediyor.Evet türban sorundur ama iktidarın başarılı olup olmadığını belirleyecek büyüklükte bir önem ve ivedilik taşımıyor. Türkiye'nin bu konuda zamana ihtiyacı var.AKP türban kavgasını dondurmak, bu sayede sağlayacağı güven desteğini işsizlik, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadelede kovalayacağı başarının sermayesi olarak kullanmak zorundadır.Elde ettiği iktidar şansını türban yüzünden harcayan AKP'yi türban fanatikleri bile affetmez!

Devamını Oku

Şey etmek!

25 Nisan 2005

Meclis Başkanı Arınç iktidar partisinin tabanında taraftarı olan bir siyasetçidir."Türban inadına" bu makama adaylığını koyarken, tabandaki gücüne güvenmiş ve istediğini almıştır.İnadını simgeleyen "Şeyini şey ettiğimin şeyi" sözünü unutmadık.Ege'de "casus belli / savaş nedeni" kararının kaldırılması gerektiği konusundaki sözlerinin sonuçlarını ise Yunanlıların bu sözlerden cesaret alarak Kardak'ta giriştikleri kışkırtmalarla yaşıyoruz.23 Nisan kutlamaları sırasında TBMM Başkanı Arınç yine tartışmaya açık bir önermede bulundu:"Hamaset yaparak, geçmişimizi gereksiz yere yüceltmemizin bir faydası olmadığını gördük. Türkiye'nin, bugün bölgesinin en güçlü ülkesi olması gerekirdi. Ama şu anda bu konumda değil. Bunun sebeplerini cesurca tartışmalıyız."Gereksiz olan ne?Ulusal bir bayramda, milli egemenliğin simgesi olan meclisin başkanlığını yapan kişi olarak daha açık konuşmalıydı.Geçmişimize ait hangi değer gereksiz yüceltiliyor?Kurtuluş Savaşı'nı bile milletin emrinde ve denetiminde bir meclisle yapmamız mı?Saltanatı yıkıp modern bir cumhuriyet kurmamız, Türkiye'yi demokratik ve laik bir rejimle yönetilen, halkı Müslüman tek ülke yapmamız mı?Ulusal bayramlar, kutlanmaya değer miraslara ve onları bırakanlara şükran günleridir.Minnet ve coşku, o değerler etrafında milleti bütünleştirerek yeniler ve geleceğe dönük ortak ideallerin enerjisini üretir.Türkiye bugün, Bülent Arınç'ın "olması gereken yerde değil" tespitini doğruluyorsa sebep övgüyü hak eden hamaset, yani kahramanlıklar değildir.Tam tersine sözde yücelttiğimiz o değerlere bağlılıkta sapma göstermemizdir.Haydi tartışalım..Tartışmak lazımsa çok sorun var.Siyasetçiler, iktidarlar, kendi partilerinden olan yolsuzluk suçlularını daha ne kadar korumaya devam edecek?Laik rejime yönelik irticai kuşatma, devlet kadrolarını işgal yolundaki cüretini nereye kadar götürecek?AKP tabanındaki dindar kesimin güvendiği yazarlardan biri olan Ali Bulaç geçenlerde AKP'nin dünyayı ve Türkiye'yi yanlış analiz ettiği için sorunları çözemediğini belirterek şöyle diyordu:"Şu anda partiye yakın duran küçük bir zümre zenginleşiyor. Her iktidar gibi AK Parti de kendi zenginlerini yaratıyor. Bu zenginlik halka yansımıyor. Yansımadığı için de geniş kesimlerle AK Parti birbirinden kopuyor."Millete mal olmuş bayramların sebebi olan geçmişimizi değil de bunları mı yüceltelim?

Devamını Oku

Oyunu bozmak

24 Nisan 2005

Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili en gerçekçi değerlendirmelerden biri Ermenistan'dan geldi.Bağımsız Ermenistan'ın ilk Devlet Başkanı Levon Ter Petrosyan'ın siyasi danışmanlığını yapan Jirair Liparityan, soykırım iddialarının Batlı devletler tarafından Türkiye ve Ermenistan'a karşı "yaptırım oyuncağı" olarak kullanıldığını söyledi.Türkiye'yi rencide eden kararları niçin peşpeşe meclislerinden geçiriyorlar?Liparityan'a göre sebebi Türkiye'nin hızlanan AB sürecidir. Fakat Türkiye'yi yıldırma amacı elde edilse bile Ermenistan hiç bir menfaat elde edemeyecektir. İşte sözleri:"Avrupa ülkeleri Türkiye'nin AB'ye alınmaması için Ermeni soykırımıyla Ankara'nın sabrını taşırmaya çalışıyor. Yarın öbür gün Türkiye, AB maratonundan çekilmek zorunda bırakılınca büyük dünya devletleri soykırım meselesi gibi Ermenistan'ın nerede olduğunu da unutacaktır."Dinamit olursak..Uluslararası boyutlu şantaj apaçık ortada.Kimse tarihi hakikatleri bulmak istemiyor.Asıl hesap, gerçeklerin karanlıkta kalması ve Türkiye üstünde oynanan rehin politikası avantajının kaybedilmemesidir.Ankara bu kuşatmayı yaramazsa olaylar aleyhimize gelişmeye devam edecektir.Kasıtlı haksızlıklar, tehlikeli biçimde yükselen milliyetçilik dalgasını besliyor.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türk yargıcı Rıza Türmen, VATAN'a verdiği mülakatta bugün önemli bir uyarıda bulunuyor:"Yurtsever olmak anlaşılır bir şey. Ama bir de içe dönük, kapalı bir milliyetçilik var. İşte o ırkçılığa yol açabilir. İçinizdeki çeşitli dinsel ve etnik unsurları düşman gören milliyetçilik.. Bu ırkçılık faşizme yol açar.."Milliyetçi öfkeye kapılan ülkeler, düşmanlarının ateşle oynama isteğini tahrik ederler.Meselâ Kardak'ta sıklaşmaya başlayan tahriklerin ve Yunanistan'daki askeri okulda yaşanan bayrak provokasyonunun gerisinde bu niyetleri aramak gereksiz şüphecilik sayılabilir mi?Bu kapıyı açalımTürkiye karşıtlarıo AB yolunu kesemez. Bunu ancak dünyaya ve kendine güvenini kaybederek içine kapanan bir Türkiye yapabilir. Muhaliflerimiz buna oynuyor.Tuzaktan kurtulmanın yolu sabırlı ve uyanık olmak, papaza kızıp oruç bozma yanlışına düşmemek, ideallerimizi öfkeye feda etmemektir. Bunun için sağlam durmak yetmiyor, çözüme yardımcı olacak ilişkiler kurmak da gerekiyor.Türkiye, soykırım iddialarını inceleyecek bir tarih komisyonu kurulmasını Ermenistan'a bu amaçla önermiştir.Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan'ın arkadaşımız Safile Usul'a yaptığı açıklama bir "şartlı evet" içeriyor:"Ermenistan olarak iki ülke arasında acilen diplomatik ilişki kurulmasını istiyoruz. Ondan sonra Türkiye'nin istediği komisyonu kurmaya hazırız."Kuşatmayı yarmaya, oyunu bozmaya faydası olacak bu politik açılımı Ankara yabana atmamalı.

Devamını Oku

Atatürk özlemi

22 Nisan 2005

İsmet İnönü şöyle demişti: "Milli Mücadele'nin bir Millet Meclisi kurularak onunla beraber yürütülmesi son derece güç fakat harikulade isabetli bir karar olmuştur.. Askeri ve idari sahada, iç ve dış siyaset sahasında bu harikulade bir buluştur. Emsali de hemen hemen yok gibidir."Cumhuriyeti askerlerin kurduğuna dair bir "yarım doğru" yıllardır tekrarlanır durur. Bu teşhis, Atatürk'ün dehasını tam kavrayamamaktır.Atatürk, askerlerle sivil toplumu ölüm-kalım savaşında bile tek bir vücudun hayati uzuvları olarak kader birliğine sokarak milli mücadele ve cumhuriyet zaferlerini inşa etmiştir.Bağımsızlık savaşını, milli egemenliği temsil eden meclisten aldığı güçle kazanmıştır.Sezer'e yakışırdı..23 Nisan, saltanata son verip demokrasi ufkunu açan bir devrimdir.Nitekim Türkiye, tek parti rejiminden "savaş, işgal, ihtilâl gibi zora dayanan mecburiyetler olmaksızın" çoğulcu demokrasiye geçebilmiştir.Bu da benzeri az görülen bir örnektir. Ama yazık ki Türkiye çoğulcu demokrasiyi işletememiştir. Başarılı olabilseydik yakın geçmişin siyaset çatışmalarını, askeri müdahaleleri, ekonomik ve sosyal çalkantıları yaşamazdık.Ülke bugün AB sürecinde bazı kesimlerin uymakta zorluk çektiği büyük değişimler yaşıyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök'ün konuşması, değişimden tedirginlik duyan kesimlerin duygularını da yansıtmıştır.Fakat bu ihtiyaç, Türkiye siyasetinde asker ağırlığının hâlâ belirleyici olduğuna dair iddialan haklı çıkarmak pahasına karşılanmıştır.Eminim ki Orgeneral Özkök'ün konuşmasının altına Cumhurbaşkanı Sezer de imzasını atardı. Ve halkın önünde bu tespit ve uyarıları yapmak ona daha yakışırdı.Çankaya nerede?Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri'ni okurken "Atatürk'ün Çankayası"na ne kadar özlem ve ihtiyaç duyduğumuzu düşündüm.Serbest Fırka ile çok partili demokrasiye geçişin denendiği günlerde iki parti önderlerinin mücadele içine gireceklerini tahmin ettiğini belirten Atatürk şöyle diyor:"Cumhuriyet esaslarının kuvvetlenmesini temin edecek olan bu mücadeleleri memnuniyetle müşahede edeceğim ve şimdiden söyleyebilirim ki en çok kavgalı olduğunuz geceler sizi soframda birleştireceğim ve ayrı ayrı her birinize soracağım:Sen ne dedin? Niçin dedin? Senin cevabın ne idi? Neye istinat ediyordu?İtiraf ederim ki bu benim için yüksek bir zevk olacaktır."Çankaya'yı yalnız 23 Nisan'larda çocuklara açmak yeterli değil.Onu, ülke menfaati için yüksek düzeyde uzlaşmaları sağlamak ve ulusal egemenliğe anlam ve derinlik kazandırmak amacında Atatürk gibi kullanmak lâzım..

Devamını Oku

Ağamsın, pasamsın

22 Nisan 2005

Körler fili böyle tarif ederler!Konuşma Silâhlı Kuvvetler'in iki temel hassasiyetini vurgulamıştır. Bunlardan biri devlet ve ülke bütünlüğünü garanti eden üniter yapı, diğeri ise laik demokratik rejimi koruma bağlamında irtica ile mücadeledir.Türkiye'ye ihale edilen "Ilımlı islâm" modelini AKP iktidarı suskunlukla karşılamıştır. Orgeneral Özkök'ün güçlü itirazı bu bakımdan öncelikle siyasi iktidarı muhatap almıştır.Komutan, dini bireysellikten çıkararak onu toplumun talepleri olarak siyasete yansıtma gayretlerinin arttığını belirttikten sonra irticai örgütlerin "bu dönemde" kamu kurumlarına yönelik kadrolaşma çabalarının önemli mesafe kaydettiğini söylemiştir.Bu uyarının adresi de AKP iktidarıdır.İlk uyarı değilİktidar partisinin konuşmaya gösterdiği tepkiyi en hafifinden "vurdumduymazlık" diye tarif edebiliriz.AKP Genel Başkan Yardımcısı Fırat, Orgeneral Özkök'ün değerlendirmelerini "aklı selimin toplamıydı" diye övdü dün. "Böylesine aklı selim sahibi bir devlet adamına sahip olduğumuz için mutluyum" dedi.* İyi de, irticai kadrolaşma konusunda ne diyorsunuz, ne yapacaksınız?İşte cevabı: "Türkiye'ye yönelik her türlü yıkıcı faaliyetin üzerine gitmekte kararlıyız. İrtica da bunlardan biridir. Var ise böyle tehlikeler, iktidar, yargı ve diğer kurumlar üzerine gider. Devletin kendini koruma mekanizması vardır. Ek tedbire de ihtiyaç yoktur.."Dinci kadrolaşma konusunda yapılan ilk uyarı değildir bu.Daha bu ayın başında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok "Laiklik karşıtlarının ülkemizde güçlenme ortamı buldukları ve devlete sızdıkları bir gerçektir" demişti.Cumhurbaşkanı Sezer de, atama kararnamelerini geri çevirdiği kişilerin "vekâleten atama" yoluyla kilit noktalara getirilmesine itirazını bir mektupla Başbakan'a bildirmişti.Uyutma taktiğiDünkü yazımda bu eleştirilerin niçin Milli Güvenlik Kurulu zemininde seslendirilip takip edilmediğini sormuştum.Dün öğrendiğime göre bu görev yapılıyor fakat iktidar bildiğini okumaya devam ediyormuş..Başbakan Erdoğan "Milli Görüş gömleğini çıkardık" demişti ama siyaset üslubu belli ki sürüyor. Buna "Rüzgârdaki başaklar taktiği" diyorlar.Esinti güçlenince eğilir, rüzgâr durulunca dikleşir, büyümeye devam edersin..Orgeneral Özkök'ün sözlerini "ağanısın, pasamsın" övgüleri ile örtmek ve unutturmakta bu taktik işe yarar mı?Eğer siyaset ve sivil toplum sahiplenmez, demokratik sorumluluklarına sahip çıkmazsa olacağı odur.Demokrasi istiyorsak, askerin sırtından bu yükü devralmamız lâzım.

Devamını Oku

Halka açık mesaj

20 Nisan 2005

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök dün önemli bir konuşma yaptı.Dünya, bölge ve Türkiye siyasetini, ayrıca iç gündemimizi oluşturan sorunları irdeleyen ve Silâhlı Kuvvetler'in bakış ve duruşunu ortaya koyan 45 sayfalık konuşmayı hem dinledim, hem metni üstünden okudum.Baştan belirtmeliyim ki kapsadığı görüşlerin hemen tümüne katılıyorum.Siyasi iktidarın da ters düştüğü, bu nedenle uyarı mesajı aldığı hususlar -özellikle iki konu hariç- yoktur konuşmada.Genelkurmay Başkanı'nın "Benim bilimsel karargâhımdır" dediği Harp Akademileri'nde derinlik taşıyan siyasi değerlendirmeler yapması doğaldır. Çünkü Harp Akademileri, ordunun yarınki komuta kademelerini oluşturacak subaylan yetiştiren bir kurumdur.Konuşmanın önemini artıran fark, bir çok TV kanalı tarafından baştan sona naklen yayınlanmasından geliyor.Naklen yayına müsaade edilmesi, ister istemez askerlerin "kamuoyunun tanıklığında iktidara mesaj vermek" istediği biçiminde yorumları davet edecektir.İktidar boşluğu mu?Aslında milli hassasiyeti tahrik eden son olaylar nedeniyle toplumda tedirginlik ve güvensizlik duygusu oluşmuştu. Türkiye'nin milli bütünlüğü ve demokratik laik rejimi konusunda teminat verecek güçlü ve inandırıcı bir sese, toplumdaki tansiyonu düşürmek için ihtiyaç hissediliyordu.Ama merak edilen şudur:Bu rolü niçin siyasi iktidar üstlenmemiştir?Asker üyeler Milli Güvenlik Kurulu'nda bu ihtiyacı seslendirmişler de siyasi iktidarın aynı duyarlılığı paylaşmadığını mı görmüşlerdir?Genelkurmay Başkanı'nın konuşması, tedirginliğe kapılan çevreler üstünde güven artırıcı bir etki yaratmış olmalıdır.Fakat askerlerin Türkiye siyasetindeki belirleyici ağırlığını devam ettirdiği izlenimini pekiştiren bu görüntünün AB sürecimize olumlu katkı vereceğini herhalde düşünemeyiz.Korkarız ki 20 Nisan konuşması bir "iktidar boşluğu" nun göstergesi sayılacaktır.İki hassas sorun varBizce AKP iktidarının çıkaracağı en önemli mesaj, yeterli kararlılığı taban siyaseti kaygılarıyla göstermekte ihmal ettiği "ılımlı İslâm" ve "irticai kadrolaşma" konularıdır.Orgeneral Özkök, Türkiye'ye önerilen "Ilımlı İslâm modeli"ni kesinlikle reddederken "Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan tüm değerlerin kilit taşıdır" demiştir. Belli ki askerler dışardan sipariş edilen bu role hükümetin aynı kesinlikle karşı çıkmasını bekliyor.İrticai odakların, okul, yurt, şirket, dernek, vakıf ve medya gibi araçları toplumu örgütleme ve yönlendirmede etkili olarak kullandıklarını belirten Orgeneral Özkök'ün şu tespiti de uyarı niteliğindedir:"İrticai örgütler bu dönemde kamu kurumlarında kadrolaşma gayretlerini artırmış, önemli mesafeler kaydetmişlerdir."Bu konuşmayı iktidar ne şekilde algılayacak?Dileğimiz, tekrarına meydan vermeyecek çareleri hayata geçirmek için ders çıkarmasıdır.Ve ilk iş olarak da Milli Güvenlik Kurulu'nu daha özenle işletmesi, daha ciddiye alması..

Devamını Oku