Doğrular - yanlışlar

Bir düşünür "sorumluluk, yalnız ortası görülebilen bir sicime benzer, iki ucu görünürde yoktur" demiş

Haberin Devamı

Bir düşünür "sorumluluk, yalnız ortası görülebilen bir sicime benzer, iki ucu görünürde yoktur" demiş.

Çağdaş yönetim işte bunun için vardır.

Ahlâk, ilkeler ve yasalar, sorumluluğun yalnız bugüne ait bölümünü değil sonuçlarını da güvence altına alır.

Başbakan Erdoğan'ın bazı olaylar karşısındaki tavrını beğeniyor, tabandan gelen zorlamalar etkisiyle devlet politikalarında sapmalar yaratan bazı icraata onay vermesini garipsiyorum.

Meselâ türban tartışması nedeniyle koyduğu tepki yerindedir ve işe yaramıştır.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Bumiriin türbanla ilgili sözleri, hukuki bir tespitti ve türban yasağını kaldırmak amaçlı girişimlerin beyhudeliğini haber veren bir uyan idi.

Meclis Başkanı Arınç buna "Anayasa Mahkemesi'ni kapatırım haaa!" tonunda tepki gösterince siyasi gündem altüst oldu.

"Gerilim politikalarından nemalanmak isteyen bir anlayışın temsilcisi değiliz. Suni gündemler oluşturanların bu ülkeye verebilecekleri bir şey yoktur" diyen Başbakan, tırmanışı durdurmuştur.

Gücünü zamanında kullanmıştır.

Erbakan'a "Öde hocam"
VATAN'ın bugünkü manşeti de Başbakan Erdoğan'a puan getirecek bir haber veriyor.. Necmettin Erbakan "kayıp trilyon" davası nedeniyle 28 ay hapse mahkûm oldu. Hazine, Refah Partisi'nde buharlaştirılan 1 trilyon liralık devlet yardımını faiziyle beraber 9,5 trilyon lira olarak geri istiyor.

Saadet Partisi Genel Başkanı Kutan'in talebi ile Başbakanlık konutunda bir toplantı yapıldı ve Erbakan'in ricası Erdoğan'a iletildi.

Erbakan'ın cezasını evinde çekebilme hakkından yararlanması için Hazine alacağını ödemesi gerekiyor. Erbakan'ın bu kadar parayı ödeme gücünü sahip bulunmadığından bahisle Başbakan'dan kolaylık istendi.

VATAN'ın istihbaratına göre Başbakan Erdoğan "Hocamızın cezaevine girmesini ben de istemem ancak bu paranın da ödenmesi gerekir. Yapacak başka bir şey yok" demiş..

Bu iki olay karşısındaki performansı Erdoğan'ın liderlik sorumluluğunu hakkıyla taşıdığını gösteriyor.

Seyirci kalmamalı idi..
Fakat TÜBİTAK'ı iktidar kontroluna sokan yasaya seyirci kalması, onu büyük bir vebal altında bırakacaktır.

Yeni yasa ile TÜBİTAK'ın 14 kişilik yönetim kurulu üyelerinden yedisini ve başkanı Başbakan atayacaktır. Bu durum, araştırmalar için tahsis edilen devlet kaynaklarının bilimsel kriterlere uymayan tercihlerle dağıtılmasına ve bilim adamlarının siyaset kulislerinde yıpranmasına, bazılarının yozlaşmasına sebep olacaktır.

Kadrolaşmanın da sınırı olmalı.!

Vebal doğuracak bir icraat da AİHM'deki türban davalarında Türkiye'yi savunan avukatın değiştirilmesidir. Leylâ Şahin davasında Türkiye'yi Avukat Şükrü Alpaslan savunmuş ve Türkiye haklı bulunmuştu.

Davanın temyiz duruşması 18 Mayıs'ta Büyük Daire'de görülecek ve Türkiye'yi bir bürokrat temsil edecek. Niye?

İktidar Türkiye'nin laik rejiminin başarı ile savunulmasını istemiyor mu?

Kaleye gol yiyecek bir kaleci koymak ve Türkiye'yi savunma zaafına sokmak kaleciyi mi, yoksa o tercihi kullanan iktidarı mı sorumluluk altına iter?

Başbakan iş işten geçmeden bu soruyu kendine ve çevresine şimdiden sormalıdır.

DİĞER YENİ YAZILAR