Kırmızı çizgi

Laiklik demokrasinin olmazsa olmazıdır. Düşünce özgürlüğü de öyle. Bu iki kavram hangi noktada çatışır ve suç oluşturur?

Haberin Devamı

Laiklik demokrasinin olmazsa olmazıdır. Düşünce özgürlüğü de öyle. Bu iki kavram hangi noktada çatışır ve suç oluşturur?

Yargıtay Genel Kurulu bu alanda hayli tartışma yaratacak bir karar oluşturdu.

Kimi bu liberal kararın Türkiye'ye yeni ufuklar açacağını, kimi laiklik karşıtı cereyanlara cesaret vereceğini düşünecektir.

Sorun hem demokratik özgürlüklerin Avrupa normlarına ulaşması, hem de laik rejimin korunmasıdır.

Bu iki ihtiyaç hangi noktada çatışıyor ve bu iki kavramın güvenliği için uzlaşma noktası nerede duruyor?

Aranması ve bulunması lâzım.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Milli Gazete yazarı Selâhattin Aydar'ın bir yazısı nedeniyle yerel mahkemenin verdiği 1 yıl 8 ay hapis cezasını onaylayan Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararını kaldırdı.

Laiklik kime emanet?
Kararda, davaya konu yazıdaki bazı ifadelerin laiklik ilkesiyle çeliştiği kabul edilmekle beraber Avrupa insan Haklan Mahkemesi'nin şiddet içermeyen beyanları, bunlar "şok edici" bile olsa düşünce özgürlüğü içinde değerlendirdiği hatırlatılıyor.

Laiklik karşıtı suçlara ceza öngören TCK'nın 163. maddesini kaldıran meclisin bunun yerine başka bir yaptırım getirmediğini belirten kararda, laiklik ilkesinin yine de korumasız bırakılmadığı anlatılıyor.

Biri toplumsal güvencedir: Kararda laikliğin toplumca zayıflatılamaz düzeyde benimsendiği ve "kahir çoğunluk"un sahiplenmesine emanet edildiği belirtiliyor.

Yargı güvencesine gelince...

Laikliğe aykırı beyanın şiddet önermesi, halkı kin ve düşmanlığa sevkedici kesin ve yakın bir tehlike doğurması halinde 312/2'nci madde kapsamında ceza göreceği "tartışmasız bir gerçek" olarak kaydediliyor.

Cezayir ve Madımak
Karşı oy gerekçeleri de dikkate alınmayı hak ediyor. İşte birkaç örnek: "Sanık laikliği savunanlan dinsiz, dessas (hileci), ehli küfür olarak nitelemektedir ki bu sözlerde ayrıca şiddet aranmasına gerek bulunmamaktadır."

"Şeriata yönelik söylemlerde şiddet anına kadar müdahale etmemek, cihat ilânına veya o ortamın oluşacağı ana kadar eyleme müdahale etmemek sonucunu da doğurmaktadır. Cihat anını beklemenin pratikte Cezayir'de ortaya çıkan sonuçları gözler önündedir.. Sivas'taki Madımak olayının da unutulmaması gerekir."

Karar bu davayı bitirmiştir. Ama benzer olaylar için örnek değildir.

Yazarın mahkûmiyetini onaylayan daire kararını 2'ye karşı 3 oyla vermiş, mahkûmiyeti bozan karar da genel kuruldan 13'e karşı 14 oyla çıkmıştır.

Yargı ve bilim çevrelerinin önünde ciddi bir tartışma gündemi bulunuyor:

Demokratik özgürlükleri daraltmadan laikliği ve kamu düzenini koruyacak kırmızı çizgiyi belirlemek..

DİĞER YENİ YAZILAR