Parti siyaseti -adı üstünde- parti çıkarlarını, çoğu zaman da karar verici kodamanların egolarını gözeten tercihleri temel alır.
Tabii ki, lider partilerinin bulunduğu bizim gibi toplumlarda bu böyledir.
AB'nin değişim rüzgârları idam cezasını bile kaldırdı ama partiler ve seçim yasalarımızın kapağını yerinden oynatamadı.
"Demokrasinin vazgeçilmez şartı" denilen partilere demokrasi ne zaman gelecek?
AB bunu bir şart olarak önümüze koyduğu güne kadar gelmeyecek!
Yeni yıla ben de 2004'ün uyandırdığı umutlarla giriyorum. Önümüzde aşılması gereken çok zorluk bulunuyor olsa da Türkiye, büyük hedeflerin son düzlüğüne çıkmıştır.
Bazı hatalar yapsa bile iktidar geçer not alan bir karneyi hak etmiştir.
Ama keşke yılın son günlerine şu "Sen nasıl Müslümansın!" sözünün gölgesi düşmeseydi..
Milli Görüş çekirdeği
Afyon'da AKP'nin sorunu var. Milletvekilleri İl Başkanı ile çatışıyor.
Çatışma, Kasım ayındaki yerel yönetimler toplantısına altı Afyon milletvekilinden beşinin katılmaması ile ayyuka çıktığında Tayyip Erdoğan'ın zor bir seçim yapmaya mecbur kalacağı belli olmuştu.
Erdoğan anayasayı değiştirecek meclis çoğunluğunu feda etmek pahasına İl Başkanı'nı tercih etti.
Bu seçimin isabetini tartışmak bize düşmez.
İl Başkanı Çoban, Saadet Partisi'ne de yakın biridir. Onun görevden alınmasını isteyen milletvekillerine boyun eğmek yalnız Afyon'da değil, AKP grubunda da deprem yaratabilir.
Çünkü AKP grubu içindeki "Milli Görüş" çüler, zaten AB'ye ve IMF'ye endeksli politikalar nedeniyle hazım zorluğu çekmektedir. Parti liderlerinin bu çekirdeği tetikleyecek bir karardan sakınmasını anlamak mümkündür.
Ancak olayın içinde bir cümle var ki onu anlamak mümkün değil. Çünkü o sözler, AKP'nin inşa etmeye çalıştığı güven duvarının altındaki tuğrayı çekiyor!
Kırmızı çizgi ne oldu?
14 Aralık'ta Erdoğan, istifa veren iki milletvekili ve İl Başkanı ile bir araya gelmişti.
İl Başkanı Çoban, milletvekili Reyhan Balandı'nın üzerine yürüdüğünden şikâyet edince Balandı söze karıştı:
"Evet üstüne yürüdüm. Yakalasaydım dövecektim. Partiye ve bize kötülük ediyorsun. Bayan eli sıkmıyorsun, hem de aynı partiden olmamıza rağmen bayan milletvekili olarak bana çamur atıyorsun.."
Erdoğan tartışmayı durdurup öteki milletvekili İbrahim Aşkar'a "Sen nasıl Müslümansın?" diye çıkıştı. O "Benim Müslümanlığım niye sorgulanıyor?" diye itiraz edince Erdoğan:
"İl Başkanı'na niye sahip çıkmıyorsun? Ben de seni iyi bir Müslüman sanırdım!"
Ne demek şimdi bu? Hani AKP'nin defterinde din temelinde siyaset yapmak yoktu? AKP'nin şartlarına yeni bir kriter mi ekleniyor?
Başbakan böyle bir sözü sarfetmediğini bugün açıklamalıdır. Çünkü kızgınlık anında söylenen söz, yazılı metinden okunanlara ağır basar.
Yeni yıla böyle bir şüphenin yükü ile girmeyelim!
Nereden çıktı bu!
Parti siyaseti -adı üstünde- parti çıkarlarını, çoğu zaman da karar verici kodamanların egolarını gözeten tercihleri temel alır
Haberin Devamı

