Yakın geleceğimizle ilgili bir tehlike alarmını bilimsel bir araştırmanın sonuçları da doğruladı.
Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nin ilköğretim öğrencileri arasında yaptığı bir araştırma şu gerçeği belirledi ki, mafyalığı artık bir meslek olarak algılayan ve "büyüyünce mafya olacağım" diyen çocuklarımız var!
Doç. Dr. Adnan Gümüş, yoksul ailelere mensup çocuklarda mafyalığın bir iş alanı ve meslek olarak algılandığını söyledi.
Bunun sebeplerini biliyoruz. Yoksulluk, işsizlik ve göç, bugünden yarına çözülecek sorunlar değildir. Ama değerler aşınmasını körükleyen bir sorun var ki çözümü para gerektirmiyor, toplumsal sorumluluk yetiyor.
Araştırmayı yönetenler, TV kanallarında hızla yayılan mafya içerikli film ve dizilerin özendirici etkilerini bu yönelişin önemli etkenlerinden biri olarak görüyor.
Bu diziler, örgütlü suç dünyasını yermiyor, adetâ yüceltiyor.
Para, silâh, güç, macera ekseninde, insanın soylu yanına değil; şiddete, kanunsuz güç kullanarak para ve kudret sahibi olmaya, şehevi arzulara ve marazi korkulara hitap eden bu programlar, kanun ve ahlâk dışı yıkıcı değerlerin yaygınlaşmasına hizmet ediyor.
Bu programları izleyerek büyüyen yoksul bir gencin, başarısız birkaç iş arama girişimi ardından beline bir tabanca koyup büyük bir kentin karanlığına kendini atmasına şaşabilir miyiz?
Valiler toplantısında dün Başbakan Erdoğan yoksulluğun göçlere yol açtığını, bunun en kötü sonucunun da "suça teşvik edilen çocuklar" olduğunu söyledi.
Doğru ama yoksulluk ekonominin büyümesi ile azalacak. Eğitimin kalite kazanması zaman alacak. O zamana kadar bizler TV'lerdeki mafya dizileri ile, bu dizileri teşvik eden büyük izlenme oranları ile, canavarını kendi eliyle büyüten Frankeştayn gibi mi davranacağız?
"Devlet yasaklasın bu dizileri" diyemeyiz.
Eğer gözümüzün önünde büyüyen bu tehlike bizi korkutmuyorsa, bu dizileri durdurmanın onları izlememekle mümkün olduğunu bile bile seyretmeye devam ediyorsak kimi suçlayabiliriz?
Kendini ve çocuklarını korumak asıl sivil toplumun görevidir.
Başbakan'a ne oldu?
"Son günlerde hükümetle ilgili eleştiriler sıklaştı. Bir anda bu kadar çok eleştiri yapılması bir tesadüf değil. Birileri düğmeye bastı.."
Bu sözler Başbakan Erdoğan'a ait..
İktidar sahiplerinin eleştiriye tahammülsüzlüğü hayra alâmet değildir.
Daha vahimi, bu eleştirilerin samimiyetinden şüphe duyulması ve düşman odakların güdümünde eyleme geçirildiğine inanılmasıdır.
Başbakan medyayı ispiyonculukla suçlamıştı. Önceki gün de TÜSİAD'a uzaktan kumandalı bir örgüt imasında bulundu.
Bu algılayış ciddi bir hastalığa işaret ediyor.
William Churchill'in şu sözlerini anımsamak yararlı olabilir:
"Eleştiri güzel bir şey değildir ama gereklidir. Ağrı da aynı işi görür; vücutta bir aksaklık olduğunu haber verir."
Tayyip Erdoğan eleştirinin, gördüğü cömert övgüler kadar doğal, hatta onlardan daha gerekli olduğunu anlamak zorundadır.
Eleştirisiz demokrasi olmaz.
İzlemeyelim!
Yakın geleceğimizle ilgili bir tehlike alarmını bilimsel bir araştırmanın sonuçları da doğruladı
Haberin Devamı

