Siyasetçiye ibret!

5 Aralık 2004

Türk Silâhlı Kuvvetleri, halkın en güvendiği kurumlar sıralamasında niçin her yıl açık ara birincidir?VATAN'ın bugünkü manşeti bu sorunun en doğru cevabıdır!Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'ndaki trilyonluk ihale yolsuzlukları iddialarının VATAN'da yayınlanması üzerine Genelkurmay Başkanlığı derhal soruşturma emri verdi.14 ay süren soruşturma sonunda hazırlanan iddianame ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli oramiral İlhami Erdil, görevi ihmal, görevi kötüye kullanmak ve "Rüşvet Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'na muhalefet" etmek suçlarından sanık olarak bu ay mahkemeye çıkarılıyor.Adaletin gücü, güçlülerin adaletli olmasına bağlıdır. Kurumların saygın, temiz ve güvenilir kalması da öyle..Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin yarattığı fark işte burada yatıyor. Bir eski kuvvet komutanının yargılanması, ülkedeki kirlenmeye karşı verilecek savaşta başarı kazanmanın yolunu, yöntemini öğretiyor.Bir oramirale bile imtiyaz tanımayan, kamu menfaatini ve hukuku her şeyin üstünde tutan bu davranış örnek olmalı..Özellikle de dokunulmazlıklarını kaybetmemek için yıllardır bin dereden su getiren siyasetçilerimize ibret olmalı!Ceza infaz reformu17 Aralık Zirvesi öncesi çıkması gereken son yasa bu hafta meclisten geçiyor.Ceza İnfaz Yasası makyaj değil, adaletin gücünü artıracak hayatî bir adımdır."Neyi düzeltecek?" diye soranlara VATAN'ın dünkü Yaşar Öz manşeti iyi bir cevaptır. Susurluk mahkûmu Öz 7,5 yıl yattı ama son iki yıl hariç cezaevlerinde "kral dairesi" konforu ve şartlarında yaşadı.Çünkü anayasamızdaki "Hiçbir kişiye imtiyaz tanınamaz" hükmü cezaevlerinden içeri pek giremedi. O yüzden cezaevi hücreleri hatırlı mahkûmlara lojman oldu, koğuşlar ise mafya ve terör örgütleri tarafından suç okulları haline getirildi.Bu yozlaşmaya direniş, Ecevit hükümetinin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'le başlamış, AKP hükümeti de geldiğinin üçüncü günü Yaşar Öz'ü "kral dairesi"nden alıp Türk'ün yaptırdığı F tipi cezaevine koymuştur.Adalet Bakanı Cemil Çiçek dün koğuş sisteminin kalkması ile sağlanan iyiliğin, yeni Ceza İnfaz Yasası ile hızlanarak genişleyeceğini söyledi. Çünkü artık hüküm giyenler daha çok yatacak, şartlı salıverme hakkından tüm mahkûmlar otomatik yararlanamayacak."İyi hal indirimi"nden ancak hak edenlerin yararlanması, hükümlülerin ıslahını teşvik ederken bir yandan da disiplinin korunmasına yardım edecektir.Yeni yasa terör suçlarını ve devlete karşı işlenen suçları ceza indiriminden yararlandırmıyor. Ayrıca bir yıldan az hapis cezalarının kamuya yararlı bir işte çalıştırılmak suretiyle çektirilmesi konusundaki yaygın Batılı uygulamayı da sistemimize kazandırıyor."Üzümünü ye, bağını sorma" diyenler çıkabilir ama bağın AB olduğunu unutmamakta yine de fayda var!

Devamını Oku

Ahiret soruları

4 Aralık 2004

Avrupa kültürünün temeli demokratik haklar ve bu hakları güvence altına alan belgelerdir.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin garanti ettiği haklar konusunda bile mahkemelik olan zihniyeti değiştirmediğimiz takdirde AB'ye üyelik müzakerelerini değil 10-15 yıl, elli yılda bile tamamlayamayız.Alevi bir aile, okulda sadece Sünni inancının öğretildiği gerekçesiyle kızına zorunlu din dersi verilmemesi için Milli Eğitim Müdürlüğü'ne başvurdu. Red cevabı alınca gittiği mahkemeden de eli boş döndü.Bunun üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitti. Sözleşmenin düşünce, din ve vicdan hürriyetini düzenleyen 9'uncu maddesinin ihlâl edildiğini savundu.Şimdi Dışişleri Bakanlığımızda, AİHM'den gönderilen ahiret soruları cevap bekliyor:1- Alevi kültürü ve ibadet şekilleri din derslerinde öğretiliyor mu?2- Zorunlu din dersinden muaf tutulma talebinin reddi 9'uncu maddenin ihlâli değil mi?3- Din dersinin zorunlu olması aynı maddeye uygun mu?AİHM, cevabını bilmediği sorulan sormuyor, düpedüz itiraf bekliyor.İhtilâfın anlayış farkından doğduğunu kimse savunamaz. Çünkü aykırılığı tesbit etmek için mahkeme olmaya gerek yok.Bu sorulara muhatap olmak bile küçültücüdür. Ancak okumayı bilmeyen veya okuduğunu anlamayan bir kafa böyle bir yanlışa düşer ve ülkeyi bu duruma düşürebilir.Hükümet, bu davada Türkiye'yi mahkum ettirme vebalini göze almamalıdır.AİHM kararı ile vermek zorunda kalacağı özgürlüğü kendi iradesiyle tanımalıdır.Çünkü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bile kavgalı bir ülkenin, uyum adına çıkardığı yasaları hayata geçireceğine kimseyi inandıramayız!Adalet.. Acele!Babası ile beraber "terörist" diye öldürülen 12 yaşındaki Uğur, Türkiye'nin istikametini belirleyecek bir simgedir artık.Kızıltepe'de inceleme yapan CHP milletvekillerinin raporu da aynı tesbiti vurguluyor:"Olayın çatışma olmadığı, tek taraflı ateş açıldığı kanaatindeyiz."Çünkü Uğur Kaymaz'ın sırtında 12 mermi var ve bunların altı tanesi düz bir hat üzerinde ve on santimlik bir bölgede bulunuyor. Yani yakından ateş edilmiş.Bu olay bizce, AB'ye uyum için harcadığımız çabaları yerle bir etmiştir.AB'ye liyakat kabiliyetimizi sıfıra indirmiştir. Bu talihsiz sabotajın yıkıcı etkilerini telâfi etmenin tek yolu, devleti bu kara lekeden bir an önce kurtarmaktır. Bu da hızla tecelli edecek güçlü bir adaletle olur!

Devamını Oku

Sıfır tolerans sınavındayız

3 Aralık 2004

Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Birtan Altunbaş 13 yıl önce Ankara'da gözaltındayken öldürülmüştü. Mahkemenin her birini 4 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırdığı dört sanık polisle ilgili kararını Yargıtay sanıklar aleyhine bozdu. Yargıtay'a göre "suç faili meçhul" gerekçesiyle cezalarda indirim yapılması yerinde değildi..Yargılama yeniden yapılacak. Mahkeme ya kararında ısrar edecek veya Yargıtay'a uyarak cezaları bir kat artıracak.Bu davanın özel bir önemi var. Çünkü on ay önce ABD Dışişleri Bakanı Powell'ın Dışişleri Bakanı Gül'e gönderdiği uyarı mektubunda Birtan Altunbaş'ın adı geçmişti. Powell davanın sürüncemede kalmamasını istemiş, zaman aşımı nedeniyle düşme tehlikesi bulunduğunu belirtmişti.Şöhretimiz kötü..Küreselleşme bağımsızlık ve egemenlik kavramlarını aşındırdı ama insan onurunun korunması davasına evrensel denetim ve güvenceler getirdi.Birtan Altunbaş davasının birden hızlanmasında Powell'ın etkili olmadığını söylemek mümkün değildir.Fakat zaman aşımından dolayı davanın düşmesi riski hâlâ vardır. Mahkemenin Yargıtay'dan dönen davayı 2006 yılının ocak ayına kadar sonuçlandırması gerekiyor.AKP hükümetinin deklare ettiği "işkenceye sıfır tolerans" yaklaşımı bir devlet politikası olarak içselleşti mi; bu sorunun cevabını yargı verecektir.Türkiye hâlâ işkencenin cezasız kaldığı bir ülke olarak gösteriliyor. ABD Kongresine sunulan son raporda yer alan tek değişiklik "askı, falaka ve cinsel organa elektrik verilmesi gibi klasik yöntemlerin yerini fiziksel iz bırakmayan işkence türlerine bırakmaya başladığı" yolundaki tespittir.Savunma çökerTürkiye'de artık sistematik işkence yapılmadığı konusunda yaygınlaşan bir görüş bulunuyor. Ama AB yolundaki en büyük engellerle yine işkence iddiaları yüzünden karşılaşacağız.İşkence suçunu hayatımızdan tamamen kazımamız kolay değil. Çünkü bu bir kültürel ve ahlâki değişim sorunudur, zaman alacaktır.Ama en ağır insan haklan ihlâli suçu olarak işkenceyi cezasız bırakmamak elimizdedir ve devletin birinci öncelikli görevidir.Birtan Altunbaş'ı işkence ile öldürenlere verilen cezanın az bulunarak bozulması iyi.Ama yeniden yargılama, zaman aşımından dolayı suçluların kurtulmasına yol açarsa bu Türkiye'yi yerin dibine batıran bir insan hakları ihlâli olur..O zaman işkence resmileşir ve bu suçun bireysel olarak işlendiği savına kimseyi inandıramayız!

Devamını Oku

Zamanı değil!

2 Aralık 2004

Fener Rum Patrikliğinin "ekümenik" olma iddiası kabul edilsin mi, edilmesin mi?Tartışılabilir, hatta tartışılması gereken bir sorundur. Ama şimdi zamanı değil!AB ile müzakere sürecinde Türkiye dostun düşmanın istediği her şeyi yiyeceği bir ziyafet sofrası gibi görülürse herkes kaybeder.Ekümenik sözcüğü eskilerin "cihan şümul" dedikleri, bizim "evrensel" dediğimiz bir kavram. Bu unvan İstanbul Fener Patrikliği'ni dünyadaki 320 milyon Ortodoksun dini merkezi haline getiriyor."Çağ değişti, tehdit algılamaları değişti, Türkiye bu unvanı tanısın. Dini turizm başta, birçok alanda büyük kazancımız olur. Kaldı ki birçok ülkedeki Ortodoks kiliseleri Fener'in ekümenik kimliğini kabul etmiyor. Başımıza dert açmayalım" diyenler az değildir.Bu acele neden?"İş bitiricilik'in yüceltildiği bir toplumuz. Ve ipin ucu yine kaçırıyoruz. Lozan Antlaşması Fener Rum Patrikliği'nin siyasi nitelik de taşıyan ekümenik kimliğini niçin kaldırmış ve onu sadece Türkiye'deki Rum Ortodoks cemaatinin dini ihtiyaçlarını karşılayacak bir görev çerçevesine oturtarak başına neden bir Türk vatandaşını getirmiştir? Statü değişikliği ne gibi sorunlar gündeme getirecektir?Bunların derinlemesine araştınlması gerekmiyor mu?Unutmamak lâzım ki Cumhuriyeti kuranlar, patrikhanenin Türkiye'den çıkarılması kararı ile Lozan'a gitmişlerdi. Sebebi de, Kurtuluş Savaşı'nda patrikhanenin Türkiye'deki Rumları Yunan ordusuna hizmete sevk eden faaliyetinin tespit edilmesiydi.Türkiye, siyasi nitelik atfedilmemiş yeni kimliği ve sınırlı görev çerçevesi ile patrikhanenin kalmasına razı olmuştur.Baskı ile olmazEvet zaman değişti. Kötü anılar geleceğin kurulmasına temel oluşturmamalı. Ama saygı ve güven karşılıklı olur.Başbakan Erdoğan "Bir anayasa ülkesiyiz. Bazı değişiklikler yapılacaksa yasama organı ile, yürütmesiyle, yargısıyla yaparız" diyor.Fakat Patrik Bartholomeos, Yunan televizyonu üzerinden siyasetçi gibi meydan okuyor:"Ekümeniklik bize ait tarihi bir sıfattır, bundan vazgeçemeyiz. Onlar bize kim olduğumuzu söyleyecek değiller. Biz kim olduğumuzu asırlardır biliyoruz!"Onlar dediği, ekümenik kimliğe itiraz eden Türk hükümeti.Biz dediği de Türk vatandaşı olduğunu unutan Patrik!Türkiye'nin AB pazarlığında kıstırılmasına razı olmamalıyız.Seksen bir yıldır bekleyen bu mesele, AB'ye üye alınacağımız güne kadar da bekleyebilir!

Devamını Oku

Ayıptır yahu!

1 Aralık 2004

Bazı olaylar vardır, insan isyanını bastıramaz ve ağzına geleni söyler.Ama medya söyleyemez.VATAN'ın bugünkü manşeti, frenlenmiş bir tepkidir. Hak etse de manşetinizde "yuh" diyemezsiniz çünkü..Beyoğlu' na geçen yıl kablosuz internet hizmeti getirildi. İstanbul bu hizmetin verildiği üç Avrupa kentinden biri oldu.Fakat Telekomünikasyon Kurumu, açılışını övgü dolu bir başarı telgrafı ile kutladığı hizmeti, kurucu firma hakkında ağır bir tazminat davası açarak durdurdu. Sebep?Cumhuriyetle yaşıt Telsiz Telefon Kanunu'na muhalefet!Bu kanunu kamu otoritesi, haklı bir utanca sebep olur diye işletmemiş, fakat bir ihbar söz konusu olunca yok sayamamıştır.2. Dünya Harbi döneminde Genelkurmay Başkanı Mareşal Çakmak'ın İstanbul Radyosu'nu güvenlik gerekleriyle kapattığı anlatılır. Bugün karşılaştığımız olay daha gülünç bir ilkelliği ve tutuculuğu temsil ediyor.Akla ve çağa aykırı düşmüş yasaları uygulamak bir ülkeyi hukuk devleti yapmaz. Gelecek bilimci John Naisbitt "gücün yeni kaynağı, küçük bir azınlığın paraya sahip olması değil, çoğunluğun bilgiye sahip olmasıdır" diyor.Teknolojiden hem korkup hem ona tapmanın, yüksek teknoloji zehirlenmesinin belirtilerinden biri olduğunu söylüyor.Meclis en kısa zamanda bu ayıbı ortadan kaldırmalıdır.Teknolojiden korkan bir devlet görüntüsü Türkiye'ye yakışmıyor!Cehennem davetiyesi gibiBir AKP milletvekili, hafif suçluların cezalarını evlerinde çekmelerini önerdi.Her hükümlünün devlete aylık maliyeti 670 milyon lira oluyormuş. Teklife göre devlet bu mahkûmlara asgari ücret tutarında bir ödeme yapacak olursa, devletin mahkûm başına 440 milyon lira tasarrufu olacakmış!Güvenlik, adalet, suç ve ceza konusundaki bu çarpık algılamanın Türkiye'yi nasıl bir cehennem haline getireceğini uzun uzadıya tartışmaya gerek yoktur. Dileriz çabucak unutulur.Çünkü bu akıl, işsizliğin çaresizliğine düşmüş on milyon insandan çoğunun başını derde sokacak kadar tehlikeli bir sosyal bombadır.Asgari ücret almak için suç işlemeye niyetlenecek insanlarla sınırlı kalmayacaktır çünkü olay.. O suçlardan birileri de zarar görecektir.Bunu düşünemeyecek kadar dar görüşlü milletvekili olur mu?

Devamını Oku

Endişeye gerek yok

1 Aralık 2004

Türkiye'nin AB üyeliği için müzakerelere başlama kararının verileceği tarihi zirveye 17 gün kaldı. Sinirler gerilmiştir. Nitekim önceki gün zirvenin Türkiye ile ilgili kararına temel oluşturacak bir taslak metnin medyaya sızdırılması tedirginlik ve tartışma yaratmıştır.Çünkü bu metinde, komisyonun tavsiye kararını aşan bazı şartlar yer alıyor. Örneğin Güney Kıbrıs'ın tanınması ve işçi göçüne karşı kalıcı sınırlama getirilmesi gibi..Dışişleri Bakanı Gül, sızdırılan taslağın "taktik amaçlı" olduğunu söylemiştir ki doğrudur. Kaybettiği eşeğini sonradan semersiz olarak bulmanın sevincini sömürmek, pazarlıkta demek ki Batı'nın da kullandığı bir silâh.Ama kim ne derse desin AKP iktidarı, hak ve hukuktan aldığı güçle sağlam duruyor. Gül "Önce müzakereler başlatılsın, sonra bu tip şeyleri düşünürüz" demiştir.Çünkü Türkiye ile müzakere karan, iki yıl önceki zirvede zaten alınmıştır. 17 Aralık'ta Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine getirip getirmediğine karar verilecektir.Eğer kriterler yerine getirildiyse -ki tersini söyleyen yok- o zaman müzakere süreci otomatik olarak devreye girecektir.Önümüzdeki 17 günü karartanlar ya uluslurarası ilişkilerin ahde vefa ve devamlılık değerlerinden habersizdir veya muhalefeti sadizmle karıştırmaktadırlar.Unutmayalım ki bu çevreler düne kadar "Asla müzakere tarihi vermeyecekler" diyorlardı. Şimdi plâğı değiştirdiler:"Müzakereler başlatılsa bile üye yapmayacaklar!"Rahat olalım.. Biz yol kazası yapmazsak bu yol hedefine gidecektir.Çünkü hedef Avrupa Birliği'dir, Afrika Birliği değil!Buna ne diyecekler?Yolsuzlukla mücadelede milletvekili dokunulmazlığının etkisini iktidar dahil kimse inkâr etmiyor.Ancak AKP şimdiye kadar yargıya beslenen güvensizliği, güven artırıcı çabalarla gidermek yerine hep egoistçe sömürdü, kötüye kullandı. Bu güvensizliği, zırhlanın deldirmeme kavgasının bahanesi yaptı.Efendim neymiş; "dokunulmazlık aslında halkın hakkını koruyan parlamenterin güvencesi"imiş..Hayır, adaletten daha öncelikli güvence yoktur.Görev süresi dolan Yargıtay Başkanı Özkaya dün dikkate değer bir öneri açıkladı:"Biz, milletvekili hemen içeri alınsın demiyoruz. Soruşturma yapılsın, deliller toplansın, milletvekili mahkûm olursa infaz yine dönem sonuna bırakılsın.."Bakalım bu öneri hangi yeni kurt masalının gürültüsüne getirilecek!

Devamını Oku

Ölü toprağı

29 Kasım 2004

Uygarlıkla buluşmanın milâdı sayılan 17 Aralık AB zirvesi yaklaşırken nefesimizi tutmuş bekliyoruz.Mucizevi değişimler atfettiğimiz bir tarih bu. Çünkü kendi irademizle çözemediğimiz kangrenli sorunlara hazır çözümler gelecek, onurlu bir yaşamın güvenceleri Türkiye'yi yaşanır bir ülke haline getirecek sanılıyor.Acaba öyle mi? Dün İzmirli bir okurdan (Cengiz Sani) iki cümlelik bir mesaj geldi:"Yedi yaşındaki çocuk okul arkadaşını bıçaklayarak öldürdü.. Kurtlar Vadisi izlemeye devam!"Türkiye son haftalarda çocukları ve çocuk yaştaki gençleri içine çeken kanlı bir girdap halini aldı.On gün önce İnönü Stadı'nda 15 yaşındaki Cihat'in bıçaklanarak öldürülmesi, toplumsal suçluluk duygusu ile beraber cesur bir özeleştiri dönemi de yaratmıştır.Kurtlar Vadisi..Peki, insanın en aşağılık şehevi arzuları ile marazi korkulannı, egoizmi ve şiddeti konu alan TV program ve dizilerinin "kötü birer okul" olarak suçlanması işe yaradı mı?Hayır, her zamanki gibi tepkiler sonuçlara yöneldi, sebepler kötülük üretmeye devam etti.Şiddet dizileri reytingde hâlâ birinciliği kaptırmıyor.Samsun'da maça giremeyen seyirciler arasında çıkan kavgada biri 17, öteki 22 yaşında iki genç daha bıçaklandı, ölümden döndü.İzmir'de mahalle arasında oynarken kavgaya tutuşan çocuklardan 7 yaşındaki C. Ö., kendisinden iki yaş büyük okul arkadaşını göğsünden bıçaklayarak öldürdü.Bu lânetli bir hasattır. Bizi korkutmalıdır. Toplumsal ruhu onarıp ayağa kaldıramazsak AB bizi kurtaramaz."Acil"lik olduk"Ülkede dinsellik artıyor" muş.. Elbette artar.Çünkü "ekonomik kriz aşıldı" denilen dönemde bile işsizlere, yoksullara, hor görülen ve haksızlığa uğrayan yığınlara dini siyasete âlet eden güçler seslenebiliyor ama devletin meşru güçleri ve sivil toplum örgütleri sahip çıkmıyor, ümit veremiyor.Geçen hafta Mardin Kızıltepe'de "eylem hazırlığındaki iki teröristin öldürüldüğü" bildirildi. Sonradan bu iki kişinin, bir TIR şoförü ile 12 yaşındaki oğlu olduğu anlaşıldı.Polisin 12 yaşındaki çocuğu bile terörist gibi gördüğü bir ruh hali, Türkiye'nin gerçekten "acil yardım" muhtaç bir zavallılığa sürüklendiğini belirlemiyor mu?AB bir umuttur ama kurtuluşu sağlayacak asıl fedakârlık, cesaret ve yaratıcılık sivil topluma düşüyor.Çocukları yemeye başlayan canavarı, partileri, üniversiteleri, sendikaları, baroları ve sivil toplum örgütleri ile Türkiye daha ne kadar seyredecek?

Devamını Oku

Dersimiz başkanlık!

28 Kasım 2004

AKP'den fırlatılan işaret fişekleri, başkanlık sistemine geçiş niyetlerinin yakında eyleme dönüşeceğini belli ediyor.On gün kadar önce Adalet Bakanı Çiçek "İstikrarı sağlayacak en iyi çözüm başkanlık sistemidir" demişti. Başbakan Erdoğan'ın bürokrasiye yönelik taarruzları da yeni yapının temel kazma faaliyetine benziyor.Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Burhan Kuzu da VATAN'a verdiği mülakatta konuyu kendi aralarında olgunlaştırdıklarını düşündüren şeyler söyledi.AB'den müzakere tarihi aldığımız takdirde, yüzde 10'luk seçim barajını yüzde 5'e indirmek, yerine getirmemiz gereken ilk isteklerden biri olacak.Prof. Kuzu o durumda meclise on parti gireceğini, ülkenin koalisyon hükümetlerine mahkûm olacağını, AB'nin istediği 100 bin sayfalık "ev ödevi" nin asla yetişmeyeceğini söylüyor."Açık söylüyorum, AB şak diye biter orada" diyor, "Çare başkanlık sistemidir.. Anayasa'da 5-6 maddeyi değiştirmek yeter. Birkaç saatlik mesele!"Kaza riski var mı?Başkanlık sistemi, Özal'dan beri gündemde. Ama egemenliğinin sona ereceğini bildiği için bürokratik yapı değişime direnmiştir.Bu sistemde başkan halk tarafından ayrı seçilir. Yürütmenin başı olarak başkan, bakanları meclis dışından kendi belirler. Meclise karşı bakanlar değil, doğrudan başkan sorumludur.Sistem yürütme ve yasamanın katı ayrılığına dayanır. Yürütme yasa tasarısı bile sunamaz. Yasaları meclis yapar, başkan yürütür. Koalisyonların sebebiyet vereceği istikrarsızlıkların böylelikle önüne geçilir.Peki demokrasi kazalarına uğrama riski artmaz mı? Prof. Kuzu'nun cevabı şu: "Başkanlık modeli bir deliyi çeker de parlamenter sistem her zaman akıllıyı mı çekiyor? Tam tersine; Türkiye'de yüzde 20'lerle başbakan olunuyor, oysa başkanlık sistemi gelirse en az yüzde 51 oy (hem de halkın oyunu) almanız gerekecek."Sigorta, senato..Biz başkanlık sistemine her zaman sıcak baktık.Buna rağmen "türbanlı bir first lady"nin Çankaya'ya çıkmasından başlayıp AKP'nin laikliğe yönelik niyetlerine uzanan çizgide üreyen tedirginlikler görmezlikten gelinemez.Çünkü çoğunluk oyunu otoriter bir rejim kurmak yolunda meşru hak gibi algılayan bir zihniyet AKP'de vardır. Yargıya yönelik tavrı ve kadrolaşma buna kanıttır..Yani yeni sistemin, ezici çoğunluğuna AKP'nin sahip olduğu bir meclis tarafından inşa edilmesi, çoğunluk baskısı, kavga ve karmaşa getirebilir.17 Aralık'ta AB'den istediğimizi alırsak demokratik standartları korumak bakımından ek bir güvence kazanacağız ama bu yeterli görülmemelidir.Başkanlık sistemi yeni bir yaşam biçimidir. Yeterli bir hazırlık döneminde toplumun değişik kesimlerinin katılımına mutlaka izin verilmeli, laik ve demokratik sistem sadece AB ile değil, ulusal nitelikli ikinci bir güvence ile sigorta edilmelidir.Bu sigorta bir ikinci meclis, yani senato olabilir.Türkiye, eninde sonunda ulaşacağı başkanlık sistemi hedefini, şüpheler ve korkular yüzünden ertelememeli.

Devamını Oku