Belediye Başkanı Kadir Topbaş "İstanbul'a özel araçla girmenin bir bedeli olmalı" demiş.. İstanbul'da yaşamanın zaten çok ağır bir bedeli yok mu? Bu düzensiz, disiplinsiz, güvenliksiz kent, namusu ile yaşayan insanlara bedava cennet mi sunuyor?İstanbul'un çözüm bekleyen yığınla sorunu arasında trafiğin yükünü hafifletmek bahanesiyle para toplamak, tedbir midir Tann aşkına?Bu olsa olsa yol ve otopark alt yapısı hazır, kitle ulaşımında ideal şartları sağlamış kentlerde başvurulacak "son çare" olabilir.İTO Başkanı Yıldırım, belediyenin 35 yıldır her inşaattan otopark bedeli tahsil ettiğini hatırlatıyor. Nereye gitti bu paralar? Çoğu renkli parkeler gibi gösteriş yatırımları yoluyla partidaş müteahhitlerin ceplerine...Bu kaynaklarla yollar açılsa, otoparklar yapılsa, metro kentin varoşlarına ulaşsaydı "Deli Dumrul" yöntemine başvurmak kimsenin aklına gelmezdi.İstanbullu zaten köprülerden para ödeyerek geçiyor. Kent merkezine girerken özel araçlardan para almak, banliyöde oturup çalışmak için kent merkezine gitmek zorunda kalan orta sınıfa büyük haksızlık olacaktır.Evet bu uygulamayı başarı ile yürüten kentler var dünyada. Meselâ Londra'da bu tedbir trafik sıkışıklığını yüzde 30 azaltmış, toplu taşıma araçlarındaki kullanım oranını yüzde 20 artırmış.Kente giren araçlardan toplanan paralar yanında belediyenin toplu taşımadan elde ettiği gelir de büyük yükseliş göstermiş.Londra, Oslo ve Singapur gibi kentlerin farkı şu: Onlar hemşehrilerine "Özel aracınla kente gireceksen bedelini öde. İstemiyorsan metroyu kullan..." diyebiliyor.İstanbul Belediyesi'nin varoşta oturan insanlara sunacağı böyle bir alternatif yok.. O zaman onlara böyle bir oldu-bittiyi dayatma hakkı da olmamalı!Kente giren araçlardan para toplamakla İstanbul Londra'ya benzemez. Alt yapı şartlan Londra'ya benzemediği için İstanbul kendine özgü bir örnek yaratır:Hem kel, hem fodul belediye olur!Törkiş demokrasi!Şişli Belediye Başkanı Sarıgül CHP Genel Başkanlığı'na soyunup tabandan da destek alınca partisi tarafından ihbar edildi!CHP liderliği "belge var" diyor, suçlanan Sarıgül "sahtedir" diyor.Böylesine önemli bir suçlama, sadece Türkiye gibi bir üçüncü dünya demokrasisinde bu kadar askıda kalır. Demokrasi bilincinin yerleştiği bir hukuk düzeninde iki şey olurdu:Ya Sangül bu suçu işlemiştir, yargı belirler ve silinir giderdi veya iftiraya uğradığı anlaşılır o zaman önü açılır, CHP de yenilenme fırsatını hemen kullanırdı.Bu kilidi açacak anahtar iktidarın elindedir. Hukuka ve insan haklarına saygılı bir iktidar, İçişleri Bakanlığı'nı hızlandırır, idari denetimi birkaç günde tamamlayarak ya yargının önünü açar veya buna ihtiyaç bulunmadığına dair bulgusunu topluma duyururdu.Hükümetse tırnak kaşıyor, "Yesinler birbirlerini" diye bekliyor ve seyrediyor.Kritik bir dönemde ülkeyi muhalefetsiz yönetmenin bedelinden korkacakları yerde keyfini sürmeyi tercih ediyorlar!
Irak savaşı başlarken Amerika'nın askerlerini Türkiye'den geçirmesine izin vermeyen meclis kararı "eğrisi doğrusuna denk" gelen bir hayır olmuş..Amerika şimdi Irak'tan nasıl çıkacağını bilemeyen, çaresizliğe gömüldükçe dünyanın gözünden daha da düşen öfkeli bir deve benziyor. Esirlere kötü muamele ve son olarak camideki bir yaralıyı başından kurşunlama eylemi, Amerika'ya yönelik güven boşluğunda büyük bir güvensizlik ve nefret vakumu oluşturuyor.Savaştan önce Irak despotik bir cehennemdi ama Bush'un iddiasının aksine, terörizmle bağlantılı bir ülke değildi. İşgal, karmaşa ve adaletsizlik yüzünden terör Irak'a doluşmuştur. Amerika radikal dinci terörü mıknatıs gibi bu ülkeye çekiyor.İşgal güçlerinin acımasızlığı eski BM Genel Sekreteri Butros Gali'ye göre üç önemli sonuç yaratmıştır:1. ABD'nin imajı özellikle Arap dünyasında kötüleşmiş;2. Savaşta insan haklarının korunması için mücadele eden uluslararası örgütlerin rollerine zarar vermiş;3. İşkence ve kötü muamele fotoğrafları, El Kaide'ye ve yeni terörist gruplara sunulan armağanlar olmuştur.Türkiye dönemeci..CIA Ulusal İstihbarat Konseyi'nin eski başkanı Joe Nye "Yumuşak Güç: Dünya Siyasetinde Başarının Araçlan" adlı son kitabında Türkiye'ye ve rolüne özel bir yer ayınyor:"Kaba gücü kullanmak için seçtiğimiz yol, yumuşak gücümüzü de zedelemiştir. Eğer Irak'a girme konusunda daha az sabırsız ve daha müzakereci olabilseydik çok daha az hasara neden olurduk.. Amerika'nın kibri yüzünden demokratik Türk parlamentosu savaşı meşru saymayı reddetti ve ABD askerlerinin kendi topraklarını kullanmasına izin vermedi. Bu da ABD'nin kaba güç stratejisini çok somut biçimde zedeledi. Başarı ancak iki gücün dengeli bileşimi ile gelir."Evet, Türk meclisi, bu savaşa Irak'ın geleceğinde söz sahibi olabilmek için girmek veya bu inisiyatifi yitirmek pahasına savaş dışı kalmak seçenekleri arasında bilinçli bir seçim yapmamıştır. Girmemenin bize maliyeti olacaktır ama şu andaki manzara ret kararının Türkiye'yi büyük belâlardan koruduğunu göstermektedir.Bindik bir alâmeteBush'un "dere geçilirken at değiştirilmez" kuralına uygun olarak dört yıl için yeniden seçilmesi, bazı umutları içinde barındınyordu.Ama Bush kabinesindeki değişikliklerin, güç kullanmaya tutkulu yeni takviyelerle gerçekleşmesi, umutların çabuk söneceğini gösteriyor. Belli ki Amerika yeni dönemde de BM'yi ayağa kaldırmayacak. Kaba gücün yanlışlarını kaba gücünü kullanarak düzeltmenin daha derin batağına sürüklenecek.Filistin kaynıyor.. Irak'ta direniş yayılıyor.. ABD Dışişleri Bakanı Powell gider ayak İran'a yönelik bir saldırının gerekçesini açıklıyor. Çuvallayan Amerikan politikaları, küreselleşme karşıtlığını dünyada geniş ölçekte birleştirirken Rusya Devlet Başkanı Putin, teröre karşı yeni bir atom bombası bulduklarını duyuruyor..Türkiye'yi benzersiz bir ateş çemberi kuşatmaktadır. Deyim tam yerindedir: Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete."AB Türkiye'nin tek seçeneği değildir" diyenlerin kulakları çınlasın!
Muhalefet partisi, iktidar alternatifidir. Halk CHP'de olan biteni hüzün içinde izliyor.Çünkü süren iç kavga, gün geçtikçe AKP'yi alternatifi olmayan bir iktidar konumuna yükseltiyor. CHP bu şekilde temizlenmiyor, eriyor..CHP'ye en büyük yerel seçim zaferini kazandıran Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül. Bir iş merkezindeki yedi kaçak katla ilgili yapı kullanma izni belgesini vermek karşılığında 300 bin dolar rüşvet almakla suçlanıyor.CHP Genel Sekreteri Önder Sav "Sarıgül'ün yok dediği yapı kullanma izin belgesiyle beraber rüşvet belgesine ulaşıldı" dedi.Buna karşılık Sarıgül de Baykal ve çevresini "iktidar uğruna evlâtlarını boğazlatan Osmanlı sultanları" na benzeterek hakkındaki iddiaları "safsata ve deli saçması" diye niteledi.Her şey olabilir..Sarıgül'e göre yapılan, Deniz Baykal'ın yerine geçme hedefini açıklaması nedeniyle başlatılan bir linç girişimidir.Peki bu 60 sayfalık rapor, kanıt denilen ifadeler, ses kayıtları?Bunlara Mustafa Sarıgül'ün cevabı da şu:"Şişli Belediyesi'nde birilerine 'Seni şu belediyeye başkan yardımcısı yapacağız, şunları hazırlayıver' demişlerdir. Hakkımdaki uydurma suçlamalar böyle hazırlanmıştır. Bana, Türkiye'yi dolaşmaktan vazgeç, raporları aramızda hallederiz diyen genel merkez yöneticileri olmuştur."Parti içi iktidar kavgasının bu kadar pespayeleşmesine, hele bunun cumhuriyeti kuran CHP gibi bir partide cereyan etmesine ihtimal verebilir misiniz?Baykal'a uzanan dillerin derhal koparıldığını ve jandarma korumalı, dikenli telli son kurultayda olan biteni hatırlayınca insan hiçbir şeyden emin olamıyor.Bu telâşın sebebi ne?Bir partinin elbette kendini koruma hakkı vardır. Genel başkanlığa talip olmuş bir mensubu kirlenmişse onun önünü kesmek, hatta partiden uzaklaştırmak hak olmanın ötesinde ödevdir de..Ama bunun yolu hukukun içinde kalmaktır, uyduruk mahkemeler kurarak linç girişiminde bulunmak değildir. Şu andaki manzara ne yazık ki bu.Bu ülkenin mahkemeleri var. CHP kendi belediye başkanını aleni olarak ihbar etmiştir. Mustafa Sarıgül'ün dokunulmazlığı yoktur.Eğer hakkındaki iddialar mahkemede kanıtlanacak olursa sorun kendiliğinden halledilecektir.Baykal'ın, CHP yönetiminin bu acelesi, telâşı ne?Üstündeki gölgeler kalkmadan Mustafa Sarıgül'ü lider koltuğuna getirmek isteyen karşı konulmaz bir dalganın CHP tabanında yükseleceğinden mi korkuyorlar?Yoksa aklanmamış birinin bile kendi koltuklarını devireceğine dair özgüven eksiği mi onları bu zavallı duruma düşürüyor?AKP'liler bu kavgayı kim bilir ne büyük bir hazla izliyorlardır!
Kurumlaşmamış yapıların kolay bozulduğuna çok örnek vardır. Ama Uzanlar'ın imparatorluğu başka bir şey..Özellikle son olaylar şunu gösteriyor ki sanki onlar yapılarını daha baştan suç işlemek ve suçlarına kalkan oluşturacak yöntemlerin ihtiyaç duyacağı araçlarla beraber kaba kuvveti de organize ederek kurmuşlar.Öyle olmasaydı İmar Bankası'nda 8,5 katrilyon liralık mevduat, yönetim kuruluna yerleştirilen resmi görevlilerin gözü önünde buhar olamazdı.Hazine bonosu satma yetkisi kaldırıldığı halde gazete ve TV ilânları ile insanlan göz göre göre kandırıp 22 bin aileyi sefil, perişan hale düşüremezlerdi.Yasaları uygulamakla görevli insanların hepsi satın mı alınmıştı?Ya da bir kısmı kuru tehditlerle korkutularak esir durumuna mı düşürülmüştü?Yataktaki esirlerCem Uzan'ın silâhlı adamlarıyla el konulan çiftliğine yaptığı baskını izleyen araştırmalar, Hollywood'taki senaristlerin hayallerini aşan tuzak ve şantaj komplolarından yararlanıldığını düşündüren bulgular çıkardı ortaya.Cem Uzan ve adamlan, TMSF'nin el koyduğu çiftliğe, hapis riskini umursamayan bir cüretle girdiler ve içerde 14 saat kalabildiler.Polis daha önce silâhların saklı olduğu çelik kapılı odanın duvarında bu defa bir delik tespit etti. Lambriler kınlmış, duvarın içine gizlenmiş bölümde ne varsa alınmıştı.Şimdi polis çiftlikteki evleri yeniden arayacak. Herhalde artık sadece hatıra eşyası toplayabilirler!Neyse, biz Uzanlar'a dokunulmazlık sağlayan sihirli gücün nereden beslendiği sorusuna dönelim.Son aramada misafirhane olarak kullanılan dört binadaki yatak odaları, bu suç organizasyonunun maşa olarak kullanmayı düşündüğü insanları nerelerinden yakaladığına dair bir fikir veriyor.Kördüğüm ve ibretOdalara, yangın alarmı kutusu görünümü verilen kameralar yerleştirilmiş ve bunlar yataklara tevcih edilmiş.Kendi tuvaletlerine otomatik dışkı ve idrar tahlili yapan klozetler koyan Uzanlar, kameralarla misafirlerinin güvenliğini ve sağlık durumlarını izlediklerini söyleyebilirler mi?Belki söylerler ama kasetleri vermezler. Artık ara ki bulasın!Cumhuriyet tarihinin en karmaşık bilmecesi ile karşı karşıyayız. Bir hukukçu arkadaşım bana bir vakitler şöyle demişti:"İyi okumuş, örgütlenme yeteği olan zeki bir adam, kaba gücü, siyasi gücü ve bitirim hukukçulardan oluşmuş bir ekibi kullanarak burada hayal ötesi zengin olur ve devlete de kök söktürür. Çünkü devletin böyle bir organizasyonla baş etmeye yetecek birikimde insan gücü ve örgütlenmesi yoktur."Belki bu haberler, aynı tuzaklara bundan sonra düşmesi muhtemel insanların kulaklarına küpe olur.Önümüzde bir kördüğüm var. Yeni şoklara hazır olalım.
Amerika, Felluce'deki direnişi, Bush'un şöhretine lâyık bir acımasızlıkla kırıyor.Direnişçi, sivil, çocuk, kadın demeden binlerce insan öldürüldü veya hayat boyu taşıyacakları sakatlıklar bırakacak şekilde yaralandı. Dünya bu vahşeti, utancını hiçbir zaman atamayacağı bir sessizlik içinde izliyor.Çünkü bu adaletsiz savaşı "Bizimle birlikte değilseniz bize karşısınızdır" diyen Bush'un Amerikası yapıyor.Korku ve egoizmin yarattığı utandırıcı sessizliği önceki gün Başbakan Erdoğan bozdu. Irak'ta yaşananların bayramımızı gölgelediğini söyledi ve şöyle dedi:"Dünyadaki egemen güçlerin egemenliği acımasız bir şekilde uygulamasını sürdürürken bunlar karşısında güçbirliği yapması gerekenler, başta Müslümanlar olmak üzere bundan çok uzak şekilde hâlâ birbirleriyle uğraşmaya devam ediyorlar.."Konuşmasındaki şu cümle de tartışma yaratacaktır: "Yüzlerce insanın şehit olduğunu görüyoruz.."Bu sözler, Felluce'de direnirken ölenleri terörist değil şehit sayarak meşru bir savaşın askerleri kabul ediyor. Yabancı bir gücün işgaline karşı toprağını korumak için canını feda edenlere başka ne denir?Washington'un bu uyarı ve değerlendirme karşısında nasıl bir tepki vereceğini merak ediyoruz. Irak bataklığında bunalan Bush yönetiminin "Safınızı açıkça belli edin" diye öfkeli bir karşılıkta bulunması sürpriz sayılmaz.Ama şu olasılık da vardır: Müslüman dünyaya örnek gösterilen Türkiye haysiyetli bir çıkış yaparak farklılığını kanıtlamıştır. Asıl, adalet isteyen dost, işbirliği yapmaya lâyık bir müttefiktir.Amerika mükemmel olmadığını anlamalıdır artık. Onu Irak batağına, tarihindeki en büyük istihbarat yanlışı sürüklemiştir.Kurtulabilirse onu bu bataktan, aynı değerleri paylaşan, saptığı zaman dürüstçe uyaran dostlarının yardımı kurtaracaktır.Washington bu hakikati nihayet görebilirse asıl sürpriz bu olur.Siyasi Etik YasasıSiyasetçilik bir sınıf mensubiyeti değildir. İnsanlar, hizmet etmek ve topluma örnek birer yaşam ve kişilik sunmak için siyasete girerler.Çıkacakları zamanı da kendileri fark eder ve kimseye yük olmadan köşelerine çekilirler.Bize bu kültür daha gelmedi. Bazı istisnalar hariç geleceği de yok gibi.Bizimkiler adetâ "oligarşi" çağrışımı yapacak biçimde bir meslek dayanışması sürdürüyorlar. Gidenlere fakir devletin olanaklan, Batı'da benzeri görülmemiş ölçülerde sunuluyor. İktidarlar bu konuda çok cömert, çünkü bugün veriyorlar ki, ileride kendileri için de istesinler.Eski meclis başkanlarına araç ve bol keseden koruma tahsis ediliyor. Benzin paraları da devletten. Eski başkanlardan Ömer İzgi bir yılda 150 bin kilometre yapmış. Katrilyon liradan aşağı suiistimallere yolsuzluk bile denmeyen bir iklimde bu da suç mu denebilir.Ama bir yerden başlamak lâzım ve o başlangıcı da örnek alınan kişilikleri ile siyasetçiler yapmalı. Bu fakir hovardalığına son verilmeli.Dokunulmazlıklarına dokundurmayan milletvekillerimiz, acaba bir başlangıç olarak Siyasi Etik Yasası'nı bu yasama döneminde çıkarma faziletini gösterirler mi?
Cem Uzan'ın sabrı ve umudu azaldıkça otoriteye meydan okuma cüreti artıyor.Geçen hafta Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlattığı tam sayfa ilânla haczedilen mallarını satan TMSF'yi ve "her zerresinde ahı bulunan" mallarını satın alanları tehdit eden Cem Uzan, iki gün önce de Sakarya'da el konulan çiftliğini silâhlı adamları ile bastı."Mal canın yongasıdır" derler. Cem Uzan'ın çektiği acıyı anlamak mümkündür ama hukuk dışı eylemlerini (ulu orta tehditler ve silâhlı baskınlar) kabul etmek mümkün değildir.Bu cüreti, olsa olsa İmar Bankası'nda 8,5 katrilyon lira tutarındaki mevduatın yok edilişini seyreden geçmiş iktidarların düştüğü korkaklık çukurunu derinleştirirken AKP iktidarının hesap sorma cesaretini yüceltir.Ve Cem Uzan'a da hiçbir şey kazandırmaz.Tehditler, haczedilen malların satışında talep kalitesi ile beraber fiyatları da düşürecektir. Namuslu insanlar korkar, uzak durur. Cem Uzan mal ve şirketlerinin, kaba kuvvete direnme güçlerine güvenen kimselere gitmesini mi istiyor?. Hem de ölmüş eşek fiyatına..Yerinde bir soruCem Uzan ilân olarak yayınlanan açık mektubunda AKP iktidarını toplum vicdanında hesabını kolay veremeyeceği bir soru ile karşı karşıya bırakıyor:"Benim tüm mal varlığım haraç mezat satılırken, banka sahibi olup bankasına el konulan, TMSF ile hiçbir protokol yapmayan ya da yapıp buna uymayan gruplara neden dokunulmuyor?"AKP'nin başındaki "adalet" nasıl çalışıyor, simgesi olan ampul neyi aydınlatıyor?İktidar partisi, adalet terazisi bozuk bir zihniyeti temsil ettiği konusunda oluşan yargıya yeni gerekçeler ekliyor.Bu iktidar, Uzan ailesinin üstüne giderek takdir kazandı ama çoğu emekli ve orta gelir grubuna mensup 22 bin bonozede aileyi de silindir gibi ezerek beddualarını aldı.Küçük gelirlerine bono faizini ekleyerek geçinen bu insanların şimdi kimine üzüntüden felç inmiş, kimi çocuğunu okuldan almak zorunda kalmış, kimi psikolojik çöküntü nedeniyle boşanmış, kimi gecekonduya taşınmış haldedirler.Bonozede değilimİktidar yetkisi kullananların ruhlarında Ramazan'ın merhamet ve adalet uyandıracağı düşleri boşa çıktığı için zehir gibi bir bayram daha yaşıyor bu zavallılar.Tarafsız bilirkişilerin kusurun devlette olduğunu tespit etmiş olmalarına rağmen iktidarın inadı nedendir; çok merak ediyorum. O nedenle de sık sık yazıyorum.Bir okurum (Ömer Sakarya) "Sanırım siz de İmarzedesiniz, o yüzden bu konuda ısrarcısınız" diye yazmış.Hayır, İmar Bankası ile hiç işim olmadı, orada param batmadı. İmarzede olsaydım, inandığım meslek ilkeleri bu insanların haklarını savunmaktan beni men ederdi. "Kendisi için istiyor" şüphesi doğabilir korkusu, vicdanımdan yükselen isyanı bastırırdı.Bazı bonozedeler "Neden öteki yazarlar bizim hakkımızı savunmuyor?" diye merak ediyorlar.Belki İmar'da onların parası batmıştır. "Kendisi için istiyor" diyecekleri korkusu ellerini tutuyordur!
Her konuda ayrılık noktaları oluşturup kavgaya tutuşmaktan marazı bir zevk duyan başka bir halk var mı dünyada? Geçen gün bir VATAN okuru (Kerem Can) soruyordu bu soruyu.Üzüntüsüne hak vermemek elde değildir ama yaşadığımız bu patırtı gürültü arasında katettiğimiz aşamaları da gözden kaçırıp kendimize haksızlık etmeyelim.Avrupalılar Türkiye'yi AB kalitelerine ulaştıracak reformları gerçekleştirmeye bu ülkenin takati olmadığına inanıyorlardı. Ama iki yılda dünyayı şaşırtan reformlar gerçekleştirilmiştir.Sıkıntılar yaşansa da Gunther Verheugen'in "Kopenhag kriterleri bağlamında merkezi bir önem" taşıdığını söylediği Türk Ceza Yasası da meclisten geçmiştir.Birey merkezliYetmiş sekiz yıl önce faşist İtalya'dan alınan ceza yasasının tarihin çöplüğüne atılması büyük bir dönüşüm, başlı başına bir başarı hikâyesidir.Yeni TCK, evrensel insan hak ve özgürlüklerini temel alan, Türk hukukçuları tarafından Türkiye'nin ihtiyaçları ve gerçekleri gözetilerek yaratılmış bir metindir.Vatandaşlarına şüpheyle bakan ve devleti korumaya şartlanmış bir cendereden kurtulup birey haklarını ve özgürlüklerini korumayı öncelik seçmiş olan yeni TCK yalnız adalet ve özgürlük getirmeyecek, toplumun yaratıcı potansiyelini de harekete geçirecektir.Unutmamak lâzım ki demokrasi ve özgürlük nedeniyle başı derde girmiş bir ülke, bu yüzden birbirine girmiş toplum yoktur. Ama tersine çok örnek var. Avrupa'nın ortasındaki Yugoslavya enkazı ve toplu mezarlar bu gerçeğe tanıklık ediyor.Birleşme noktasıİktidar sakarlığının sebebiyet verdiği zina tartışması ve işe yarayan son pişmanlığın hâlâ siyasi polemik konusu yapılması bu kazanımı gölgeledi ama artık yeter. İktidar hatasını kabullenme, muhalefet de hoşgörü gösterme büyüklüğünü benimsemelidir.Hiçbir doğum mükemmel değildir. Mükemmeliyet uzlaşma ve diyalog ortamında elde edilir. Kadın örgütlerinin, başta namus cinayetleri faillerinin tahrik indiriminden yararlandırılmaması isteği dahil olmak üzere bazı haklı itirazları bulunuyor.Cumhurbaşkanı'nın ilgili maddeyi geri gönderme yetkisini kullanması suretiyle, aksayan başka maddelerin de uygulamada fark edilerek yasama faaliyeti içinde düzeltilmesi imkânı vardır.Yeni TCK, daha adaletli, daha özgürlükçü bir Türkiye hayalinde toplumsal bütünleşme sağlayabileceğimiz bir ilerlemedir. Hayırlı olsun..
Filistin davasının sembolü Arafat öldü, Allah rahmet eylesin. Artık başarıları ile günahlarını bu dünyada sorgulamanın hiçbir değeri yok.Geride kalanlara, yaktığı ateşi kontrol etmek, yönlendirmek ve adaletli bir barışa götürmek düşüyor.Çünkü dünyayı tehdit eden İslâmi terörü, Filistin halkına yıllardan beri reva görülen haksızlığa isyan duygulan besliyor.Arafat halefini belirlemediği için ardında tehlikeler barındıran büyük bir boşluk bıraktı. Filistin ya demokratik yoldan yeni liderini bulacak veya şiddet yanlılarına teslim olmakla sonuçlanan bir kadere bu talihsiz halkı mahkûm edecektir.Dünyanın selâmeti, bölgede iki devletli çözümün gerçekleşmesine bağlıdır. Çözümün eşiğinden dönmesi Arafat'ın en büyük yanlışı idi. Bu yanlışı İsrail alabildiğine sömürdü ama fırsatçılığın esenlik getirmediği kendi halkı tarafından da görüldü.İki halkın acılarına ve küresel boyutlar kazanan terör tehlikesine ancak adalete dayanan bir akıl son verebilir.Başkan Carter'ın ulusal güvenlik danışmanlığını yapan stratejist Brzezinski "Filistinlilerce uygulanan terörizm reddedilmeli, kınanmak.. Evet ama bu kınama, giderek artan vahşi baskılara, sömürgeci yerleşimlere ve yeni bir duvar örmeye yönelik bir desteğe dönüştürülemez" diyor.Brzezinski, küresel liderliğin gereği olarak Amerikan yönetimine şu uyarıyı yapıyor: "Düşmanın kim olduğunu, bu kişileri bize karşı eylem yapmaya neyin yönlendirdiğini sormamız gerekir. Bu tehditle mücadelede bizimle aynı değerleri paylaşanlarla birlikte nasıl çalışabiliriz?"Bush yönetiminin Şaron'a teslimiyetin sonuçlarını artık görmesi gerekiyor. Filistin'de olduğu kadar İsrail'de de barışı isteyenler çoğunluktadır ve ABD'nin küresel güç olarak yardım elini uzatma mecburiyeti vardır.Arafat'ın hayatı iki devletli çözümü görmeye yetmedi ama ölümü ile ardında bıraktığı boşluğun taşıdığı tehlikeler, onun ruhuna huzur verecek bir uyanışın kapısını açabilir.Bu, ABD'nin gücünü adalet ve barış için kullanmasına, Irak'tan yüz akı ile çıkmanın bile Filistin'den geçtiğini görmesine bağlı.Cehalet lobisi ve rövanşEmirle oluşturulan "bilim kurulu"nun hızlandırılmış tren faciası için hazırladığı raporu iktidar yandaşları rövanş silâhı gibi kullanmaya başladı."Biz bu kazanın makinist hatasından, hız sınırının aşılmasından doğduğunu söylememiş miydik? İşte biz haklı çıktık, siz şiştiniz!"Adının başına "tarafsız" sözcüğü konulan her kurul tarafsız olmaz. Bu kurul bile mevcut yetersiz alt yapı ile bu projenin yürümeyeceğini, teknoloji desteğinden yoksunluğun kazadaki belirleyici sebeplerden biri olduğunu kabul etmiştir.Biz cahil ve kaderci zihniyetin katliam yarattığını söylemiştik. Rapor bu gerçeği inkâr etmiyor."Hayır, o dönemece 80 km. ile girilseydi tren devrilmezdi" diyen varsa, bu raporu gösterip hızlı treni yeniden işletmeye başlasınlar bakalım..Aklı başında bir makinist ve yeteri kadar serdengeçti yolcu bulabilirler mi, görelim!