Gelecek üstüne kurulu filmlerin çoğu yıldız savaşlarını anlatır ve bizim gezegenimiz "Dünya Konfederasyonu" diye anılır.Uzaydan gelen bir tehlike söz konusu olduğunda küresel bütünleşmenin liderliğini hangi ülke yapacak?Cevabını o günün koşulları tayin eder. Ama Amerika'daki başkanlık seçimine hemen tüm ülkelerin sanki kendi seçimleriymiş gibi ilgi göstermesi, yukandaki soruya bugünün cevabını veriyor.Tabii bu hiç adil değil.Çünkü dün Amerika başkanını seçti ama bu seçimi Amerikan halkının tercihleri ve özellikle kendi güvenlik kaygıları belirledi.Amerikan halkı kendisi için en doğru seçimi yapmış olsa bile acaba bu, öteki ülkelerin güvenlik beklentilerine de aynı doğru cevabı verecek midir? Çok zor..Ne farkları var?Bush'un seçimi kazanmış olduğunu dün akşam Kerry de kabul etti.Bu seçim "Dünya Konfederasyonu"nu kapsayan bir seçim olsaydı Demokrat Kerry kazanacaktı. Çünkü Cumhuriyetçi Bush, dünyada saygınlığını kaybetmiş, neredeyse tüm toplumların nefretine hedef olmuş bir liderdir.Ama taraflara gerçekçi bakanlar, iki aday arasındaki farkı Coca Cola ile Pepsi Cola arasındaki farkla ölçüyorlar.Koyu dindarlarla daha entelektüelleri ayıran politika tercihleri dışında "Amerika'nın liderliğini korumak, terörizme karşı güvenliğini sağlamak, bu uğurda Amerika'nın gücünü dünyanın her yerinde tek yanlı kararlarla kullanmak" konusunda Bush ve Kerry birbirlerine alternatif olmuyor.11 Eylül saldınsının Amerikan halkında yarattığı çaresizlik korkusunu Bush ekibi Bin Laden'in tehdit mesajını da kullanarak ustaca sömürmüş, can alıcı darbeyi buradan vurmuştur.Risk ve ümitlerBeyaz Saray'a Kerry gelseydi Graham Fuller'in dediği gibi belki daha az dayatmacı ve işbirliğine daha açık bir görüntü verecekti ama Amerika'nın hegemonyasını yaygınlaştırma politikası aynen sürecek, sadece ambalajı değişecekti.Şimdiki mesele Başkan Bush'un eline geçen büyük fırsatı değerlendirmek için neler yapacağı sorusudur. İkinci ve son dönem başkanlık, pek çok Amerikan başkanında olumlu değişiklikler yaratmıştır.Bush Türkiye için riski daha az bir alternatiftir. Türkiye'nin AB perspektifine verdiği desteği sürdürürken Irak bataklığından dünyayı kurtaracak yaratıcılığı gösterebilecek mi, Filistin-İsrail ihtilâfını çözme yolunda ağırlığını koyarak terörü besleyen bu adaletsizliğe son vermenin kilit önemini kavrayacak mı?Bunları bilmiyoruz.Tahmin yürütebilmek için yeni hükümetini ve yakın danışmanlarını belirlemesini beklemek zorundayız.Bir süper devletin, öteki ülkelerin kaderinde rol sahibi olmasından kaynaklanan adaletsizliğe karşı keşke daha güçlü olabilsek!
Yolsuzluk yalnız tiksinti veren bir ahlâki yara değil, aynı zamanda yoksulluğu körükleyen ekonomik bir sorundur.Çünkü yolsuzluğun maddi yükü devletin açıklarını büyütür, devlet de bu açıklan vergi yoluyla milletin sırtına yükler.AB Komisyonu'nun raporu "Yolsuzlukların en önemli nedenlerinden biri milletvekili dokunulmazlığıdır" diyor. İktidar sözcüleri de kendi dönemlerinde hesap sorulduğunu söylerken Yüce Divan'a gönderdikleri eski başbakan ve bakanları kanıt gösteriyorlar.Kendilerini kandırmasınlar. Yolsuzluk üreten düzenin muhafızlığını şimdi onlar yapıyorlar. Üstelik daha da fenasını yapıyorlar..Kendi icraatlarını yargı denetimine kapalı tutmakta inat ettikleri sürece "temiz siyaset" özlemine hizmet ermeyecekler, adaletin erdeminden kendilerini de mahrum edeceklerdir.Çünkü bu düzen yarın onları da Yüce Divan'a gönderen iktidar çoğunluklarını meclise getirecektir.İktidarın adaleti!Yüce Divan'a gönderilecek siyasilere meclis çoğunluğu karar veriyor. Bu tutum yargı kurumuna saygısız bir müdahale ve adalet duygusuna hoyratça bir saldırı değil mi?Rus doğal gazını Türkiye'ye taşıyan Mavi Akım ekseninde yöneltilen suçlamalar nedeniyle ANAP'lı iki bakan Yüce Divan'da yargılanmaya başladı. Dün Hürriyet'te Sedat Ergin yerinde bir hatırlatma yapıyordu.Cumhur Ersümer "ülkeyi pahalı Rus gazına bağımlı ve mahkûm kılmak la suçlanıyor. Refahyol hükümeti de İran'la bir anlaşma imzaladı. O hükümet, İran'ın Türkmenistan'dan metreküpü 40 dolara aldığı gazı bize 150 dolara satmasına razı oldu.Şimdi pahalı Rus gazını alan ANAP'lı bakan Yüce Divan'da; Rus gazından 7-8 dolar daha pahalı gazı İran'dan almayı kabul eden Refahlı Enerji Bakanı Recai Kutan ve bu siyasi kararı veren dönemin Başbakanı Erbakan nerede?Sopayı yemedenBu tutum adalete sığmaz bir çifte ölçüdür. Hukuka bağlı bir iktidar, eşitlik ilkesini milletin idrakini ve vicdanını böylesine aşağılayarak çiğneyebilir mi?Meclisteki iktidar çoğunluğu suçlayacak, yani sanığı kendi ölçüleri ile seçecek, sonra onun seçip gönderdiklerini Yüce Divan yargılayacak.. Adaletin, siyaset kurumunca katledilmesi değil mi bu?Böyle bir düzen sistemi yolsuzluklara karşı koruyamaz. Üstüne üstlük yetki kullananların suç işleme cesaretlerini artırır. Bizim özlemimiz şudur: AKP iktidarı her olumlu ilerlemeyi AB'nin zoruyla yapabilir ama milletvekili ve bakan dokunulmazlıklarını, kendi iradesiyle kaldırmayı bilmelidir.Yargı denetiminden kaçan iktidarların elinden bu ülkeyi yabancılar kurtarmasın!
Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu'nun hazırladığı "Azınlık Raporu"nun açıklanacağı basın toplantısını hüzün içinde izledik.Kamu-Sen Genel Sekreteri, kurul başkanının okuduğu metni elinden alarak yırttı. Bu saldın üzerine başkan toplantıyı terk etti.Başbakanlığa öneriler sunma ayncalığı kazanmış insanların sergilediği fikir ve üslup perişanlığını TV'lerden bütün millet hayret ve ibretle seyretti.Olay, dikkatlerimizi raporun içeriğinden önce bu ilkelliğe davet ediyor. Çünkü bu rapor bir danışmanlık hizmetidir. Hükümet benimsemedikçe hayatimizi etkileyecek bir yönü yoktur.Ama bu üslup, bu tahammülsüzlük?İşte asıl sorun burada.Çünkü bilginin, farklı görüşün saygı görmediği bir zemin yaratıcı olamaz, karar vericiler desteksiz ve ufuksuz kalır.Ve böyle bir devlet de "cephede kazandığını müzakere masasında kaybetmeye mahkûm" olur..Çünkü eğitim çağ dışıDün TV'ler rezaleti naklen verirken bir mesaj aldım. Çukurova Üniversitesinden Prof. Dr. İbrahim Ortaş, tartışma kültürü üzerine düşüncelerini yazıyordu.Prof. Ortaş haklı; yeterli bilgi birikimi yoksa ve bağımsız düşünme yeteneği gelişmemişse tartışma olmaz, zıtların kavgası olur. O kavga da dün gördüğümüz gibi kaba kuvvetle yapılır.Bu eksiğimizi AB gidermeyecek. Türkiye bu alanda kendini tamamlayabildiği zaman AB'ye girecek. Bunun yolu da eğitim. Bizim eğitimimiz yetki kullanmaya ve sorumluluk almaya korkan insanlar yetiştiriyor.Ulusal kültür, çocukları "Sen anlamazsın" veya "Seni aşar" veya "Büyükler varken sana söz düşmez" diye diye büyütüyor.Bilgiye ulaşma, bir konuya farklı açıdan bakma, kritik etme ve savını kitleler önünde savunma yetenekleri, üniversite öğrencilerine bile kazandırılmıyor.Sebep-sonuç ilişkisiEğitim sistemini değiştirmek, gençlere araştırma ve tartışma kültürünü kazandırmak zorundayız. Çağmızda "fikri hür, vicdanı hür" insan potansiyeli, toplumların sahip bulunduğu doğal kaynaklardan ve sermaye birikiminden daha önemli hale gelmiştir.Batıda dersler bilimsel verilere dayalı tartışmalarla geçiyor. Üniversite öğrencilerinden neredeyse her hafta, dersi ile ilgili literatüre dayalı araştırma ödevi isteniyor.Biz ne istiyoruz? Ders kitaplarını ezberleyen papağanlar..Bu kafayla konusunu iyi bilen, sorunlara çok boyutlu ve bütünsel bakabilen ve düşündüklerini doğru ifade edebilen insanlar yetiştiremeyiz.Farklı fikrin yasalar ve disiplin yönetmelikleriyle bastınldığı Türkiye'nin uluslararası pazarlıkları yürütecek müzakereci bulmakta güçlük çekmesi ve çok sık olarak komşularına "savaş sebebi" üretmesi sebepsiz değildir.Muasır medeniyeti dışardan almayacağız, ülkemizde üreteceğiz; unutmayalım!
AKP'yi iktidara getiren seyir defterini kimler, nerede, nasıl yazdılar sorusuna cevap veren bir mülakat var bugün manşetimizde..Arkadaşımız Devrim Sevimay, CIA'nın yıllarca Türkiye'de görev yapmış Ortadoğu uzmanı Graham Fuller'ı adeta sorguluyor ve onu, bir insanın ancak kendi vicdanı ile hesaplaşma yalnızlığında göze alabileceği itiraflara zorluyor.Bu mülakatı okuyun ve Türkiye'nin bugünlere nasıl olup da selâmetle ulaşabildiğine şaşın..Komünizme karşı "Yeşil Kuşak" oluşturulması, "Türkler için komünizmin İslâm'dan daha tehlikeli" görülmesi, Türkiye'nin siyasetine müdahaleler ve nihayet radikal İslâm tehlikesine karşı Müslüman toplumlara "İslâmla demokrasiyi uzlaştıran bir örnek" sunma arayışında AKP'ye verilen destek..Demokrasi adına demokrasinin tepelenmesi.Graham Fuller, işlenen günahlara rağmen hedefe kazasız varıldığını söylüyor:AKP gibi bir partinin iktidara gelmesiyle artık bir nevi siyasal İslâm problemi için çözüm bulunmuş oldu. AKP; kökleri İslâm'dan çıkan bir parti olmasına karşın (...) çok ılımlı bir İslâm gibi de olsa artık entegre oldular. Siyasal İslâm, Türkiye dışında normal bir parti haline gelmedi."Fuller bu sayede Türkiye'nin AB'ye üyelik için avantaj sağladığını söylüyor:"Avrupa'nın ikinci dini artık İslâmiyet oldu. Küçük bile olsa orada da aşırı hareketler var ve bu onları kaygılandırıyor. Onlar anladılar ki Türkiye yardım edebilir."Evet Türkiye bu noktaya kazasız gelmiştir ama Amerika'nın siyaset mühendisliği sayesinde değil. Cumhuriyet'in değerleri ve halkın sağduyusu korumuştur ülkeyi.Amerika'nın sağladığı güvenliğin bedeli Türkiye için çok ağır olabilirdi. Graham Fuller'ın söyledikleri yalnız bu gerçeğe değil, doğru istikametin ne olduğuna da ışık tutuyor.Diyebiliriz ki AB Türkiye'nin sadece demokratik geleceği için bir güvence olmayacak...ABD'nin bencil, saygısız ve dayatmacı politikalarının getireceği tehlikelere karşı da sığınak olacaktır.Kim bu dalkavuklar?Başbakan son günlerde sık sık dalkavuklardan yakınır oldu.Önceki gün İstanbul'da katıldığı bir iftar yemeğinde şöyle dedi:"Dalkavuklar bütün yöneticilerin çevresinde. Benim de yakınlarımda vardır. Bunu görüyorum. Bunu aşmaya mecburuz. Aşamazsak yazık olur.."Hz. Muhammed "Dalkavukların yüzüne toprak serpiniz" demiş.La Fontaine "Her dalkavuk kendini dinleyenler sayesinde geçinir" demiş.Demek ki Başbakan onları dinliyor. Şikâyet edeceğine peygamberimizin dediğini yapsın!Bir uyarı daha: Devlet adamları bazı tehlikeleri halkı tedirgin etmeden hallederler.Halledemedikleri durumlarda yardım istemek için halka açarlar. Onun şartı da isim ve adres söylemektir. Çünkü...Çevresindeki herkesi dalkavuk zanlısı durumuna düşürmek hem ayıp, hem günah!
Türkiye'de eskimeye yüz tutan meclislerin işaret fişeğini hep "geçinemiyoruz" diyen milletvekilleri fırlatırlar.Seçilmek için birbirlerini ezerler, sonra "vatan, millet" nutukları atarak girdikleri mecliste sandalyelerini ısıttıkları zaman mağdurları oynamaya başlarlar.O günler yine geldi galiba..Meclis Başkanı Arınç ile AKP üst yöneticilerine milletvekillerinden gelen şikâyetlerin artması üzerine Başbakan Erdoğan "Bir hazırlık çalışması yapın, bakalım" diye talimat vermiş.Ne yapsın? "Geçinemiyorum" diyerek ticari şirketleriyle ilişiğini kesmeyi reddeden Başbakan milletvekillerine "Oturun oturduğunuz yerde, şimdi sırası değil" diyebilir mi? Diyemez.Milletvekilleri önümüzdeki yıl 6,5 milyar lira maaş alacaklar. Bu para 3500 Euro'ya denk geliyor.Arkasından ne geleceği şimdiden bellidir: Parlamenter Belçika'da 5718, Fransa'da 6504 Euro alıyor; bizim neyimiz eksik?Vicdan terazisiSorunun cevabını hemen verelim: Ekonomimiz eksik!O yüzden valimiz, hakimimiz, askerimiz, polisimiz, doktorumuz, öğretmenimiz de bu ülkelerdeki eşitleri kadar aylık almıyorlar.Böyle meselelerde kıyas, sınır aşırı örneklerle yapılmaz, milli gelir zemininde yapılır. İtalya'da milletvekillerinin maaşları yüksek yargıçların maaşına, Almanya'da kıdemli profesör aylığına, Fransa'da bizdeki gibi en yüksek devlet memuru maaşına endekslidir.İtalya'da bizdeki gibi maaşın yarısı kadar yolluk, Fransa'da dörtte biri kadar tazminat bu aylıklara eklenir.Bir çok Avrupa ülkesinde milletvekilleri ayrıca emekli maaşları varsa, bunları almaya devam edemiyor. Bizimkiler alıyor.Parlamenter eğer gerçekten milletin vekili ise, kıyasını kendi halkıyla yapmak zorundadır. Aksine bir davranış meclisle milletin bağını koparır.Kapansın, gitsin..Avrupa Birliği'nin standartları rakamlara değil adalete, vicdana endekslidir.Bu açıdan yaklaşanlar, Türk parlamenterlerin söylendiği gibi mağdur olmadıklarını hemen göreceklerdir.Evet, AB'nin gelişmiş ekonomilerinde parlamenter aylıkları genel olarak 5 bin ile 7 bin Euro arasında değişiyor. Ama bu rakamlar, o ülkelerde ödenen asgari ücretin dört ile beş katını ifade ediyor.O yüzden Çek Cumhuriyeti'nde milletvekilleri 1100 Euro aylık alıyor.Türk parlamenteri, asgari ücretin 18 katı maaş aldığını, İspanyol milletvekilini bile geçtiğini ve Çek Cumhuriyeti'ndeki eşitini üçe katladığını unutmamalıdır.Milletvekilleri siyaset kurumunun itibar kazanmaya başladığı süreci tahrip etmek istemiyorlarsa bu sevdadan vazgeçsinler, anayasa değişikliği gerektiren bu hamleyi geri alsınlar."Nereden çıktı bu haber? Yok böyle bir şey" dedikleri anda biz sorun çıkarmayız, mesele kapanır.VATAN olarak bizim derdimiz bağcıyı dövmek değil, üzümleri yağmadan kurtarmaktır!
Avrupa Birliği'ne süper devlet kimliği ve etkinliği kazandıracak olan Avrupa Anayasası dün Roma'da imzalandı. Üye ülkelerin parlamentoları veya doğrudan halkları tarafından onaylandıktan sonra 2009 yılında yürürlüğe girecek anayasa ile ilgili nihai belgeyi üye ülkelerle beraber üye adayı Türkiye adına Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Gül de imzaladı.Olay, dünyada benzeri görülmemiş bir siyasi bütünleşme deneyiminin zirvesi kabul ediliyor.İki dünya savaşının düşman uluslarını aşama aşama birbirine bağlayan süreç, Roma'daki tarihi adımla Avrupa Birliği'ne bir devlet varlığı daha doğrusu Atlas Okyanusu'ndan Urallar'a kadar yayılan bir süper devlet kimliği kazandıracaktır.İmza törenine sahne olan tarihi sarayda dün İtalya Başbakanı Berlusconi "Avrupa'yı kuranların ütopyası harika bir geleceğe dönüştü" dedi.Halkın sezgisiAB'yi Türk halkının kafasında Atatürk'ün gösterdiği "muasır medeniyet" hedefi ile özdeş hale getiren sebep bu projenin özgürlük, adalet ve güvenlik özlemlerine en doğru ve güçlü cevabı veriyor olmasıdır.Atatürk'ün hedeflerine ulaşmakta uğradığımız gecikmelerin, üyelik irademizin yükselmesinden sonra şaşırtıcı bir hızla telâfi edilmesi, halkın AB'ye bağladığı umutların boşuna olmadığını göstermiştir.AB yolundaki ilerleyiş Türkiye'ye yalnız ekonomik gelişme yoluyla refah ve İnsan hakları alanında güvenceler getirmekte kalmayacak, yaşadığımız kritik coğrafyada milli güvenliğimiz için de sigorta sağlayacaktır.Amerika'nın gücü ile empoze edeceği oldubittiler yerine hukuka ve kurallara bağlı Avrupa Birliği'nin parçası olmak, Türkiye'yi olduğu kadar dünya barışını da koruyacaktır.Türk tezi galipOlayın Cumhuriyet Bayramımıza denk gelmesi bizim için özel bir anlam taşıyor.Türkiye'yi çağdaş demokrasi ve insan haklarının kalitelerine yükseltme arayışları yıllardan beri, değişik çevreler arasında çatışmaların sebebi oluyordu.Bu hayal dün hukuki bir metin kazanarak gerçekleşme yoluna girmiştir.AB değerleri cumhuriyetin içini dolduracak, 29 Ekim, İkinci Cumhuriyet'in de doğuş tarihi olacaktır.Avrupa Anayasası şu yönü ile de önemli: Kemal Derviş'in de aralarında bulunduğu üç temsilci ile Türkiye bu metnin hazırlanmasına katılmıştır. Papalığın, Hıristiyanlığa atıfta bulunulması için yaptığı baskılara rağmen anayasanın laik bir metin olarak çıkmasında Türkiye'nin tezleri etkili olmuştur.Ayrıca bu belgeye koyduğumuz imza, Türkiye'nin "aday ülke" sıfatına, geri dönülmez bir hukuki güvence sağlamıştır.Bu mutluluğun, siyasal İslâm köklerinden gelen AKP iktidarı sayesinde kazanılmış olmasını kimse garipsememeli, tersine sevinilmelidir.Çünkü AKP'ye rağmen olsaydı, bu kadar güçlü ve inandırıcı olamazdık.
Cumhuriyetin kuruluşu ve ilk yıllarındaki devrim hamleleri, sonsuza kadar övünmeyi hak etmiş başarılardı.Sonra harp yılları, yoksulluk, dağınıklık.. Ardından bölünmeler, çatışmalar.. İşkence, rüşvet ve soygun dönemlerinin getirdiği hayal kırıklıkları, acılar, krizler ve yalpalama..Cumhuriyet bugün 81'inci yılında neredeyse kendisi kadar önemli bir proje ile, çağdaş uygarlık düzeyini yakalama hamlesi ile yeni bir ivme kazanıyor.Büyük Atatürk "Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla (...) yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur" demişti.Başbakan Erdoğan bugün Roma'da Avrupa Birliği'nin yeni anayasasını Türkiye adına İmzalayacak. AB liderleri 17 Aralık'ta Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılması için karar alacak.Bu bayram, daha büyük bir heyecan ve umutlarla kutlanmayı hak ediyor.Türk'ün talihiAvrupa Birliği'ne üyelik perspektifi Cumhuriyeti kuran ruh, akıl ve ahlâki erdemleri yeniden diriltip yakalama umudunu uyandırmıştır.Bu heyecan toplumu bütünleştirdiği gibi, Atatürk'ü anlamak ve yeniden keşfetmek konusunda fırsatlar sunuyor. 1916 ile 1920 yılları arasında İngiltere'nin Başbakanı olan Llyod George Mustafa Kemal için şöyle demişti:"İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir ancak dâhi yetiştiriyor. Şu talihsizliğe bakın ki o dâhi bugün Türkiye'de doğmuştur.."Türk milletinin talihi olan Atatürk yarattığı mucize ile mazlum milletlere ilham kaynağı olduğu gibi kurduğu laik, demokratik cumhuriyet ile bugün İslâm coğrafyasına da onurlu bir geleceğin ilhamını verebilmektedir.Çağdaşları olan Mussolini, Hitler ve Stalin lanetle anılırken onun ışığı hiç sönmüyor.Çelişki değilTürkiye uzun yıllar din ile devleti, din ile bilimi karşı karşıya getirmek isteyen zihniyetin tehdidi altında yaşadı.Cumhuriyetin en can alıcı devrimi, cehalete ve din adına ileri sürülen safsatalara, dini siyasal amaçlarına âlet ederek egemenliklerini sürdürmek isteyenlere karşı yapıldı. Laiklik, yalnız Türkiye'nin ilerleme yolunu açmadı, dine de ruhlardaki temiz yerini kazandırdı.Türkiye'nin AB yolunda, İslâmi köklerden gelen bir partinin iktidarında hız kazanması bir çelişki değil, Cumhuriyet projesinin gecikmiş bir başansıdır.AKP'deki değişim iradesinin başarılarla ödüllenmesi bu değişimi içselleştirecek, iktidara karşı beslenen şüpheleri giderdikçe de Türkiye hızlanacak ve güçlenecektir.Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Avrupa Birliği içindeki Türkiye, kendi kimliğinden ve köklerinden uzaklaşan bir Türkiye olmayacak..Bu sözler Başbakan Erdoğan'a ait.. Erdoğan meclis grubunda önemli bir şey daha söyledi:"Demokrasinin başkasına göresi, bize göresi olmaz. Bu millet demokrasi standardı yükseldikçe kendi kimliğine sahip çıkacaktır.."Her milletin kökleri vardır. Bizim bu bakımdan eksiğimiz yok, fazlamız var.Ama milletlere kökleri kadar gerekli başka bir şey de lâzım. O da kanatlardır.. Atatürk'ün gösterdiği "muasır medeniyet" hedefine ilerlemedeki performansımız, kanatlarımızın da gücünü kanıtlıyor.Bizim tek zaafımız, özgüven konusunda kendimize yaptığımız haksızlıktır.AB'nin demokrasi kriterlerine uyum sürecinde gündemimize giren azınlık, alt kimlik, üst kimlik ve çok kültürlülük tanımlan, bazı çevrelerde tedirginlik hatta korkular doğurmuştur.Destanı kim yazdı?Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu raporu, "vatan hainliğine kadar uzanan suçlamalara bahane olmamalıydı. Çünkü evrensel tecrübe kanıttır ki, farklı kültürlere saygı, milli bütünlüğün güçlenmesini sağlıyor, parçalanmasını değil.Ama bu meselelerin konuşulmasını önleyen hoyratlık, toplumların köklerini zedelediği gibi kanatlarını da kırıyor.Aydın'da iki hafta önce Çanakkale Savaşı'nın Aydınlı şehitleri için bir anıt dikildi. Anıttaki kitabe (sonradan Avustralya Genel Valisi oldu) Çanakkale'de bize karşı savaşan Üstteğmen Cosey'in bir anısını yansıtıyor:"25 Nisan 1915 günü Conkbayın'nda Türkler ve Birleşik Kuvvetler arasında korkunç siper savaşları oluyordu. Siperler arasında 8-10 metre mesafe var. Süngü hücumundan sonra savaşa ara verildi. Askerler siperlerine çekildi. İki siper arasında açıkta ağır yaralı ve bir bacağı kopmak üzere olan İngiliz yüzbaşısı avazı çıktığı kadar bağırıyor, ağlıyor 'kurtarın' diye yalvarıyordu. Ancak hiçbir siperden kimse çıkıp yardım edemiyor.. Çünkü en küçük bir kıpırdanışta yüzlerce kurşun yağıyordu.Kimse vazgeçmezBu sırada akıl almaz bir olay oldu. Türk siperlerinden beyaz bir iç çamaşırı sallandı. Arkasından arslan yapılı bir Türk askeri silâhsız siperden çıktı. Hepimiz donup kaldık. Kimse nefes almıyor, ona bakıyorduk.Asker yavaş adımlarla yürüyor siperdekiler kendisine nişan almış bekliyordu. Asker yaralı İngiliz subayını okşar gibi yerde kucakladı, kolunu omzuna attı ve bizim siperlere doğru yürümeye başladı. Yaralıyı usulca yere bırakıp geldiği gibi kendi siperlerine döndü. Teşekkür bile edemedik.Savaş alanında günlerce bu kahraman Türk askerlerinin cesareti, güzelliği ve insan sevgisi koşuldu.."Yeni demokrasi ve insan hakları kavramları bazı insanlarda "ben kimim" sorusunu uyandırabilir. Bundan kimse korkmamalıdır.Çünkü "Türk" üst kimliği bu milletin köklerinden gelen gücü ve zenginliğidir.Kitabede anlatılan kahramanın alt kimliğini merak eden oldu mu? Hayır.Çünkü o, bu ülkede yaşayan herkesin atasıdır!