Yılların biriktirdiği ağır sorunlarımız var ama 2004, daha iyi bir geleceği kurma şansının yakalandığı yıl olarak hatırlanacaktır.AB üyeliğine yönelik çabaların yarattığı heyecanlar, değişik beklentiler içinde olan toplum kesimlerine sabır ve umut verdi.Katılım müzakereleri için tarih aldığımız 17 Aralık, yeni bir geleceğin milâdı oldu.Evet, yapılacak daha çok şey var.Sıkılacağız, zaman zaman isyan edeceğiz ama dönüşü olmayan iyi bir yola girmiş olmanın ve kaçırdığımız rönesans ve aydınlanmayı yakalamanın her zahmete değeceği bilinci bizi onanlmaz yanlışlardan koruyacaktır.Ekonomiye gelince..İyilik abartılıyor olabilir ama, büyümenin beklenenin çok üstünde gerçekleşmesi, enflasyonun tek haneye inmek üzere olması, ihracatın rekor seviyede artması görmezden gelinemez.Baykal-ErdoğanBüyüme işsizliğe ve gelir adaletsizliğine henüz çare olmadı, ithalât patlaması sonucu cari açığın ve kamu borçlarının büyümesi pahasına gerçekleşti.Bunlar doğru ama nihai hesapta ülke ekonomisinin krizden çıkıp istikrarlı bir büyümenin yoluna girdiğini kim inkâr edebilir?Bütçe görüşmeleri sırasında CHP lideri Deniz Baykal bu tabloya keşke kara gözlüklerle bakmasaydı. Her şeyi kötü gösterecek yerde iktidarı iyi tercihleri ve işleri nedeniyle cesaretlendirseydi, eleştirileri muhalefet paraziti olmaktan çıkıp değer kazanırdı.Tayyip Erdoğan ekonomi politikalarını IMF'ye, demokratik yeniden yapılanmayı AB'ye endeksleyerek büyük bir kumar oynamış ve kazanmayı başarmıştır.Bu tercihi sayesinde "değiştik" iddiasını içerde ve dışarda kanıtlama ve güven duygusunu artırma olanağı elde etmiştir.Siyasal İslâm kökeninden gelen şüphelerle yola çıkan partisini, merkezin güven veren zeminine doğru ilerletmiştir.Şimdi parti oluyor2005'le yeni bir döneme giriyoruz.Yeni şartların dayattığı hükümet revizyonu ertelenemez hale gelmiştir. İki yılı aşan iktidar deneyiminin başarı ve başarısızlıkları yeni bir hükümet oluşumu için adil ve objektif seçim olanakları sunacaktır.AKP bir lider partisi olarak doğdu ve büyüdü. Erdoğan partiyi, cemaat ve aşiret yapılarına özgü otoriter bir disiplin içinde yönetti.Hükümet değişikliği, AKP'nin demokratik bir parti olma yolundaki ilk ciddi deneyi olacaktır. Bütün milletvekilleri bakan adayıdır. Ama bunlardan sadece altısı, yedisi mutlu olacaktır.Hoşnutsuzluk rekabeti, kıskançlık gruplaşmaları tahrik edecektir. Baskı altında ertelenen talepler, müeyyide taşıyan restler şeklinde kendini gösterecektir.Zor bir liderlik sınavı bu.Başbakan'ın, AB hedefine yürüyen takımı güçlendirmek amacıyla yapıldığına herkesi ikna edecek nitelikte bir değişiklikle yetineceğini bekliyoruz.Daha riskli bir operasyonu göze alamaz.
Mecliste hemen her dönem görmeye alıştığımız için basit ama sonuçları bakımından önemli bir olay yaşandı.Toplumsal ahlâkı bozan, siyaset başta hayatın her alanını kirleten bir alışkanlık, "bal tutan parmak yalar" sözünde ifadesini bulmuştur.Bu fazilet düşkünlüğü, savaş ilân etme yetki ve sorumluluğu taşıyan meclis üyelerini bile çoğu zaman esir alabilmiştir.Kısa bir süre milletvekilliği yapmış kişilere emeklilik hakkı tanıyan "kıyak emeklilik 'i unutmadık. Siyasetçiler de o dönemin açgözlülüğünü halkın seçim sandığında nasıl cezalandırdığını unutmazlar dileriz.Yazık ki siyasetin kurumsal hafızası çok güçlü değil. 2005 yılı bütçesinden yararlanarak milletvekilleri, 6 milyar lira olan maaşlarında 2,5 milyar liralık bir artış sağlamaya, yani yasama gücünü kendilerine yontmaya çalıştılar.Bu çabaya öncülük eden bir grup AKP milletvekili, CHP grubundan talep ettikleri desteğe, dolaylı da olsa olumlu cevap alıp cesaretlendiler.Cevap şuydu: "Grup olarak doğrudan destek vermeyiz ama ses de çıkarmayız.."Ama bu garantiyle gittikleri Başbakan'ın kapısından elleri boş döndüler.Başbakan, açlık sınırı altındaki asgari ücreti artırma tartışmalarının sürdüğü bir ortamda bu ayrıcalıklı zammı topluma izah etmenin mümkün olmayacağını belirterek öneriyi reddetti.Tayyip Erdoğan'ın bu konuda basiretli bir liderlik gösterdiğini düşünüyoruz.Ekonomik krizden çıkışın toplumsal dayanışma, fedakârlık ve önderlik gerektirdiği bir dönemde devlet gücünün kötüye kullanılmasından daha öldürücü bir zehir olamaz.Çünkü parmak yalayanlar halktan fedakârlık isteyemez. Başbakan'ın tavrını takdir ediyoruz ama cevabının sonundaki "Şimdi olmaz" sözünden endişe duyuyoruz."Şimdi olmaz" sözü "sonra düşünürüz" anlamına gelmemelidir. Erdoğan, bu kötü alışkanlığı tarihin çöplüğüne atacak çağdaş bir ilkeyi kurumlaştırma şansını kullanmalıdır:Meclisin, milletvekili aylığı ve özlük hakları konusunda yapacağı değişiklikler, ancak bir sonraki seçimle oluşacak meclisin üyelerine uygulanmalıdır.KDV indirimi, büyük sınav..1 Ocak'tan itibaren gıda, sağlık ve eğitimden alınan KDV on puan inecek.Şimdi merakımız şu: Devletin katlanacağı bu fedakârlık acaba halka ne oranda yansıyacak?Çünkü bazı esnafın bu fırsatı, kriz dönemindeki zararlarını telâfi etmek amacıyla KDV farkını cebe indirmek için kullanacağına dair yaygın iddialar var. Bizce olay, ticaret ve esnaf odaları ile Rekabet Kurulu ve tüketici dernekleri için büyük bir sınav olacaktır.Öyle bir dayanışma ve medyadan da yararlanarak öyle etkin bir iletişim kurulmalıdır ki ticari dürüstlük gösterenler ödülünü almalı, fırsatçılığa sapanlar cezalandırılarak terbiye edilmelidir.Ödül de, ceza da kimin neyi kaça sattığını tüketiciye mümkün olan hızla duyurmak olmalıdır..
Yolsuzluktan daha hızlı yayılan bir toplumsal hastalık yok dünyada.Kendi yaşam tecrübemizle biliyoruz.Siyasetçilerin ve kamu görevlilerinin sık sık gazete manşetlerine çıkan yolsuzlukları başta öfke yaratıyor. Toplumsal tepki sonucu değiştirmeyince kabullenme ve yağmadan pay kapma süreci başlıyor.Türkiye'de rezaletin son perdesini yaşadığımızı söyleyebiliriz.VATAN'ın bugünkü manşeti, illetin en eğitimli toplum kesimlerini bile pençesine aldığını düşündüren yeni bir örnektir.Eğitim eksiğini veya kalitesizliğini, karşılaştığımız olumsuzluklara "kaynak sorun" olarak görmek belki doğru ama eksik bir teşhistir.Kamuoyunu bütün yıl meşgul eden Neşter davası sağlık alanında yaşanmış bir soygundur. Bu hastalığa doktorlar bile düşmüşse, tuz da kokmuş demektir!Kötülere ödül..Filozoflar insanın özünde "iyi" olduğunu söyler. Halil Cibran "kötü"yü "kendi susuzluğunda işkence çeken iyi" diye tarif ediyor.Eğitim de, insanların kendi içlerindeki iyiyi ortaya çıkarıp ve geliştiren bir araç değil mi? Öyledir ama toplumsal hayatın bu öğretiyi desteklemesi koşulu ile.Türkiye'de yıllarca iyi ve dürüst insanlar aptal yerine kondu. Kamu arazilerini işgal edenler, vergilerini ödemeyenler, kaçıranlar, suç işleyip hapse girenler sürekli aflarla ödüllendirildi."Devlet malı deniz, yemeyen domuz" lâfı boşuna çıkmadı.Maddeci ruh hali toplumu öylesine esir aldı ki, üniversiteli gençler bile AB üyeliğinin Türkiye'ye ne kazandıracağını değil, cebine ne koyacağını merak ediyor.Öncülük göreviAB sayesinde Türkiye'nin paradan, puldan daha önemli bir şeyi, kaçırdığımız rönesans ve aydınlanmayı yakalama fırsatını elde edeceğini pek az insan görüyor.AB üyesi olunca bu şikâyetlerimiz azalacaktır. Çünkü sorunları kaynağında çözen normlar bize de gelecektir. Ama 10-15 yıl daha beklemeli miyiz?Türkiye bu ayıbı ve faturasını daha fazla taşıyamaz.Dokunulmazlıkların kaldırılması ile ilgili taahhütlerini yerine getirmelerini Başbakan Erdoğan ve CHP lideri Baykal'dan ısrarla istememizin nedeni budur.Türkiye'nin güçlü bir değiştirici etkiye ihtiyacı var.Bunun öncülüğü de siyaset kurumuna düşüyor.
Türkiye'de belediyecilik, gecekondu muhafızı bir şöhrete hapsolmuştur. Belediyeciler de genellikle rüşvet yoluyla zenginleşen, dara düştüklerinde kaldırım taşlarını değiştirerek "ekmeğini taştan çıkaran" uyanıklar oligarşisi..Kentler bu yüzden büyümüyor, onun yerine hastalıkları ile şişiyor, çirkinleşiyor, uygarlıktan ve güvenlikten uzaklaşıyor.Başbakan Erdoğan, partisinin Kızılcahamam'daki eğitim toplantısında yerel yönetim politikaları konusunda dikkate değer bir konuşma yaptı.Yerel yöneticilerin belediyeciliği bir rant kapısı olarak görmemeleri gerektiğini belirterek bu konuda "AKP farkı" nın ortaya konulmasını istedi.Bir örneği Erzurum'dan verdi:Çifte Minareli Medrese'nin etrafında salaş yapılar görmüş. Bu yapıları yıkmak isteyen belediye başkanının baskılara karşı koyamadığını öğrenmiş. Konuşmasında "Bu tür çabalara prim vermeyin" dedi.İstanbul'u da yanlış tribünlere oynayan sakat anlayışın tahrip ettiğini anlatan Başbakan "Bu gidişi durdurmalıyız" dedi, "Ucuz hesaplar yaparsak yanlış olur. Eğer bunun faturası İstanbul'u kazanmak uğruna seçimi kaybetmekse, varın kaybedin!"İstanbul, kendisiyle başlayan, üçüncü dönemdir aynı kökenden gelen belediye başkanlarının elinde bu hale düştü.Belediye Başkanlığı seçimini "Ben de kaçak yapıda oturuyorum" diyerek kazanan Erdoğan'ın bugün kusurlarını cesaretle itiraf etmesi, değerlendirilmesi gereken bir şanstır.Özeleştiriden geçirdiği tecrübeleri sayesinde Erdoğan, belediyeciler için iyi bir hocadır.Bu hocadan belediyeciler, çok bilinen şu atasözünün ışığında yararlanmalılar: Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!Rehin kahramanKamuoyu, Irak'ta rehin alınan armatör Kahraman Sadıkoğlu ile kaptanı Ahmet Yurttaş'ın sağ salim kurtulmaları için dua ediyor.Adını, Atatürk'ün yatı Savarona'yı jilet olmaktan kurtararak ve yıllar önce Haydarpaşa açıklarında batan Independenta tankerinin enkazını çıkararak duyuran Sadıkoğlu on bir gündür rehinecilerin elinde.Şu anda hayatta olduğunun bilinmesi, yaşam şansını destekleyen en güçlü ümittir.Çünkü elde edilen bu zaman, Kahraman Sadıkoğlu ve kaptanının, düşmanca bir faaliyette bulunmak için Irak'a gitmedikleri gerçeğinin iyi anlaşılmasına hizmet edecektir.O, eskilerin "ismiyle müsemma" dedikleri, taşıdığı ada lâyık bir kahramandır işadamı olarak. Yaratıcı karakteri onu hep risk almaya itmiş, Irak'a da Basra Körfezi'nde savaş nedeniyle batan gemileri çıkarmak için gitmiştir.Bu çabası da limanın temizlenerek trafiğe açılmasını, bu şekilde Irak halkının ihtiyacı olan yiyecek ve ilâç yüklerinin ulaşmasını sağlamıştır.Sadıkoğlu'nun kahramanlığına ceza vermek, sonuçta Irak halkına da kötülük etmek olacaktır.Onu ve arkadaşını ellerinde tutanlar, dileriz bu gerçeği görürler!
Hukuk devleti olmanın şartı herkesin yasalar karşısında eşit olmasıdır. Türkiye bu bakımdan özürlü. Çünkü siyasetçiler, öbür vatandaşlar gibi yargı önüne çıkıp hesap vermek yükümlülüğünü taşımıyorlar.Anayasa'nın 83'üncü maddesi milletvekillerini, 100'üncü maddesi de başbakan ve bakanları koruyor. Siyasetçi sınıfı dayanışma halinde bu ayrıcalığından vazgeçmiyor.Hem de Tayyip Erdoğan ile Deniz Baykal'ın seçim öncesi TV'den millete verdikleri söze rağmen..İktidar eski siyasetçileri tümen tümen Yüce Divan'a gönderirken bu mecliste görev yapanların 150'yi aşkın suç dosyasını işleme koymuyor.Erdemir, fahiş fiyatla arazi satın alıyor, devlet kesesinden birilerine 50 milyon dolar menfaat sağlanıyor.. Soruyorsunuz; Başbakan Yardımcısı Şener, Maliye Bakanı Unakıtan'a, o da Erdemir'e gönderiyor.Korkarız bu maskaralık bitmeyecek! Çünkü inatlaşma yolu tıkadı: CHP "Önce siyasi dokunulmazlıklar kalksın" derken AKP "Anayasa değişikliği siyasetçiler yanında bütün kamu görevlilerini de içine alsın" diyor.Ufukta uzlaşma görünmüyor.Adalet Bakanı Çiçek, ısrarlarının nedenini anlatırken şöyle dedi:"İki parti uzlaşmaz ve imtiyazların tümü birlikte kaldırılmazsa oylamada gerekli sayı temin edilemez. Anayasa değişiklikleri gizli oyla yapılıyor. 1995 tecrübesi, uzlaşmaya dayanmayan teşebbüslerin başarıya ulaşamadığını öğretti. Biliyorum ki CHP'li üyelerin de bir kısmı 'hayır' oyu verecek, sonra partiler birbirlerini suçlayacaklar. Gereksiz bir rejim tartışması istemiyoruz."Evet ama biz de millet olarak imtiyazlı bakanlar ve milletvekilleri istemiyoruz. Seçilmişler hesap verebilir hale gelmedikçe çamurdan çıkamayacağız. Rejim de korunmayacak.İş başa düşmüştür. Sivil toplum ve medya hakkını aramak için bastırmadıkça kimse bir çözüm beklemesin.Kirlilikten ve soyulmaktan da şikâyet etmesin!İktidarın tercihi, üzüm yemek..İşadamı Cavit Çağlar dört ay önce İnterbank'tan doğan yükümlülükleri için TMSF ile 1 milyar 678 milyon dolarlık bir borç geri ödeme anlaşması imzalamıştı.Onu yargılayan mahkeme, beraat karan verdiği bir davanın Yargıtay'dan dönmesi üzerine önceki gün Çağlar'ı 3 yıl 10 ay hapse ve ağır para cezasına mahkum etti.Devlet ne yapmak istiyor?İktidarın tercihi nedir; bağcıyı dövmek mi, üzüm yemek mi?Çünkü ceza, öteki batık banka patronlarını, kamuya olan borçlarını ödeme tercihinden caydıracaktır.Dün bu soruyu Adalet Bakanı Çiçek'e sordum.."Çağlar'ın hapis yatmasında kamu menfaati yok. Yeter ki devletten aldığı parayı ödesin" dedi.Bakan, Yolsuzlukla Mücadele Yasası'na girmişken geri çekilen geçici maddenin yeniden yazılarak Ocak ayında meclise sevkedileceğini açıkladı.Bu kişiler, kamuya verdikleri zararı kanuni faizi ile geri ödemeleri şartı ile cezalan üç yıl ertelenecek. Taahhütlerini yerine getirdikleri takdirde cezalan infaz edilmiş sayılacak.Yani iktidarın tercihi, kelle koparmak değil, devletin parasını kurtarmak olacak.
Ekonomik krizi başlatan olayı Cumhurbaşkanı'nın savurduğu Anayasa kitabına indirgemek çocukça bir kolaycılıktı.Devlet ve vatandaş ilişkileri o kadar çürümüş, güven erozyonu nedeniyle sosyal mukavele o kadar bozulmuştu ki çöküş kaçınılmazdı.Kamu açıklarını besleyen sebepler arasındaki rüşvet ve yolsuzluğun ne boyutlara vardığını, faturanın namuslu vatandaşların sırtına binerek gelir dağılımı adaletini yerle bir ettiğini herkes biliyordu.Gerçeğe gözlerini açmayanlar sadece siyasetçilerdi. Halk da onları cezalandırdı. Bu öfkeden AKP'nin tek başına iktidan doğdu.Siyasal islâm kökeninden kaynaklanan şüphe gölgelerine rağmen AKP'yi tek başına ve ezici bir çoğunlukla iktidar yapan millet iradesi umudunu bazı vaatlere dayandırmıştı. Neydi bu vaatler?1- Yönetim arük şeffaf olacaktı.2- Temiz Siyaset Yasası çıkacak, seçimle gelen kamu görevlileri ticari işlerini terk edecek, iş takibi yapmayacaklardı.3- Milletvekili dokunulmazlığı, sadece siyasi faaliyetle sınırlandırılacaktı.Oligarşi asıl nerede?Biz son seçimde demokratik bir parlamento mu seçtik, yoksa adaletin bile zırhlarını delemediği lordlar mı getirdik başımıza?Meclis bugün, sadece eski siyasetçileri yargılayan bir ön mahkeme gibi çalışıyor ve onları Yüce Divan'a gönderiyor. Ama bu dönemin bakan ve parlamenterleri hakkındaki suç dosyalarını asla işleme koymuyor."Ben yargılanmak istiyorum" diyen muhalefet milletvekillerini bile "yol olur" korkusuyla mahkemeye sevketmiyor.Onlardan aklanma hakkını esirgiyor.Devamlı "bürokratik oligarşi den şikâyet eden Başbakan "siyasetçi sınıfı oligarşisi'ni görmüyor mu?Tayyip Erdoğan dün TÜSİAD toplantısında sadece siyasetçinin dokunulmazlığının kaldırılmasını kabul etmeyeceklerini çünkü bu durumun siyaset kurumunu zayıf düşüreceğini öne sürdü:"Bizim düşüncemiz, istisnasız bütün kamu görevlilerinin dokunulmazlık zırhından çıkarılmasıdır. Bunda varız. Ama sadece siyasetçi için olursa, bunda yokuz..""Karnından konuşuyor"Demirel siyaset yapıyor olsaydı "Başbakan gamından gonuşuyo" derdi.Gerçekten de Erdoğan'ın, anayasayı bile tek başına değiştirecek güce sahip bir iktidar önderi olarak, ellerini kimlerin tuttuğunu millete açık açık söyleme borcu vardır.Biz ikna edici bir sebep ortaya koyabileceğine inanmıyoruz.AB sürecinde gerçekleşen reformlar "hayaletler terörü"ne son vermiş, çoğu tabuların kötü iktidarlar tarafından siper olarak kullanılan hayali korku duvarları olduğunu hepimize öğretmiştir.Başbakan liderlik gücünü olumlu kullanmalı, bu yaraya neşteri vurmalıdır. Milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmak için bürokrasinin dokunulmazlıklarını da kaldırmak şartsa onu da yapmalıdır.Yakınmaya dayalı ayak oyunları itibarına, güvenilirliğine zarar veriyor artık.Memurları bahane olarak kullanıp kendi imtiyazlarını korumanın kurnazlığını sürdürmek halka hakarettir!
EVYAP şirketi 30,5 milyon dolara aldığı bir araziyi altı yıl sonra 82 milyon dolara sattı.Ekonomik ve jeolojik nedenlerle altı yılda arazinin büyük değer kaybına uğraması gerekirdi.Çünkü arazi, büyük depremin merkezindeydi. Üstüne iki büyük ekonomik krizin darbesini yemişti. Gayri menkul fiyatları dramatik düşüşler göstermişti.EVYAP, bu şartlarda benzeri görülmemiş bir iş yapmış, taksitle aldığı malı, iki katına yakın bir kârla satmıştır. Bundan dolayı suçlanamaz.Ticaret bu; piyasa "kaz varsa kazıkla" ekseninde dönüyor.Satın alan taraf da EVYAP gibi bir özel şirket olsaydı bize şunu diyebilirlerdi:"Alan memnun satan memnun; size ne?"Gizli hazine mi var?Ama Yarımca'daki araziye 82 milyon dolar ödeyen şirket Ereğli Demir Çelik'tir. Borsanın lokomotifi olan halka açık bir şirkettir ve içindeki kamu hissesi önümüzdeki yıl özelleştirilecektir.O nedenle Sultanahmet'teki prestijli Four Seasons oteli ile Boğaz'ın en görkemli yerindeki Atikpaşalar Yalısı'nın bir arada 60 milyon dolara satıldığı bir dönemde Yarımca'daki araziye 82 milyon dolar ödeyenlerin ikna edici bir sebep göstermeleri gerekir.Erdemir birkaç ay sonra özelleştirilecek. Bu kambur, Erdemir'in borsada hisse senetlerini satın almış tasarruf sahiplerine olduğu kadar özelleştirme pazarlığındaki gücüne de zarar verecektir.Sorular cevap bekliyor:Kral Konstantin'in gizli hazinesinin oraya gömülü olduğunu mu haber aldılar?Kendi ceplerinden ödüyor olsalardı o arsaya bu parayı verirler miydi?"Bana ne" diyemezVATAN dün özelleştirmeden sorumlu Maliye Bakanı Unakıtan'ı buldu ama beklediği cevabı alamadı:"Oğlum bir yazıyorsunuz ondan sonra bir daha geliyorsunuz. Sen ne diyorsun? Sen ne diyorsun? Karşılıklı böyle havalara sokuyorsunuz. Gidin ilgili yerlerden bilginizi alın. İlgili yer Erdemir'dir."Unakıtan Erdemir'in karar oluştururken Bakanlıktan izin almadığını, sorumluluğun yönetim kurulunda olduğunu söyledi.Şimdi bir bardak soğuk su mu içeceğiz?Temiz toplum umutlarını kazık üstünde oturarak mı tüketeceğiz?Dokunulmazlıkların kaldırılması için daha kaç bahar bekleyeceğiz?Maliye Bakanı dokunulmazlık zırhından yararlanıyor olmasaydı, yöneticilerini kendilerinin tayin ettiği bir şirketin yaptığı yanlış bir iş karşısında bu kadar gamsız olabilir miydi?
Bugünkü manşetimizi okuyunca sanırım sizin de içinizden "İmdaaat soyuluyoruz!" diye bağırmak isteği yükselmiştir.Tevfik Fikret'in dediği "han-ı yağma"ya daha ibretli bir örnek gösterilemez.Alışverişe bakar mısınız?Özelleştirme İdaresi, Yarımca Porselen'i 1998 yılında 30 milyon 500 bin dolara EVYAP şirketine satıyor, altı yıl sonra özelleştirme kapsamındaki bir kamu kuruluşu olan Ereğli Demir Çelik aynı malı 82 milyon dolar bedelle EVYAP'tan geri alıyor.Türkiye fırsatlar ülkesi; tamam ama bu kadarı da fazla değil mi?Bu iktidar, ülkeyi boğazına kadar battığı yolsuzluk çamurundan temizleyecek ilâhi bir sel pozlarında işbaşına gelmişti.Ama sözünün eri olamadı.Tayyip Erdoğan'ın milletvekili dokunulmazlıklarını kaldıracakları vaadi uyutuldu. Eski dönemin siyasetçilerinden hesap sorarken aslan kesilen iktidar, kendi dönemine ait yolsuzluk iddiaları karşısında dut yemiş bülbüle döndü.Cüzdanımız çalındıBaşbakan, Yarımca Porselen olayını yolsuzlukla mücadelenin milâdı yapmalı ve devlet soygunlarına son vermek amacında bu fırsatı değerlendirmelidir.Bu işletme, altı yılda üretimi ile verimi ile kıymetlenen bir mal değildir. Değeri tamamiyle arazisinden gelmektedir.Türkiye bir krizden geçti ve en büyük değer kayıpları gayri menkulde oldu.Krizden önce 30 milyon dolar eden bir arazinin değeriyarıya bile düşmüş olabilir ama asla 80 milyon dolara çıkamaz."Kör kör gözüm parmağına" misali cüretkâr ve saldırgan bir soygun var ortada.Bu işletme altı yıl önce ya değerinin çok altında satılarak çalınmış veya bugün değerinin çok çok üstünde bir fiyatla devlete sokuşturulmuştur.Her iki durumda da devletin, milletin milyonlarca doları birilerine peşkeş çekilmiştir.Başbakan'ın borcu"Devlet malı deniz, yemeyen domuz" zihniyeti üstüne kurulu düzen daha ne kadar devam edecek?Bu Ali-Cengiz oyunlarına kim ne zaman son verecek?"Fakir milletin, garibin, gurebanın hakkını yedirmeyiz, burunlarından fitil fitil getiririz" lâflarına karnımız tok artık.Dokunulmazlıklar kaldırılmadığı sürece hepimiz biliyoruz ki, soruşturmalar siyasi kişilere uzandığında tıkanacak, yiyen yediği ile devlet ve millet de soyulduğu ile kalacaktır.İktidar, serden hayır çıkarabileceği bir olayla karşı karşıyadır.Bu soygun hepimizden önce iktidara yönelik haysiyet kırıcı bir meydan okumadır.Başbakan "yeter artık" diye yumruğunu masaya vurup dokunulmazlık reformunu AKP'li milletvekillerine rağmen gerçekleştirme fırsatını bu defa da kullanamazsa siyasi hayatinin en büyük günahını işleyecektir.Yolsuzlukla suçlanan iktidarların seçim sandığında hedef oldukları gazabı ve uğradıkları felâketi Tayyip Erdoğan unuttu mu acaba?