Lütfen geri verin!

13 Ocak 2005

Başbakan'ın Rusya ziyareti, moral verici değerlendirmelere konu olacak bir başarı idi.Ama şu talihsizliğe bakın ki Emine Erdoğan'ın kabul ettiği 45 bin dolarlık hediye mücevher olayı her şeyi örttü.Bu hassasiyet "sinek küçüktür ama mide bulandırır" sözü ile izah edilemez. Çünkü toplumda utanç ve tepki uyandıran bir siyasi ahlâk zaafiyeti, sinek kadar küçük değildir.Başbakan Erdoğan Kore gezisinde iki adet Hyundai zırhlı limuzin kabul etti.Ankara'da MAN şirketini emrivaki ile bir otobüs hediye etmeye mecbur bıraktı.2,8 milyar dolarlık uçak aldığımız Airbus şirketinden bedava VIP uçağı istedi, sonuçta bir Maybach otomobile razı oldu.Tayyip Erdoğan, başarılı performansından dolayı korunmasına rağmen çok eleştiri aldı."Bu hediyeleri kendim için almadım" demesi onu korumadı. Kendisiyle birlikte devletin itibarı da zarar gördü.Rus'un verdiği dersÖnceki gün Başbakan, Moskova'da Arkadia Alışveriş Merkezi'nin açılışını yaptıktan sonra buradaki bir Türk kuyumculuk firmasının sahibi Emine Erdoğan'a bir gerdanlık, Moskova Belediye Başkan Yardımcısı'na da eşi için bir broş hediye etti.Belediye Başkan Yardımcısı Vladimir losifoviç, eşi yanında bulunmadığı gerekçesiyle broşu Emine Hanım'a verdi, losifoviç bu pahalı hediyeyi cebine indirebilirdi, ama yapmadı.Komünizmden yeni çıkan Rusya'nın genç demokrasisi demek ki kendini bizden daha iyi koruyor.Dünyada hiçbir devlet adamı ve eşi, kimseden 45 bin dolarlık hediye alamaz. Çünkü hiç kimse, karşılık beklemeden bir şey vermez.Ya bir şey almıştır karşılığını ödüyordur veya bir ayrıcalık isteyecektir bedelini peşin veriyordur.Açık toplumlarda ne kimse böyle bir harekete cesaret edebilir ne de devlet adamları muhataplarına bu cesareti verir.Bizim politikacılarımızın bir zaafı var ki bu cüretin muhatabı olabiliyorlar.Bu fırsat kaçırılmazCNN Türk dün Emine Erdoğan'ın mücevherlerin fiyatını öğrenince iade etmeye karar verdiğini bildirdi. Fakat Basın Danışmanlığı bu haberi yalanlayan bir açıklama yaptı.Aileye yakın kaynaklar Emine Hanım'ın hediyeleri geri vermekle kabul edip bir hayır kurumuna bağışlamak arasında kararsız kaldığını bildiriyor.Bizce Erdoğan ailesinin önüne tarihi bir fırsat gelmiştir.Emine Hanım mücevherleri geri vermeli ve itibar öğütücü bu kötü alışkanlığı devlet hayatından temelli kovacak hayırlı bir kararın ilk adımını atmalıdır.Sonra da bu ilke, siyasi etik yasası ile güvence altına alınmalıdır.Türk siyasetinin ve devlet adamlarının ihtiyacı olan ziynet, bu makam ve mevkilerin kendilerine hiçbir maddi zenginlikle ölçülmeyecek onurlar kazandırdığını fark etmektir.Başarılı siyasetçiler tarihe geçer. Ama onlara taç giydiren erdem tok gözlülüktür.

Devamını Oku

Onlar ve biz

12 Ocak 2005

Derin Darbe veya Armageddon adlı filmleri izleyenler VATAN'ın bugünkü manşetini görünce ne düşündüler acaba?Belki Hollywood filmlerinin bilim adamlarına hedefler ürettiğini, belki de uzay çalışmalarının filmlere esin kaynağı oluşturduğunu..Aslında önemli olan sonuçtur. Dünyaya çarpacak bir meteor veya kuyruklu yıldızla varlığına son verecek kıyamet senaryosu karşısında insanlık çaresiz değildir artık.Hayalini kurduğumuz güç, nihayet denemesi yapılacak bir gerçeklik kazanmıştır.Bu yazının kaleme alındığı saatlerde Amerika'nın "Tempel l" kuyruklu yıldızına göndereceği roket, fırlatılmayı bekliyordu.Roketin taşıdığı bombanın, ABD'nin bağımsızlık günü olan 4 Temmuz'da kuyruklu yıldız üstünde patlatılması planlanıyor.Açıklanan amaç, güneşin etrafında dönen Tempel 1 kuyruklu yıldızını incelemek.. Fakat bu başlangıcın sonuçta, iki filmde olduğu gibi dünyayı tehdit edecek bir gök cismini zararsız hale getirme provası olduğu açıktır..Acıklı çelişkilerYaşam, insanı acı acı güldüren çelişkilerle dolu.Uzaydan gelecek kıyameti durdurma iddiasının onurunu taşıyan Amerika, dünyayı kandırarak Irak'a savaş açmanın, çaresiz esirlere zulüm ve hakaret etmenin, kendi elleriyle yarattığı cehennemde kan ve itibar kaybetmenin, terörist dediği 3-5 bin PKK'lı ile uğraşamayacağını söylemenin ayıbını taşıyor.Peki bizim durumumuz ne?.Apollo-11'in komutanı Neil Armstrong aya ayak basan ilk insan olduğunda "Eller aya, biz yaya" diye kendimizi eleştiriyorduk.Otuz beş yılda ne değişti?Başarılı bir dış ziyaret gerçekleştiren Başbakan'ın Rusya'yı KKTC'ye uygulanan tecrit politikasının adaletsizliğine Putin'i inandırdığına, bu büyük ülkenin Kıbrıs vetosundan vazgeçebileceğine dair haberler geldi dün.Ama sevincimiz kursağımızda kaldı. Çünkü habere Denktaş "Bu bizi biraz ürkütmüştür" diye tepki verdi.Türkiye'nin haliYolsuzluk haberleri ve demokrasi cinayetleri yine değişmeyen gündemimiz.İzmir Limanı'ndaki özelleştirmeden yükselen pis kokular, bakalım Başbakan'ı harekete geçirecek mi? Günlerimizi mucize bekleyerek, organize suç örgütlerinin karanlık bilmecelerini çözmeye çalışarak ve çaresizliğimize köpürerek geçiriyoruz.Öbür tarafta cumhuriyeti kuran partinin sürüklendiği perişanlık.. Koltuk uğruna göze alınan demokrasi cinayetleri..Yüksek Disiplin Kurulu engizisyona dönüştü. Kurul bugün kınama istemiyle sevkedilen 15 milletvekili ve bir kısmı kurultay delegesi olan 117 parti üyesi hakkında karar verecek.Amaç, herkesin tahmin ettiği gibi Baykal muhalifi bu kişilere kurultayda oy kullandırmamaktır. İhtirasın hududu yok mu?Biraz daha sıkışırsa Deniz Baykal, CHP'nin temelli kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne dava mı açacak?!Umudumuzu kaybetmeyelim. En uçuk hayallerin bile gerçek olduğu bir dünyada bizi utandıran ayıplar herhalde kalıcı olmayacaktır.

Devamını Oku

Polisi istiyoruz

11 Ocak 2005

Büyük kentlerde yaşayan okurlardan gelen mektuplar güvensizliğin halk üstünde terör baskısı yarattığını gösteriyor.Çünkü haydutluk, otoyollardan başlayıp evimize en yakın köşe başına kadar her yerde kol geziyor.Kural ihlâli yapan birini uyaramazsınız, uyarmayın da.. Çünkü otoyol polisi bir yerde pusuya yatmış, gözünün üstünde kaşı olanlara ceza kesiyordur; size yetişemez. Trafik magandasından karnınıza bir kurşun veya en azından bir araba sopa yiyebilirsiniz.Arabanızı bir yere park ettiğinizde biri gelir para ister. Vermezseniz arabanızı dönüşte epey değişmiş (!) bulursunuz.Yolda her an çantanızı kaptırabilirsiniz. Kapkapçıya da direnmeyin; malınıza gelsin, canınıza gelmesin.Tinerci mi gördünüz, sakın diklenmeyin, nasihat verecek yerde onu savacak parayı verin.Devriye nerede?Bir okurumun dediği gibi aklı başında bir yönetimin "doğal hayatı bozarlar" diye ormana bile koymayacağı bu tiplerle biz hayatımızı paylaşıyoruz. Ve her gün hayat alanımızla beraber yüreğimiz de daralıyor.Kitlesel olarak hedef olduğumuz görünür risklerdir bunlar. Katilleri, gaspçıları, tecavüzcüleri, kentleri semt semt parsellemiş suç örgütlerini de tabloya ekleyin..Hükümet ve yerel idareciler, halkın tedirginliğini ve güvenlik özlemini fark etmiyor mu? Bütün dünyada "önleyici zabıta" diye bir kavram var, bilmiyorlar mı?En azından filmlerde görmeleri gerekir; büyük kentlerin cadde ve sokaklarında vızır vızır motorlu devriyeler ve iki polisten oluşmuş yaya devriyeler dolaşır.Onların varlığı, suçluları caydırırken vatandaşın yüreğinde de güven duygusu yaratır. Devlet daima "imdat" sesini duyabilecek yakınlıktadır. Hem de o kentler, kamera ağı ile sürekli gözetim altında tutuldukları halde.Bir numaralı hak..Bizde ikisi de yok. Canımız, malımız, ırzımız Allah'a emanet. Niçin?Yönetenler, yetki kullanmaktan mı korkuyorlar, yoksa mesele sadece basiretsizlik mi?İstanbul'da 3 bin 500 Çevik Kuvvet polisi kışlada yatıyor. İnsan israfı değil mi bu?Onları kentin asayiş hizmeti için devriye hizmetinde kullanmak, suçla mücadelede, güven duygusunun geri gelmesinde çok yararlı olabilir."Toplumsal olaylara müdahalede zaafa uğrarız" demesin kimse. Çünkü ayda yılda bir ortaya çıkacak bir ihtiyaç için kent yaşamı kanunsuzluğa ve haydutluğa karşı bu ölçüde savunmasız bırakılamaz.Kaldı ki ihtiyaç halinde bir telsiz çağrısı ile devriyelerin anında toplanıp görev bölgesine sevk edilmesi mümkündür."Devriyelerle bir polis devleti görüntüsü istemiyoruz" diye bağıracak muhalefete de verilecek cevap vardır.İnsanlar can ve mal güvenliği istiyor. Korkusuz yaşama hakkı talep ediyor.İnsan hakları elbette suçluları da gözetsin. Ama namuslu vatandaşların hak ve ihtiyaçları her şeyin üstünde tutulsun..

Devamını Oku

Üçüncü yol..

10 Ocak 2005

CHP Kurultayı, intikamcı tasfiyelerin tetikleyeceği yeni bir bölünmenin sebebi de olabilir, bir "yeniden doğuş "un fırsatı da..Anahtar soru şudur:Partinin sürüklendiği perişanlığa bugüne kadar seyirci kalan kurultay delegeleri bu defa farklı davranır mı? Halkın, gençliğin, geleceğin çağrısına cevap verecek yenilenme ruhuna sahip çıkar mı?Türk siyasetinin hastalığı "kazık kakan liderler" dir. Halktan ve çağdan kopmuş ve başarısızlığa düşmüş liderler, kendi iradeleri ile gitmedikleri gibi kongreler tarafından da gönderilemiyor. Onları ya ecel götürüyor veya seçim sandığında partisiyle birlikte halk tasfiye ediyor.Deniz Baykal 1999 seçiminde bu dersi aldı, bir emrivaki altında çekilmek zorunda kaldı, ilk fırsatta döndü, ama yine şansını kullanamadı.Müzminleşmiş egoizmi ile bundan sonra CHP'ye ne vaat edebilir?Gerçekler ve arayış..Kurultay delegeleri, liderin askeri veya il başkanlarının emir eri değildir.Onların görevi yetki vermek ama iyi taşıyamadığını, yükseltemediğini gördüğü liderden bayrağı alıp ehline devretmektir.Tarihin ve istikbalin delegelerden talebi budur. Yakın geçmişte başarılamayan bu misyonun akıbeti CHP'nin kaderini belirleyecektir. Livaneli'nin dediği gibi, kurultayla parti ya değişecek ya bölünecektir.Halkta da, parti kamuoyunda da hakim kanaat, Baykal'la olmayacağıdır. "Bu kurultay Baykal'ı devirme kurultayı olmalıdır" diyenler az değil.Bu ihtiyacı herkes gördüğü halde bayrağı ilk açma cesaretini Şişli Belediye Başkanı Sarıgül gösterdi. Halk ve parti tabanında epey mesafe de aldı. Ama hakkındaki yolsuzluk suçlamaları, kurultayda başarı kazansa bile hem kendisine, hem partiye uzun süre zarar verecektir.Değişimi, kendilerini savunma mecburiyeti ile enerjileri bölünmemiş insanlardan oluşan bir kadro hareketi öncülüğünde gerçekleştirmek daha sağlıklı, daha inandırıcı ve daha çekici olmaz mı?Volkanı ne patlatır?Bu arayışın bir "baskın kurultay" iklimine rağmen yeşermesi ümit vericidir.Çünkü "üçüncü yol" arayışı hedefine ulaşırsa Kurultay bir taşla iki kuş vurmuş olacaktır.Lider değişikliği, partiye çağdaş sol ideolojiyi kazandırmaya ehil bir kadroyu da iş başına getirecektir.Zülfü Livaneli, dün Radikal'e verdiği mülakatta CHP'nin perişanlığında Türkiye'deki çelişkiye dikkat çekiyordu:"Türkiye'de sağ sol oldu, sol da sağ.. Tutucular çağdaşlıktan yana tavır aldı, CHP milliyetçi fren vazifesini üstlendi.""Sanki bir rüşvet kurultayı yapılıyor. Bu kurultay CHP'nin yenilenme kurultayı olmalı.. Ülkenin sol birikimi ile ilişkisiz sol parti olur mu? Üçüncü yol CHP'yi gerçek sol parti yapabilir."Doğrudur. Gerçekten de Livaneli-Derviş ekseninde oluşacak kadro hareketi, susmuş volkan gibi bekleyen bu birikimi eyleme geçirmenin neredeyse tek şansıdır.Harekete Sarıgül'ün de katılımı belki daha güvenceli bir başlangıcın kapısını açabilir.CHP'yi egoizm bitirdi. Ancak özveri ve uzlaşmaya dayalı bir zihniyet devrimi geriye getirebilir..

Devamını Oku

Bildiğiniz gibi..

10 Ocak 2005

Haber hayatın barometresidir. İnsanlar hal hatır bile sorarken daha temiz ve daha adil bir yaşamın müjdesini duymak isterler."Ne var, ne yok?" diye soracak olursanız cevabım şudur:- Her şey bildiğiniz gibi!..Partizanlık, iltimas, yolsuzluk nasıl gelmişse öyle gidiyor. Yani en azından bu alanda yeni ve iyi bir haber yok..İzmir Limanı'nın yıllık geliri 70 milyon doları bulan yükleme ve boşaltma işleri, Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı TCDD Genel Müdürlüğü tarafından biri anlaşma tarihinden iki gün önce, diğeri bir gün önce kurulan iki şirkete ihalesiz olarak verildi.Eski bir AKP üyesi ile Adnan Hoca davasında tutuklu yargılanan bir kişi, şirketierin ortakları arasında yer alıyor.Yasa ve yönetmeliklerin defalarca tecavüze uğraması pahasına göze alınan bu cüretin kaynağında ne yatıyor? Herhalde kamu menfaati yatmıyor!Çünkü bu acayip işte rekabet hukuku delik deşik edilirken kamunun hakları da peşkeş çekilmiştir.İktidar zenginleriİzmir Limanı'ndaki işin çapı ve niteliği, Rekabet Kurulu'ndan görüş alınmasını gerektiriyordu. TCDD'nin tekel yetkisi bu sözleşmelerle özel bir şirkete, ihalesiz olarak hem de 15 yıl süreyle devredilmiştir.Yasaya göre Özelleştirme İdaresi tarafından yürütülmesi gereken bu işi, ihaleye çıkılacak olsaydı bu şirketler alamayacaklardı. Çünkü kamu ihaleleriyle ilgili yönetmeliğin şart koştuğu niteliklere ikisi de sahip bulunmuyor.Yangından mal mı kaçırılıyor?Bu çapta bir iş, nasıl ihalesiz verilebiliyor?Bu kanunsuzluk ve açgözlülüğün gizli kalmayacağını karar vericiler neden tahmin edemiyor?Şöyle diyenler çıkabilir:"Gelmiş geçmiş bütün iktidarlar devlet eliyle eş, dost, yandaş zengin ettiler, kendi zenginlerini bu yolla oluşturdular.."Evet ama onlar böyle yaptıkları için gittiler. AKP de arsızlık ve hırsızlıklara son vereceğini söylediği için geldi.Samimiyet sınavıBu acayip oyunun Ulaştırma Bakanı'ndan habersiz çevrildiği düşünülemez.O nedenle olaya Başbakan Erdoğan hemen el koymalı, organize suç görüntüsü veren gizli kapaklı tahsisi inceletip sorumlularından hesap sorulmasını sağlamalıdır.Her fırsatta yakındığı "bürokratik oligarşinin alternatifi, İzmir Limanı'nda ihalesiz tahsis oyununa maşa olan bürokrat tipleri ise eksik olsun!Başbakan, seçimden önce verdiği dokunulmazlıkları kaldıracağı sözünü tutmadı. O nedenle yargının Ulaştırma Bakanı'na hesap sorması mümkün değil.Büyük ihtimalle Bakan'ın bilgisi tahtında işi bitiren bürokratların soruşturulması ilgili âmirin iznine bağlı olduğuna göre Ulaştırma Bakanı "Gelin şu çapanoğlunu çözün" diye savcıları çağırır mı?Kendisini de içine çekmesi muhtemel bir girdaba izin verir mi?Başbakan hiç değilse, bu oyunu bozmalı ve olayın aydınlatılması için adaletin önünü açmalıdır.

Devamını Oku

CHP'nin başı ve ayakları

9 Ocak 2005

Sosyal demokrat kanatta son kavga çıktığından beri tek bir şey tartışılıyor. Bazıları diyor ki: Baykal giderse her şey düzelir, hele yerine Sarıgül gibi bir "halk çocuğu" gelirse CHP yeniden iktidar adayı olur.İkinci görüş şöyle: Baykal gitsin ama yerine Kemal Derviş, Zülfü Livaneli, Celal Doğan gibi partiyi harekete geçirebilecek bir isim gelsin.Ve üçüncü görüş: CHP ancak Deniz Baykal ile varlığını koruyabilir, diğer bütün isimler partiyi "maceraya" götürür. Yani tartışma sadece partinin "en başı" ile ilgili. CHP'nin toplum nezdinde yaşadığı inişin nasıl tersine çevrilebileceği ile ilgili bir tartışma yapılmıyor.Bilinenler, bilinmeyenlerZülfü Livaneli, gazetemizdeki köşesinde çağdaş bir sosyal demokrat partinin nasıl olması gerektiğiyle ilgili görüşlerini yazdı.Erkenden adaylığını ilan eden Hurşit Güneş birkaç aydır yayınlamakta olduğu bir dergi çerçevesinde bu görüşleri geliştirmeye çalışıyor.Bunca ağır saldırı altında bulunan Deniz Baykal'ın, CHP'nin geleceğiyle ilgili herhangi bir planı olup olmadığını bilmiyoruz. Belki Baykal görüştüğü il başkanlarına ve delegelere bir şeyler söylüyordur, ama bunlar kamuoyuna yansımış değil.Mustafa Sarıgül bir süredir mitinglerde ve medyada konuşuyor. Bütün konuşmalarının odağında tek bir fikir var: "Ben CHP'nin başına gelirsem partiyi iktidara taşırım..."Kemal Derviş, geçen yıl yaptığı sosyal demokrasinin geleceğiyle ilgili çalışma nedeniyle Baykal tarafından fena halde "azarlandığı" için ortaya çıkmıyor. Ancak ona da çeşitli baskılar yapıldığı biliniyor. Bu toz bulutunun arasında Altan Öymen ve Celal Doğan gibi ağırlıklı isimlerin hem Baykal'sız hem Sarıgül'süz bir formül için çaba gösterdikleri de biliniyor.Baykal'ın kararına bağlıKonuşulan hep "baş." CHP'nin "ayakları"; ayakları üzerinde nasıl dikileceği çok az konuşulmakta. Bunu konuşmaya çalışanlar da dinlenmiyor.Bu ortamda CHP kurultayından sağlıklı bir sonuç alınmasını beklemek de mümkün değildir. Ancak, CHP'nin geleceği yine Baykal'ın tavrına bağlı.Eğer Baykal, partide geniş bir tasfiyeyi göze alarak, partinin önemli bir küçülmeye daha uğramasını umursamadan bugünkü "savaş" siyasetini yürütürse büyük olasılıkla tekrar seçilir. Ancak bunun adı "Pirus zaferi" olur.Buna karşılık Baykal, CHP'nin geleceği için kendiliğinden çekilebilir ve partinin yönetimine talip olan bütün isimlerin katılacağı yeni bir yönetime destek vererek CHP'nin yeniden heyecan ve hareket kazanmasının yolunu açabilir.CHP'nin geleceği halen Deniz Baykal'ın vereceği karara bağlı.

Devamını Oku

Altın madeni gibi!

8 Ocak 2005

Tiraj derdine düşen gazetelerin sığınağı Fethullah Hoca yine basınımızın hizmetinde.. Beş yıldır Amerika'da yaşayan Hoca'nın kapısında kuyruğa giren herkes ona "sorulamayan sorular" soruyor ama bütün röportajlarda onu ve takiyeyi bir değer olarak yücelten propagandalar okuyoruz.Sorulmayan ne kadar çok soru varmış?Sorulması gereken ilk soru herhalde bu yüzden gürültüye gidiyor!Fethullah Gülen'in ne söylediği değil, ne düşündüğü ve ne yapmak istediği önemlidir.Çünkü beş yıl önce Amerika'ya gidişinden önce ortaya çıkan kaseti, samimi ve inandırıcı bir pişmanlık göstermediği sürece onun Türkiye için tehdit oluşturduğunu düşündürecek söylemlerle doludur.Hoca o kasette, gizli kalacağına duyduğu güven hissi ile cemaatine göstermelik değil gerçek niyetini ve o yolda izlenmesini istediği yol ve yöntemleri talimat tonunda açıklamıştır. Hatırlayalım..Zehirli öğütler"Adliyede, mülkiyede veya bir başka hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti garantimizdir. Hissetirmeden çok ilerilere gitmek, böylece devletin can damarları içinde dolaşmak.. Bu sistem içinde arkadaşlarımız istikbale yüreyeceklerdir..""Sistemin püf noktalarını keşfetmeleri, aşmaları lâzım. Arkadaşlarımızın gittikleri yerlerde tutunmaları, büyümeleri, kaymakam ise vali olmaları, sıradan bir hakim iseler takdir toplayan bir hakim olmaları gerekir. Siyasi güçlerle çaüşmamalı.. İşler en kötü duruma göre hesap edilmeli. İyi çıkarsa hızlı yürürüz. Bakarız ki tıkanmalar var, yerimizde zıplarız; durmak yok..""Her şey bir oyundur. Kung Fu gibi bir oyun. Kuvvet dengesi olmadığı bir yerde kuvvete başvurmayacaksınız. Müslümanlar kıvama gelecekleri ana kadar hizmete devam etmeleri şarttır. Erken vuruş yaparlarsa dünya başlarını ezer.""Türkiye'deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır. Böylesine feleğin çemberinden geçenler, inşallah geleceğin fikir işçileri olarak kendi dünyalarını kuracaklar.."İptal etsin, bitsinFethullah Hoca, Amerika'ya gitmeden önce de barış ve hoşgörü mesajları veriyordu. Ama Türkiye'yi terk etmesine sebep olan kaset, onun din devleti kurmaya kendini adamış biri olduğunu, inkân mümkün olmayan bir açıklıkla ortaya koymuştur.Beş yıl, düşünen insanlar için kendini yeniden inşa etmeye yeter de artar bir zamandır. Çağdaşlık yolunda değişmek de, pişmanlığını samimiyetle itiraf etmek de fazilettir.O kaset durdukça, orada öğütlenen sinsi tuzaklar bir yanılgı olarak ilân ve iptal edilmedikçe Fethullah Gülen'in söylediklerinin hiç bir değeri, hiç bir inandırıcılığı olamaz.O kasetin hesabını sormayan röportajlar da eskimiş bir reklâm kasetinden fazla değer taşıyamaz.Fethullah Hoca, kendini sürgünde bir yaşama mahkûm edecek yerde yurduna dönmeli. Türkiye çok değişti. Korkmamalıdır. Pişmanlığını kabul edecek, hatta yüceltecek bir kamuoyu vardır artık.Yeter ki samimi olsun!

Devamını Oku

Hata ve bedel

7 Ocak 2005

Rütbe ve mevki sahibi insanlar fedakârlığı baştan kabul etmek zorundadırlar. Çünkü onlar, kişisel onurları yanında mensup oldukları kurumların itibarını da korumakla yükümlüdürler.Risk alan bir işadamı için hata, kazanç uğruna ödediği bir bedel sayılabilir, kimse onu suçlayamaz. Ama kamu görevi yapan kişilerin böyle bir özgürlüğü olamaz.MGK eski Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, edinmek istediği bir ev için askeriye ile iş yapan bir müteahhitten 150 bin dolar borç aldığı gerekçesiyle manşetlere çıktı.Evet, aldığı para rüşvet değildir. Tutanağa bağlanmış, resmi mal beyanında kayda geçirilmiş bir borçtur. Ama şık olmayan, ilişkilerinde sınır ihlâli yaptığını gösteren bir tedbirsizliktir."Herkes gibi hata yapabiliriz" diyor şimdi. Çünkü yüksek düzeyde bir askeri görevli olarak orduya iş yapan biriyle parasal ilişkiye girmesi doğru olmamıştır.Borç aldığı müteahhidin rüşvet ve dolandırıcılık suçlaması ve 45 yıla kadar hapis istemi ile askeri mahkeme önünde bugün hesap veriyor olması, bu ilişkinin yanlışlığını kanıtlıyor.Herkesin kulağına küpe olacak ibret şu ki, kamu adına yetki kullananların bu tür hatalarından doğan zararları devlet ödüyor. Karar vericilere "iyilik" yapanlar, verdiklerini misliyle devletten geri alıyorlar.Tuncer Paşa'nın, bir soruşturma açılması gerekiyorsa zaman aşımından yararlanmayı reddetmesi bir tesellidir.Daha önemlisi Türk Silâhlı Kuvvetleri'nde hiçbir şeyin gizli kalmıyor olmasıdır.... Ve temiz toplum özlemlerini cevaplamakta askerlerin sivillere örnek olacak bir kararlılığı tüm istismar niyetlerine rağmen sürdürmesidir.Alay mı ediyor?Egebank'ın batık patronu Murat Demirel Türkiye'ye iade edildi.Dediğine göre yılbaşı gecesini balıkçı teknesinde geçirmek istemişler. Tekne arızalanınca Bulgaristan'a gitmek zorunda kalmışlar."Türk halkının yüzde 60'ı aptaldır" diyen Aziz Nesin'i fazla ciddiye aldığı anlaşılıyor.Dün geri gönderilirken de "Ben Belize vatandaşıyım, niye Türkiye'ye iade ediyorsunuz" diye çıkışmış Bulgar yetkililere.Peki Türk pasaportunu ne amaçla kullanıyor?O pasaport sadece Türkleri kazıklama imtiyazı tanıyan bir iş ruhsatı mı?!

Devamını Oku