Büyük kentlerde yaşayan okurlardan gelen mektuplar güvensizliğin halk üstünde terör baskısı yarattığını gösteriyor.
Çünkü haydutluk, otoyollardan başlayıp evimize en yakın köşe başına kadar her yerde kol geziyor.
Kural ihlâli yapan birini uyaramazsınız, uyarmayın da.. Çünkü otoyol polisi bir yerde pusuya yatmış, gözünün üstünde kaşı olanlara ceza kesiyordur; size yetişemez. Trafik magandasından karnınıza bir kurşun veya en azından bir araba sopa yiyebilirsiniz.
Arabanızı bir yere park ettiğinizde biri gelir para ister. Vermezseniz arabanızı dönüşte epey değişmiş (!) bulursunuz.
Yolda her an çantanızı kaptırabilirsiniz. Kapkapçıya da direnmeyin; malınıza gelsin, canınıza gelmesin.
Tinerci mi gördünüz, sakın diklenmeyin, nasihat verecek yerde onu savacak parayı verin.
Devriye nerede?
Bir okurumun dediği gibi aklı başında bir yönetimin "doğal hayatı bozarlar" diye ormana bile koymayacağı bu tiplerle biz hayatımızı paylaşıyoruz. Ve her gün hayat alanımızla beraber yüreğimiz de daralıyor.
Kitlesel olarak hedef olduğumuz görünür risklerdir bunlar. Katilleri, gaspçıları, tecavüzcüleri, kentleri semt semt parsellemiş suç örgütlerini de tabloya ekleyin..
Hükümet ve yerel idareciler, halkın tedirginliğini ve güvenlik özlemini fark etmiyor mu? Bütün dünyada "önleyici zabıta" diye bir kavram var, bilmiyorlar mı?
En azından filmlerde görmeleri gerekir; büyük kentlerin cadde ve sokaklarında vızır vızır motorlu devriyeler ve iki polisten oluşmuş yaya devriyeler dolaşır.
Onların varlığı, suçluları caydırırken vatandaşın yüreğinde de güven duygusu yaratır. Devlet daima "imdat" sesini duyabilecek yakınlıktadır. Hem de o kentler, kamera ağı ile sürekli gözetim altında tutuldukları halde.
Bir numaralı hak..
Bizde ikisi de yok. Canımız, malımız, ırzımız Allah'a emanet. Niçin?
Yönetenler, yetki kullanmaktan mı korkuyorlar, yoksa mesele sadece basiretsizlik mi?
İstanbul'da 3 bin 500 Çevik Kuvvet polisi kışlada yatıyor. İnsan israfı değil mi bu?
Onları kentin asayiş hizmeti için devriye hizmetinde kullanmak, suçla mücadelede, güven duygusunun geri gelmesinde çok yararlı olabilir.
"Toplumsal olaylara müdahalede zaafa uğrarız" demesin kimse. Çünkü ayda yılda bir ortaya çıkacak bir ihtiyaç için kent yaşamı kanunsuzluğa ve haydutluğa karşı bu ölçüde savunmasız bırakılamaz.
Kaldı ki ihtiyaç halinde bir telsiz çağrısı ile devriyelerin anında toplanıp görev bölgesine sevk edilmesi mümkündür.
"Devriyelerle bir polis devleti görüntüsü istemiyoruz" diye bağıracak muhalefete de verilecek cevap vardır.
İnsanlar can ve mal güvenliği istiyor. Korkusuz yaşama hakkı talep ediyor.
İnsan hakları elbette suçluları da gözetsin. Ama namuslu vatandaşların hak ve ihtiyaçları her şeyin üstünde tutulsun..
Polisi istiyoruz
Büyük kentlerde yaşayan okurlardan gelen mektuplar güvensizliğin halk üstünde terör baskısı yarattığını gösteriyor
Haberin Devamı

