Zafer sayılacak bir başarıdan daha güçlü kanatlandırıcı duygu tanımıyorum ben.Özal döneminde New York'ta açılan "Muhteşem Süleyman Sergisi" sırasında tatmıştım bunu. Aynı gurur ve sevinci perşembe akşamı Londra'da Royal Academy of Arts'ta açılan "Türkler - Bin Yılın Yolculuğu 600-1600" sergisinde yaşadım.Dünyanın en prestijli müzelerinden derlenen eserlerin yarattığı büyü, Türklerin sadece fetihlere ve yalnız Osmanlı'ya dayanan bir tarihe sahip olmadığını, Çin'den Adriyatik kıyılarına uzanan büyük coğrafyayı etkileyen ve etkilenen dinamik bir kültürün mirasçısı olduğunu anlatıyor.İngiliz basınının gösterdiği şaşırtıcı ilgi ve sergiyi gezen İngilizlerin bize dönük tavırlarına yansıyan etkilenmeler, AB toplumlarını ikna etmek ve direnen kapıları açmak amacında kullanacağımız altın anahtarın yerini ve yöntemini öğretmiştir.En etkili dil: KültürBu sergiyi tasarlayan, örgütleyen ve mali olarak destekleyen kişi ve kuruluşlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Londra'da en az yarım milyon ziyaretçi çekmesi beklenen bu sergi keşke Avrupa'nın öteki başkentlerini de ziyaret edebilse. Keşke Türkiye'ye de getirilebilse.Türkiye'nin tam üyeliği ile AB'nin Balkanlar'dan Orta Asya'nın en ucuna kadar ne kadar etkili bir nüfuz gücüne eşirebileceğini, mirasımız olan ortak dilin siyaset ve ekonomide ne mucizeler yaratmaya kadir olduğunu hiç bir diplomatik hatta askeri aktivite bu kadar ikna edici biçimde anlatamaz.Türk halkına ihtiyacı olan övünç, gurur ve sorumluluk duygusunu vermekte de pek az alet bu kadar etkili olabilir.Londra merkezli bir proje geliştirme şirketi olan Whichcontent Limited'in yöneticisi olan Mehmet Ekşi gecen gün Radikal'de, AB üyeliği için bütün şartları yerine getirsek bile kamuoyu engelini aşmakta zorluklarımızın büyüyeceğini söylüyordu.Gerçekten de Türkiye'nin AB üyeliği, Avrupa ülkelerinde iç siyasetin sömürü ve kışkırtma malzemesi oldu. Fransa ve Avusturya, üyelik için nihai kararın halk oylaması ile verileceğini şimdiden belirledi. Bu ne demektir?Almanya'daki utançSiyasetçiler için Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemenin siyasi maliyeti ağırlaşacak, dost politikacılardan yardım görmemiz zorlaşacaktır.O nedenle siyasi eylem zeminindeki çabaları zaafa uğratmadan AB toplumlarını etkilemeye yönelik faaliyetlere daha çok akıl, zaman ve para ayırmamız gerekecektir.Londra'daki sergi cesaret ve umut verici bir başlangıçtır. Kültür ve sanat mirasımızın büyüleyici etkisinden yararlanmak için sürekli benzer projeler üretilmeli, bir yandan da Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımıza misyon taşıdıkları bilincinin sorumluluğu kazandırılmalıdır.Dün Hürriyet'te çıkan haberi görünce şaşırdım ve üzüldüm. Almanya'da bazı Türkler, 2 Euro'luk yerine aynı büyüklükteki 1 YTLyi kullanarak sigara, kahve ve çikolata otomatlarını boşaltmaya başlamışlar.Ne hakları var bu kötülüğü yapmaya?Binbir emekle elde edilen olumlu neticeleri egoistçe kirletmenin ayıbından arındırmak ve Avrupa'da yaşayan Türklere ülkelerinin temsilcisi şuurunu kazandırmak imkânsız mı?
Yıllar önce bir Alman siyasetçi 'Türkiye'yi AB'ye alamayız, çünkü.." diye başlayıp üç sebep saymıştı:"Almanya'da yaşayan yurttaşlarınızdan biliyoruz ki, çocuklarınızı dövüyor, sokakta hayvan kesiyor ve pijama ile balkonda oturuyorsunuz.."Katılım müzakereleri için tarih verdiklerine göre herhalde epey bir düzelme gördüler veya değişim yeteneğimizden etkilendiler.Ama değişmesi gereken daha bir sürü kötü alışkanlığımız var ve bunların başında yolsuzluklarla mücadele alanındaki isteksizliğimiz geliyor.Lâfta herkes temiz toplum, temiz siyaset istiyor. Rüşvetle geçinenler bile rüşvet alırken yakalananları lanetliyor. Yani herkes sonuçlara bakıp sövüp sayıyor fakat iş, sebeplerin üstüne yürüyen çareleri hayata geçirmeye geldiğinde ipe un seriyor.Memura isimlikİstemekle temiz toplum olunmuyor. Bu bir inşa sürecidir.Siyasetçiler bizde ekonomiyi büyütmek, büyüyen pastayı adaletle dağıtmak, hizmetleri etkinleştirip hak ve özgürlükleri genişletmek aşkı ile istemiyor iktidarı, yakınlarına imkân dağıtmak için istiyor.Devlet kadrolarını yağma eden partizanlığın derdi, eşi-dostu yoksulluk sınırında bir yaşama yetecek memur maaşına bağlamak değildir.Partizanlık, devlet kasasını örgütlü olarak soyma hazırlığıdır.Soyulmaktan bıkan Türk halkı, kendi pratiği ile bazı çareler buldu ama bütün partiler aynı olduğu için bunları hayata geçiremedi. Meselâ bürokratların göğüslerinde isimlik taşıması rüşvete karşı küçük fakat etkili bir tedbirdir. Çünkü rüşvet isteyen kişi adının bilinmesini istemez.Umudumuz ABSeçilmiş veya atanmış herkes ayrımsız hesap verebilir olmalıdır. Tayyip Erdoğan, milletin bu özlemini bildiği için seçimden önce milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırma sözünü verdi.AB ve IMF konusundaki düşüncelerini değiştirerek mucize yarattı ama dokunulmazlık zırhına elini uzatamadı.Bizi AB'ye almazlarsa, sebebi yolsuzluklarla mücadeledeki gönülsüzlüğümüz olacaktır.AB'nin son ilerleme raporunda Ankara'dan "Yolsuzlukla Mücadele Birimi" kurulması ve Yolsuzlukla Mücadele Yasası çıkarılması istendi.Bununla ilgili yasa taslağı hazırlandığı halde Başbakanlık'ta takılıp kaldı. Müsteşar Ömer Dinçer'in mevcut mevzuatı yeterli bularak yolsuzluklarla mücadele için ayrı bir birim kurulmasına karşı çıktığı bildiriliyor.Mevzuat yeterli ise bu bataklık nereden ürüyor?Avrupa Birliği'nin, yolsuzlukla mücadele için bağımsız ve güçlü bir yapı oluşturulması konusundaki ısranndan taviz vermemesini diliyoruz.Çünkü Türkiye'de şu an tek değiştirici kuvvet Avrupa Birliği'dir.
Amerika'ya karşı güvensizlik hiç bu kadar büyük ve yaygın olmamıştı.BBC'nin 21 ülkede yaptığı anket bu gerçeği onaylıyor. Ankete katılanların büyük bölümü, Bush politikalarının dünyayı gün geçtikçe daha tehlikeli hale sürüklediğini düşünüyor.Bunda elbette ABD'nin Irak konusunda dünyayı aptal yerine koyan yalanlarının ortaya çıkması başlıca sebeptir. Irak'ta kitle imha silâhları bulunamadı, terörle bağlantısı ispat edilemedi.Ebu Gurayb fotoğrafları Amerika'nın yüksek insani değerleri koruma iddiasını yerle bir ettiği gibi kaba, iğrenç, ahlâksız bir kimlik inşa etmiştir.ABD eski Dışişleri Bakanı Albright'ın dediği gibi, Amerika'nın gücünü hoyratça kullanan işgalci kimliğine yönelen nefret, Amerikan askerlerine kurşun sıkmak için fırsat kollayan terör örgütleri üstünde mıknatıs etkisi yapmıştır.BBC'nin anketine göre Bush'un küresel güvenlik için tehlike olduğuna inananların oranı en yüksek Türkiye'de çıktı. Yüzde 82..Türkiye'yi Arjantin (yüzde 79) ve Brezilya (yüzde 78) izliyor. Yani Amerika'nın imajı yalnız Müslüman ülkelerde çökmüyor.Türk halkındaki güven kaybının başka nedenleri de vardır.Kuzey Irak'ta görevli Türk askerlerine çuval geçirilmesi, ilişkilerde derin yaralar açmıştır.PKK'yı terör örgütü ilân etmesine, Apo'yu yakalayarak Türkiye'ye teslim etmesine rağmen Amerika, bu örgütü işgal otoritesi olarak bulunduğu topraklarda söz verdiği halde tasfiye etmemiş, tersine, kolladığını düşündüren politikalara yönelmiştir.Amerika şimdi de göç yoluyla Kerkük'ü bir Kürt şehri yapmaya dönük oyunlara seyirci kalıyor. Dün Kerkük'ün demografik yapısını değiştirme girişimlerinden rahatsız olduğunu söylerken bugün "Kerkük Irak'ın iç işidir" diyerek hileye şemsiye açıyor.Amerika'ya dünya, özgürlüğün, adaletin ve güvenliğin sigortası olarak bakıyordu. Artık bu imaj kayboluyor. Erimenin hızı Türkiye'de daha yüksek, çünkü itibarı aşındıran sebeplere en yakın biziz, zararını da en çok biz görüyoruz.Dileğimiz, Amerika'daki açık toplumun, Amerikan liderliğini ayağa kaldıracak silkinmeyi gerçekleştirmekte çok geç kalmamasıdır.Tanrı Türkiye'yi ve insanlığı korusun..Asıl ziynet işte budurBaşbakan, Moskova'da eşine hediye edilen kolye ve broşu iade etti.Bu kararları nedeniyle Erdoğan ailesini kutluyoruz.Medyadan gelen eleştiri ve uyanlara karşı keşke o sert tepkiler de gösterilmeseydi.Neyse, değişimin sancısı deyip unutalım ve bu sayede dünyaya gelen bebek için sevinelim.Halkın talep ve özlemlerine cevap veren bu tavır umarız siyaset geleneğimize artık kazandırılmıştır.Ve dileriz medyanın "dördüncü güç" işlevine saygı gösteren bir iktidarın bu nedenle kaybetmeyeceği, tersine yüceleceği, siyasetçiler tarafından fark edilmiştir.Hepinize mutlu bayramlar diliyorum.
Rusların İran'da yaptığı reaktör üç yıla kadar nükleer silâh için kullanılabilecek yakıtı üretme kapasitesiyle devreye girecek.Bu gelişmeyi Amerika önlemek istiyor. Ama yine kaba güç kullanma tehdidi ile..Başkan Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice bir süre önce, diplomatik ikna yollan kapandığı takdirde "Önleyici askeri önlem almaktan başka çare kalmadığı bir an gelebilir" demişti.The New Yorker Dergisi'nin Pulitzer ödüllü muhabiri Seymour Hersh, İran'a giren özel timlerin istihbarat topladığını belirterek Bush yönetiminin önümüzdeki yaz İran'a saldırı için adım atacağını haber verdi.Ve dünyanın güvenliğini çok daha derinden sarsabilecek yeni bir tehdit doğu sınırımızda büyümeye başladı.Haksızlık batırırDergi, Amerikalı bir istihbarat yetkilisine dayanarak alarm veriyor:"Bu, teröre karşı bir savaş ve Irak bu savaşın sadece bir cephesiydi. Bir sonraki adımda İran saldırısını göreceğiz. Bu savaşı kazanmamız için önümüzde sadece 3 yıl kaldı.."Başkan Bush'un "İran daha açık davranmazsa bu ülkeye askeri eylem yapmanın masadaki seçeneklerden biri" olduğunu söylemesi ve dün İran'ın meydan okuyan bir çıkış yapması, Irak'taki oyunun yeniden sahneye konulduğu korkusunu uyandırıyor.Amerika Irak'ta yalanları ile inşa ettiği onur kırıcı yıkımdan ders almadı mı?Washington'un paranoyak siyaseti Irak'ta rezil olup iflâs etti. Saddam'ın kitle imha silâhlarına sahip olduğu iddiasının onursuz bir yalan olduğu ortaya çıktı.Savaştan önce Irak'la bağlantılı bir terörizm yoktu. Ama Amerikan işgali sayesinde Irak terör ülkesi oldu.İran, Irak değil..Amerika, terör dilini kullanan fanatik öfkenin saldırılarına karşı küresel savunma misyonunun liderliği iddiasındadır.Acaba Bush yönetimi, Irak'tan ders almadıkları takdirde Amerikan liderliğinin altını daha çok oyacaklarını ve dünyayı daha büyük bir karmaşaya sürükleyeceklerini görmüyor mu?İran'ın Irak gibi yapay bir devlet olmadığını, dili ve kültürüyle iki bin yılı aşan bir mirasa saldırmanın maliyetini hesap edemiyor mu?Amerika yakın zamana kadar soldan kaynaklanan bir düşmanlığın hedefi iken Bush hem sağı, hem solu Amerikan karşıtlığında birleştirmiştir.Washington, diplomasi denilen yumuşak gücü onarmadan kaba kuvvet kullanmaktan vazgeçmek zorundadır. Çünkü haklılığı ispatlanmamış kaba güç sadece yıkıyor, iyi bir şey inşa edemiyor. Ve Irak'ta olduğu gibi sadece terörün yararlandığı bataklıklar üretiyor.Irak'a saldırırken Birleşmiş Milletler'i küçümseyen ve işlevini, itibarını tahrip eden Bush yönetimi, batağa saplandıktan sonra düştüğü pişmanlığı hatırlamalıdır.Hür dünyanın soğuk savaşı bile kaba kuvvet kullanmadığı için kazandığını da unutmamalıdır.
Gaziantep'te yıllarca belediye başkanlığı yapan Celâl Doğan, açık fikirlere sahip temiz, saygın ve sağlam bir CHP'lidir.Doğan'in dün Radikal'de Neşe Düzel'e yaptığı açıklamalar, iç çatışmaların girdabından partiyi kurtarmak için kendini aşma fedakârlığını kabullenmiş kurultay delegelerine aklın yolunu gösteriyordu.Celâl Doğan'a göre Deniz Baykal miadını doldurmuştur.Bu gerçeği sadece liderin etrafındaki hipermetroplar görmüyor. Lider sultası parti içi demokrasiyi yok etmekle kalmamış, partinin sosyal demokrat kimliğini de aşındırmış, hatta saptırmıştır.Şu fotoğrafa kim itiraz edebilir?"Oxford mezunu da olsanız, Eyüp ilçesinde delege olamazsınız.CHP gence, kadına, kaliteli insana kapalı. Merkezin yandaşlarına açık..""Parti sağcılaştı. CHP Kürt meselesinde statükocu.. Kuzey Irak'a girelim anlayışını güdüyor. CHP'nin ne Kürt ne de Kıbrıs politikaları doğru!""CHP'nin AB'ye karşı olduğunu söylemek mümkün değil ama mevcut yönetim ve sözcüleri bize CHP'yi böyle gösteriyor. Sevr'e götürecek anlayışın sanki bir barikatıymış gibi CHP'yi göstermeye çalışıyorlar.""AB Türkiye'yi evrensel hukuk ve çağdaş değerler için motive ediyor. Ama CHP AB'den müzakere tarihi almak büyük başarı. Sadece bazı tuzaklarda hassas olalım' diyeceğine hükümete 'Masadan kalk gel, imza atma' diyor.."Lozan'ı imzalayan elKoltuk bağımlılığından üreyen hastalıklar bir yana, CHP'yi AKP karşısında tutucu bir kimliğe mahkûm etmek bile bu partideki lider ve kadro değişimi mecburiyetini kaçınılmaz kılan bir sebeptir.CHP'deki sapmaya ışık tutan ibretli bir örneği dün Kanal D'deki açıklamaları sırasında Zülfü Livaneli verdi.Türkiye'nin AB yolculuğunu başlatan Ankara Anlaşması'nı 1963 yılında İnönü hükümeti imzalamıştı. Bu bir rastlantı değil, Cumhuriyet devrimini yapanların çağdaşlaşma tutarlılıkları ile geleceği okuma basiretlerini kanıtlayan tarihsel bir tercihti.Elem veren çelişkiBaşbakan ve CHP Genel Başkanı İsmet İnönü törende, o günkü adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu'nü "beşeriyet tarihi boyunca insan zekâsının vücuda getirdiği en cesur eser" diye tanımlamıştı.İmza attığı belgeyi de "Türkiye'yi ebediyen Avrupa'ya bağlayacak anlaşma" diye tarif etmişti.Şu çelişkiye bakar mısınız; AB'ye "Hıristiyan Kulübü" diyen zihniyetin evrim geçiren bir kanadı parti kurup iktidar oluyor, katilim müzakereleri için tarih alıyor, İnönü'nün partisi "Masadan kalk gel, imza atma" diyen ellere düşüyor.CHP daha ne kadar düşebilir?
Teslimi aşırı uzamış bütün kamu yatırımlarına şüphe ile bakmak ve müteahhitlerini izlemek gerekir.Çünkü düzen en faziletli insanları bile yoldan çıkaracak tuzaklar ve şeytanlarla dolu..Tunceli'deki Uzunçayır Barajı ve elektrik santralı inşaatı 12 yıldır devam ediyor. On iki yılda değil baraj, yeni bir dünya kurulur.Türkiye'deki müteahhitlerin çoğu işi zamana yayarak dünyalıklarını yapıyorlar. Örneğin 100'e yapıp teslim etmeyi taahhüt ettikleri işler için devletten beş hatta on katı paralar alıyorlar.Enerji Bakanlığı müfettişleri, Tunceli Uzunçayır Barajı ve elektrik santralı inşaatında 94 trilyon lirayı aşan usulsüz ödeme yapıldığını saptadılar. Bakanlık, bu paranın yapımcı firmadan ve 30 DSİ görevlisinden tahsili için dava açtı.Türkiye'de binlerce kamu yatırımı kör topal, ağır aksak sürüyor. Usulsüzlük ve yolsuzlukların pek azı açığa çıkıyor. Çünkü kendini dokunulmazlık zırhı ile koruyan siyasetçi etkili ve caydırıcı olamıyor.Hesap vermeyenler hesap soramaz. Dokunulmazlık ayıbı ile malûl seçilmiş kadrolar, bürokratları denetleyemiyor.Uzunçayır Barajı'nın kaya dolgusu için lâzım olan malzemeyi, yarı yolda bir ocak varken 113 kilometre uzaklıktaki bir ocaktan taşımışlar.Sırf bu yüzden işin devlete maliyeti 18 milyon dolar artmış. Bahane de güvenlik!Uzun yolun daha güvenli olduğuna inandırmanın şartı, iddia sahibinin tilki kadar kurnaz olması değildir, muhatap mevkide bir kazın oturmasıdır!Herkes bir yolunu bulmuş devleti soyuyor."Taş olasınız inşallah" bedduası çare değil. Hiçbir sistem, onu yönetenler ve ondan nemalananlar tarafından düzeltilmez. AB'nin dayattığı değişim işte bu nedenle en güçlü umut kaynağımızdır.AB'ye direnen devletçi zihniyetin tuzağına düşenler, bilerek veya bilmeyerek soygunculara yataklık ediyorlar!Evlere şenlik zihniyet..Deniz Baykal CHP'yi kendi mülkü gibi görüyor.Partinin düştüğü perişanlıkta bu kibir ve egoizmin büyük payı vardır. Son olayların ona yanlışını fark ettirdiğine dönük umutlar da önceki gece Kanal 7'ye yaptığı açıklama ile iflâs etti.Verdiği öğüte bakar mısınız:"Neden CHP ile uğraşıyorlar? Liderleri, kadroları var, gitsinler yeni bir parti kursunlar!"Vaat ettiği gelecek, yeni bir bölünmedir. CHP bölünüp daha da küçülecekmiş, ne gam; küçük olsun benim olsun! Kafa bu..Bereket iktidarda değil.. Çünkü seçim isteyen muhalefete de şunu diyebilirdi:"Liderleri, kadroları var, gitsinler yeni bir devlet kursunlar!"
Başbakan medyanın kendisini yıpratmak için fırsat kolladığı duygusuna kapılmış görünüyor.Moskova'da cereyan eden hediye mücevher olayı nedeniyle yöneltilen eleştirilere verdiği köpüklü tepki bunun kanıtıdır.Oysa farketmesi gerekir ki medyanın tavrı, Başbakan'ı düştüğü bir yanlıştan döndürerek daha kusursuz hale getirmektir.Olay Los Angeles Tımes'a bile yansıdı. Gazete "Erdoğan'ın Avrupa standartlarında politika yapmayı öğrenemediği" yorumuna yer verdi.Başbakan, hediye mücevherin değerini medyanın abarttığını söylüyor. Oysa belirtilen fiyat, hediyeyi veren kişinin beyanı idi.Buna rağmen "En yüksek rakamı yazan gazete bunun parasını verecek, biz de parayı alacağız, devletin kasasına koyacağız" diyor..Tarihten bir dersMedya olarak derdimiz mücevher değil. Biz işgal ettikleri onursal makamları hiç bir maddi değere feda etmeyen devlet adamları peşindeyiz. Soğuk savaş dönemi simgelerinden Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Andrey Gromiko için anlatılan bir anekdotu hatırlatmak isterim.ABD'yi ziyaretinde Gromiko, Ford fabrikasını geziyor. Kendisine hediye edilen limuzini "Geleneğimizde hediye kabul etmek yok" diye reddedince "O zaman uygun bir fiyat yapalım" önerisi geliyor."Kaça vereceksiniz?" sorusuna "Sizin için 1 dolar" cevabını alan Gromiko alaycı bir tebessümle 5 dolar uzatıyor "Verin o zaman beş tane" diyor!Zekâsı ile kişiliğini ve temsil ettiği halkı yücelten bir tok gözlülüğü ve espri yeteneğini umarız Erdoğan da zamanla kazanacaktır. Ama daha önce halkın özlediği devlet adamı tipini fark etmeli ve medyanın bu amaçlı uyan ve eleştirilerinden gocunmamayı öğrenmelidir.Devlet gerdanlığıMeselâ haberlere tepki gösterecek yerde hemen ertesi gün şunu diyebilirdi:"Medyanın toplumdan yansıdığını bildiğim hassasiyetine hak veriyorum. Ama eşim o hediyeleri Moskova'da işadamlarını heyecanlandıran ortama zarar vermemek için kabul etti. Bugün iade edecek."Bunu diyebilseydi hem tartışma o gün biter hem de kendisi yücelirdi.Üstüne üstlük bu tavır, devlet adamlarının bundan böyle özel kişilerden hediye kabul etmeyeceğine dair kuralın milâdı olurdu.Neyse olan oldu.. Bari ödenen manevi bedel boşa gitmemeli, karşılığını bulmalıdır.Erdoğan ailesi takının Başbakanlık envanterine kaydedilmesine karar vermiş. Yanlıştır..Devlet, hediye kabul etmemelidir!
CHP'ye bu ülkenin ihtiyacı var. Ama parti, siyaseten bir iflâs manzarası sergiliyor. Ne olacak?Partinin tarihi birikimi demokrasiyi CHP'den uzaklaştırmaya çalışan ceberrutluğa herhalde pes etmeyecektir.Engizisyon rolü verilen Yüksek Disiplin Kurulu'nun önceki gün toplanmaması, CHP'deki kurumsal vicdanın her şeye rağmen ölmediğini göstermiştir.Son Kurultay'da Baykal'ın oluşturup seçtirdiği Yüksek Disiplin Kurulu, 15'i milletvekili ve çoğu delege olan 132 partilinin kurultayda oy kullanmalarını önleyecek bir karar alması talebiyle toplantıya çağırılmıştı.Partinin yargı organı konumundaki kurulun üyeleri sudan bahanelerle gitmediler toplantıya. Gerçek sebebi samimiyetle açıklayan irfan Gürpınar oldu:"Kurulda moral kalmadı. Tetikçi ya da başka bir şey olmak istemedik!"Cevapsız sorularBir genel başkan, böyle bir rezaletin yüküne nasıl ve niçin katlanır? Baykal muhalif delegeleri tasfiye ederek, adayları kurultayda konuşturmayarak koltuğunu korusa, tetikçiliği reddedenleri, kabullenecek olanlarla değiştirse başarı mı kazanmış olacak?Galibin bile yok olacağı bir Pirus zaferine kendini ve partiyi mahkûm eden çılgınlık, Deniz Baykal kalitesi ve birikimine sahip bir lideri nasıl esir alabildi? Kimse cevabını veremiyor!Hukuku ve demokrasiyi çiğneyerek bu kurultayı alsa bile ne yapacak? Siyaset bitmeyen bir yarıştır. Daralmış bir kadro ve yitirilmiş bir itibar, onu ve partiyi nereye götürür? Bu yolun sonunda daha elemli bir yitiş vardır; nasıl göremiyor?Değişim-cesaretDeğişim içerden açılan bir kapıdır. Bu dinamiğin motoru elbette yeni fikirler ve uzlaşma kültürüdür ama asıl inanç ve adanmışlık cesaretidir.Dinamiği eyleme geçirmekte Kemal Derviş'in önemi büyük ama rolünü oynaması için onu razı etmenin zorluğu da büyük.. Derviş dün bir yazılı açıklama yaptı."Zülfü Livaneli'nin ve başka arkadaşların (herhalde Sarıgül ve Güneş'i kastediyor) gösterdikleri çabayı çok olumlu buluyorum" diyor. Ama şunu da söylüyor: "Yıllardır sevdiğim, saydığım insanları (herhalde başta Baykal) kırmak da istemiyorum."Koltuk uğruna göze aldığı hukuk ve demokrasi cinayetlerine rağmen Baykal'a sevgi ve saygısını korumaya devam ediyorsa Derviş adını Kemal Bey sıfat olarak kullanmalıdır.Nobel Barış Ödülü sahibi Elie Wiesel'in şu sözü, özellikle siyasetçilere görev çağrısı değil mi:"Adaletsizliği engelleyecek gücümüz olmadığı zamanlar olabilir ama itiraz etmeyi beceremeyeceğimiz bir zaman asla olmamalı.."