Türkiye'de belediyecilik, gecekondu muhafızı bir şöhrete hapsolmuştur.
Belediyeciler de genellikle rüşvet yoluyla zenginleşen, dara düştüklerinde kaldırım taşlarını değiştirerek "ekmeğini taştan çıkaran" uyanıklar oligarşisi..
Kentler bu yüzden büyümüyor, onun yerine hastalıkları ile şişiyor, çirkinleşiyor, uygarlıktan ve güvenlikten uzaklaşıyor.
Başbakan Erdoğan, partisinin Kızılcahamam'daki eğitim toplantısında yerel yönetim politikaları konusunda dikkate değer bir konuşma yaptı.
Yerel yöneticilerin belediyeciliği bir rant kapısı olarak görmemeleri gerektiğini belirterek bu konuda "AKP farkı" nın ortaya konulmasını istedi.
Bir örneği Erzurum'dan verdi:
Çifte Minareli Medrese'nin etrafında salaş yapılar görmüş. Bu yapıları yıkmak isteyen belediye başkanının baskılara karşı koyamadığını öğrenmiş. Konuşmasında "Bu tür çabalara prim vermeyin" dedi.
İstanbul'u da yanlış tribünlere oynayan sakat anlayışın tahrip ettiğini anlatan Başbakan "Bu gidişi durdurmalıyız" dedi, "Ucuz hesaplar yaparsak yanlış olur. Eğer bunun faturası İstanbul'u kazanmak uğruna seçimi kaybetmekse, varın kaybedin!"
İstanbul, kendisiyle başlayan, üçüncü dönemdir aynı kökenden gelen belediye başkanlarının elinde bu hale düştü.
Belediye Başkanlığı seçimini "Ben de kaçak yapıda oturuyorum" diyerek kazanan Erdoğan'ın bugün kusurlarını cesaretle itiraf etmesi, değerlendirilmesi gereken bir şanstır.
Özeleştiriden geçirdiği tecrübeleri sayesinde Erdoğan, belediyeciler için iyi bir hocadır.
Bu hocadan belediyeciler, çok bilinen şu atasözünün ışığında yararlanmalılar: Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!
Rehin kahraman
Kamuoyu, Irak'ta rehin alınan armatör Kahraman Sadıkoğlu ile kaptanı Ahmet Yurttaş'ın sağ salim kurtulmaları için dua ediyor.
Adını, Atatürk'ün yatı Savarona'yı jilet olmaktan kurtararak ve yıllar önce Haydarpaşa açıklarında batan Independenta tankerinin enkazını çıkararak duyuran Sadıkoğlu on bir gündür rehinecilerin elinde.
Şu anda hayatta olduğunun bilinmesi, yaşam şansını destekleyen en güçlü ümittir.
Çünkü elde edilen bu zaman, Kahraman Sadıkoğlu ve kaptanının, düşmanca bir faaliyette bulunmak için Irak'a gitmedikleri gerçeğinin iyi anlaşılmasına hizmet edecektir.
O, eskilerin "ismiyle müsemma" dedikleri, taşıdığı ada lâyık bir kahramandır işadamı olarak. Yaratıcı karakteri onu hep risk almaya itmiş, Irak'a da Basra Körfezi'nde savaş nedeniyle batan gemileri çıkarmak için gitmiştir.
Bu çabası da limanın temizlenerek trafiğe açılmasını, bu şekilde Irak halkının ihtiyacı olan yiyecek ve ilâç yüklerinin ulaşmasını sağlamıştır.
Sadıkoğlu'nun kahramanlığına ceza vermek, sonuçta Irak halkına da kötülük etmek olacaktır.
Onu ve arkadaşını ellerinde tutanlar, dileriz bu gerçeği görürler!
Hocanın dediği..
Türkiye'de belediyecilik, gecekondu muhafızı bir şöhrete hapsolmuştur
Haberin Devamı

