Öğretmene bak!

18 Ekim 2004

Biri lise, ötekiler ilköğretim okulu öğrencisi beş çocuk hakkında bir yıldan yedi yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.Bu çocuklar, devlet malına zarar vermekle suçlanıyorlar!Eski raylarda hızlı tren mi devirmişler?Ateşle oynarken devletin ormanını veya bir binasını mı yakmışlar?Hayır top oynamışlar!Okulun avlusunda oynarken top gitmiş, cam kırmış.Ahmetli ilçesindeki Gazi İlköğretim Okulu'nun müdürü Hamide Selvitepeli (23 yıllık eğitimci!) önce polise, sonra savcılığa şikâyette bulunmuş.Polis çocukları toplayıp merkeze götürmüş, kimlik tespitlerini yapmış, yaşları küçük diye bırakmış. Ama soruşturma yürümüş ve haklarında 1 ile 7 yıl arasında hapis istemiyle Turgutlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açılmış..Şanssız ManisaBeş öğrenciyi dün polis evlerinden toplayıp cezai ehliyetlerinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi için hastaneye götürdü. Cezai ehliyetleri varmış!Şimdi çocuklar korkudan titreyerek mahkemeye çıkacakları günü bekliyorlar. Ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Manisa hep çocuklara hoşgörüsüzlüğün ve sevgisizliğin kaba saldırılarla kendini ele verdiği olaylarla mı anılacak?Yedi yıl önce liseli gençleri gizli örgüt üyesi oldukları iddiasıyla toplayıp gözaltında olmadık işkencelere tabi tutan merhametsizlik ve haksızlık dersini almadı mı?Manisa'nın iyi insanları "Bize ve kentimize kötülük ediyorsunuz, yeter artık" diye bağırmayacak mı bu sevgi ve anlayış fukaralarına?Vazife çıkarmakÇocuklardan üçü kardeşmiş.. Babaları "Camları taktırmak istedim ama müdire hanım davasından vazgeçmedi" diyor.Bu eğitimciye (!) ünlü Fransız düşünürü Simone Weil'in bir sözünü hatırlatmak istiyorum: "Yüzyıl sonra ne tip bir evde oturduğumun, ya da ne çeşit bir araba kullandığımın önemi kalmayacak. Ama bir çocuğun hayatında önemli olduğum için dünya farklı olabilir.."Halil Cibran'ın da diyeceği var:"Kendinizi çocuklara benzetmeye çalışabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye kalkışmayın hiç."Hoca hanımı hangi duygu veya öfke, çocukların masumiyetine böylesine kaba bir saldırıda bulunmaya itti bilmiyoruz ama yaptığı, hele bir eğitimciye hiç yakışmamıştır.Yanlışının doğurabileceği tek teselli, bu hanımefendinin okul müdürü olma yeterliliğine sahip bulunmadığının açığa çıkması ve bakanlığın onu görevinden alması halinde öteki çocukların da kurtulmasına imkân yaratılması olabilir.Böyle bir icraat, Milli Eğitim Bakanlığı'nca yayınlanacak "çocukları sevin" temalı bir genelgeden kat kat etkili olur!

Devamını Oku

İki büyük silâh

17 Ekim 2004

Alınan işaretler, gelen sesler 17 Aralıktaki AB zirvesinden Türkiye'nin beklediği kararın çıkacağını gösteriyor.Yalnız dikkat: Bu karar, müzakereler sonunda tam üyeliği garanti etmeyecek.Türkiye karşıtlarıyla dolu Fransız parlamentosunu ikna etmeye çalışırken Dışişleri Bakanı Barnier şu seçilmiş kelimeleri kullandı:"Türkiye'ye Avrupa demokrasisi projesine katılabilme kapasitesini kanıtlama fırsatını ve zamanını vermemiz gerekir."İrlanda eski Başbakanı John Bruton AB'nin Washington' daki büyükelçiliğini üstlenmesi için göreve çağrıldı. Bruton da dün VATAN'a müjde verirken elde edeceğimiz şeyin bir taahhüt değil fırsat olacağını belirtti:"Aralık'ta Türkiye'deki reform sürecinin sürdürülmesine destek verecek düzeyde olumlu bir karar çıkacağından çok eminim."Laik ve genç..İrlanda eski Başbakanı Bruton'a göre tam üyeliği, 10-15 yıl sonraki şartlar ve Türkiye'nin Avrupa halklarını ikna amacındaki performansı belirteleyecektir.Bugünden görülüyor ki Avrupa'nın güvenlik endişeleri artacaktır. Güvenlik çıkarlarının, Türkiye'yi dışlamak yerine kazanmayı emretmesi daha büyük olasılıktır.Bruton, iyi anlatmamız koşulu ile laik bir devlete sahip olmamızın ve "genç nesil avantajımızın, en etkili silâhımız olacağını söylüyor: "AB'nin genç nüfusa ihtiyacı olacak. O kadar açık ve net ki, zaten birilerine ihtiyaç duyacağız ve birilerini davet etmek zorunda kalacağız. Türkiye'nin üyeliği gerçekten büyük dinamizm katar. En genç nesile sahip ülke konumunda olacaksınız. Çekici olacak. Teknoloji alanında eğitime yatırım yaparsanız bu çok kritik bir rol oynayabilir."Aman dikkat!Bu sorun AB Komisyonu'nun Türkiye raporunda da yer almış, üniversitelere girişteki sınırlamaların meslek liselerine yönelişi caydırdığı belirtilmiştir.Şimdi bu sorununun çözümüne yönelik çabaların yeniden güncelleşmesi gerekecektir.Türkiye'nin samimiyeti ve kalitesi de, iktidarla YÖK'ün çözüm yolunda gösterecekleri işbirliğinde sınavdan geçecektir.Artık icat yapmak zorunda değiliz. Avrupa normları, çözümün çerçevesini belirliyor. İktidar bu fırsatı, başarısızlıkla sonuçlanan ilk imam-hatip hamlesini yenilemek amacıyla kullanmaya kalkışmamalıdır.Çünkü AB Komisyonu raporu gösterdi ki Avrupa bizim içimizi en az bizim kadar iyi biliyor.Meslek okullarını geliştirip özendirme bahanesinin arkasında imam hatiplerin saklandığını iyi görüyor.Tarihi günler yaşıyoruz. Küçük hesaplar güden oyunların hiç sırası değil..

Devamını Oku

Siyasi kirlilik

16 Ekim 2004

Son seçimde AKP'nin elde ettiği zaferi yaratan başlıca sebep milletin öfkesidir. Yolsuzluklara biriken bu öfke içinde milletvekili transferlerinin halkta uyandırdığı tiksinti de çok etkili olmuştur.Anadolu'da bir deyiş vardır: Çok gezen tavuk eve pislik getirir.Parti parti gezen milletvekilleri siyaset kurumunu kirletmiş, "demokratik rejimin vazgeçilmez unsuru" olan partileri milletin gözünde yok edilesi birer entrika ve yolsuzluk yuvası görüntüsüne indirmiştir.AKP'nin anayasayı bile tek başına değiştirecek gücü mecliste elde etmesi, en azından bu rezilliği siyaset gündeminden düşürecek umudu yaratmıştı. Yazık ki bu umut çok yaşamadı.AKP de transfer yapmaya devam etti."Anayasayı değiştirecek sayının üstünde bir güç neye lâzım?""Devşirme milletvekilleri kalitemizi bozmaz, partimize güvenini sarsmaz mı?" İktidar bu sorulan kendine sormuyor demek ki.Hep aynı: Kurt masalıDaha önce Maliye ile vergi sorunu olan CHP milletvekili Atilla Başoğlu'nu aldılar. Başoğlu vergi cezalarından kurtuldu.Siz istediğiniz kadar "Bütün mükelleflerin yararlandığı olanaklardan o da yararlandı" deyin; inandıramazsınız.Dün de başka bir transferin üstünde asılı duran soru işaretine cevap teşkil edecek bazı bulgular açığa çıktı.CHP Ağn Milletvekili Cemal Kaya bir yıl önce AKP'ye geçmişti. Kaya "Kürt sorununa duyarlı değil" diye CHP'yi bırakmıştı.Meğer olay "Kürt sorunu" değil, alıştığımız türden bir "kurt masalı"imiş..İktidar safına geçince Cemal Kaya'nın hissadarı olduğu inşaat şirketi BOTAŞ'tan 11 trilyon liralık iş aldı. Sonra hisseleri eşine, eşi de öteki hissedarlara devretti. Ama şirket kamu ihalelerindeki "başarı'larını artarak sürdürüyor.Şimdi iktidar sözcüleri ve yeni AKP'li Kaya istedikleri kadar "ilgimiz yok şu anda" desinler; kendilerine menfaat ilişkisiyle bağlı olmayan tek bir vicdan sahibini ikna edemezler.Kirlilik kaderimiz değilAKP iki yaşını doldurmadan iktidara geldi.Yani onları kendi başarıları değil, rakiplerin başarısızlıkları ve günahları iktidar yaptı. "Çeşmenin başını tutmuşken kovamızı dolduralım ve kendi zenginlerimizi yaratalım" zihniyeti bir çeşit siyasi intihardır.Milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırma sözünü tutmayarak ve şaibeli transferleri çoğaltarak AKP bindiği dalı kesiyor.Milletvekilliğine mani suçlar bile bugün dokunulmazlık kapsamında. Meclis sığınak mı? Girmek istediğimiz AB'de bu rezilliği yaşayan bir tek ülke var mı?İktidar bu namus borcunu savsaklamamalı, hatta milletvekillerinin dolaylı olarak bile kamu ile çıkar ilişkisine girmelerini önleyecek, seçimden önce ticari işlerini kayyuma devretmelerini sağlayacak Temiz Siyaset Yasası'nı hemen bu dönemde çıkarmalıdır.Bir de bu transfer rezaleti..40 bin hatta bazı bölgelerde 90 bin seçmen oyunu bir partiden ötekine aktarma sonucu doğuran transferler bir anlamda emanete ihanet değil midir?İhaneti ödüllendiren bir sistem temiz kalır mı?Siyasi kirlilik bizim kaderimiz mi?

Devamını Oku

Başbakana...

15 Ekim 2004

Başarı soyut bir kavram. Birine yakışan elbise, başka birine yakışmaz. Tayyip Erdoğan'ın, MAN fabrikası yöneticilerini yarım trilyonluk bir otobüsü hediye etmeye mecbur bırakan tavnnı, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na yakıştıramadım.Törende bir MAN otobüsün maketi hediye edilince Başbakan Erdoğan "Ben de Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'na bunun hakikisinin verileceğini düşünmüştüm" diye espri yapmış.Ve sonuçta otobüsün hakikisini almış..Neresinden tutacaksınız şimdi bu iş bitirici icraatı?Bir defa Başbakan'ın üstelik yabancı sermaye ortaklı bir kuruluşa, davetlerine icabet ederek verdiği şerefin karşılığı madde ile ölçülemez.İkincisi yarım trilyonluk hediye olmaz!Olay, yabancı yatırımcıların Türkiye'deki "öngörülemeyen maliyetler" listesine çok caydırıcı, Arabesk bir yeni unsuru eklemiştir.Karşıtlara koz verdiTürkiye'nin AB yoluna taş koyan yabancılar bizi kötülerken "Yoksul, kalabalık, Müslüman" diyorlar. Bir de kültürel uyuşmazlık gerekçesini kullanıyorlar.Önceki gün Fransız meclisinde Dışişleri Bakanı Barnier Türkiye muhaliflerine şöyle seslendi:"Türkiye'ye, Avrupa demokrasisi projesine katılabilme kapasitesini kanıtlama fırsatını ve zamanını vermemiz gerekir. Şu ana kadar çok önemli gelişmeler sağlamış millet, şimdi neden başarılı olmasın?"Bu başarının aslan payı Başbakan Erdoğan'a aittir.Ama aynı Erdoğan, Başbakanlığa bedava bir otobüs kazandırmak uğruna Türkiye'nin kalitelerini aşağılayanlara koz vermiştir. Yazık değil mi?Liderler, örnek alınanlardır.Liderlik sorumluluk demektir.Türkiye'ye şu dönemde tüccar başbakan değil, devlet adamı lâzım!Ramazan revizyonuDün gelen bir habere göre Başbakan kurmayları aracılığıyla AKP'li belediye başkanlarına talimat göndermiş:"Gecekondu yıkımlarını Ramazan'dan sonraya bırakın!"Yıkım bir kamu görevi ve hukukun gereği ise Ramazan, laik hukuk devletini zorunlu tatile mi gönderiyor?Kaçak da olsa ev yıkmak Ramazan da günahsa öteki aylarda niye vacip oluyor?Evet Ramazan, dini duyarlılıkların arttığı bir aydır. İnsanlar oruç ibadeti yanında vicdanları ile hesaplaşırlar, borçlarını öderler, yanlışlarını düzeltmek isterler, çaresizlere acırlar, yardım ederler.Acaba Başbakan, hazır devlet işlerini Ramazan ışığında düzenlerken kamu otoritesinin ihmali yüzünden birikimlerini kaybeden ve çoğu emekli olup sefalete düşen 22 bin İmarbank bono mağdurunu sahiplenir mi?Kutsal Ramazan'ın hayırlar getirmesini diliyoruz.

Devamını Oku

Asli unsur faturası

15 Ekim 2004

Leylâ Zana Avrupa Parlamentosu'nda ve sonra basın toplantısında Türkiye'deki demokratik gelişmeyi öven konuşmalar yaptı.Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini, demokrasi yolunda önemli adımlar atıldığını, sistematik işkencenin geçmişte kaldığını, şiddetin çözüm olmadığını, Türk-Kürt kardeşliğini vurgulamak için konuşmasını iki dilde yaptığını belirten Zana'nın mesajları genel olarak olumlu yankılar yarattı.Cezaevinde geçen on yıldan sonra Türkiye Cumhuriyeti pasaportu ile gittiği Brüksel'de Avrupa Parlamentosu kürsüsüne çıkan Zana'nın "Cezaevi yıllarım için ne kırgın, ne sitemkâr, ne öfkeliyim; demokrasi adına yaşamak gerekiyordu, yaşadık" sözleri bile katettiğimiz aşamayı yansıtmaya yeterlidir.Bu mesajlar Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlaması kararının verileceği 17 Aralık'taki zirve üstünde olumlu etkiler yaratacaktır.Şimdi ne olacak?Zana konuşmasında "Kürtler, sorunun Türkiye'nin coğrafi bütünlüğü içinde, barışçıl çözümünde kararlıdır. Cumhuriyet'in kurucu, asli unsurlarıdırlar. Türkiye Cumhuriyeti'ni sembolize eden tüm değerlere saygılıdırlar" dedi.Bu sözler AB Komisyonu raporunda alerji yaratan "azınlık" tanımını reddediyor."Türkiye'deki Kürt vatandaşlar azınlık olmayı kabul etmiyor" anlamına geliyor.Ama daha ileri talepler içeriyor.Nitekim Zana, AB Komisyonu raporundaki "azınlık" deyimine Cumhurbaşkanı Sezer'in itirazından yola çıkarak şöyle demiştir:"Kürtleri çoğunluğun ögesi olarak tanımlayan ve güvenceye alan yeni bir anayasaya ihtiyaç vardır."Acaba bu ana başlığın altındaki talepler neler olacak?Zana'nın "Kürtçe temel eğitimde seçmeli ders olabilmelidir" sözleri elbette bir başlangıçtır.Başka bir kulvarTürkiye AB'yi, bireysel hak ve özgürlükler zemininde yaratılacak bütünleşmenin çimentosu olarak görüyor.Bu yüzden Lozan'ın tarif ettiği dışında bir "azınlık" kabul etmediğini söylerken Kürt vatandaşların azınlık değil, toplumun asli unsuru olduğunu savunuyor.İşte o duruş şimdi meseleyi yeni bir zemine sürüklemektedir:Kürtler madem ki etnik ve kültürel bir varlık olarak "asli bir unsur" dur, o zaman hakları da bu anlayış zemininde güvenceye alınsın..İstenen budur!Kürt meselesi, büyük ihtimalle tüm boyutları hesaplanmadan, üretilen günübirlik korku ve tepki politikaları yüzünden kulvar değiştirmiştir.Yeni sürecin kaderini, Türkiye'nin AB'ye üyelik yolundaki ilerlemesi ve demokrasinin derinleşmesi belirleyecektir.Tabii en başta da, Zana'nın ve onun gibi düşünenlerin, ayrılıkçı terörü hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde izole etme samimiyetini ve cesaretini göstermeleri...

Devamını Oku

Katmerli yanlış

13 Ekim 2004

Kurumların da bireyler gibi kendini savunma içgüdüsü vardır ama bu bizde çok sağlıklı işlemiyor.Hatta mafya ilişkilerinde adı çokça geçtiği için hakkında soruşturma yürütülen Yargıtay Genel Sekreter Yardımcısı Ercan Yalçınkaya'nın Kazan ilçesine savcı olarak atandığını duyduktan sonra bu savunma mekanizmasının yargıda hiç işlemediğini söylemek bile mümkündür.Yalçınkaya'nın adı ilk olarak Alaattin Çakıcı'nın firarı ile patlak veren skandal bağlamında ortaya atıldı.Bodrum'daki evini tamir edecek müteahhit arayan Yargıtay Başkanı Özkaya'ya, Çakıcı ile ilişkisi olan müteahhit Hakkı Süha Şen'i getiren kişi Yargıtay Genel Sekreter Yardımcısı Ercan Yalçınkaya idi.Bu soruşturma sürerken Yalçınkaya'nın adı Sedat Peker çetesine yönelik operasyonda yeniden duyuldu: Sedat Peker'in adamlarından biriyle yaptığı görüşme, polisin telefon dinleme operasyonuna takılmıştı.Tuzaklar kurulmuş..Dün yeni bir şaşırtıcı gelişme daha oldu:Polise, Sedat Peker'in adamlarının Ankara Başsavcısı Hüseyin Poyrazoğlu ile de ilişki kurduğu yolunda bir duyum geldi. Kısa bir araştırma yine aynı kişiyi, Yargıtay Genel Sekreter Yardımcısı Yalçınkaya'yı karşımıza çıkardı.Yalçınkaya, Ankara Başsavcısı Poyrazoğlu'nu bir kahvaltıya davet etmiş, yanında götürdüğü kişiyi "İşadamı arkadaşım" diye tanıtmıştı. Halbuki o kişi, Sedat Peker'in bir adamı idi.Soruşturma geliştikçe daha neler çıkacak belli değil ama bu kadarı bile Yargıtay Genel Sekreter Yardımcısı Yalçınkaya'nın mesleki ilişkilerini yargı mensubu arkadaşlarına "tuzak"lar kurmak yolunda kötüye kullanmış olduğunu düşündürmeye yeterlidir.Halkın günahı ne?Mafyaya yargıdan bağlantılar kurmakta köprü görevi üstlenmek ve bu yolda meslektaşlarının güvenini suiistimal etmek, Yalçınkaya'nın üstünde asılı ciddi bir şüphedir. Şuyuu vukuundan beter bir durumdur.Yargının bu durumu, bireysel bir suiistimalmiş gibi algılamaması, kurumun saygınlığına yönelik ağır bir saldırı suçu sayması gerekir.Elbette bir hukuk devletinde kesin hükme bağlanmamış iddialarla bir yargı mensubunun mahkûm edilmesi düşünülemez. Ama bu deliller ve mağdur edilmiş bunca yargı mensubu ortada dururken Yalçınkaya'nın görev yapmasına izin verilmesi de kabul edilemez.Onun Yargıtay'daki görevinden alınması uygun, fakat Ankara'nın Kazan ilçesine savcı olarak atanması uygunsuz, hatta yakışıksızdır.Çünkü bu işlem, Kazan ilçesinde ona muhatap olacak vatandaşlara karşı haksızlıktır. Yargı kurumu kendini de, vatandaşı da iyi savunmamıştır.Bu yanlıştır. "Mevzuat böyle" deniyorsa mevzuat yanlıştır!

Devamını Oku

Ah bu karamsarlık!

12 Ekim 2004

Mesut Yılmaz gibi AB'ye inanmış, adanmış bir siyasetçinin karamsarlığı şaşırtıcı oldu. Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını öneren Komisyon raporunu Mesut Yılmaz bile bu kadar şüpheci ifadelerle değerlendiriyorsa sokaktaki adam ne yapsın?Hayır.. "Batsın bu dünya" şarkısını teybe koyup kahrolmak gerekmiyor.Mazoşist alışkanlıkları terk edip idrak edilen tarihi gelişmeyi doğru saptamak lâzım önce:AB Komisyonu'nun aldığı, bir tarihi dönüşüm kararıdır. "Türkiye ile müzakerelere başlansın" tavsiyesi çok önemlidir ama daha büyük bir tarihi kararı içinde taşımaktadır.Çünkü Avrupa Birliği Türkiye'yi içine almak suretiyle kendini değiştirme kararı vermektedir.AB ilk kez halkı Müslüman olan bir ülke ile kıta dışına genişleyecektir.Yapıcı taktik..Değerlendirme yaparken hem Türkiye korkularını, hem bu stratejik genişleme tercihinin Avrupa'da yarattığı tedirginliği hesaba katmak gerekiyor.Mesut Yılmaz raporun dilini kaba ve aşağılayıcı bulmuş..Evet Türkiye'nin getireceği zorluklar çok açık yazılmıştır. Ama şunu görmek lazım: Avrupa Türkiye'den korkuyor ve çoğunluk bugün Türkiye'yi istemiyor.Komisyon bu psikolojiyi hesap eden yapıcı bir taktik uygulamıştır. Bu zorlukların farkında olduğunu göstererek zirveyi rahatlatmak istemiştir.Yılmaz tarih önerilmemesini eleştiriyor.. Uygulama bunun da şart olmadığını gösteriyor. Muhtemelen 17 Aralık'taki zirve karan da "müzakereler başlasın" diyecek fakat o da tarih belirtmeyecektir. Altı ay içinde hükümetler arası konferans toplanacak, bu olay müzakereleri başlatmış olacaktır.Çalış, güven..Serbest dolaşıma yönelik tahditler.. Bunun nesi sürpriz? Serbest dolaşımın askıya alınabileceğini Türkiye daha 1986 yılında bildirmemiş miydi?Özel gözetim mekanizması..Bu da bir "şart" değil, mekanizmadır. Slovenya'ya, Romanya'ya işletildi. Demokratik yoldan seçilen bir hükümet "faşist" diye Avusturya'nın üyelik hakkı bile askıya alındı.Son eleştiri, müzakereler bittiğinde Türkiye'nin bütün üye ülkelerin onayından geçmesi.. Şimdi de öyle değil mi?Referandum tehdidi dahi bugünün meselesi değildir. Bu korkular müzakere döneminin meseleleridir. On yıl sonra farklı bir Türkiye olacak. O gün geldiğinde parlamentoların onayına hak kazanan bu ülke, referandum kesinleşse bile Avrupa halklarının da güvenini kazanacaktır.Tamam, erken bayram yapmayalım. Ama bir umut ve mutluluk eşiğini de tahrip etmeyelim.

Devamını Oku

Tam zamanı!

11 Ekim 2004

Türkiye Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirdi ama siyaset kendi külüstür kriterlerinden vazgeçemiyor."Dün dündür" zihniyetinin değişmesi belli ki epey zaman alacak.Başbakan Erdoğan'ın 17 Aralık'taki AB zirvesine birlikte gitme çağrısına CHP lideri Baykal "bundan onur duyarım" karşılığını vermiş, hepimiz mutlu olmuştuk.Çünkü bu beraberlik, AB'ye girme kararlılığının Türkiye'de dayandığı toplumsal tabanın büyüklüğünü göstermesi bakımından etkileyici olacaktır. Ayrıca müzakere sürecinin meclisten alacağı destek için de bir garanti yerine geçecektir.Ama dün CHP lideri Deniz Baykal zihinleri bulandıran bir çıkış yaptı:"İktidarın ne söyleyeceğini biz bilmezken, bizim bu konuda ne düşündüğümüzü iktidar merak etmezken 'Hadi 17 Aralık'ta Brüksel'e birlikte gidin' demek, iyi niyetli bir temenniyi ifade etmenin ötesinde bir değer taşımaz.."Yolsuzluk rapordaDemirel, bu üslubu kullanan muhataplarına "Garnından gonuşuyo" derdi.Hazır milleti sevindiren bir işbirliği zemini doğmuş, bunun içini doldurmak artık sizin işiniz değil mi? Kamuoyu önünde yapılan eleştirel yakınmalar güvensizliği artırmaz mı? İşbirliği projesini doğarken öldürmez mi?CHP'nin zirveden önce yaptırabileceği büyük bir hizmet vardır.Meselâ AB Komisyonu raporunda yolsuzlukların, kamu yönetiminin hemen bütün alanlarında ciddi sorun olarak durduğu, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması yönünde hiçbir ilerleme kaydedilmediği belirtiliyor.Devlet-siyaset-mafya bağlantılı olaylar nedeniyle kamuoyundaki hassasiyetin yükselmesi, bu sorunun hemen ele alınarak 17 Aralık'a kadar çözümlenmesi için elverişli bir ortam yaratmıştır.CHP "dokunulmazlıklar kalksın" diyor.İktidarın görüşünü seslendiren Adalet Bakanı Çiçek ise "Bu konudaki Anayasa değişikliği, sivil ve askeri bürokrasinin ayrıcalıklarının da kaldırılmasını içermelidir" diye karşılık veriyor.Daha iyi fırsat olmazDinlemek, tartışmak lâzım, belki Adalet Bakanı haklıdır. Çünkü organize suç örgütleriyle ilgili davalarda, bağlantılı kamu görevlileri soruşturulamadığı için yargı, resmin bütünü görerek karar verme olanağından yoksun kalıyor.Artık bu konularda icat yapmanın gereği kalmamıştır. AB normları, uzlaşmak için bir zemindir. Bir gün nasıl olsa geleceğimiz o noktaya, kendi irademizle hemen ulaşsak daha iyi olmaz mı?Adalet Bakanı'nın şu sözlerini önemsediğim için tekrarlıyorum:"Elliden fazla yabancı heyetle görüştüm. Ya birinci, ya ikinci soru yolsuzluk.. Yabancı sermaye gelmiyorsa önemli sebeplerinden biri budur. Devlet otoritesinin zaafa uğradığı bir yere kimse getirip parasını yatırmaz.."Baykal, Başbakan'la zirveye gitmekten vazgeçmemelidir.Bu işbirliğinin onurunu artırmak istiyorsa, yolsuzluğa karşı uyanmış olan toplumsal ilgiden yararlanarak 17 Aralık'a kadar dokunulmazlıklar sorununu çözmek konusunda üstüne düşeni yapmalıdır.Türkiye değişiyor, siyaset değişiyor. Yaratıcı ve gerçekten samimi olursa muhalefet de icraat yapabilir!

Devamını Oku