Bir ülkenin gelişmişliği, doğal afetler karşısındaki fiziki dayanıklılığı ve yaraları sarma etkinliği ile ölçülür.
Yazık ki deprem fırtınası yaşayan Hakkâri'de sınıfta kaldık. "Gözden ırak" bu kentimizin insanları "gönülden de ırak" olmanın psikolojik yalnızlığına dün tepki gösterdiler.
"Başbakan nerede" ve "Vali istifa" diye bağıran kalabalık önce valilik binasına, sonra da AKP il binasına yürüdü. Tsunami kurbanları için yardım toplayan Başbakan'ın niçin Hakkâri'ye ilgi göstermediği düşüncesinin köpürttüğü tepkiler kar topu olup AKP'nin camlarını yere indirdi.
Polis bunun üzerine biber gazı sıktı ve havaya ateş açtı. Belediye Başkanı'nın da gazdan zehirlenerek hastanaye kaldırıldığı olaylarda 15 kişi gözaltına alındı.
Beş buçuk büyüklüğünde her deprem, bakanları ve tüm imkânları ile devleti felâket bölgesine mi toplasın? Bu soru sorulabilir.
Ama Hakkâri'yi ayağa kaldıran, asgari düzeyde bir ilginin bile esirgenmesidir. Yardım yok, kışlık çadır yok, uzmanlar daha büyük bir deprem gelebilir diye halkın iki hafta evlerine girmemesini öğütlüyor. Soğuk, geceleri eksi 15 dereceye düşüyor ve çaresiz insanlar "Bu gidişle depremden değil soğuktan hastalanarak öleceğiz" diyor. Seçimde oy istemeye üşüşenlerin böyle bir günde sırra kadem basmasına haklı olarak öfkeleniyor.
Halk demokratik bir tepki göstermiştir.
AKP hükümeti alınganlığa düşmeden kusurunu kabul etmeli, eksiğini hemen telâfi etmelidir. Uzaklık hizmet için mazeret olamaz. Devlet öfkelendiği zaman uzak-yakın demeden çok hızlı ve hırslı olabiliyor.
İşte biber gazları, havaya ateş açmalar, göz altına almalar..
Nizamı korumak söz konusu olduğunda fazlasıyla güçlü ve donanımlı olan bu devlet, iş hizmet etmeye, yara sarmaya, şefkat göstermeye gelince mi tekliyor? Ayıptır..
Bilinsin ki bu ayıbın yaratacağı itibar kaybı yalnız Hakkâri halkında değil, vicdan taşıyan herkeste oluşacaktır.
Özel tedbir gerek
Sokaklar çocuklar için tehlikelerle dolu. Devlet fakir bütçesi ile korunmaya muhtaç çocukları kanatları altına alıyor.
Alıyor da ne işe yarıyor?
İzmir'in Urla ilçesindeki Barbaros Çocuk Köyü'nde bir rezalet yaşandı. Köyde barınan 80 çocuktan 12'sine taciz ve tecavüzde bulunulduğu iddiası maalesef doğrulanıyor.
Olayla ilgili dört kişi tutuklandı.
Çocuğa taciz ve tecavüz, en aşağılık insanlık suçudur. Bu suçun devlet kurumunda işlenmesi, ahlâkî iflâsın dip noktası olabilir.
Bu tip suçlara karşı "kolektif sorumluluk" tedbiri işletilmelidir. 80 çocuğun bulunduğu bir yerde 12'si taciz ve tecavüze uğramışsa, bunu duymayan görevli olamaz.
Olsa olsa "kötü olmayayım" diye sesini çıkarmayanlar bulunabilir. Onlar da taciz ve tecavüze kalkışanlar kadar suçlu sayılırlar.
Böyle durumlarda kirletilen birimin müdüründen hademesine kadar bütün personeli toptan değiştirilmelidir.
Sorumluluğu zincirleme güvenceye bağlamayı insan haklarına aykırı bulanlar çıkabilir.
Peki zavallı çocukların hakları ne olacak?
Gözden ırak..
Bir ülkenin gelişmişliği, doğal afetler karşısındaki fiziki dayanıklılığı ve yaraları sarma etkinliği ile ölçülür
Haberin Devamı

