Kararlılık gördük

Vatan, hükümetlerle alışverişi olmayan bir gazetedir. Biz denetim görevimize zarar vermesi riskine karşı iktidarlarla ilişkilerimize mesafe koyarız

Haberin Devamı

Dün ilk kez Başbakan Tayyip Erdoğan'la bir mülakat gerçekleştirdik. Çünkü...

Türkiye'nin müzakere tarihi aldıktan sonra AB motivasyonunu kaybettiğine dair şüpheler var. Bu şüpheler Brüksel'deki yetkililerce bile ifade edildi.

Diğer yandan Amerika ile ilişkilerde arızalar başgösterdiği, Washington'daki resmi ağızlar açıkça söylemese de Pentagon'dan telkin aldıkları belli kalemlerin şantaj kokan suçlamalarından anlaşılıyor.

Türkiye'de statükocu ve içe kapanma yanlısı çevreler bu olumsuz havayı sömürmek çabasındadır. Milliyetçi rüzgârları besleyen bu gidiş, iktidarın temel tercihlerinde sapma yaratacak bir tehlike oluşturuyor mu?

Siyasi ve ekonomik istikrar bu gelişmelerden zarar görebilir mi?

Bu önemli soruların cevaplarını aramaya gittik. Ben şahsen hayli rahatlamış olarak dönüyorum.

Neden sertleşmiş?
Kendine güvenini kaybettiğini gizlemekte başarılı olamayan bir başbakanla karşılaşacağımı bekliyordum.

Çünkü Tayyip Erdoğan'ın son zamanlarda medyaya ve TÜSİAD'a yönelik suçlayıcı eleştirileri onun sağlıklı düşünme disiplininde zaaflar belirdiğini düşündüren kaygı verici çıkışlardı.

Acaba milliyetçi sömürünün AKP grubunda bölünme tehlikeleri yaratmış olması mı sinir sistemini bozmuştu?

Hayır.. Başbakan sorunların yapay olduğunu düşündüğü halde bunları önemsediğini, ortak akılla tümünün üstesinden gelebileceklerini net ifadelerle anlattı bize.

Bu güvenceleri verirken medyayı "ispiyonculukla suçlayan, TÜSİAD'ı "herkes kendi işini yapsın" diye paylayan tavrından eser yoktu.

Tepki gösterirken seçtiği kelimeler nedeniyle yanlış anlaşıldığını, polisin kötü muamelesine yönelen eleştirilerin AB için kritik bir eşikte yoğunlaşması yüzünden rahatsız olduğunu savundu.

İki hedef ve güvence
Başbakan, AB sürecinin duraksamadan devam edeceğini, kamuoylarında oluşan rahatsızlıkları ABD yönetimi ile mutlaka ortadan kaldıracaklarını anlattı.

NATO Zirvesi sırasında ABD Başkanı Bush'un "Aynı sıkıntıları biz de yaşıyoruz. Türkiye'ye gelmem gerekiyorsa gelirim" dediğini belirtip şunu ekledi: "En son siz geldiniz, ben geleceğim dedim. Mayıs sonu veya haziran başı biz gideceğiz.."

Peki tabandan esebilecek ters rüzgârlar, Başbakan'ın öne çıkan iki hedefi için ne büyüklükte bir risk faktörü olabilir?

Cevabı şu: "Ben tabanıma göre bugüne kadar politika yapmadım. Benim farklılığım politikada biraz da buradan.. Büyüklük neyi gerektiriyorsa, ülkenin gerçekleri neyi gerektiriyorsa bunu yapmak zorundayım. Bunu yapmazsak şimdiye kadar olduğu gibi bedel ödemeye devam ederiz."

Türkiye'nin istikrar içinde refah arayışına temel olan hedefler, bu hedeflere inanan çoğunluğun desteğini bekliyor.

Bu yoldaki doğal müttefiklerinden gelecek yapıcı eleştirilerin ardında kötü niyet aramayan demokratik bir anlayışı kazanma sabrı da Başbakan'a düşüyor.

DİĞER YENİ YAZILAR