Bilmek hakkımız

Bazı sorunları çözemeyiz. Başta maddi imkân yokluğu olmak üzere bir sürü sebep çıkabilir

Haberin Devamı

Bazı sorunları çözemeyiz. Başta maddi imkân yokluğu olmak üzere bir sürü sebep çıkabilir.

Halkın güvenliğini ve kamu düzenini korumakla yükümlü devlet de aynı çaresizliğe düşebilir. Ne olacak o zaman? "Allahın dediği olur" deyip tevekkül mü göstereceğiz?

Bilmeden bindiğimiz LPG'li taksinin içinde yanarak veya yine çürüklüğünden habersiz girdiğimiz kamu binalarında bir depreme yakalanıp altında ezilerek ölmeye mahkûm mu olacağız?

Makine Mühendisleri Odası geçen hafta korkunç bir rapor açıklandı:

Türkiye'de yakıt olarak LPG kullanan 1,5 milyon araç bulunuyor ve bunların beşte dördü "gaz sızdırmazlık raporu" bile olmadan serseri mayınlar gibi dolaşıyor. Çoğu taksi olan bu araçlar, bindikleri alâmetin kıyamete gitmekte olduğundan habersiz insanları taşıyıp duruyor.

Ekmek kavgasının dayattığı mecburiyetlere saygımız var ama yakıttan tasarruf uğruna insan hayatı ile oynamayı kimse savunamaz.

Bir milyon taksici ailenin düşmanlığını çekmekten korkan bir iktidar için bile alınabilecek tedbir vardır: LPG'li araçların üzerine görünür bir işaret koymak!

Önce insana saygı
Bilme hakkı demokratik toplumların ayrıcalığıdır. Bilen insan LPG'li taksilere ya riski göze alarak binecek veya binmeyi reddedecektir.

...Ve güvenliği tercih eden tüketicilerin davranışı, LPG'yi tercih eden taksicileri terbiye edeceği için tehlike yaratan araçlar kendiliğinden azalmaya başlayacaktır.

Aynı sorun, depreme dayanıklı olmadığı saptanmış kamu binaları için de geçerlidir. Birçok kamu binasının depremde yıkılacağından içinde çalışanlar bile habersizdir.

Pek çok devlet okulu aynı durumda..

Bir vatandaşın katlanacağı riskin derecesini tayin etmeye devlet, hükümet yetkili olamaz. Bu hak bireyindir.

Bir memur belki can güvenliği uğruna işini feda edecektir; bir aile binası sağlam diye çocuğunu paralı bir okula nakletme fedakârlığını göze alacaktır. Bu hak, bilgi karartma yoluyla engellenemez.

Bilirse halk yapar
Halkın bilme hakkına saygı temelli bir politika, özel mülkiyetli yapıların bile depreme karşı güçlendirilmesini teşvik edecek çaredir.

Devlet, sağlamlık durumunu kamu binaları yanında özel yapılarda da araştırıp sonuçlarını mülk sahiplerine bildirmiş olsaydı, şimdiye kadar kim bilir ne kadar mesafe alınırdı..

Bunun için devletin büyük paralar harcamasına da gerek yok. Sadece tespit yapıp tehlikede olanlara haber verecek.

Gerisi halkın kendi bilincine, imkân ve sorumluluğuna emanet edilecek..

Oysa ne yaşıyoruz? İnsan gibi korkuyor, koyun gibi bekliyoruz.

Tüm kat sahipleri "olur" demedikçe hiçbir apartman güçlendirilemiyor.

İktidar iki seneden beri büyük çoğunluğu rehine gibi yaşatan Kat Mülkiyeti Yasası'nı bile değiştirmedi.

DİĞER YENİ YAZILAR