Şiirlerin, şarkıların kenti, Türkiye'nin vitrini İstanbul artık olsa olsa korku filmlerine ilham verebilir.Yalnız İstanbul'un değil bütün büyük kentlerimizin düştüğü karanlık bir girdaptır bu..Asayişten sorumlu olanlar İstanbul'un öteki büyük dünya kentleri arasında cennet sayılacağını iddia ediyorlar ama kendilerini kandırıyorlar.Gelsinler de bunu mafyanın haraca kestiği insanlara, tecavüze uğrayan kadınlara, evinde katliama uğrayan ailelere, adım başı "madde bağımlısıyım" diyenler tarafından yolu kesilip tehdit edilenlere ve kapkaççıya çantasını kaptırdığı halde canını kurtardığı için sevinen vatandaşlara anlatsınlar..Suçlu cennetiSarıyer'de bir ev basıldı, ailenin dört ferdi vahşice öldürüldü. Caniler ailenin üç gencini de kaçırdılar.Kâğıthane'de bir tinerci, biri başkomiser iki polisi döner bıçağı ile ağır yaraladı.Taksim'de bir grup saldırgan, genç bir öğrenciyi bıçaklayarak öldürdükten sonra kayıplara karıştı.Kartal'da bir kadın, adres sorma bahanesiyle kapısını çalan birinin tecavüzüne uğradı. Saldırgan, direnen kadını defalarca bıçaklayarak kaçtı.Göztepe'de bir emekli trafik müşaviri, maskeli iki kişi tarafından başına kurşun sıkılarak sokak ortasında öldürüldü.SSK Okmeydanı Hastanesi'nin bir hemşiresi, gece iş çıkışı cadde üstünde saldırıya uğradı. Bıçaklı saldırgan hemşireye, başına taş vurup bayılttıktan sonra tecavüz etti, parasını çalarak kaçtı.Bunlar, son birkaç günün iz bırakan olaylarıdır.İstanbul artık bir kanunsuz şehirdir. Korku kentidir.İnsanlar kendilerini güvende hissetmiyor. Tehlike her yerde kol geziyor.İstanbul'a özelKentlerin sadece hastalıkları büyüyor. İşsiz nüfusun hücumuna uğrayan İstanbul'da asayişsizlik, birikmiş yığınla sebebin zehirli sonuçlarıdır.Tehlike, mahalli yöneticilerden çare bulmalarını beklemenin çok çok ötesine geçmiştir.İktidar İstanbul'un asayişini ve asayişi etkileyen nedenleri izleyecek, çareler üretecek, bunları eşgüdüm içinde yürütecek bir özel çalışma grubunu daha fazla geç kalmadan oluşturmak zorundadır.Çünkü İstanbul, yerel yöneticilerin sınırlı imkân ve kabiliyetlerine terk edilmeyecek kadar önemli bir kenttir.Çünkü İstanbul hastaysa Türkiye de hastadır. Bir ülkenin vitrini çirkin ve korkutucu olduğu zaman o ülke dışardan da öyle görünür.Niçin bekliyor?İktidar İstanbul'a önlem almadığı gibi asayişsizlik karşısında caydırıcı olabilecek mevcut imkânları kullanmakta da yavaş kalıyor.Özellikle kapkaç ve tecavüz suçlarına ağır cezalar getiren yeni Türk Ceza Kanunu aylar önce meclisten geçti ama üç ay sonra yürürlüğe girecek.Bu yasanın suçlular üstünde caydırıcı olacak psikolojik etkisini niçin ziyan ediyoruz?Korku çeken milyonlara, zarar gören yüzlerce mağdura bunun sebebini açıklayacak akıllı bir adam çıkar mı?
Akaryakıtta uyguladığı fiyat politikasına bakınca hükümeti karnavallarda ağzından alev püskürten cambazlara benzetiyorum.Kârlı ama tehlikeli bir numara bu..Dilerim sosyal yangınları genişletmeden kendi ağızlarını yakıp vazgeçerler..Hükümet, petrol fiyatındaki artışı olduğu gibi düşüşleri de perakende fiyatına yansıtacağı sözünü vermişti.Üç ay önce kurşunsuz benzinin rafineri çıkış fiyatı 568.087 lira, ÖTV, KDV, nakliye ve bayi kân eklenerek perakende fiyatı 2 milyon 294 bin lira idi.50 doların üstüne çıkan ham petrol 40 doların altına düştü ama perakende satış fiyatı aynı yerde kaldı. Çünkü hükümet, vergiyi petrol fiyatındaki düşüş kadar yükselterek halkı kazıkladı.Sistem, ilke ve taahhütlere saygı gibi değerler hep dış güçlerin muhafızlığına mı muhtaç olacak?IMF "dilediğin haksızlığı halkına yapabilirsin, yeter ki vergi topla" diye hükümete yetki mi verdi?Zam şampiyonuSerbest fiyat sistemi, maliyete bağlı dalgalanmaya dayanır. Bizdeki sistem ucu açık, dibi kapalı işletiliyor.Maliyet arttığında perakende fiyatı yükseliyor ama maliyet düştüğünde aşağı inmiyor.Benzinle oynamak AKP hükümeti için alışkanlık oldu. Kurşunsuz benzinin fiyatı 1 doların üstüne ilk kez AKP iktidara gelince çıktı. 26 ayda tırmana tırmana 1,69 dolara dayandı. Hükümetin bir litre benzinden aldığı ÖTV bile l dolan aşmıştır bugün.Dünyada ikinci bir örnek yoktur, Türkiye bu alanda tektir!Kimse "Arabası olanlar düşünsün" demesin. Benzin pahalı diye LPG'ye dönüştürülen ve seyyar bombaya benzeyen taksilere yalnız zenginler binmiyor.İmam ve cemaatDevlet, gücünü adaletli kullanmazsa haksızlık toplumda yaygınlaşır. Güçlüler zayıflara, siyaset ekonomiye, ahlâksızlık hak ve hukuka baş eğdirmeye başlar.Toplumsal mukavele bozulur.Patlama noktasındaki güçsüz kesimleri kışkırtmaktan daha ağır bir vebal olamaz bugün Türkiye'de. Siyaset üretenler ilkeli davranmazlarsa toplumsal ahlâkı ayağa kaldıramazlar.Geçen gün Enerji Bakanı Hilmi Güler "13 milyon elektrik abonesini denetledik. İki yılda 645 bin elektrik hırsızı yakalandı. Bunların arasında zenginler de var" dedi.Paralı yolların, köprülerin gişelerinden plakalarını kapatarak kaçak geçen küçük hırsızlar arasında 150 milyar liralık arabalara binenlerin de var olduğunu unutmamak gerekiyor.Can alıcı soru şudur: Hırsızlık bir toplumda yükselen değer olur mu?Adaleti yalnız yargıda değil, ekonomide ve her alanda yaşatan bir düzen kurulup işletilmiyorsa olur!
Deniz Baykal battıkça batıyor. Bozgun psikolojisi içinde verdiği kararlar ve ettiği lâflarla her şeyi ve her yeri tahrip ediyor.Rüşvetle suçladığı Şişli Belediye Başkanı Sarıgül'ü partiden attırmak için Yüksek Disiplin Kurulu'na şevketti. İstediği kararı vermediği için partinin yargı organı işlevi gören bu kurulu da rüşvet çamuruna buladı.Bu, yabana atılır bir iddia mıydı?Hayır ama bırakın sıfırı tüketmiş bir lider olarak çekilme vaktinin çoktan geçmiş olmasını sadece bu olay bile "Benden bu kadar" diyerek çekip gitmesi için yeter de artar sebepti.Çünkü o kurulu da Kurultay'a önerip seçtiren kendisidir!Şimdi kalkmış medyaya bile çamur atıyor. "Parayla pulla CHP'ye sızamazsınız" diyor, aynı konuşmanın içinde CHP'nin çürümüşlükten nasibini aldığını avaz avaz bağırıyor.Hesabı, eski delegelerle baskın kurultay yapıp muhaliflerini temizlemek ve çoktan dolmuş olan vadesini biraz daha uzatmaktır.Solun perişanlığıEvet CHP'yi tepeden tırnağa değiştirecek bir kurultaya ihtiyaç vardır.Türkiye'nin soluna bakar mısınız?DSP'nin iki kurucusundan biri "Kuzey Irak'a girelim" diyor, ikincisi "Din elden gidiyor" diye saçmalıyor. Baykal da CHP'nin rüşvet çamuruna gömüldüğünü ilân ediyor.Bu kafalar mı solu iktidar alternatifi yapacak? Sol muhalefetin perişanlığı korkarız ki AKP'yi de yolundan çıkarabilir!Deniz Baykal, kurultaydan önce keşke bir hafta inzivaya çekilse..Belki o sessizlikte yeniden aday olmaması gerektiğini söyleyen aklının sesini duyabilir.Artık başarılı olma şansı yoktur. Bazı özelliklerini takdir etse de halk güvenmiyor ona. Kibrinden kurtulsa CHP'yi ilk seçimde ikinci kez barajın altında bırakacağını görecektir.Başarısız liderleri hep seçimde halk mı tasfiye edecek? Çekilme vaktinin geldiğini sezen liderleri ve algılama özürlü liderleri kızağa çeken özgür ve kişilikli parti kurultaylarını ne zaman göreceğiz?Tasfiye kurultayıBaykal, Mustafa Sarıgül'ün CHP liderliğine lâyık olmadığını söylüyor.Kendisi aday olduğu sürece bu iddiasına kimseyi inandıramaz."Denize düşen yılana sarılır" sözünü unutmasın.Sarıgül'ü asla yılana benzetiyor değiliz ama kredisini tüketen Baykal'ın karşısına kim çıkarsa çıksın hak ettiğinden fazla şansı olacaktır.Sarıgül cesaret gösterip erken davrandığı için, CHP'de değişimin kaçınılmazlığına inanan grupları etrafında toplamaya başladı.CHP'yi korumak istiyorsa özveriye razı olmak zorundadır. Bunu yapmadığı takdirde şu kadere kendini hazırlamalıdır: Partinin gelecek kaygısı ve meşru savunma dürtüsü Baykal'dan kurtulmanın tek çaresine sığınacak, bu inattan Sarıgül çıkacaktır.Deniz Baykal, yolsuzlukla suçlanan birine bile yenilmeyi hak etmiş olabilir.Ama ceremesini partiye ödetmeye hakkı var mı; bunu düşünmeli.Aday olmadığını ilân ederek Kurultay'a özgürlüğünü vermeli, yeni bir lider arayan partinin geleceğini alternatifsizliğe mahkûm etmemelidir.
CHP'de önemli şeyler oluyor. Halk da bu gelişmeleri merak, heyecan ve umutla izliyor.Çünkü bu ülkede güçlü bir iktidar var ama halkın alternatif olarak güvenebileceği bir muhalefet yok. Deniz Baykal'ın elinde CHP, Türkiye'den ve dünya gerçeklerinden kopmuş, iç iktidar savaşları ile inişe geçmiş bir parti görünümü taşıyor.Yakın geleceğin ufkunda CHP'nin yerini tutabilecek başka bir muhalefet partisi görünmediğine göre kimse "CHP'nin nereye gittiği kimseyi ilgilendirmez" diyemez.Baykal'ın en büyük yanılgısı da burada.CHP'yi kendi mülkü gibi idare etmek istiyor. Parti içi demokrasi talep edenleri, koltuğu için tehdit olarak gördüklerini milletvekili demeden, partiye en yüksek oyu kazandıran belediye başkanı demeden kapı önüne koyuyor.Hukukla, demokrasiyle, siyasi etilde bağdaşır mı diye bakmadan her gün daha kabul edilemez eylemleri göze alabiliyor.Baykal'a ağır darbeDikta ihtirasının duvara tosladığı bir olay yaşandı dün. CHP Yüksek Disiplin Kurulu, Şişli Belediye Başkanı Sarıgül'ün partiden ihracı talebini reddetti.Genel Başkanlık için bayrak açtığı günden sonra Mustafa Sarıgül hakkında, rüşvet karşılığı kaçak yapılaşmaya göz yumduğu iddiası ortaya atılmıştı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Eşref Erdem "İddialar açıklandığında çoğu çevreler adı geçen arkadaşımızı sahiplenmeyecek" demişti.Yüksek Disiplin Kurulu'nun dünkü kararı Sarıgül'ü sahiplenmekten öteye Deniz Baykal'ı ret iradesidir. Karar, Deniz Baykal'ı usta olduğu taktik manevralardan birini yapmaya yöneltmiştir.CHP Olağanüstü Kurultayı, Baykal'ın çağrısı ile hemen bu ay içinde toplanacaktır.Baykal, parti içi iktidarının dayandığı eskimiş temellerin çatırdadığını, kelle koparmakta kullandığı kılıçların artık kesmediğini, zamanın aleyhine işlediğini görmüştür.Şans ve risk yüksekSon yapılan Tekirdağ il kongresinde Sarıgül'e karşı uğradığı yenilgiyi izleyen dünkü Yüksek Disiplin Kurulu kararı, partideki değişim iradesinin önünde durulamaz hale geldiği gerçeğini ortaya koymuştur.Özelde CHP için, genelde demokrasi için bir şans kapısı açıldı diye bakmak lâzım olaya. Bu şansın ne kadar iyi kullanılacağı yazık ki yine Baykal'ın tutumu ile çok ilgili olacak.CHP'nin 1999 seçiminde barajın altında kalması üzerine Deniz Baykal'ın parti liderliğini bıraktığını hatırlayanlar umutlanabilirler.Çünkü Baykal'ın aday olmadığını açıklayacağı bir kurultay, CHP için bölünme yerine bütünleşme ve yeni liderini sağduyu ile belirleme şansı olur.Ama "baskın kurultay" kararı bu umudu boşa çıkarıyor. Çünkü Baykal'ın baskın karakteri sonuna kadar direnmektir. Zaten 1999'daki çekilme kararı da gönüllü bir feragat değil, Erol Çevikçe'nin yarattığı bir oldu-bitti idi.CHP'nin doğum sancılarını izleyeceğiz.Dileriz sağlıklı bir doğum şansı yine ihtiraslara ve egoizme kurban edilmez..
Yıllarca istikrarsız hükümetlerin sıkıntılarından bunalan Türkiye son seçimde istikrarı yakaladı ve bunun yararını da gördü.Eskiden her seçim, daha koalisyon hükümetlerinin oluşumunda yaşanan kilitlenmeler ardından yeni bir erken seçimi konuşmaya başlardı.Her güzelin bir kusuru vardır.3 Kasım'da istikrarı yakaladık ama bu "temsilde adalet" ilkesinin katli pahasına elde edildi. AKP kullanılan oyların üçte birini aldığı halde mecliste üçte iki çoğunluk ele geçirdi.Bunun iki önemli sebebi vardı.Birincisi yüzde 10'luk ülke barajı, ikincisi de 10 milyonu aşkın (yüzde 21) seçmenin oyunu kullanmaması..AKP yerel seçimlerde oylarını hayli artırdığı halde (yüzde 41,5) kayıtlı seçmen içindeki oranı yüzde 30,8'de kaldı. Seçmenlerin yüzde 70'i AKP'ye oy vermediği halde bu parti anasayayı tek başına değiştirecek çoğunluğu elde etti.Bunun yanında halkın yarısı mecliste temsil olanağı bulamadı.Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde bu ölçüye varmış bir haksızlık ve dengesizlik yok.Elbette çarpıklığın günahı AKP'ye yüklenemez. Çünkü bu genç parti, kurallarını kendisinin koymadığı bir yarışa girmiştir. Küçük partilere kurulan baraj tuzağı, kendilerini büyük zannedenleri yutmuş, AKP'yi hak ettiğinden fazla ödüllendirmiştir.Şimdi önümüzdeki mesele "temsilde adalet'i katleden haksızlığı istikrar amacına zarar vermeden ortadan kaldırmaktır.Bu sorun, ülke barajının yüzde 5'e indirilmesiyle mi çözülür, yoksa başka düzenlemeler de gerekir mi; seçim yılına girmeden aramak, tartışmak, uzlaşmak lâzım.AB'nin demokrasi normu olarak talep ettiği, Cumhurbaşkanı Sezer'in de yılbaşı mesajında hatırlatarak destek verdiği bu düzeltme, asla siyasi ihtiraslara kurban edilmemelidir.Din elden gidiyor!Rahşan Ecevit'ten dün şaşırtıcı bir feryat yükseldi: "AB'ye gireceğiz derken dinimiz elden gidiyor!"Nereden çıktı şimdi bu? Partideki görevini bırakan Rahşan Hanım'ı böyle bir çıkış yapmaya hangi tedirginlik sürükledi?Diyor ki: "...Türkiye'nin başına sarıkları, türbanları doladılar, sırtına cüppeleri, çarşafları giydirdiler, onu çağ dışı İslâm ülkeleri arasına atmak istediler. Derken AB modası çıktı.. Şimdi ise ülkemizde kiliseler yer yer apartman katlarına kadar yayıldı. Kimi vatandaşlarımız kâh ikna yoluyla, kâh çıkar sağlanarak Hıristiyan yapılıyor. Takkenin üzerine haç geliyor. (...) Ben ülkemi geri istiyorum!""Din elden gidiyor" çığlığı bir kışkırtmadır ve tarih boyunca hep şeriat dayatmacılarının bahanesi olmuştur.İyi ki aynı zihniyet Avrupa'daki siyasetçileri esir almıyor. Batı ülkelerindeki yüzlerce camiyi nasıl yapardık?Bizce Rahşan Ecevit, AB'ye muhalefet misyonunda son silâhı kullanma çaresizliğine düşmüş, siyaseti bıraktıktan sonra dini siyasete alet etmenin günahına da bulaşmıştır.Elemli bir veda bu.. Allah selâmet versin!
AKP'de "Milli Görüş"çü Afyon İl Başkanı odaklı bunalım yeni bir aşamaya girdi. Bilindiği gibi milletvekili Reyhan Balandı, İl Başkanı Burhanettin Çoban'ı "Kadın eli sıkmıyor, bakan ve milletvekilleriyle düşüp kalktığım dedikodusu yayarak namusumla oynuyor" diye suçlayıp AKP'den istifa etmişti.Önceki gün de olayla ilgili soruşturma açma karan alan parti yönetimi, "Milli Görüş"çü İl Başkanı Çoban'ı görevinden istifaya ikna etti. Biz iki gün önce bu sütunda, bunalımı çözmeye yönelik çabalan konu alan haberdeki bir sözün altını çizdik.Haberde Başbakan Erdoğan'ın, çatışmaya taraf olan iki milletvekili ve İl Başkanı ile toplantı yaparken Afyon Milletvekili ibrahim Aşkar'a şöyle bir söz sarfettiği belirtiliyordu:"İl Başkanı'na niye sahip çıkmıyorsun? Ben de seni iyi bir Müslüman sanırdım!"Haberin kaynağıHaberi veren Ankara'daki arkadaşımıza kapalı bir toplantıda geçtiği bildirilen bu konuşmanın hangi kaynaktan alındığını sordum."Balandı ve Aşkar, konuşulanları meclis kulisinde arkadaşlarına anlatmış. Onları dinleyen üç AKP milletvekilinden ayrı ayrı aynı teyidi aldım.."Biz buna rağmen ihtiyatı elden bırakmadık.Bu sözler gerçekten sarfedilmişse bunun AKP'nin inşa etmeye çalıştığı güven duvarının altındaki tuğlayı çekmek olacağını, din temelinde siyaset yapılmayacağına dair taahhüdün çökeceğini yazdık.Başbakan Erdoğan'a da böyle bir söz sarfetmediğine dair açıklama yapması çağrısında bulunduk."O söz söylenmedi"Çağrımız dolaylı da olsa yankı bulduğu için memnunuz.Partinin Teşkilât Başkanı Hayati Yazıcı ile Genel Başkan Yardımcısı Murat Mercan, dörtlü toplantıda böyle bir konuşma geçmediğini belirtirken, Başbakan'ın avukatı da yazılı olarak aynı güvenceyi verdi. Cevap metninin özünü yansıtan bölüm şöyle:"AK Parti'nin yepyeni bir parti olduğunu geçmiş siyasi parti anlayışlarıyla bir bağı olmadığını; dine, etnik kökene ve bölgeciliğe dayalı milliyetçiliği reddettiğini sayın Başbakanımız defalarca belirtmiştir. Bu gerçeklerin bilinmesine rağmen AK Parti'ye yönelik iddia ve ithamlarınız son derece talihsiz ve kasıtlıdır.." Kasıt ithamını, özgür yoruma göz dağı verme amaçlı çağdışı bir silâh gördüğüm için reddediyorum. Basın özgürlüğü ikliminin de herkes için şans olduğunu biliyorum.AKP kırmızı çizgilerini olay sayesinde yeniden teyit etmiştir. Sistemin de, partinin de hayrına değil mi bu!
Hayallerimize, umutlarımıza cömert krediler açan yeni bir yıla girdik. Kutlu olsun.. Hayırlı olsun..Türkiye'nin AB'ye katilim müzakerelerine başlayacak yeterliliğe sahip olduğunu tescil eden 17 Aralık kararı onurumuzdur. Zorlukları aşmak yolunda göstereceğimiz çaba ve yaratıcılık bizi demokrasi, refah ve güven dolu bir yaşama her gün biraz daha yaklaştıracaktır.Yeni yıla devreden en önemli eksiğimizi ilk gün kayda geçirmek istedim: Keşke siyaset kurumu yeni yıla dokunulmazlıklar kamburu ile girme yanlışına düşmeseydi.Milletvekili dokunulmazlığı, yargı denetimini reddeden kabul edilemez bir imtiyazdır çünkü. Böyle bir demokrasi olamaz.Öyle bir ülkede demokrasiyi yaşatacak değerler sistemi ayakta duramaz.CHP: Ona da varızAnayasa Karma Komisyonu üyesi CHP'li Atilla Kart'tan aldığım bir mektup, iktidar kanadının bu konuda samimi olmadığı iddiasına inandırıcı gerekçeler sunuyor.Kart, "Milletvekili dokunulmazlıkları, diğer kamu görevlilerinin sahip oldukları ayrıcalıklarla birlikte kaldırılsın" diyen AKP liderliğinin halkı yanılttığını söylüyor.Çünkü memurların yargılanmalarını önleyen bir dokunulmazlık zırhı yoktur. Yargıçlar ve askerler dahil onlar sadece "soruşturma iznine tabi olarak" yargılanmaktadırlar.Kart, "Soruşturma izni sürecini hızlandırmak istiyorlarsa CHP olarak değerlendirmeye hazırız" diyor. Ama AKP'nin bu talebi dokunulmazlık tartışmasını sulandırmak amacıyla öne sürdüğünü iddia ediyor.CHP'ye göre bürokratlar hakkındaki soruşturma izni sürecini değiştirmek konusunda AKP samimi değildir. Çünkü bakanlıklarda ve belediyelerde ortaya çıkacak yolsuzluk iddialarının soruşturulmasına izin verip vermeme yetkisini kullanmaktan iktidarın vazgeçebileceğine pek ihtimal verilmiyor.Bu kambur AKP'ninİktidarın "CHP Uzlaşma Komisyonu'na üye vermiyor" bahanesi inandırıcı olmuyor. Mecliste 7-8 partinin temsil edildiği dönemde böyle özel zeminlere ihtiyaç vardı ama artık yok. İki kanatlı bir parlamentoda, hele Başbakan ile muhalefet liderinin seçimden önce halka açıkça vaat ettikleri bir konuda uzlaşmayı sadece samimiyetsizlik önleyebilir.Mecliste bekleyen dokunulmazlık dosyalarından yirmiye yakını İstanbul Belediyesi'ndeki yolsuzluklarla ilgili. AKP bu kamburu sırtından atacak cesareti artık göstermeli, suçlamalara hedef milletvekillerini mahkemeden kaçırma oyunu son bulmalıdır.Yürütme ve yasama zaten Başbakan'ın kontrolunda. Adli yapıdaki sorunları sömürmek suretiyle yargıyı da bağımlı hale getirme oyunu, sahibini de yutacak tehlikeli bir tuzaktır.Başkanlık sistemine geçiş önermelerini Türkiye'nin bu gerçeklerin ışığında tartışması gerekiyor. Aceleye, gürültüye gelmeyelim.Yolsuzluklara karşı güçlendirilmiş bir demokrasi istiyorsak 2005'te dokunulmazlık ayıbından sistemi kurtarmalıyız!
Parti siyaseti -adı üstünde- parti çıkarlarını, çoğu zaman da karar verici kodamanların egolarını gözeten tercihleri temel alır.Tabii ki, lider partilerinin bulunduğu bizim gibi toplumlarda bu böyledir.AB'nin değişim rüzgârları idam cezasını bile kaldırdı ama partiler ve seçim yasalarımızın kapağını yerinden oynatamadı."Demokrasinin vazgeçilmez şartı" denilen partilere demokrasi ne zaman gelecek?AB bunu bir şart olarak önümüze koyduğu güne kadar gelmeyecek!Yeni yıla ben de 2004'ün uyandırdığı umutlarla giriyorum. Önümüzde aşılması gereken çok zorluk bulunuyor olsa da Türkiye, büyük hedeflerin son düzlüğüne çıkmıştır.Bazı hatalar yapsa bile iktidar geçer not alan bir karneyi hak etmiştir.Ama keşke yılın son günlerine şu "Sen nasıl Müslümansın!" sözünün gölgesi düşmeseydi..Milli Görüş çekirdeğiAfyon'da AKP'nin sorunu var. Milletvekilleri İl Başkanı ile çatışıyor.Çatışma, Kasım ayındaki yerel yönetimler toplantısına altı Afyon milletvekilinden beşinin katılmaması ile ayyuka çıktığında Tayyip Erdoğan'ın zor bir seçim yapmaya mecbur kalacağı belli olmuştu.Erdoğan anayasayı değiştirecek meclis çoğunluğunu feda etmek pahasına İl Başkanı'nı tercih etti.Bu seçimin isabetini tartışmak bize düşmez.İl Başkanı Çoban, Saadet Partisi'ne de yakın biridir. Onun görevden alınmasını isteyen milletvekillerine boyun eğmek yalnız Afyon'da değil, AKP grubunda da deprem yaratabilir.Çünkü AKP grubu içindeki "Milli Görüş" çüler, zaten AB'ye ve IMF'ye endeksli politikalar nedeniyle hazım zorluğu çekmektedir. Parti liderlerinin bu çekirdeği tetikleyecek bir karardan sakınmasını anlamak mümkündür.Ancak olayın içinde bir cümle var ki onu anlamak mümkün değil. Çünkü o sözler, AKP'nin inşa etmeye çalıştığı güven duvarının altındaki tuğrayı çekiyor!Kırmızı çizgi ne oldu?14 Aralık'ta Erdoğan, istifa veren iki milletvekili ve İl Başkanı ile bir araya gelmişti.İl Başkanı Çoban, milletvekili Reyhan Balandı'nın üzerine yürüdüğünden şikâyet edince Balandı söze karıştı:"Evet üstüne yürüdüm. Yakalasaydım dövecektim. Partiye ve bize kötülük ediyorsun. Bayan eli sıkmıyorsun, hem de aynı partiden olmamıza rağmen bayan milletvekili olarak bana çamur atıyorsun.."Erdoğan tartışmayı durdurup öteki milletvekili İbrahim Aşkar'a "Sen nasıl Müslümansın?" diye çıkıştı. O "Benim Müslümanlığım niye sorgulanıyor?" diye itiraz edince Erdoğan:"İl Başkanı'na niye sahip çıkmıyorsun? Ben de seni iyi bir Müslüman sanırdım!"Ne demek şimdi bu? Hani AKP'nin defterinde din temelinde siyaset yapmak yoktu? AKP'nin şartlarına yeni bir kriter mi ekleniyor?Başbakan böyle bir sözü sarfetmediğini bugün açıklamalıdır. Çünkü kızgınlık anında söylenen söz, yazılı metinden okunanlara ağır basar. Yeni yıla böyle bir şüphenin yükü ile girmeyelim!