İş başa düştü!

Hukuk devleti olmanın şartı herkesin yasalar karşısında eşit olmasıdır. Türkiye bu bakımdan özürlü. Çünkü siyasetçiler, öbür vatandaşlar gibi yargı önüne çıkıp hesap vermek yükümlülüğünü taşımıyorlar

Haberin Devamı

Hukuk devleti olmanın şartı herkesin yasalar karşısında eşit olmasıdır. Türkiye bu bakımdan özürlü. Çünkü siyasetçiler, öbür vatandaşlar gibi yargı önüne çıkıp hesap vermek yükümlülüğünü taşımıyorlar.

Anayasa'nın 83'üncü maddesi milletvekillerini, 100'üncü maddesi de başbakan ve bakanları koruyor. Siyasetçi sınıfı dayanışma halinde bu ayrıcalığından vazgeçmiyor.

Hem de Tayyip Erdoğan ile Deniz Baykal'ın seçim öncesi TV'den millete verdikleri söze rağmen..

İktidar eski siyasetçileri tümen tümen Yüce Divan'a gönderirken bu mecliste görev yapanların 150'yi aşkın suç dosyasını işleme koymuyor.

Erdemir, fahiş fiyatla arazi satın alıyor, devlet kesesinden birilerine 50 milyon dolar menfaat sağlanıyor.. Soruyorsunuz; Başbakan Yardımcısı Şener, Maliye Bakanı Unakıtan'a, o da Erdemir'e gönderiyor.

Korkarız bu maskaralık bitmeyecek! Çünkü inatlaşma yolu tıkadı: CHP "Önce siyasi dokunulmazlıklar kalksın" derken AKP "Anayasa değişikliği siyasetçiler yanında bütün kamu görevlilerini de içine alsın" diyor.

Ufukta uzlaşma görünmüyor.

Adalet Bakanı Çiçek, ısrarlarının nedenini anlatırken şöyle dedi:

"İki parti uzlaşmaz ve imtiyazların tümü birlikte kaldırılmazsa oylamada gerekli sayı temin edilemez. Anayasa değişiklikleri gizli oyla yapılıyor. 1995 tecrübesi, uzlaşmaya dayanmayan teşebbüslerin başarıya ulaşamadığını öğretti. Biliyorum ki CHP'li üyelerin de bir kısmı 'hayır' oyu verecek, sonra partiler birbirlerini suçlayacaklar. Gereksiz bir rejim tartışması istemiyoruz."

Evet ama biz de millet olarak imtiyazlı bakanlar ve milletvekilleri istemiyoruz. Seçilmişler hesap verebilir hale gelmedikçe çamurdan çıkamayacağız. Rejim de korunmayacak.

İş başa düşmüştür. Sivil toplum ve medya hakkını aramak için bastırmadıkça kimse bir çözüm beklemesin.

Kirlilikten ve soyulmaktan da şikâyet etmesin!

İktidarın tercihi, üzüm yemek..
İşadamı Cavit Çağlar dört ay önce İnterbank'tan doğan yükümlülükleri için TMSF ile 1 milyar 678 milyon dolarlık bir borç geri ödeme anlaşması imzalamıştı.

Onu yargılayan mahkeme, beraat karan verdiği bir davanın Yargıtay'dan dönmesi üzerine önceki gün Çağlar'ı 3 yıl 10 ay hapse ve ağır para cezasına mahkum etti.

Devlet ne yapmak istiyor?
İktidarın tercihi nedir; bağcıyı dövmek mi, üzüm yemek mi?

Çünkü ceza, öteki batık banka patronlarını, kamuya olan borçlarını ödeme tercihinden caydıracaktır.

Dün bu soruyu Adalet Bakanı Çiçek'e sordum..

"Çağlar'ın hapis yatmasında kamu menfaati yok. Yeter ki devletten aldığı parayı ödesin" dedi.

Bakan, Yolsuzlukla Mücadele Yasası'na girmişken geri çekilen geçici maddenin yeniden yazılarak Ocak ayında meclise sevkedileceğini açıkladı.

Bu kişiler, kamuya verdikleri zararı kanuni faizi ile geri ödemeleri şartı ile cezalan üç yıl ertelenecek. Taahhütlerini yerine getirdikleri takdirde cezalan infaz edilmiş sayılacak.

Yani iktidarın tercihi, kelle koparmak değil, devletin parasını kurtarmak olacak.

DİĞER YENİ YAZILAR