Bu kilidi kıralım!

10 Ekim 2004

Yolsuzluklarla mücadeleyi göze alamayan bir toplum Frankeştayn gibi canavarını kendi yaratıp büyütüyor..Türkiye yıllardan beri dokunulmazlıkları konuşuyor ama bu imtiyazdan yararlanan siyasetçileri, bürokratlan zırhlarından arındıramıyor. Sonra da isyan ediyor:Nereden çıktı bu mafya?Mafya, yolsuzluğun bir kültür, haraç ve rüşvetin yan resmi vergi halini aldığı toplumlarda üreyen yasa dışı bir güçtür.Yolsuzlukların yarattığı para hareketi, yasa dışı bir piyasa yaratır. Bu kara para dünyasında kimi vaat ettiği rüşveti ödemez, kimi rüşveti alır ama vaadini yerine getirmez. Ve bu ihtilâflar için kimse mahkemeye gidemez.Mafya, işte bu piyasanın kurallarını koyan ve çalıştıran güçtür!Yöntem yanlışıTürkiye'nin büyük yanlışı bataklığı kurutmak yerine sivrisineklerle savaşmak oldu.Bataklığı asıl siyaset ve bürokrasi bağlantıları besliyor. Bu bağlantıların dokunulmazlık zırhı ile korunması, organize suç örgütleriyle ilgili davalann "işte adalet" dedirtecek biçimde yürütülüp sonuçlandırılmasına ve suç örgütlerinin çökertilmesine engel oluyor.Bu durum halkın devlete olan güvenini sarstığı ölçüde mafyanın etki ve egemenlik alanlarını genişletiyor.Türkiye AB'den müzakere tarihi aldıktan sonra yabancı yatırımlarda patlama bekliyor.Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in dediği gibi, devlet otoritesinin egemen olmadığı bir ülkeye hangi yabancı para yatırır?Adalet Bakanı Çiçek dün, Sedat Peker ve adamlarının önce serbest bırakılıp sonra yedisi hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarılmasının kamuoyunda yarattığı olumsuzluklar ve çözüm yolları konusunda VATAN'a önemli açıklamalar yaptı.DokunulmazlıkÇiçek'in şu uyarısı önemlidir:Yolsuzlukla ve organize suçla mücadele, topyekûn bir uyanış ve irade gerektiriyor. Kurumların namusunu, çürüklerini korumak mı, yoksa onları bünyeden koparıp atmak mı kurtarır?Bakan'ın da dediği gibi örneğin Sedat Peker olayında "bir kısım iltisaklar (bağlantı, birleşme) var". Ama savcı, dokunulmazlığı olan bu bağlantıları soruşturamadığı için "fotoğrafın bütün parçaları bir araya gelemiyor ve olay bütün boyutlarıyla ortaya çıkmıyor."Adalet Bakanı'nın önerisi, siyasi dokunulmazlıklarla beraber bürokratik dokunulmazlıkları da kaldıracak reform konusunda CHP ile anlaşmak ve yargının önünü açmaktır.Bunu nasıl olsa AB bizden isteyecektir.Bu ülkenin siyasetçileri, yolsuzluk ve mafya ile mücadelenin kendilerine rağmen gerçekleşmesinden utanmayacak mı?

Devamını Oku

Yürüyelim arkadaşlar

9 Ekim 2004

Türkiye raporundaki bazı ifadeler, AB karşıtlarına iki aylık sermaye verdi.Kürtleri ve Alevileri azınlık gören maddeleri ve "ucu açık" ifadesiyle hedefi bulandıran cümleyi bazılan, Türkiye'yi AB'ye üye yapmama niyetinin tuzakları olarak algıladı.Diplomatik çevrelerde dolaşan bir fıkrayı geçenlerde aktarmıştım bu sütuna, onun gibi..AB zirvesi, yeni üyeleri mülakatla almaya karar verir. Sınav Romanya delegesi ile başlar:- İlk atom bombası nereye atıldı?- Hiroşima'ya..Romanya üye olur.. Sonra Bulgar gelir:- Ne zaman atıldı? -1945 yılında..Bulgaristan da sınıfı geçer.. Liderlerin karşısına Türkiye oturur:- Kaç kişi öldü, isimlerini sayınız!Tersten okumayınEvet koşullar görünüşte eşit ama içerikte çok farklı olacak. Ama unutmayalım ki zorluk bizden geliyor.Büyük ve fakir bir ülkeyiz. Müslümanız. Avrupa halklarının tarihten gelen bir Türk korkusu var. Orada çalışan Türk işçi ailelerinin Avrupa yaşam kültürüne gösterdikleri direnç, üyelik halinde başlayacak Türk akını ile neler olacağı konusunda kâbus yaşatıyor.Vehmedilen düşmanlık gerçek olsaydı rapordaki Türkiye eleştirileri ve sayılan noksanlıklar, pek alâ Türkiye'nin müzakerelere başlamaya hazır olmadığı gerekçesi olarak kullanılabilirdi.Halbuki tam tersi olmuştur. Çünkü AB, stratejik hedeflerine Türkiye olmadan ulaşamayacağını görmüştür. Hatta çok önce görmüştür.Raporu dizayn eden niyet, Türkiye'yi üye yapmamak değil, Avrupa kamuoyuna rağmen üye yapmaktır. Bizi rahatsız eden kayıtlamalar kendi muhalefetlerini rahatlatmak amacıyla konulmuştur.Nitekim itirazımız üzerine Kürtler ve Aleviler konusundaki tanımlar değiştirilmiştir.Derviş olur mu, olur!Birbirimizi ikna etmeye harcayacağımız enerjiyi dışa dönük çabalar için kullanma zamanı gelmiştir.Başbakan Erdoğan'ın 17 Aralık'taki zirveye CHP lideri ile gitme dileğine Baykal'ın bundan onur duyacağını, hatta çalışmalara daha önceden katılabileceğini söylemesi önemlidir.Çünkü bu işbirliği sadece Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik siyasi iradesinin dayandığı tabanın genişliğini göstermekle kalmıyor, müzakere sürecinde meclisin reformlara vereceği desteği de taahhüt ediyor.Keşke bu işbirliği ve özveri anlayışı, nihai başarı için yaşamsal önemi olan başmüzakerecinin seçiminde de kendini gösterebilse.Başbakan Erdoğan "Sizde adam mı yoktu?" eleştirilerine kulak asmadan, muhataplarını kendi dilleriyle ikna etme yeteneği olan, pazarlık tecrübesi yüksek, uluslararası saygınlığa sahip birini, Kemal Derviş'i, CHP'li olduğuna bakmadan başdelegelik sorumluluğunu almaya keşke çağırabilse."Olmaz" demeyin.. Bu büyük davanın mucizelerine inanmak lazım..

Devamını Oku

Devlet biter mi

8 Ekim 2004

Alınacak bir ders varsa o dersi kimin verdiği çok önemli değildir. Mesela mafya lideri Sedat Peker döve döve elinden senetler aldığı birine önce "Devletin bittiği yerde ben başlarım" diye bağırmış.Sonra sözünü düzeltmiş: "Aslında benim olduğum yerde devlet biter!"Düzeltmesi gerekmezdi.İkisi de çerçevelenip duvara asılacak sözlerdir.Hukukun kendilerine uzanamadığını gören haydutlar elbette bu boşluğu dolduracak ve define gibi işleteceklerdir.Sedat Peker'in başında olduğu organize suç örgütüne yönelik operasyonda elde edilen bilgilere dayalı iddialar korkunçtur. Örgütün bu gücü nereden aldığı belli.İddialara bakılırsa Peker'in polisten askere, hatta yargıya uzanan ilişkiler kurduğu, bu ilişkilerini davaları etkilemek ve elde ettiği kamu görevlilerini istediği yerlere tayin ettirmek için kullandığı anlaşılıyor.Meclis araştırmalıOlay yargıya intikal ettiği için her şeyi yazamıyoruz ama görünen o ki yargı aşamasında ortaya dökülecek olan kirli çamaşırlar şaşırtıcı boyutlar alacaktır. Tabii insan düşünüyor:Bu ilişkiler nasıl kuruluyor? Kamu görevi yapan kişiler olmanın sorumluluğu ve haysiyeti, bu polisleri, askerleri, yargı mensuplarını nasıl oluyor da suç örgütlerine maşa olmanın zilletine karşı koruyamıyor?Daha önemlisi şu: Bu ülkenin polisi niçin suç örgütlerini çocukluk çağında dağıtmaz da "Devlet benim" diyecekleri boya ulaşana kadar seyreder?Meclis, organize suç örgütleriyle ilgili özel bir komisyon kurarak bu soruların cevaplarını aramalıdır.Mafya, yolsuzluğun şiddete bürünmüş halidir. Onların özgürlüğü hukuk devleti iddiasının çürümesi ve namuslu vatandaşların devlete olan güvenlerini, saygılarını kaybetmesidir.Mafyanın zırhı sırMiT'le ilişkileri açığa çıkmış kıdemli mafya lideri Alaattin Çakıcı'nın avukatı, Avusturya'daki mahkemede ne demişti, hatırlayın: "Müvekkilim siyasi kimliği olan bir kişidir. Sahip olduğu bilgi ve belgeler Türkiye'de çok sayıda siyasetçiyi ve bürokrat zor durumda bırakacaktır. Onu Türkiye'ye göndermeyin.."Hakim iade kararını açıklayınca Çakıcı, buradaki koruyucularını alârme etmek için şu tehdidi savurdu: "Ben ülkeme dönüp devletimle hesaplaşmak istiyorum!"Keşke bunu yapsa..Keşke avukatının söylediği gibi sırlarını dökerek hesap sorsa.Ama yapmayacaktır. Çünkü o sırlar onun dokunulmazlık zırhıdır.Operasyon yapıp suç örgütlerini toplamak, hukuk devletini kanıtlamaya yetmez.İş, mafya babalarına koruma garantisi sağlayacak tek sır bile bırakmamaktır. Ve...Devleti içine sızmış mafya uzantılarından temizlemektir.

Devamını Oku

İyi şeyler olacak

7 Ekim 2004

Avrupa Parlamentosu Başkanı Borrel, Türkiye korkusunun Türkiye'nin büyüklüğünden ve fakirliğinden ileri geldiğini söyledi dün.Nezaket göstermiş.. "Cahillik korkutuyor bizi" diyebilirdi açık açık.Çünkü büyüklük ve fakirlik, ancak cahillik sayesinde biraraya gelebilir. Türkiye'de olan bu!Fakirliğimiz de, besleyip eğitemeyeceği çocukları dünyaya getirme sorumsuzluğundan üreyen aşırı nüfusumuz da cehaletin zehirli meyveleri değil mi?Cahil, kaynaklarının değerini takdir edemez, onları yönetemez, üretemez.Çocuklarına sorumsuz, doğaya saygısızdır. AB'yi su bastı!Dünkü VATAN, Türkiye'nin AB'den vize alışını, beş sınıfı aynı dershaneye tıkılmış Erzurumlu ilkokul çocuklarının kaderi artık değişecek inancıyla kutladı.81 yaşındaki cumhuriyet, Erzurum'a sadece 10 km. uzaklıktaki bir ilkokula dört öğretmen daha göndermekten âciz midir?Bizi yönetenlerin derdi olmayan bu mesele artık AB'nin derdi olacaktır. Cahil kalabalıklar üreten zihniyet zorla terbiye edilecektir. Yirmi yıl sonra yaşlanacak olan Avrupa, Türkiye'de nitelikli iş gücü bulabilmenin şartlarını kendi çıkarı için gözetecektir.Başbakan Erdoğan dün "Türkiye tam üye olma sürecine girmiş bir ülkedir" dedi.Biz de zaten dün sabah "Artık Avrupalı olduk" kıvancı ile gözümüzü açtık ki ne görelim? Avrupalı Türkiye'nin göz bebeği İstanbul'u yine su basmış!İstanbul'u cehaletin cüreti ile azmış siyaset bezirgânlığı bu hale getirdi.Kurtuluş için hayal ettiğimiz sihirli değneği belki AB'nin sıkı denetim sopasında bulacağız..Fark ettiniz mi?Avrupa değerleri yalnız özgürlük, adalet, refah ve güvenlik değil, üretim ve verimlilikten insana ve doğaya saygıdan, güvenceye alınmış sorumluluk bilincinden estetiğe kadar geniş bir kaliteler yelpazesini kapsıyor.Biz reformları yaparak müzakerelere başlama hakkını elde ettik. Ama yeni değerlerin yasa metinlerinden hayata geçirilmesi hem zaman istiyor hem de bizden zihniyet değişiminin gerektirdiği özverileri bekliyor.Toplumda heyecan verici bir kararlılık var. Biz de Avrupa Parlamentosu Başkanı Borrel gibi düşünüyoruz:"Üyelik 10 veya 15 yıl zaman alabilir. Ama bu süre sonundaki Türkiye, şu andaki Türkiye olmayacaktır."VATAN'ın başlığını işte bu ümit ve inanç değiştirdi. Logomuzdaki farkı fark ettiniz mi?

Devamını Oku

Büyük adım

6 Ekim 2004

Türkiye, AB üyesi bir ülke olmanın tarihi eşiğinde beklediği vizeyi dün aldı.AB Komisyonu yayımladığı raporla aralıkta toplanacak zirveye Türkiye'yle üyelik müzakerelerinin başlatılmasını önerdi.Raporda üç önemli nokta var.1. Komisyon müzakerelerin "hemen" başlatılmasını önermediği gibi bir tarih de vermiyor. Bu kararı 17 Aralık'taki zirveye bırakıyor.2. Türkiye'deki reform sürecinin sıkı denetim altında tutulmasını tavsiye ediyor.3. İnsan haklarına yönelik ilerlemede sorunlar çıktığı takdirde müzakerelerin durdurulmasını öngörüyor.Bunlar Türkiye'ye yönelik bir ayrımcılığın, geleceği kötü sürprizlere açık hale getiren işaretleri midir?Cehaletin boyutuÖnce Verheugen'nin şu tespitlerini hatırda tutmak lâzım:"Türkiye'nin etkileyici siyasi ve demokratik reform süreci karşısında 'Biraz daha bekle' diyemezdik. Türkiye'de yaşanan inandırıcı bir süreçtir. Türkiye'ye güvenebiliriz.." O zaman bu kayıtlar neyin nesi? Sorun büyük ölçüde Türkiye korkusunu sömüren muhaliflerin Avrupa kamuoylarında yarattığı tedirginliğe çare arama gayretinden doğuyor.Dün Avrupa Parlamentosu'nda yöneltilen sorular, önyargıların ve Türkiye cehaletinin ürkütücü boyutlarını göstermiştir.Türkiye'de yasaların çok evliliğe izin verdiğini, ekonominin devlet denetiminde olduğunu zanneden parlamenterler izledik.Dışardaki algılamalar, Türkiye'deki uygulamalardan daha bile önemli hale gelmiştir.Taahhüt ne oldu?17 Aralık zirvesine kadar yoğun bir kamuoyu oluşturma faaliyetine girişilmesi gerekiyor. Hükümetin de, zirveye katılacak liderlere yönelik çalışmaların önem taşıyor.2002 Kopenhag zirvesinde "Kriterleri yerine getirdiği takdirde Türkiye'yle gecikmeksizin müzakerelere başlanacağı" kararı alınmıştı.AB zirvesinin kendi iradesiyle ortaya koyduğu taahhüde uymasını istemek artık Türkiye'nin hakkıdır.Bu arada sıkı denetimle ile ilgili tavsiye alınganlık sebebi yapılmamalıdır. Müzakere bir süreçtir ve hedeflerin kaybolması halinde yaptıtım uygulamak işin doğasında vardır.Öteki aday ülkeler için de aynı kamçı kullanılmıştır.Bu tedbir bizim hesabımıza işleyecek bir sigorta olarak görülmelidir. Önümüzde yıllar alacak bir müzakere süreci var. Denetim, AB sürecine iktidarlar üstü bir güvence kazandırmakta yararlı olabilir.İnanç, sabır ve çaba isteyen yeni bir tarihi döneme girdik. Yolumuz açık olsun..

Devamını Oku

Kara göründü!

5 Ekim 2004

Milletlerin kaderlerini belirleyen kilometre taşları vardır; bugün öyle bir noktadayız..AB Komisyonu, Türkiye ile müzakerelerin başlamasına yeşil ışık yaktığı raporunu bugün saat 14'te yayımlayacak.2002 Kopenhag zirvesinde "Komisyon raporunun olumlu olması halinde müzakerelerin derhal başlayacağı" kararı alınmıştı.Rapor olumlu olduğuna göre bu karar ışığında AB zirvesine ne önerileceği bellidir.Fakat Türkiye muhaliflerinin Avrupa kamuoylarında yarattıkları ters rüzgârlar hükümetleri etkilediği için bir belirsizlik doğmuştur.Brüksel'den gelen haberler, Komisyon raporunu sulandırmak amacıyla "kıran kırana" denilebilecek yoğun bir diplomatik faaliyetin yaşandığını gösteriyor.Son düzlüğe çıkış"Müzakerelerin derhal başlaması" tavsiyesini içeren bir raporun çıkması elbette bizim için büyük zafer olurdu.Ama Avrupa'daki muhalifleri yatıştırmaya dönük bir manevra kaçınılmaz görülürse Komisyon "müzakerelerin başlaması" nı önermekle beraber, bu tarihin belirlenmesini 17 Aralık'ta toplanacak AB liderlerine bırakabilir.Üyelik müzakerelerine başladıktan sonra geri dönen hiçbir ülke olmadı şimdiye kadar.O nedenle raporun olumlu çıkması ve Aralık zirvesinde onaylanması Türkiye için nihai hedefe giden son düzlüğe sıçramanın başarısı olacaktır.Avrupa'daki muhaliflerin sesini kısmak amacıyla müzakere yöntemi ile ilgili yeni bir şartın rapora eklenmesi tehlikesi yok mu, var. Bu durum Ankara'yı tedirgin ediyor.Tüm çabalara rağmen bu ayırımcı uygulamanın kayda geçmesi riski dün geç vakte kadar sürüyordu.Nedir bu tehlike? Ve gerçek tehlike mi?Önemsiz bir gölgeDayatmalar başarılı olursa, müzakere döneminde Türkiye'nin yaptığı yasal düzenlemeler yeterli sayılmayacak, bunların hayata geçirilip geçirilmediği izlenecek ve her 6 ayda bir raporlanacak. Reformların uygulanmasında direnme ve gecikme olursa müzakereler askıya alınabilecek.Biliyoruz ki Türkiye'deki AB karşıtları şimdi pire için yorgan yakma kışkırtması yapacaktır ama bu, büyük hedefe giden yolda önemsiz bir gölgedir. Türkiye'ye yönelik bir hakaret değil, AB'deki Türkiye muhaliflerinin önüne atılan bir kemiktir.Hatta böyle bir kaydın, önümüzdeki 8-10 yılda işbaşına gelecek hükümetler üstünde kamçı etkisi yaratacağı için hayırlı bile olacağı düşünülebilir.Cumhuriyetin onurlu mirası inanıyoruz ki bugün demokratik ve ekonomik geleceğimiz için kurduğumuz güzel hayallerle taçlanacaktır. Zorluklarımız bitmeyecek ama ulusça umutlarımızı bağladığımız hedef görüş mesafesine girecektir.Sevinebiliriz.Yüz elli yıllık yolculuk son aşamaya geldi. Kara göründü!

Devamını Oku

Maymuncuk

4 Ekim 2004

Kadıköy 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne dün acayip bir "belge" sunuldu. Türkiye'yi utandıracak iddialar içeren bir belge..Heybeliada'daki Ruhban Okulu için 3 milyon 300 bin dolar bağışta bulunduğunu iddia eden işadamı Vasilaki Filoridi tarafından bir dava açılmıştı. Rum işadamı okul açılmadığına göre bu paranın, Patrik Bartholomeos'un da aralarında bulunduğu 25 sorumludan geri alınmasını talep ediyordu.Davacı avukatı dün, Patrik ve öteki davalıların, Türkiye'de rüşvet olarak dağıtılmak üzere ABD'den gönderilen 12 milyon doları da buharlaştırdıklarını iddia etti.Ve kanıt olarak bir "gizli" Pentagon belgesini mahkemeye sundu. Belge, Ruhban Okulu'nun açılmasını sağlamak amacıyla Pentagon'da bir misyon oluşturan Özel Planlar Dairesi tarafından Savunma Bakan Yardımcısı'na hitaben yazılmış bir gizli rapor.Öncelikle cevabı verilmesi gereken soru şudur: Bu belge gerçek midir, yoksa Ruhban Okulu'nu sabote etmeye yönelik bir şaşırtma ve kışkırtma yemi mi?Herhalde mahkeme bu sorunun cevabını arayacaktır ve aramalıdır.Haysiyet davasıRaporun bir yerinde Türkiye'nin dış itibarına tahrip ölçeğinde zarar verecek bir suç duyurusu bulunuyor. Şöyle:"Patrik hazretleri bu kararın (Ruhban Okulu'nun açılması) başarıya ulaşabilmesi için konu ile ilgili Türk makamlarına rüşvet verilmesi gerektiğini bildirdi. Bu rüşvetin ABD Başkan Yardımcısı'nın Türkiye'ye yapacağı resmi ziyaret öncesinde verilmesinin çok daha uygun olacağını belirtti. (Cheney Mart 2002'de geldi) Böylelikle Başkan Yardımcısı'nın bu konuda Türk makamlarına daha fazla baskı uygulamasının mümkün olabileceğini söyledi."Raporda rüşvet ödeneği olan 12 milyon doların gönderildiği, bankalar, kişiler ve hesap numaraları sayılarak belirtiliyor.Artık bu dava ulusal haysiyet meselesi haline gelmiştir. Rüşvetin kanayan yaramız olduğunu biz de biliyoruz, dünya da.Ama uluslararası boyut kazanan Ruhban Okulu'na maymuncuk olacak kadar derine işledi mi bu hastalık?Önemli sorularİnanıyoruz ki bu ülkede satın alınamayacak bazı değerler kalmıştır mutlaka. Buna bizim inanmamız yetmez, dünyayı da inandırmak için ispatlamak zorundayız.Böyle bir kompleks, Ruhban Okulu'nun açılışı ile ilgili sürece zarar vermemelidir. Ancak şu soruların cevapları da mutlaka bulunmalı:- Patrik, Ruhban Okulu'nun açılmasını başarmak için Türk makamlarına rüşvet vermek gerektiğini, gerçekten Amerikan makamlarına söyledi mi?- Bu para gerçekten gönderildiyse rüşvet olarak dağıtıldı mı? Dağıtıldıysa kimlere verildi? Verilmediyse nerede?Sonucu merakla bekliyoruz. Bu iddialar boşlukta bırakılamaz.Rüşvetle mücadele alanında bir süredir kaybolan hassasiyeti diriltmek için bu olay doping etkisi yaratmalıdır.Türkiye'nin rüşvet konusundaki kötü şöhreti din adamlarını bile yoldan çıkaracak boyuta vardıysa kurduğumuz hayallerin hepsi boştur çünkü!

Devamını Oku

Bu iş olacak

3 Ekim 2004

Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılmasını önerecek olan ilerleme raporu iki gün sonra açıklanacak.AB ülkeleri toplumlarında sanki Türkiye hemen üç ay sonra üye olacakmış gibi bir telâş görülüyor. Siyasetçiler de bu korkuları bastırmak için Türkiye'yi tedirgin edecek şeyler söylüyorlar.Nihai üyelik kararının üye ülkelerde referanduma sunulması fikri, üyeliğin en az on yıl alacağı, ucu açık bırakılarak müzakerelerin mutlaka üyelikle son bulmayacağı beyanları bunlara örnektir..Telâşa hiç gerek yok. Türkiye'nin büyüklüğünden, fakirliğinden ve Müslüman bir toplum olmasından korkuluyor. Bunlar sokaktaki adamın dar görüşlü endişeleridir.Oysa büyük düşünmek zorunda olan karar vericiler için bu sayılan sakıncaların tümü "iyi işlendiği takdirde Türkiye hesabına avantaj" olacak üstünlüklerdir.Bizsiz AB hiç olurEvet Türkiye büyük ama büyüklüğü zamanla kalite kazanacağı için AB'yi de büyütecektir.AB küresel bir oyuncu olmak istiyorsa Avrasya'nın kalbindeki Türkiye'yi kazanmak zorundadır. Bu bölge petrol ve doğalgaz yatakları ile ve ticari yollar sayesinde büyük önem kazanmıştır. Türkiye AB'yi bu imkânlara yaklaştıracaktır.Halkı Müslüman olan Türkiye'nin AB üyeliği, Avrupa'yı İslâm dünyasına açacağı gibi, medeniyetler çatışması tehlikesine karşı kuvvetli bir panzehir etkisi yapacaktır. Ya tersi?.O zaman aşırı milliyetçiler ve radikal İslamcılar, saklandıkları gölgelerden çıkacaklardır. Barış, özgürlük ve refah ideallerine bağlı hiçbir ülkenin bunda menfaati olamaz.Global ve bölgesel siyasetler Türkiye'nin önemini artırıyor. Zaman bize çalışıyor.Nehir tersine akmazEvet 70 milyonluk Türkiye'yi hazmetmenin maliyeti yüksek olabilir. Ama karar vericiler getirisini de düşüneceklerdir. Düşünüyorlar da..Bu ülke yerinde durmuyor. Yaşlanan Avrupa on yıl sonra daha iyi eğitilmiş, daha zenginleşmiş bir pazar bulacak burada. Türkiye hem üretim üssü, hem büyüyen bir pazar olacak. Türk göçü şöyle dursun belki emek açığını gidermek için onlar teşvik uygulayacak.Türkiye'nin Avrupa yolculuğu, iki taraf için de tarihin akışı, aklın yoludur. Bu nehri tersine çevirmek artık mümkün değildir.Avrupalı siyasetçilerin, seçim kaygıları ile ve seçmenlerini yatıştırmak amacıyla yaptıkları çıkışlar hevesimizi kırmamalıdır.En azından şunu düşünelim: AB üyeliği için attığımız hangi adım bizi pişman etti?Karşılıklı menfaatlerin inşa ettiği bir yol, inişi çıkışı olsa da hedefine mutlaka gider. Bu da gidecek.Kendimize güvenelim ve rahat olalım..

Devamını Oku