Ah bu karamsarlık!

Mesut Yılmaz gibi AB'ye inanmış, adanmış bir siyasetçinin karamsarlığı şaşırtıcı oldu. Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını öneren Komisyon raporunu Mesut Yılmaz bile bu kadar şüpheci ifadelerle değerlendiriyorsa sokaktaki adam ne yapsın?

Haberin Devamı

Mesut Yılmaz gibi AB'ye inanmış, adanmış bir siyasetçinin karamsarlığı şaşırtıcı oldu. Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını öneren Komisyon raporunu Mesut Yılmaz bile bu kadar şüpheci ifadelerle değerlendiriyorsa sokaktaki adam ne yapsın?

Hayır.. "Batsın bu dünya" şarkısını teybe koyup kahrolmak gerekmiyor.

Mazoşist alışkanlıkları terk edip idrak edilen tarihi gelişmeyi doğru saptamak lâzım önce:

AB Komisyonu'nun aldığı, bir tarihi dönüşüm kararıdır. "Türkiye ile müzakerelere başlansın" tavsiyesi çok önemlidir ama daha büyük bir tarihi kararı içinde taşımaktadır.

Çünkü Avrupa Birliği Türkiye'yi içine almak suretiyle kendini değiştirme kararı vermektedir.

AB ilk kez halkı Müslüman olan bir ülke ile kıta dışına genişleyecektir.

Yapıcı taktik..
Değerlendirme yaparken hem Türkiye korkularını, hem bu stratejik genişleme tercihinin Avrupa'da yarattığı tedirginliği hesaba katmak gerekiyor.

Mesut Yılmaz raporun dilini kaba ve aşağılayıcı bulmuş..

Evet Türkiye'nin getireceği zorluklar çok açık yazılmıştır. Ama şunu görmek lazım: Avrupa Türkiye'den korkuyor ve çoğunluk bugün Türkiye'yi istemiyor.

Komisyon bu psikolojiyi hesap eden yapıcı bir taktik uygulamıştır. Bu zorlukların farkında olduğunu göstererek zirveyi rahatlatmak istemiştir.

Yılmaz tarih önerilmemesini eleştiriyor.. Uygulama bunun da şart olmadığını gösteriyor. Muhtemelen 17 Aralık'taki zirve karan da "müzakereler başlasın" diyecek fakat o da tarih belirtmeyecektir. Altı ay içinde hükümetler arası konferans toplanacak, bu olay müzakereleri başlatmış olacaktır.

Çalış, güven..
Serbest dolaşıma yönelik tahditler.. Bunun nesi sürpriz? Serbest dolaşımın askıya alınabileceğini Türkiye daha 1986 yılında bildirmemiş miydi?

Özel gözetim mekanizması..

Bu da bir "şart" değil, mekanizmadır. Slovenya'ya, Romanya'ya işletildi. Demokratik yoldan seçilen bir hükümet "faşist" diye Avusturya'nın üyelik hakkı bile askıya alındı.

Son eleştiri, müzakereler bittiğinde Türkiye'nin bütün üye ülkelerin onayından geçmesi.. Şimdi de öyle değil mi?

Referandum tehdidi dahi bugünün meselesi değildir. Bu korkular müzakere döneminin meseleleridir. On yıl sonra farklı bir Türkiye olacak. O gün geldiğinde parlamentoların onayına hak kazanan bu ülke, referandum kesinleşse bile Avrupa halklarının da güvenini kazanacaktır.

Tamam, erken bayram yapmayalım. Ama bir umut ve mutluluk eşiğini de tahrip etmeyelim.

DİĞER YENİ YAZILAR