Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Oramiral İlhami Erdil eşi ve kızı ile birlikte yargı önüne çıkarıldı. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi'nde dün başlayan dava, tarihi bir dönüm noktasını işaret etmektedir.Asker, yolsuzlukla suçlanan bir kuvvet komutanını mahkemeye çıkarmakta tereddüt göstermeyerek sivillere ders veriyor.Yılların özlemi olan "temiz toplum" hedefinin yol haritasını çiziyor."Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz" diyen Anayasa hükmü hayata geçecekse, hukukun üstünlüğü hayatın temeli olacaksa başka yol yok.Hep söyledik; adaletin gücü güçlülerin adaletli olmasına bağlıdır.Erdil davası buna başlı başına ibretli bir örnek.. Askeri mahkeme dün yeni bir örnek karar almış, yayın yasağı talebini şu gerekçe ile reddetmiştir:Asker ders verdi"Duruşmaların gizli yapılması karşısında Silâhlı Kuvvetler'in olayları örtbas etmek istediği inancı doğacağı endişesi taşıyoruz. Her şeyin şeffaf cereyan etmesinde kamu yararı vardır."Meslek, sınıf, hemşehrilik, partidaşlık.. Yolsuzlukları üreten hastalığın derinlere işlemiş mikrobunu bu dayanışmalar oluşturuyor.Bireysel suçların kurumları ve meslek gruplarını kirletmesinin sebebi budur.Türkiye kirlilikten kurtulmak istiyorsa, her meslek grubu ve her kurum, suçu örtbas ederek değil yargının adaletine teslim ederek kendini koruyabileceğini öğrenecektir.Asker bunu yapıyor.. İşte eski Deniz Kuvvetleri Komutanı'nı kamuoyuna açık bir şekilde yargılamaya başladı.Genelkurmay Başkanlığı, Özel Kuvvetler Komutanlığı binası inşaatı ile ilgili yolsuzluk iddiaları için soruşturma kapısını açarak 39 sanıklı yeni bir davanın ikame edilmesine de olanak sağladı.Oligarşi nerede?Umut veren bir başka gelişme Yargıtay'da oldu."Neşter Operasyonu" davaları nedeniyle yargıyı etkileme girişimlerinde bulunmakla suçlanan Yargıtay üyelerinden Ergül Güryel'e "görevden çekilmeye davet" ve Hüseyin Demirörs'e de "uyarma" cezası verilmişti.Yargıtay Genel Kurulu, bu cezalara yönelen itirazları reddetti. Kurumların güvenilirliği, halkın devlete inancı ve bağlılığı böyle sağlanır.Suçlananları yargıdan kaçıranlar, aslında geleceğe dönük olarak kendilerine sığınak inşa ettiklerini sanıyorlar. Ama halk bunu görüyor artık.Özellikle askerin adalet ve şeffaflık konusundaki kararlılığı, umuyoruz ki siyasetçilerin dokunulmazlıklarını deldirmeme inatlarını geçersiz hale getirecektir.Başbakan'ın "bürokratik oligarşi" savı çökmekte, "seçilmişler oligarşisi" ayıbı, temiz toplum hedefinin önünü kapayan bir utanç duvarı gibi tek başına kalmaktadır.İktidar millete verdiği sözü tutup bu duvarı artık yıkmalıdır!
Doğru, biz farklı bir kültürüz, eğlenmek için bile kahır yüklü şarkılar dinleriz.AB zirvesinden tam üyelik hedefiyle müzakere tarihi almanın yarattığı bayram havası bir gün sürmedi.Karar metnindeki başarısızlık ihtimalini hesaba katan şartlar, asıl kazanımların önüne geçirildi. Kamuoyu, tedirginlik içinde gerçeğin ne olduğunu merak ediyor şimdi.Gerçek nedir?Bizce sonuç "benzersiz bir zafer" de değildir, yenilgi de değildir. Hele hezimet hiç değildir.Türkiye'nin AB'ye asla alınmayacağı iddiaları, ülkemizin bugünkü ağır sorunlarını aşamayacağı varsayımına dayanıyor. Oysa AB bu zorluklara rağmen tam üyelik müzakerelerine başlama kararı vermiştir.Çünkü küresel bir oyuncu olacaksa bu maliyeti ödemek zorunda olduğunu görmüştür.Kaldı ki müzakere süreçlerinin dinamikleri Türkiye'yi çok değiştirecektir. Siyasi güvenlik ve ekonomik istikrar ikliminin cezbedeceği yabancı sermaye yatırımlarının katkısı Avrupa'nın en büyük korkusunu ortadan kaldıracaktır.Hep söylüyoruz; dünyanın ve Türkiye'nin değişim süreci, bugün önümüze konulan şartları anlamsız kılacaktır.Önemli olan o büyük güne ilerlerken müzakere döneminin bütün aday ülkelere tanıdığı gelişme fırsatlarından en yüksek düzeyde yararlanmayı bilmektir.Yarısı dolu bardağı, "bunun yarısı boş" diye yere vurmanın tehlikesi işte burada.Aday ülkeler müzakere sürecinde yalnız siyasal ve sosyal kalitelerini yükseltmediler, cezbettikleri yabancı sermaye ile refah toplumu olmanın fırsatını da değerlendirdiler.17 Aralık'ın ne anlama geldiği ve bizi nereye götüreceği, bizim algılamamıza bağlıdır.Başarı dersek başaracağız, yenilgi dersek yenileceğiz.Yenilgi psikolojisi, içerde değişim hevesini baltalayacağı gibi dışarda da "Türkiye fırsatlar ülkesi oldu" demesini beklediğimiz yabancı yatırımcıları caydıracaktır.Kahır bağımlılığımız ve iç siyasetteki rant hesaplarımızla kendimize kötülük etmeyelim.Leylâ Zana SokağıParis'in banliyösü Bobigny'de bir sokağa Leylâ Zana'nın adı verildi.Böyle jestler, insanlığa yararlı bir yaşam sonunda ebediyete göç etmiş şahsiyetlerin hatıralarını ölümsüz kılmak için yapılır.Bir de bilim, sanat ve siyasette iz bırakacak olan başarıların yaşayan sahiplerine övgü ve şükran için..Leylâ Zana'nın meclis kürsüsünde göze aldığı yasa dışı bir eylem nedeniyle uzun süreli bir hapis cezası çekmekten başka ne özelliği var?Bu kararı verenler, Zana'nın uygarlığa ne kattığını düşündüler?Türkiye'ye karşıtlığın siyasi rant getirdiği ülkelerde bu türden kışkırtıcı olaylara kendimizi hazırlamak zorundayız.Tepkimizi gülümseyerek gösterebiliriz. Demokrasinin adaletine güvenebiliriz.Çünkü o sokağın sakinleri, kim bilir kaç kuşaktır kullandıkları adresi kendilerine sormadan değiştiren belediyeye herhalde tepki göstereceklerdir.Gösterirlerse ne âlâ.. Göstermezlerse de güle güle kullansınlar!
Toplumsal bir rüyanın gerçekleşmesi yolunda bir başarı elde edildiği zamanlar hep böyle olur.."Yaşa.. Varol" sesleri arasında keyfekeder ayrıntıların bayram havasını bozmasına imkân verilmez.Bizde de o oldu.Türkiye'ye "tam üyelik" hedefli müzakere tarihi verilmesi ile ilgili AB Zirvesi sonuç bildirisi zemberek gibi gerilmiş sinirlerin boşalması sırasında konfeti gibi havalara savruldu.Ancak İsveç Başbakanı Goran Persson'un dünkü açıklaması, yerlere saçılmış bildiri sayfalarını toplayıp yeniden okumak ve zirve sonuçlarını yeniden değerlendirmek mecburiyetini yüklüyor şimdi.Başbakan Erdoğan'ın yeteri kadar direnemediğini ve aceleci davranıp "şartlı üyelik"i kabul ettiğini söyleyen İsveç Başbakanı "Biz olsaydık bu şartlı üyelik konusunu kabul etmezdik. Ama Türkiye kabul etmeye yönelince biz öne çıkıp engel olmak istemedik" dedi.Beyaz yalanlarKıbrıs, serbest dolaşım ve garanti edilmiş tam üyelik konularında zorlu pazarlıklara taraf olacağımız önceden belli idi.Siyasi kulisten kamuoyuna yansıyan bilgiler, Türk tezlerinin kabul gördüğü doğrultusunda oldu. Türkiye Kıbrıs konusunda yazılı bir taahhütte bulunmuyor, sınırlamalar "kalıcı" niteliğinden arındırılıyor ve üyelik koşullarını yerine getirememesi halinde işletilecek "özel statü" kararı, sadece Türkiye'nin talebine bağlı bir seçenek oluyordu.Zirve bildirisinin yarattığı bayram havası, işte bu ön kabullere dayanmıştı. Fakat şimdi gerçeğin farklı olduğu görülüyor.Kıbrıs'la ilgili karar, Rauf Denktaş'ı bile tatmin etmiştir. Onu geçelim..Ama "daimi kısıtlamalar" kelime oyunları ile biraz bulandırılmış olsa bile metinde aynen kalmıştır.Halka güveninİsveç Başbakanı'nın değindiği asıl sorun, şu cümledir:"Üyeliğe aday ülke eğer üyelik zorunluluklarını yerine getiremezse AB'ye mümkün olan en güçlü bağlarla bağlanacaktır."Aynı bölümde bu kararı AB'nin vereceği ve sadece Türkiye'yi dinleyeceği ifade ediliyor. Yani özel statü kararının sadece Türkiye'nin talebi ile gündeme gelecek bir sonuç olmadığı görülüyor.Ne yapalım şimdi, mutluluk ve umutlarımıza son mu verelim?Hayır. Çünkü Türkiye Kopenhag kriterlerini yerine getirmiş bir ülke olarak tam üyelik ortak hedefi ile AB'den müzakere tarihi almıştır.Verilen kalite belgesi ve müzakerelere başlama hakkı bizden geri alınamaz.Şu andaki ihtiyacımız, gerçekleri eksiksiz bilmektir. Önümüzdeki geleceği yalanlar ve kandırmacalarla kuramayız.Hükümet Türkiye'nin gücüne ve halkın iradesine güvenmeli, tüm gerçekleri onunla paylaşmalıdır.Diplomasinin kaldıramadığı şartları anlamsız kılmak ancak böyle mümkün olabilir.
Avrupa Birliği "bizim de kara kaşlı, kara gözlü bir üyemiz olsun" diye açmadı Türkiye'ye kapılarını..Dünyanın gidişi Türkiye ile AB'nin çıkarlarını tarihin kavşağında birleştirdiği için bu karar alındı. Güçlü olmak yetmiyor. Doğru bir blok içinde yer almıyorsanız gücünüzü koruyamıyorsunuz.AB Türk halkının yalnızca çağdaş yaşam özlemine destek ve cevap vermekle kalmayacak, askeri ve stratejik gücünü idame ettirmek konusundaki zorluklarına da yardımcı olacaktır.Buna karşılık küresel bir güç olma fırsatını elde edecektir. 17 Aralık'a kolay gelmedik. Ama önümüzdeki dönemin daha sancılı olacağına dayanan tahminler Türk halkını bu sevdadan vazgeçirecek senaryolar bile yansıtıyor.Romanya vatandaşı bir dostumdan dikkate değer şeyler dinledim: "AB hayatınıza, her alanda sıkı disiplinler getirecek. Baskı hiç kalır; hakaret bile göreceksiniz. Biz komünist rejimden çıktık, özgürlük ve zenginlik umudu ile dayandık ama siz kolay katlanamazsınız. Yoksulluk çekseniz de bizim gibi boyun eğme iklimi yaşamadınız çünkü.."Değişimin sesiAB'ye inananları bu gerçek korkutuyor, içerdeki AB ve dışardaki Türkiye karşıtlarını umutlandırıyor.Ama boşuna. Çünkü bunlar Türk halkındaki özgürlük, adalet ve refah özlemlerinden kaynaklanan değişim kabiliyetini hesaba katmıyorlar.Yararını gördükçe dayanma gücümüz artacaktır. Müzakere sürecinin insan haklan ve ekonomi alanında sağlayacağı kazanımlar, bu büyük davayı besleyecektir.Hakkâri'den dün gelen bir haber bile değişimin gücünü yüceltiyor.30 Kasım'da bir çoban, "dur" ihtarına uymadığı iddiasıyla açılan bir ateş sonucu ölmüştü. Bir jandarma astsubayı bu nedenle tutuklanıp hapse kondu.Van Barosu'nun raporunda savcının araştırmayı yapan heyete şunları anlattığını yazıyor: "Jandarma teşkilâtı, yanlış bir hareket yapan personeline sahip çıkmadı. İstemiş olsalardı, maktulün yanına iki silâh koyup çatışma süsü verebilirdi. Yapmadılar.."Kaynana zırıltısıBu beyanı, yargısız infazlara delil de gösterebilirsiniz, insan haklan ihlâllerine yönelik suçlara karşı caydırıcı bir kararlılığın kurumsallaşmaya başladığına yorup teselli de çıkarabilirsiniz.Zihniyet değiştirmek, kanunları değiştirmekten daha fazla zaman alıyor. İyileşme, sivil toplumun etkinleşmesi ile hız kazanacaktır.Ama yine de belirleyici olan siyaset adamlarıdır.Bizce 17 Aralık zirvesinin asıl kahramanları, halklarının karşıtlığına rağmen Türkiye'ye kapıyı açan Avrupalı liderlerdir.Onlar seçimde bedel ödeyeceklerini bile bile doğru olduğuna inandıkları şeyi yaptılar.Bizim liderlerimiz de onları örnek almalı.Üstelik Türkiye'de bunun bedeli de yok. Zirve gününün akşamı, açık her 100 televizyondan 72'si "Gelinim Olur musun?" programına kilitlendi.Başbakan Erdoğan'ın açıklamalarını veren kanallardan en fazlası yüzde 18 pay alabildi.İlgisi şaşmış bir toplum hoş değil ama doğru hedefe kilitlenmiş iktidarlar için şans da sayılabilir!
ocuklarımıza özgür müreffeh ve güvenli bir gelecek inşa etmenin onurunu hak etmiş kuşaklarız artık biz..Ulusun yüz elli yıllık Batılılaşma rüyasını gerçekleştirmek yolunda dün elde edilen sonuç, zafer olarak kutlanmaya değer tarihi bir fırsattır.Bu sayede Türkiye, kırmızı çizgilerle ufkunu kapamış, büyük potansiyelini dumura uğratmış bir ülke olmaktan çıkıp uzlaşmalara açık, yeni dünyanın olanaklarından payını almasını bilen, hakkını arayan, düşündüğünü özgürce söyleyebilen insanların yurdu olacaktır.Türkiye'ye modernleşme hedefindeki değişim iradesini ispatlama olanağı tanıyan AB Zirvesi kararı hayırlı ve uğurlu olsun.Tabii ki bu "Yeni Türkiye" idealini lâftan eyleme geçiren zorlu bir geleceğin sadece kapısını açmaktadır. İnanç, kararlılık ve çaba bundan sonra daha çok gerekli olacak.Tarih ve hedef..Dün Brüksel'de yaşanan endişe ve gerilimler, müzakerelerle geçecek on yılda çekeceğimiz sıkıntıların fragmanı gibiydi.AB Zirvesi'nin bilançosuna zafer mi, teslimiyet mi diye bakmanın yanlışı, terk etmek zorunda olduğumuz eski zihniyetin can çekişmesidir.Tarihi eşik atlanmıştır ve Türkiye AB Zirvesi'nden istediği tarihi almıştır. Katılım müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde başlayacaktır.Hedef tam üyelik olacaktır. En önemli kazanım bu konuda elde edilmiştir. Çünkü taslak metin "başarısızlık halinde Türkiye'nin birliğe sıkı bağlarla bağlanması" konusunda bir ön kabul içeriyordu.Metnin bu şekilde çıkması karşıtlarımıza sürekli şantaj ve baskı imkânı tanıyabilirdi. Değişiklikle Türkiye'ye yönelik bir tehdit, Türkiye'nin iradesi ile işleyecek bir hak şekline dönüştü.Yani özel statü talebi, üye ülkelerin isteği ile değil, ancak Türkiye isterse gündeme gelebilecektir.O bildik çağrı..Nefes nefese bir gün yaşadık. Kıbrıs Rum Yönetimi'ni bütün Kıbrıs'ın meşru hükümeti olarak kabul etme dayatması ardından Başbakan Erdoğan'ın "Hayır mersi" deyip zirveyi terk edeceği haberleri dolaşırken Ankara'dan "eğrisi doğrusuna denk düşen" bir haber geldi.Kaçırılmış tarihi fırsatları simgeleyen "zaman tüneli''nden, o bildik çağrı Deniz Baykal'ın sesinden tekrarlanıyordu: CHP lideri AB ile müzakerelerin dondurulmasını talep ediyordu.Sanıyoruz zirvenin Kıbrıs konusunda sadece bir sözlü güvence ile yetinmeye karar vermesinde Baykal'ın bu çağrısı da etkili olmuştur.Artık "Türkiye'yi almayacaklar" korkuları ve kışkırtmacı önyargıları geçerliliğini kaybetmiştir.Tarih de, gelecek de Türkiye'yi Avrupa'ya çağrıyor. Türkiye isterse bu başarının tacını giyecektir.Oxford Üniversitesi uluslararası ilişkiler profesörü Kalypso Nicolaidis'in Radikal'e yazdığı şu satırlar yalnız hayatın değil, bizim de gerçeğimiz olmalı:"AB yoluna inanıyorsanız karşınıza konulan şartları gülümsemeyle geçiştirebilirsiniz. Dünyanın (ve Türkiye'nin) gidişatı o şartları anlamsız kılacaktır."
Türkiye'nin AB Zirvesi'nden müzakere tarihi alacağı noktasında biz hiç şüpheye düşmedik.Bu şüpheler üzerine komplo teorileri üretenlerin, halka değilse bile kendilerine eziyet ettiklerini söyledik. AB'nin hukuk ve kurallar temeli üstünde yükselen kimliği, güven duygumuzun dayanağı oldu.Tek sorun, kırk yıldır beklediğimiz kararın kalitesi idi. Bugün de son dakikaya kadar bunu bekleyeceğiz.Ancak Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın yaptığı tarihi konuşmada ortaya koyduğu görüşler ve kararlılık, kötü sürpriz riskini yok denecek düzeye indirmiştir.Bir süre önce "Kimse refüze edileceğimizden endişe etmesin, gireceğimiz yer Afrika Birliği değil Avrupa Birliği'dir" demiştik.Nitekim Chirac Türkiye'ye "evet" kararına dayanak oluşturan gerekçeyi şu sözlerle açıkladı:Tarihi manevra"1963'te Türkiye ile ortaklık anlaşması imzaladık. Türkiye'nin AB'ye ehil olduğunu açıkladık. O tarihten beri hiçbir Fransız Cumhurbaşkanı Türkiye'nin Avrupalılığına karşı çıkmadı.."Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık önermek hukuk ve ahlâk dışı bir yaklaşımdı. Chirac, bu ayıbı taşımaktan vazgeçtiği gibi ısrarcı olabilecek ülkeleri de caydıracak sözler söyledi:"Bu hiç dürüst olmaz. Çok ağır tarihsel sorumluluk almış oluruz. İmtiyazlı ortaklığı Türkler asla kabul etmez. Türk halkı çok gururludur.."Dünyanın önde gelen liderlik uzmanlarından Peter Drucker şöyle der:"Liderlik, rütbe, unvan ve para değildir. Liderlik demek sorumluluk demektir.""Lider, insanları arkasından sürükleyen kişidir; liderler örnek alınanlardır."Chirac, tarihi bir liderlik yapmış, Fransa'da çoğunluğun hoşuna gitmeyecek doğru tercihin sorumluluğunu üstlenmiştir.. Ve Türkiye'nin önünü açmıştır. Çünkü ağırlığını koyduğu görüş örnek alınacaktır.Kıbrıs daha sonraBugün zirveden Türkiye'ye 2005 yılı içinde müzakere tarihi çıkacak ve müzakerenin tam üyeliği hedefleyeceği belirtilecektir.Geri kalanlar artık teferruattır. Kalıcı tahditler AB hukukuna aykırıdır, söz konusu olamaz.Gündemdeki ihmal edemeyeceğimiz ayrıntı Kıbrıs'tır. Kıbrıs'ın Türkiye için ne anlama geldiğini artık tüm liderler öğrendi.Kıbrıs yüzünden bu ülke silâh ambargolarına, Ermeni ve PKK terörüne hedef oldu. Hiçbir hükümet bunca kan, emek ve para harcanmış bir davayı feda edip Kıbrıs Türkü'nü azınlık haline getirmeyi göze alamaz.Ayrıca Annan Planı'nı da biz katletmedik. Adalet duygusu şantaja geçit vermeyecektir.AB maceramızın son aşamasına geçişimizin kapısını açacak karar hayırlı olsun.
Avrupa Parlamentosu gözlerimizi yaşartan anlar yaşattı bize.Dün Türkiye raporunun oylanmasından önce parlamenterlerin kaldırdıkları EVET pankartları, yüz elli yıllık rüyanın gerçekleşmek üzere olduğunu belli eden "hoşgeldin" müjdesi gibiydi.Türkiye karşıtları, kendileri gibi düşünenlerin özgür hareket edemeyeceklerini gerekçe göstererek "gizli oy" kararı çıkarmışlardı. Türk ve AB bayrakları eşliğinde değişik dillerde "evet" yazan pankartlar gizlilik kararını protesto etmekten daha önemli işler başardı.Bizi istemeyenlerin cazgırlığı yıllarca, istenmediğimiz bir evin önünde içeri alınmayı beklemenin onur kırıcı hissiyatını yaşattı Türk halkına.Avrupa Parlamentosu, Türkiye'ye karşı önyargılarla örülen duvarı yıkan güçlü bir irade ortaya koydu dün.Türkiye'yi rencide edecek teklifleri büyük oy farkları ile geri çevirdikten sonra nihai raporu 262'ye karşı 402 oyla kabul etti.Bu parlamento, Avrupa halklarının doğrudan seçtiği üyelerden oluşuyor. Siyasi liderlerin bize şart dikte ederken kullandıkları "Halk Türkiye'nin üyeliğine karşı" palavrası dün tedavülden böylelikle kaldırılmıştır.Başkan Borrell'in de dediği gibi, Türkiye ile müzakerelerinin tam üyelik dışında bir seçenek olmadan, koşulsuz olarak ve "geciktirilmeksizin" başlatılması karar altına alınmıştır.Evet, bu kararın bugün buluşacak AB liderleri zirvesi üstünde hukuken bir bağlayıcılığı yoktur. Ama kuşkusuz bu demokratik irade Türkiye'ye zorluk çıkarma niyetleri üstünde caydırıcı etki yaratacaktır.Türkiye, geleceğini Avrupa'da gördüğü için AB üyesi olmak istiyor.Bunun AB'ye ekonomik ve sosyal bakımdan ağır faturaları olacaktır.Ama AB de bu açılımı sayesinde İslâm dünyasına vereceği mesajla küresel bir güç olmanın şartını yerine getirecektir.Sürecin en kritik virajını yarın döneceğiz.Çocuklarımıza özgür, güvenli ve müreffeh bir gelecek bırakma çabalarımızın ilk somut başarısını inşallah yarın kutlayacağız.Oliver Stone borcunu ödedi mi şimdi?"Geceyarısı Ekspresi" filminin senaristi üç Oscar'lı yönetmen Oliver Stone Türkiye'ye gelip özür diledi.Pişmanlık belirtmek fazilettir ama o filmin yirmi yılı aşkın bir süre Türk imajına verdiği zararı telâfi edebilir mi?"Türkiye'de pek çok kalbin kırılmış olmasından dolayı üzüntü ve pişmanlık duymaktayım. Ve bu filmin yaratmış olduğu ırkçı yansımanın farkına varmış bulunmaktayım" demiş.Gerçekten de yaptığı filmi dünyadaki Türk düşmanları iftiralarına adeta kanıt olarak kullanmış, yurt dışında okuyan öğrenciler, orada yaşayan işçiler bu filmin etkisiyle zehirlenmiş ilişkilerin ağır bedellerini ödemeye mahkum olmuşlardır.Haksızlık hangi aletle yapıldıysa özür borcu da aynı şekilde ödenmeli.Oliver Stonu'u kabul ederek onu onurlandıran Kültür Bakanı Mumcu acaba bu sanatçı-aydın sorumluluğunu kendisine hatırlattı mı?Dünyayı sarsan bir hakareti, evimizde kulağımıza fısıldanan bir özür sözü affettiremez.
Kötü ellerde zora düşmüş şirketleri ne pahasına olursa olsun satıp kamu alacağını tahsil etmek tek amaç olamaz.Devlet "üzümünü ye, bağını sorma" dememeli. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun misyonu, kontroluna geçen şirketleri "temiz para"ya satmak ve "temiz eller"e devretmek olmalı.Sivas Demir Çelik'in (SDÇ1) başına gelenlere bakın:Bu şirket özelleştirme kapsamında bir grup işadamına satılmış, şirketin Kentbank'a olan borcu, bu bankaya el konulması nedeniyle TMSF'nin alacağı haline gelmişti. İhtilaflı borç daha sonra neredeyse üçte bire (18 milyon dolar) indirilip takside bağlandı.Borcun 8,5 milyon dolarlık taksidi kasım ayında TMSF'ye ödendi. Fakat Emniyet Genel Müdürlüğü bu paranın Erol Evcil tarafından ödendiğini TMSF'ye bildirdi.Tespite göre SDÇİ'nin sahipleri ile Evcil arasında bir gizli satış anlaşması yapılmıştı ve Erol Evcil perde arkası patron oluyordu.Erol Evcil bu işletmenin sahibi olma yeterliliğine sahip midir?Hayır.. 200 milyon dolar borcu olan birinin, devletin ilişkili olduğu bir şirketi satın almaya cüret ermesi ancak Türkiye'de görülebilir.Evcil, sadece bir ticari batık değildir. Mafya bağlantılı bazı suçlara adı karıştığı gibi tefeci Nesim Malki cinayetinin azmettiricisi olduğu iddiasıyla hüküm de giymiştir.Ve böyle bir adam, Sivas Demir Çelik'i ele geçirme tertibinde TMSF içinden, kamu görevi yapan kişilerden yardım alabilmektedir.Emniyet'in dinleme kayıtlan ile bu ilişkiler belirlendikten sonra bir müdür açığa alınmış, Fon Kurulu üyelerinden biri de istifa etmek zorunda bırakılmıştır.Kangrenli uzuvların hemen ameliyat edilmesi iyi bir şey. Ama suç işleyenlerin direnmeden istifalarını vererek gösterdikleri uysallık, onlann yargısal takipten kurtarılmaları gibi bir ödül almamalıdır.Siyasi iktidar kendi kendine şunu sormalıdır: Bu kamu görevlileri cüretlerini nereden alıyor?Biz söyleyelim: Dokunulmazlıkları nedeniyle hesap vermeyen siyasetçilerden...Çünkü özellikle iktidarın getirdiği bürokratlar, zırhlarına düşkün siyasetçilerin bir yolunu bulup kendilerini de koruyacaklarını biliyorlar!İktidar gemileri yaktıHükümet, yeni bir stand-by için IMF ile mutabakat sağladı.iktidar bu kararıyla övgüyü hak ediyor.Türkiye ekonomisi yıllar yılı macera arayanların safari parkı oldu. İstikrarsızlığın ağır bedellerini milletçe ödedik.Enflasyonu ve faizleri indirip bütçe açıklarını kapatarak istikrarlı bir büyümenin disiplin gerektirdiğini geç de olsa öğrendik.Üç yıllık stand-by, hükümetin disipline bağlılık iradesinin uluslararası garantisi olacaktır.Taahhütler, hükümeti ekonomi alanındaki günahlardan, içerdeki baskı gruplarının adaletsiz ve akıl dışı taleplerinden koruyacaktır.AKP iktidarı bu anlaşma ile örnek bir fedakârlık da gösteriyor: Çünkü bu şekilde seçim ekonomisi uygulama opsiyonunu kendi iradesiyle feda ediyor.Başarı için gemileri yakıyor.