Adaletsiz seçim

Yıllarca istikrarsız hükümetlerin sıkıntılarından bunalan Türkiye son seçimde istikrarı yakaladı ve bunun yararını da gördü

Haberin Devamı

Yıllarca istikrarsız hükümetlerin sıkıntılarından bunalan Türkiye son seçimde istikrarı yakaladı ve bunun yararını da gördü.

Eskiden her seçim, daha koalisyon hükümetlerinin oluşumunda yaşanan kilitlenmeler ardından yeni bir erken seçimi konuşmaya başlardı.

Her güzelin bir kusuru vardır.

3 Kasım'da istikrarı yakaladık ama bu "temsilde adalet" ilkesinin katli pahasına elde edildi. AKP kullanılan oyların üçte birini aldığı halde mecliste üçte iki çoğunluk ele geçirdi.

Bunun iki önemli sebebi vardı.

Birincisi yüzde 10'luk ülke barajı, ikincisi de 10 milyonu aşkın (yüzde 21) seçmenin oyunu kullanmaması..

AKP yerel seçimlerde oylarını hayli artırdığı halde (yüzde 41,5) kayıtlı seçmen içindeki oranı yüzde 30,8'de kaldı. Seçmenlerin yüzde 70'i AKP'ye oy vermediği halde bu parti anasayayı tek başına değiştirecek çoğunluğu elde etti.

Bunun yanında halkın yarısı mecliste temsil olanağı bulamadı.

Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde bu ölçüye varmış bir haksızlık ve dengesizlik yok.

Elbette çarpıklığın günahı AKP'ye yüklenemez. Çünkü bu genç parti, kurallarını kendisinin koymadığı bir yarışa girmiştir. Küçük partilere kurulan baraj tuzağı, kendilerini büyük zannedenleri yutmuş, AKP'yi hak ettiğinden fazla ödüllendirmiştir.

Şimdi önümüzdeki mesele "temsilde adalet'i katleden haksızlığı istikrar amacına zarar vermeden ortadan kaldırmaktır.

Bu sorun, ülke barajının yüzde 5'e indirilmesiyle mi çözülür, yoksa başka düzenlemeler de gerekir mi; seçim yılına girmeden aramak, tartışmak, uzlaşmak lâzım.

AB'nin demokrasi normu olarak talep ettiği, Cumhurbaşkanı Sezer'in de yılbaşı mesajında hatırlatarak destek verdiği bu düzeltme, asla siyasi ihtiraslara kurban edilmemelidir.

Din elden gidiyor!
Rahşan Ecevit'ten dün şaşırtıcı bir feryat yükseldi: "AB'ye gireceğiz derken dinimiz elden gidiyor!"

Nereden çıktı şimdi bu? Partideki görevini bırakan Rahşan Hanım'ı böyle bir çıkış yapmaya hangi tedirginlik sürükledi?

Diyor ki: "...Türkiye'nin başına sarıkları, türbanları doladılar, sırtına cüppeleri, çarşafları giydirdiler, onu çağ dışı İslâm ülkeleri arasına atmak istediler. Derken AB modası çıktı.. Şimdi ise ülkemizde kiliseler yer yer apartman katlarına kadar yayıldı. Kimi vatandaşlarımız kâh ikna yoluyla, kâh çıkar sağlanarak Hıristiyan yapılıyor. Takkenin üzerine haç geliyor. (...) Ben ülkemi geri istiyorum!"

"Din elden gidiyor" çığlığı bir kışkırtmadır ve tarih boyunca hep şeriat dayatmacılarının bahanesi olmuştur.

İyi ki aynı zihniyet Avrupa'daki siyasetçileri esir almıyor. Batı ülkelerindeki yüzlerce camiyi nasıl yapardık?

Bizce Rahşan Ecevit, AB'ye muhalefet misyonunda son silâhı kullanma çaresizliğine düşmüş, siyaseti bıraktıktan sonra dini siyasete alet etmenin günahına da bulaşmıştır.

Elemli bir veda bu.. Allah selâmet versin!

DİĞER YENİ YAZILAR